29 Şubat 2012 Çarşamba

CENAZELER VE KABİRLER KONUSUNDA HADİSLER

CENAZELER VE KABİRLER KONUSUNDA UYDURMUŞ OLDUKLARI RİVAYETLERİNDEN ÖRNEKLER
541-... Ebû Said el-Hudri’den (rivayet edildiğine göre kendisine ölüm yaklaşınca yani elbiseler isteyip onları giymiş, sonra (şöyle) demiştir: “Ben Rasûlullah (s.a.)’i, (kişi) ölürken üzerinde bulunan elbiseler içerisinde diriltilir- derken işittim.” (Ebû Dâvud, K. El-Cenâiz (20), Bab 13-14 C.11 H.3114 S.484 Şamil. )

Bu rivayette kişinin ölürken üzerinde bulunan elbiselerle diriltileceğini rivayet ettiler. Böylece Firavun ve Karun gibi dünyada maddi varlık sahibi olmuş kimseler süslü elbiselerle, bir çok maddi yönden dünya da fakir yaşamış Müslümanlarda eski elbiselerle dirilecek demektir. Bu da, bu rivayeti uyduranların dünyadaki maddi varlıklarını ahrete taşıma hasretlerinin bir belirtisidir. Dünyada mal, mülk bir imtihan vasıtasıdır ve dünya malı dünyada kalır. Allah ahrette cennet ehlini süsler. Firavun, Karun ve Heman gibilerini değil.

542-.......... İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) bir hutbe yaptı da:
 - “Ey insanlar! Şüphesiz sizler (kıyâmet gününde) Allah’ın huzûruna yalınayaklılar, çıplaklar ve erlik yerleriniz sünnetsiz olarak toplanacaksınız” buyurdu.
Bundan sonra şu âyeti okudu: “(O günü biz göğü, kitâpların sahifelerini dürüp büker gibi düreceğiz.) İlk yaratışa nasıl başladıksa, üzerimize hakk bir va’d olarak, yine onu iâde edeceğiz. Biz, (va’dettiğimimizi) yaparız. (21/104)
Ve şöyle devam etti:
- “Kıyamet günü yarattıklarından ilk elbise giydirilecek olan kişi İbrâhim’dir. ....... (Buhâri Kitâbu’t-Tefsir H.147 S.4348 C.9 Ötüken.)

Bu rivayette, mahşerde çıplak v.s. olarak toplanacağımızı rivayet etmeleri, evvel ki rivayetle çelişkilidir.

543- Muğire radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Binekli, cenazenin ardından yürür, yaya ise dilediği yerden....... (K.S. 5452 C.15 S.270 Akçağ, alıntıları: Tirmizi, Cenâiz 42,(1031); Nesâi, Cenâiz 55,56, (4,55,56); Ebû Dâvud, Cenâiz 49,(4180). )

544- Hz. Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir cenazeye katılmıştı. Bir kısım binekliler gördü.
“(binerek cenazeye teşyi etmekten) utanmıyor musunuz? Allah’ın melekleri yaya olsunlar da siz hayvanların sırtında olun (olacak şey değil)!” buyurdular.” (K.S. 5453 C.15 S.271 Akçağ, alıntıları: Tirmizi, Cenâiz 28,(1012); Ebû Dâvud, Cenâiz 48,(3177). )

Bu rivayette binekli olarak cenaze teşyi edilemeyeceğini rivayet etmeleri, evvelki rivayette bineklinin cenaze teşyiine katılabileceği yolundaki rivayetleriyle çelişkilidir.

545- Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Birinizin bir kor üzerine oturup oradan da bedenini yakması, kendisi için bir kabrin üzerine oturmaktan daha hayırlıdır.” (K.S. 5483 C.15 S.296 Akçağ, alıntıları: Müslim, Cenâiz 96,(971); Ebû Dâvud, Cenâiz 77,(3228); Nesâi, Cenâiz 105,(4,95). )

Bu rivayette kabirler üzerine oturulamayacağını tahdis ettiler.

546- Hz. Ali radıyallahu anh’tan anlatıldığına göre kabirlere dayanır, üzerlerine yatardı. (K.S. 5484 C.15 S.297 Akçağ, alıntısı: Muvatta, Cenâiz 34,(1,233). )

Bu rivayette ise, değil mezarların üzerine oturmak, üzerlerine yatılabileceğini tahdis etmeleri evvelki rivayetleriyle çelişkilidir.

547- Hz. Osman İbnu Affân radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Osman İbnu Maz’ûn üzerine cenaze namazı kıldırdı. Namazda dört kere tekbir getirdi.” (K.S. 6445C.17 S.122 Akçağ, alıntısı: İbn-i Mace 1502. )

547/A- El-Heceri rahimehullah anlatıyor: “Resûlullah’ın sahabesi olan Abdullah İbnu Ebi Evfa ile birlikte, onun bir kızının cenaze namazını kıldım. Abdullah dört kere tekbir getirdi. Dördüncüden sonra (selam vermeyip) biraz durdu. Ben safların muhtelif yerlerinden cemaatin onu uyarmak üzere “sübhanallah” dediklerini işittim. Sonra selam verdi ve dedi ki: “Siz benim beş kere tekbir getireceğimi mi zannediyorsunuz?” Cemaat: “Evet bundan korktuk” dediler. Bunun üzerine: “Hayır bunu yapmayacağım. Ancak Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm dört kere tekbir getirir, sonra bir müddet durup Allah’ın söylemesini dilediği bir şeyler söyler, sonra da selam verirdi.” dedi.” (K.S. 6446 C.17 S.122 Akçağ, alıntısı İbn-i Mace 1503. )

Bu iki rivayette, cenaze namazında dört kereden fazla tekbir getirilemeyeceğini rivayet ettiler.

548- Kesir İbnu Abdillah’ın dedesi, “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın (cenaze namazında) 5 kere tekbir getirdiğini söylemiştir.” (K.S. 6447 C.17 S.123 Akçağ, alıntısı: İbn-i Mace 1506.)

Bu rivayette ise cenaze namazında beş kere tekbir getirilebileceğini söylemeleri evvelki rivayetle çelişkilidir.

549-.......... Katâde şöyle demiştir: Bize Enes ibn Mâlik (R), Ebû Talha’dan şöyle zikretti: Peygamber (S) Bedir günü harb sonunda Kureyş şeriflerinden yirmi dört kişinin cesetlerinin bir araya toplanmasını emretti de, bunlar Bedir kuyularından pis ve pis şeyleri içine alan bir kuyuya atıldılar. Peygamber düşman bir kavme gâlip olunca onun açık bir sâhasında üç gece kalmak âdetinde idi. Bedir harbinin üçüncü günü olunca da Peygamber, devesinin getirilmesini emretti. Yol ağırlığı deveye yüklenip bağlandı. Sonra Peygamber yürüdü, sahabeleri de kendisinin ardı sıra yürüdüler. Sahabeler birbirlerine:
-Herhalde Peygamber bâzı ihtiyâcı için gitmektedir sanıyoruz dediler.
Nihâyet peygamber, öldürülen Kureyş ileri gelenlerinin atıldıkları kuyunun bir tarafında durdu da onları kendi adlarıyla ve babalarının adlarıyla şöyle çağırmaya başladı:
- “Yâ Fulân oğlu Fulân, yâ Fulân oğlu Fulân! Siz Allah’a ve Resûlü’ne itâat etmiş olsaydınız, itâatiniz sizleri sevindirir miydi? (Ey öldürülenler!) Biz Rabb’imizin bize va’dettiğini nusret ve zaferi muhakkak sûrette gerçek bulduk. Siz de (bâtıl) rabbinizin va’dettiği nusret ve zaferi gerçek buldunuz mu?” buyurdu.
Râvi Ebû Talha dedi ki: Umer:
- Yâ Rasûlullah! Kendilerinde ruhları bulunmayan şu cesetlere ne söylüyorsun? dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah (S):
- “Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki, benim söylemekte olduğum sözleri sizler onlardan iyi işitir değilsiniz” buyurdu.
Katâde: Allah onları ayıplamak, küçültmek, azâb etmek ve kaçırdıkları fırsatlara yanmaları, yaptıkları zulümlere pişmânlık duymaları için, Bedir kuyusundaki cesetlere Peygamber’in hitâbesini işittirecek derecede hayât vermiştir, demiştir. (Buhâri, Kitâbu2l- Mağazi H. 27 C.8 Bâb 7 S.3727-3718. Ötüken )

550- Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kul kabrine konulup, yakınları da ondan ayrılınca-ki o, geri dönenlerin ayak seslerini işitir- .................. (K.S. 5500 C.15 S.309-310 Akçağ, alıntıları: Buhari, Cenâiz 68, 87; Müslim, cennet 70,(2870); Ebû Dâvud, Cenâiz 78,(3231); Nesâi, Cenâiz 110,(4,97,98); Tirmizi, Cenâiz 70,(1071 -Ebu Hüreyre’den-. )

Bu rivayetlerde ölülerin duyduğunu iddia etmişlerdir. Ayrıca rivayetler kendi aralarında, Katade’nin tevilinden dolayı çelişkilidirler. Katade bu hususun Bedirde katledilen müşrik önderlerinin pişmanlık duymaları için, Allah’ın takdir ettiği özel bir durum olduğunu söylemiştir diye iddia etmelerine rağmen. Sonuncu rivayette duyma işinin tüm ölüler için genel bir durum olduğunu söylemeleri açık bir çelişkidir. Ayrıca her iki rivayet Kur’an ile çelişkilidir. Bu hususta Kur’an’dan mealen:

- Allah öldükleri sırada canları alır, ölmeyenleri de uykularında; sonra ölümüne hükmettiğini tutar, ötekilerini de belli bir süreye kadar (bedenlerine) gönderir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır. 39/42
- O’dur ki, geceleyin sizi öldürür, gündüzün ne işlediğinizi bilir; sonra belirlenmiş süre geçirilip tamamlansın diye gündüzün sizi diriltir. Sonra dönüşünüz O’nadır; (O, dünyada ) yaptıklarınızı size haber verecektir. 6/60
Görüldüğü gibi, ölümle uyku aynı şeydir. Uyuyan her kişi uykuyu bilir. Uyanmadığı müddetçe dünyadan hiçbir ses duymaz, duyuyorsa uyanmış demektir. Bu ölü için diriliş demektir, dolayısıyla ölülerde uykudaki insan gibi dünyadan hiçbir ses duymazlar.

Ayrıca, Kur’an’dan başka örnek verecek olursak, mealen:

- Sen ölülere duyuramazsın, arkalarını dönmüş kaçarken sağırlara da çağrıyı işittiremezsin. 27/80
Bu itibarla tahdis etmiş oldukları rivayetler Kur’an’la çelişkili olup aslı yoktur.

551- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor:”Ashab’a Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan sevgili kimse yoktu. Buna rağmen Aleyhissalâtu vesselâm’ı gördükleri zaman ayağa kalkmazlardı. Çünkü O’nun bundan hoşlanmadığını biliyorlardı.” (K.S. 3318 C.10 S.115 Akçağ, alıntısı: Tirmizi, Edeb 13,(2755). )

552- Ebû Ümame (radıyallahu anh) anlatıyor: Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanımıza geldi, elinde de bir âsa (değnek) vardı. Biz ayağa kalktık.
“Yabancıların birbirlerini büyüklemek için ayağa kalkmaları gibi ayağa kalkmayın!” buyurdu.” (K.S. 3319 C.10 S.116 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Edeb 165,(5230). )

553- Ebu Miczel rahimehullah anlatıyor: “Hz. Muâviye radıyallahu anh, İbnu’z-Zübeyr ve İbnu Âmir (radıyallahu anhüm)’in yanlarına geldi. İbnu’z-Zübeyr oturdu (kalkmadı). Hz. Muâviye Radıyallahu anh, İbnu Âmir’e:
“Otur, zira Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın: “İnsanların kendisi kendisi için ayağa kalkmalarından hoşlanan kimse ateşteki yerini hazırlasın” buyurduğunu işittim” dedi.” (K.S. 3320 C.10 S.116 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Edeb 165,(5229); Tirmizi, Edeb 13,(2756). )

Vermiş oldukları üç rivayette, bir kimsenin bir başka şahıs için ayağa kalkmasının peygamber tarafından yasaklanmış olduğunu, böyle bir hareketin iyi bir hareket olmadığını, hatta peygamber için dahi ayağa kalkılmaması gerektiği ve peygamberin kendisi için yapılacak böyle bir hareketten hoşlanmayacağını tahdis ettiler. Buna rağmen şu rivayetleri de tahdis ettiler:

554-.............. Bize Yahyâ ibn Ebi Kesir, Ebû Seleme ibn Abdirrahmân’dan; o da Ebû Said el-Hudri(R)’den tahdis etti. Peygamber (S): “Bir cenâze gördüğünüz zamân hemen ayağa kalkınız. Cenâzenin ardından giden kimse ise, cenâze konuluncaya kadar oturmasın” buyurmuştur. (Buhâri, Kitâbu’l-Cenâiz H.69 C.3 S.1236 Bâb 48 Ötüken. )

555-............. Câbir ibn Abdillah şöyle demiştir: bir kerre yanımızdan bir cenâze geçmişti. Peygamber (S) hemen o cenâze için ayağa kalktı. Biz de ona uyarak ayağa kalktık ve:
- Yâ Rasûlullah! Bu bir Yahûdi cenâzesidir, dedik.
- “Bir cenâze gördüğünüz zaman hemen ayağa kalkınız” buyurdu. (Buhâri, Kitâbu’l-Cenâiz H.70 C.3 S.1237 Bâb 49 Ötüken. )

556-.............. Bize Amr İbnu Murre tahdis edip şöyle dedi: Ben Abdurrahmân İbn Ebi Leylâ’dan işittim. Şöyle dedi: Sehl ibn Huneyf ile Kays ibn Sa’d, Kaadisiyye mevkiinde oturuyorlardı. Ora halkı bunların yanından bir cenâze geçirdiler. Sehl ile Kays hemen ayağa kalktılar. Kendilerine: Bu cenâze, bu ârazilerin halkından, yâni zimmet ehlindendir, denildi. Bunun üzerine Sehl ile Kays:
- Peygamberin (S)’in yanından bir Yahûdi cenâzesi geçmişti de Peygamber hemen ayağa kalkmıştı. Bunun üzerine Peygamber’e de : Bu bir Yahûdi cenâzesidir, denilmişti de Peygamber (S): “Bu da (yaşayıp ölen) bir insan değil mi?” diye cevap vermişti, demişlerdir. ... (Buhâri, Kitâbu’l-Cenâiz H.71 C.3 S.1238-1239 Bâb 49 Ötüken. )

Peygamberin önünde dahi ayağa kalkılmaz diye tahdiste bulunup, buna rağmen ölen kafirler de insandır onların cenazesi önünde ayağa kalkılması gerekir iddiasında bulunmaları ve bu yönde rivayet tahdis etmeleri açık bir çelişkidir. Bundan öte bu rivayeti uyduranların kimden yana sevgi beslediklerinin açık belirtisidir.

557- Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kabrin kireçlenmesini, üzerine bina yapılmasını, üzerine oturulmasını, üzerine yazı yazılmasını ve ayakla basılmasını yasakladı.” (K.S. 5470 C.15 S.285 Akçağ, alıntıları: Müslim, Cenâiz 94, (970); Ebû Dâvud, Cenâiz 76,(3225,3226); Tirmizi, Cenâiz 58,(1052); Nesâi, Cenâiz 96,(4,86,88). )

558- Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Allah kabirleri çok ziyaret eden kadınlara ve kabirlerin üzerine mescitler yapanlara, kandiller takanlara da lanet etsin.” (K.S. 5477 C.15 S.291 Akçağ, alıntısı: Tirmizi, Cenâiz 61. )

559- Hassân İbnu Sâbit radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kabirleri ziyaret eden kadınlara lânet etti.” (K.S. 6476 C.17 S.139 Akçağ, alıntısı: İbn-i Mace 1574. )

560- Ebû Mâlik el-Eş’ari radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Yas tutmak cahiliye işlerinden biridir. Yas tutan kadın, tevbe etmeden ölürse, Allah Teâla hazretleri, ona katrandan bir elbise, cehennem alevinden de bir gömlek biçer.” (K.S. 6481 C.17 S.141 Akçağ, alıntısı: İbn-i Mace, 1581 )

Kadınları İslamiyetken soğutmak gayretiyle çok miktarda yalan rivayetler uydurmuşlardır. Bunlardan bazısı da, çocuğu veya yakını ölen kadına, mezarlığa giderse veya üzülürse lanete uğrayacağı ve cehennemlik olacağı yolunda uydurmuş oldukları rivayetlerdir. Bu ise duygusal ve hassas olan kadınlar hakkında ileri sürülen ve aslı olmayan çok ağır bir yaptırımdır. Bazı durumlar var ki, değil kadınlar, erkekler dahi üzülürler ve bu gayet doğal bir durumdur.

Bu hususta, Kur’an’dan mealen:

- Ve yüzünü onlardan öteye çevirdi de: “Ey Yûsuf üzerindeki tasam (gel, gel, tam senin gelme zamanındır)!” dedi ve tasadan gözleri ağardı. (Acısını) yutkunuyordu. 12/84
Bu ayet meali, oğlu Yusuf Peygamberin kaybolması üzerine, üzüntüsünden gözlerine perde inen Yusuf Peygamberin babası hakkındadır. İslam dininde bazı durumlarda üzülmek yasak değildir, üzüntülü durumdan dolayı Allah’a isyan etmek yasaktır.

Kabirler üzerinde bina veya Mescid v.s. Yapılmaz diye iddiada bulunmalarına gelince, bu konuda örnek verecek olursak, Kur’an’dan mealen:

- (Nasıl onları uyutup sonra uyandırdıksa yine) böylece onları (bâzı insanlara) buldurduk ki, Allah’ın (öldükten sonra diriltme) va’dinin gerçek olduğunu ve kıyametin mutlaka geleceğini; onda asla şüphe olmadığını bilsinler. (Bunlar), o sırada kendi aralarında onların durumlarını tartışıyorlardı: “Onların üstüne bir bina yapın! dediler. Rab’leri onları daha iyi bilir. Onların işine galip gelenler (onların durumlarını iyi bilenler veya onların işini başarıya ulaştırıp tevhidi yerleştirenler) “Mutlaka onların üstüne bir mescid yapacağız,” dediler (ve bir mescid yaptılar). 18/21
Mealini yazmış olduğum bu ayet Ashabı Kehf hakkındadır. Onların durumunu tartışan bir grup onların üzerine bir bina yapılmasını istiyorlardı. Neticede mescid yapılmasını isteyenlerin galip gelmiştir. Eğer bina veya mescid yapılması hususu yasak veya mahzurlu olsaydı, Allah bunu belirtecekti, fakat bu hususta Kur’an’da herhangi bir yasaklama olmadığı gibi, Ayette tasvip olayı vardır. Diğer bir hususta, Peygamber aleyhissalâtu vesselâmın, Mezarının Medine’de Mescid de yapılmış olmasıdır. Mahzuru olması halinde ilk sahabelerin bu olayı yapmalarının mümkün görülmemesidir.

Bu itibarla uydurdukları rivayetlerin aslı yoktur.

561- ... Cahiliye devrinde ismi zalim b. Ma’bed iken Rasûlullah (s.a.) (in bulunduğu Medine’ )ye hicret edince ( Rasûlullah’ın kendisine “İsmin nedir?” diye sorması üzerine “Zalim” cevabını veren (Bunun üzerine Resûl-ü Ekremden) “Hayır sen Beşir’sin” cevabını alan Rasûlullah (s.a.)’ın azatlı kölelerinden (rivâyet olunmuştur). Dedi ki:
 Ben Rasûlullah (s.a) ile birlikte yürürken (bir ara Resûl-ü Ekrem) müşriklerin kabirleri üzerine uğradı da üç defa “Bunlar daha önce çok hayır(lar)la karşılaştılar (da ondan yüz çevirdiler)” buyurdu. Sonra Müslümanların kabirlerine uğradı ve “Bunlar da çok hayırlara eriştiler” buyurdu. Sonra Rasûlullah (s.a.)’dan (bir) bakış (onlara doğru) bir süre devam etti. Bir de baktık ki ayağında ayakkabıları ile kabirler arasında gezinen bir adam karşımıza çıkıverdi. Bunun üzerine (Rasûlullah ona) “Ey, sibt (denilen tabaklanmış sığır köselesin)den yapılmış ayakkabı giyen kimse, yazık sana (çabuk) ayakkabılarını (ayağından çıkarıp) at.” buyurdu. Adam Rasûlullah (s.a.) tanıyınca (hemen) onları çıkarıp attı. (Ebû Dâvûd, K. El-Cenkiz (20) Bab 72-74 H.3230 C.12 S.134 Şamil, diğer rivayet edenler: Nesâi, cenâiz 107; İbn Mâce, cenâiz 46. )

Bu rivayete göre kabirler arasında ayakkabıyla gezinilemeyeceğini rivayet ettiler. Buna rağmen şu rivayeti tahdis ettiler:

562-... Enes İbn Malik’den (rivayet edildiğine göre) Peygamber (s.a.) (şöyle) buyurmuştur:
“- Gerçekten kul kabre konulup da kendisinden uzaklaşıp gittikleri sırada onların ayakkabılarının seslerini işitir. (Ebû Dâvûd, K. El-Cenâiz 820) Bab 72-74 S.136 H.3231 Şamil, diğer rivayet edenler: Buhâri, cenâiz 68,87; Müslim, cenâiz 70; Ebû Dâvud, sünne 24; Nesâi, cenâiz 108. )

Madem ki, mezarlıkta ayakkabı giyilmiyorsa, “mezar ehli“, olmayan ayakkabıların sesini nasıl işittiler veya mahzurlu olmasına rağmen giyiliyorsa, mahzurlu olan şeyi tasvip manasında rivayetle örnek göstermek çelişkidir. Bu itibarla bu iki rivayet birbirleriyle çelişkili olup aslı yoktur.

563- Ebu Musa el-Eş’ari radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ölüye, dirinin ağlaması sebebiyle azap edilir. Diriler “Ey koruyucu! Ey giydirici! Ey yardımcı! Ey sığınak!” gibi (hitaplarla ölüye seslendikçe) ölü kıskıvrak tutulup çekilir ve: “Sen böyle misin? Sen böyle misin? denilir.”
Râvi Esid der ki: “(Ben, bunu işitince) “Sübhanallah! Allah Teâla hazretleri “Birinin günahını bir başkasına yüklemez” buyurmadı mı!” dedim. Musa İbnu Ebi Musa: “Yazık sana! Ben sana, Ebu Musa radıyallahu anh’ın aleyhissalâtu vesselâm’dan anlattığını aktarıyorum. Yoksa sen Ebu Musa’nın Rasûlullah’a iftira ettiğini mi sanıyorsun? Veya benim Ebû Musa hakkında yalan söylediğimi mi zannediyorsun?” dedi.” (K.S. 6488 C.17 S.145 Akçağ, alıntısı: İbn-i Mace 1594 )

Uydurmuş oldukları bu rivayette, Kur’an’ın, rivayetlerinin doğruluğuna veya yanlışlığına ölçü olamayacağını vurgulamayı amaçlamışlardır.
Bir tarafta Kur’an ayeti, bir tarafta da sen bana yalancımı demek istiyorsun sözü. İşte din açısından, yolların ayrıldığı nokta, hadis konusunda burasıdır. Hiçbir şekilde rivayetlerinin Kur’an ölçüsüne vurulmasına tahammül edemezler. Zira böyle bir durumda bütün yalanları ortaya çıkmış olacaktır. Peygamber Kur’an’a aykırı sözler söylemiştir demeleri ise, Peygambere bir iftira ve büyük bir zülümdür:

Hiç kimsenin başkasının günahından sorumlu olamayacağı konusunda, Kur’an’dan örnek verecek olursam, mealen:

- De ki: “Allah, her şeyin Rabb’i iken ben O’ndan başka Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günah) yükünü taşımaz. Sonra dünüşünüz Rabb’inizedir; (O) ayrılığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir.” 6/164

- Yoksa kendisine haber mi verilmedi: Mûsa’nın sahifesinde (yazılı) olan? 53/36

- Ve çok vefâlı İbrâhim’in (sahifesinde yazılı olan şu gerçekler): 53/37

- Ki hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.
53/38

- İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur. 53/39

Rivayetleri Kur’an’a aykırı olduğu gibi. Peygamberin Kur’an’a aykırı söz söylemeyeceği açıktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder