13 Şubat 2012 Pazartesi

Bir MİSYON yüklenin; AMACIMIZ

Bütün farklılıkların farkında olup, hiçbirinin esiri olmadan zirveye yürümek istiyoruz.

       Farkındalığınızı yitirirseniz artık yol zirveye giden bir kurtuluş olmaz, yol biter. Durur ve seyre dalarsınız, bulunduğunuz yamaçlardan manzarayı. Kendi bakış açınıza hayranlık duyarak mest olursunuz… Kalbiniz ölür… Kulaklarınız sağır olur ve göremez olursunuz yolun ilerisini…

       Manzaranın, zirvelerden nasıl göründüğünü asla hayal edemezsiniz! Rüzgârın saçlarınızı dağıttığı, yüzünüzü yalayıp geçtiği zamanları hatırlıyor musunuz? Yürek şehrinizin sonsuzluğun yollarına açıldığı günleri unuttunuz mu? Yoksa bunları hiç yaşamadınız mı? Kendinizi yeniden tanımaya ne dersiniz, hem de uçsuz bucaksız bir kıtayı ilk kez keşfedercesine. Yargılamadan, övgünün ve yerginin kulu olmadan sadece keşfetmeye ne dersiniz!

Kendimizi tamamen ve gerçekçi bir şekilde tanımak istiyoruz.

        Kendinizi tanımayı öğrenin. Ancak o zaman davranışınızda özgür olursunuz; ne olmanız gerektiğine değil ne olduğunuza bakın bir; üzüntü ve kaygı yapışmıştır üzerinize, kibir ve gururdan elbiseleriniz var, her biriniz o kadar ulaşılmazsınız ki! Etrafınıza çelikten duvarlar örmüşsünüz. Yıllarca yonttuğunuz ideal kişilik putunuz yara almasın diye hapsetmişsiniz bir heykelin içine kendinizi. Sahte maskelerinizi ne zamana kadar takmaya devam edeceksiniz, her biriniz başka insanlarsınız aslında; fikirleriniz bir başkasının düşünceleri, hayatlarınız soluk bir taklit ve tutkularınız da birer alıntıdır, farkında mısınız? Neden kırılırsınız, neden acı duyarsınız, neden kaygılanırsınız anlıyor musunuz? Bir bebeğin neden korkuları ve kaygıları yoktur anlıyor musunuz?

Ölümü asla unutmadan, ebedi sabaha yürümek istiyoruz.

         Biliyoruz ki, ölümle bir bir düşecek bütün maskeler ve ihtilaf ettiklerimiz bir bir gösterilecek her birimize. Biçilmiş ekinlere döneceğiz her birimiz, ecel yanı başınızda pusuya yatmıştır; siz hala uzun emellerle maskelerinizi parlatmaya devam mı edeceksiniz?

İşlerimizi istişare ederek her bir yüreğin atışını duyumsamak istiyoruz.

          Unutmayın ki, yaşadığınızı sandığımız şeyler gerçekte yaşadıklarınızdan daha farklı şeylerdir. Nebilerin her şeyi herkesle ve her durumda istişare ettiğini ne çabuk unuttunuz. İstişarenin fikir danışıp bildiğini okumak olmadığını, birbirini ikna etmeye ve genelin kalbinin tatmin olması olduğunu hiç anlamadınız mı? Nebilerin ben bilirim sen bilmezsin dediğini mi sanıyorsunuz, senin yaşın küçük, sen yeni Müslüman oldun sözleri mi çıktı onun ağzından? Yoksa siz heva ve heveslerinizi rabler mi edindiniz? Kendini kınayan nefse andolsun ki, insanoğlu hüsrana koşmaktadır! Dünyaya gelen insanlara yazıklar olsun ki, nefsi yaptıklarını ona hoş göstermektedir! Çünkü gurur içinde yaşarken zillet içinde ölecekler ve şaşırıp kalacaklar!

Tek doğrunun bizimki olmadığını unutmadan adımlarımızı şefkatle atmak istiyoruz.

            Bilesiniz ki her şey sizin gördüğünüz şekilde değildir, başka bakış açıları da vardır, başka yollar da vardır dağın zirvesine giden. Başka adımlar da vardır suyun kaynağına giden, tek susayan siz değilsiniz. Boynunuzu büküp bilesiniz ki, hakikat sizin tekelinizde değildir, İslamı alıp dernek, okul, vakıf ve cemaatlerinizin içine ve üstüne dökemezsiniz!

            Unutmayın ki, hakikate giden yollar insanların kişilikleri oranında farklı görünümlere bürünebilirler ve insanların ruhları kadar sonsuza açılabilirler. Geceye, şafağa ve dolunay olmuş aya yemin olsun ki, kalbi, kötülükleri seven insanı bütün ırmakların suyu bile temizlemeyecektir.

              Her biriniz, kendi bakışınızın cüzi olduğunu ve doğrularınızın kısmi olduğunu unutmayın ve hakikatin sadece bir parçasını temsil ettiğinizi kabul edin! Kendi yolunuzun zirveye giden yollardan herhangi biri olduğunu anlayın. Kendi bakışına hayran ve metfun olmayın, onu putlaştırıp tapmayın, görüntülere secde etmekten vazgeçin artık. Bilin ki bu sadece kibir, gurur ve hoşgörüsüzlük getirir. Alçakgönüllü olun, diğerlerini sevin sadece; beninize tapmayı bırakın ve nefsinizin putlarını kırın artık, yoksa birbirinizi kıracaksınız, farkında değil misiniz? Binlerce yıldır aynı temel hatayı tekrar ettiğinizin farkına varın, yoksa bu karanlıklar yalnızca size ait olacak ve sonsuza kadar sürüp gidecek.

Daha ne zamana kadar onlar neden böyle düşünüyorlar diye sormaya devamı edeceksiniz? Ben neden böyle düşünüyorum diye sormaya ne dersiniz?

Birbirimize karşı dolu başaklar misali boynu bükük duralım istiyoruz.

            Kibir ve gurur putlarını sevda dergâhında kırarak yürümek istiyoruz. Ama asla unutmayacağız ki, sözcükler külden başka bir şey değildirler, onlar yaşama güzellik katmazlar; değişim, hoşgörü, sevgi, diyalog, takva, din ve iman… Bilin ki, kelimeler sevgi üretmez; eğer yalnızca bir dizi fikir ya da sözcük dinliyorsanız korkarım ki eliniz boş döneceksiniz.

Sevgi diye bir kelime var diye onu bildiğinizi mi sanıyorsunuz?

Mükemmelliği anlatan bir sözcük var diye öyle olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?

           Biliyoruz ki, kutsallık Allah’ın emriyle olanları ifade etmekte saklıdır. Dilin dolaşmasın, gözlerin kamaşmasın, dizlerin çözülmeden ve adımların birbirine karışmadan kızıl ufkun şefkatli yüreğine kararlı adımlarla ilerleyeceğin gün yakındır bilesin. Unutma ki Allah’ın hikmetlerinin usturlabı O’nu sevmekle elde edilir. Her şeye O’nun adıyla başla, O’nun için yap, O’nun için söyle; öyle ki onun sözü yeşersin yüreğinde ve sen sözün kendisi olasın, dilsiz dudaksız bir tanıklık olasın tüm yaralı çağlara… Ve bir ışık taşıyıcısı olasın, her yolcunun yolunu aydınlatan… Gökteki yıldızlar sana göz kırpsın ve yürüyesin kızıl ufkun şefkatli bağrından dağın zirvesine.

         Yapman gereken, canını ve bedenini kutsal formüllerle örmek ve onu güçlendirmektir. Zira ancak o kutsal formüller içinde çalışabilir, onlar içinde dinlenebilir ve onlarla yaşayıp onlarla ölebilirsin… Beşikten mezara kadar tek yoldaşın onlardır. Ve mezarın soğuk gecesinde de yine tek sırdaşın o kutsal formüller olacaktır. Salih amelinden gayrı her şeyin seni terk edecektir mezarın karanlığına; yolunu sadece boynuna asılı olarak gelen amelin aydınlatacaktır.

Geçmişe ve geleceğe mahkûm olmadan burada ve şimdi yaşamak istiyoruz.

          İnsanlık tarihinin hepsi içinizde kayıtlı ve siz onun sonucusunuz sadece, farkında mısınız? Siz o tarihin iradesiz bir figüranı gibisiniz, zira bütün insanlık tarihi içinizde kayıtlı olmasına rağmen kendi kitabınızı asla okumamışsınız, en derin duygularınızın kitabını hiç açmamışsınız. Hala kaynaktan doya doya içtiğinizi mi sanıyorsunuz! Hala özün özüne vardığınızı mı hayal ediyorsunuz, yedi kat yerin dibinde binlerce perde ile perdelenmişsiniz görmüyor musunuz? Siz yoksunuz anılarınız var ve o anılar dile gelip her durumda yerinize karar veriyor, size neyi nasıl ne şekilde yapacağınızı ve hangi durumda neyi düşüneceğinizi fısıldıyorlar görmüyor musunuz?

            Geçen geçti gitti, sadece anılar kaldı; anıların sana acı vermesine izin verme. Geçmiş senin zindanın olmasın. Gelecek ise daha gelmedi, yaşanmayan şey sana endişe ve korku vermesin. Kim gaybın perdesini yırtıp geleceğin bağrında nelerin saklı olduğunu görebilmiş ki? Geçmişten ve gelecekten azade olmak anılardan ve endişelerden azade olmaktır anlıyor musun? Ne geçmiş bu ana yetişebilir ne de gelecek bu anına dokunabilir, azade isen anı yaşa ve her bir anı ebedi saadet için birer ganimet bil.

            Ve işte size söylüyoruz ki, sadece bunun farkında olun ve bunun farkında olmazsanız bilin ki cehennem aşk/hakikat/sevgi/kırmızı çizgiler ve doğrular adına başkalarını incitenlerle doldurulacaktır. Çünkü bu dünyaya gelen insanlar söyleyecekleri her boş sözden dolayı hüküm gününde hesap vereceklerdir. Çünkü bir köpek iyi havladığı için iyi bir köpek sayılmaz ve insan da iyi konuşmacı olduğu için iyi bir insan sayılmaz. Bu hayat acı ve ızdırap içinde geçer. Ama farkında olamazsanız; korkarız ki, gülmenin olduğu yere gitmeyecek, ama ağlanılan yerde oturacaksınız. Keşke toprak olsaydım denilen durağa varmaktan korkmuyor musunuz?

         Son birkaç yıldır önemli olduğunu düşündüğünüz bir fikrinizi değiştirmediyseniz hemen nabzınızı kontrol edin; çünkü ölmüş olabilirsiniz.

           Her geçen gün kirlenmeye devam eden bir göl gibi mi olacaksınız?

Daha ne zamana kadar günden güne yeni bir şeyler öğrendiğinizi düşüneceksiniz? Her gün yanlış bildiğiniz bir şeyi unutmaya ne dersiniz?

Her gün yeniden, geçmişin değmediği gözlerle, burada ve şimdi tüm Müslüman kardeşlerinize bakmaya ne dersiniz?

         Akıl, yolları olmayan bir ülkede tatile yollanmış ve aptallık kutsanıp tahta oturtulmuşsa bunlar mümkün olmayacaktır. Bilin ki sorun, her zaman kralın çıplak olup olmadığı değildir; bazen kralın gerçekten kral olup olmadığıdır. Hep beraber akletmeye  var mısınız?

         Unutmayalım ki bizim görece doğrularımızın varlığı, evrensel doğrunun yokluğunu kanıtlamaz. Eğer merhamet görmek istiyorsak, merhamet etmeli ve insanlara telkin ettiğimiz kelimelere de merhamet ve sevgi yüklmeliyiz.(Reşat Cengil)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder