7 Şubat 2012 Salı

EN-NAS "halk kitleleri"

 

Görünür görünmez vesvesecilere dikkat!

“De ki: Sığınırım,  insanların Rabbine, insanların Melikine, insanların İlahına. O vesvesecinin şerrinden. Ki o, vesveseler verir, insanın içine. Gerek cinden, gerek insten(olan vesveseciler).” (Nas 114/1–6)

        Allah;  hiçbir ayrım gözetmeden bütün insanların Rabbi, Meliki ve İlahı olarak kabul edilmelidir. Yoksa insanın şirkten uzak durabilmesi mümkün olamaz. Bilindiği gibi şirk Allah’a inanmayanların değil, inananların sorunudur/hastalığıdır... Böyle kabul edildiğinde sığınmak eyleminin anlamı ve yararından söz edebiliriz. Çünkü çeşitli tehlikelerden ötürü sığınma ihtiyacı duyulur ve şirk de bu tehlikelerin en büyüklerinden birisidir. Bütün insanların Rabbini, Melikini ve İlahını gereği gibi tanıyamayan kişi, her an vesvesecilerin tuzağına düşme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

        İnsan, insaniyet/insanlık makamında; erdemli, akıllı,anılmaya ve övgüye layık, ahlakı,  huyları ve ona has manaları üzerinde taşıyabilen bir varlık olabildiği gibi, unutmak ve unutkanlık özelliğini de bünyesinde barındırmaktadır. Vesveseci de işte tam buradan yakalamaya çalışır insanı ve onu, sahte rab, melik ve ilahlara ve onların sistemlerine yöneltip gırtlağına kadar şirk batağına batırır…

        Her sistemin rabbi, meliki ve ilahı vardır. Onlar hep kendi sistemlerinde kalmaya çağırır insanları ve sürekli vesvese verir onların kalplerine, gönüllerine ve akıllarına.  Bu vesveseciler her gün birlikte yaşadığımız, tanıdık ve bildik kimseler; iş arkadaşları, patronlar, amirler, memurlar, aile bireyleri, komşular, futbol kulübü taraftarları, iş ortakları, oyun-eğlence ile muhabbet kafadarları ve çok yakınımızdaki başka bazı insanlar olabilir. Ya da bu vesveseciler; tanımadığımız, bilmediğimiz ve hiç görmediğimiz, fakat bizi uğratacakları kafa karışıklığı ve yanılmalarla büyük çıkarlar elde edebilecek bizim görmediğimiz/göremediğimiz yabancı kimseler de olabilir.

        Bu noktada “vesvese” ve “cin” kavramlarının Türkçe anlamlarına bakmakta yarar var:
        Vesvese;sözlükte mastar olarak  “gizlice konuşmak, fısıltı halinde karmaşık bir şekilde konuşmak, vesvese yapmak; akla gelen kötü, bozuk fikir,  art düşünce; kadınların ziynetlerinin sesi;  gizli, alçak(sesle) fısıldamak; zihin karışıklığı; köpeklerin gizli sesi, şüphe, şek, bir konuda sabit fikirlilik; fısıltı; melânkoli, ön yargılı, demek olan “vesvase” sözünden gelir. 

        Cin/Cinn;sözlükte ‘cinn’ kökü mastar olarak “örtmek, görünmez hale getirmek” demektir. Buna bağlı olarak bir nesneyi duyudan saklamak ya da gizlemek; ölüyü defnetmek için yer hazırlamak ve onu defnetmek; birisine içeceği bir şeyi tamamen kendi tasarrufunda olacak şekilde tahsis etmek, vermek demektir. Ayrıca kalp; kalkan; bahçe; bir yeri gizleyen, örten ağaçlar; ağaçlarıyla yeri gizleyen, saklayan ve örten ağaçlık bahçeler; henüz doğmamış, anasının karnındaki çocuk; kabir;  anlamlarına da gelmektedir. Cin kavramı gündelik hayatta daha yaygın, bazen yerinde bazen yanlış olarak kullanıldığından anlama ve algılamada kolaylık sağlaması bakımından bazı kullanım örneklerini vermek istiyorum: Aklın örtülmesi(cinnet); sık ağaçların her yanı örttüğü bahçe(cennet);  et ve kemikle örtülmüş içteki duygu, kalp, gönül(canan);  yüzü örterek ona siper olan kalkan(cunne); aklı örtülmüş, akıl hastası(mecnun); rahimde örtülmüş dölüt, embriyo(cenin) kelimeleri bu köktendir. Şu halde ‘cinn’ sözcüğü, örtük, insana görünmeyen öteki,  yabancı manasındadır. Bu, tanınmayan yabancı kişiler olabileceği gibi, bize görünmeyen, haberimizin olmadığı diğer türler de olabilir. ‘ins-u cin’ deyimi görünen ve görünmeyen, bütün herkes, her varlık demektir.(İsfahani, Müfredat ve Eliaçık, Yaşayan Kur’an).

        İnsanın içine vesvese verenler cinlerden ve insanlardan birileri ve bunların şerrinden Allah’a sığınılması tavsiye ediliyor. Cin kavramının gizlenen, görünmeyen anlamlarına karşılık, insan kavramı da görünen, hareket eden, sallanan, cana yakın, sokulgan, sempatik gibi anlamlar taşıyor. Dikkat edilirse ‘cin’ örten gizleyen, insan ise açıkta olan durumları çağrıştırıyor. Kötülükler de bazen apaçık olarak, bazen de gizlice yapılır. Rab, Melik ve İlah olan Allah’a sığınmak; gizli ve açık kötülük yapmak isteyenlerin plânlarını bilmek ve onları etkisiz hale getirmek demektir. Yoksa depremden, nükleer serpintiden ve başka afet ve tehlikelerden sığınaklara girip saklanmak gibi bir şey değildir, kaldı ki, burada da bir tedbir söz konusudur.

       İnsanlar arasında vesveseleriyle bozgunculuk yapan; eşitlik, özgürlük ve adaleti yok etmeye çalışan gizli ve açık düşmanlara/zalimlere karşı, Allah ve Resulünün tavsiyelerine uymak demektir, O’na sığınmak… O da pısırıklığı, korkup sinmeyi değil, yol-yordam bilmeyi, cesurluğu, bilinçli olmayı, kötülüğe karşı cihat ile onurlu ve erdemli davranışlarda bulunmayı tavsiye ediyor, insaniyet makamındaki kişilere…

        Allah’ın Resullerine vahyettiği kitaplarla bildirdiği Dini kendisine Yol edinmek isteyen insan, özellikle günümüzde çok bilinçli olmak zorundadır. Yoksa onun akidesini Allah’ın sistemi adına geliştirdikleri vesveselerle zehirlerler. Allah’ın adını kullanarak batıl olan birçok şeyi Allah’tanmış gibi gösterip yuttururlar. Ancak aydınlığın Rabbine, bütün insanların Meliki ve İlahına sığınmakla onların karanlık niyet ve vesveseleri zararsız hale getirilebilir. Felâk ve Nas sureleri birlikte önemle bunları hatırlatıyor.

        En-Nas üzerine düşen sorumluluğunu gereği gibi yerine getirirse; ‘Allah anıldığı zaman geri kalan, hayırlı işlerden gaflet edip geri kaçan,  gerileyen ve geri dönen, sıkılıp büzülen, sinip kaybolan ve görünmez olan, geriletilen, sindirip kaybedilen’(Elmalılı) anlamındaki  ‘"Vesvâs-i hannâs" ın vesveseleri kimseye zarar veremez.

       Bu bağlamda unutulmaması gereken; tanıdık ve tanımadık(görünür-görünmez) şeytanların/saptırıcı vesvesecilerin Allah’ın Doğru Yolu üzerine oturmak suretiyle insanları saptırmak istemeleridir.“Beni azdırmana karşılık, ben de onları saptırmak için senin Doğru Yolunun üzerine oturacağım. Sonra onlara arkalarından ve önlerinden sokulacağım ve çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın”(Araf 7/16, 17). Saptırıcı vesvesecilerin bu faaliyetlerine karşı sığınma eylemine;  ‘işiten ve bilen’ Allah’ın tavsiyelerine uymaktan başka çare yoktur.  “Ne zaman şeytandan kötü bir düşünce seni dürtüklerse, Allah’a sığın. Çünkü O işiten ve bilendir.”(Araf 7/200).

         “İnsanlar üzerinde Rab’lik, İlah’lık ve Melik’lik taslayanların Allah’ın özgür ve eşit insanlarını kullaştırmaya/köleleştirmeye kalkmalarına izin vermemelidir. Hiçbir kişiye, sınıfa gruba, aileye, hanedana, zümreye, ırka, etnik kökene ayrıcalık tanımadan Allah’ın en-nas’da (millet, ümmet, halk) tecelli edecek olan egemenliği tesis edilmelidir. Kimse kimseye tanrılık yapmaya kalkışmamalıdır. Bin bir emekle kurulan tevhid, adalet ve özgürlük toplumunun her türden fitne, fesat, dedikodu, fiskos ve fısıltıyla sarsılmasına ve istikrarın bozulmasına izin verilmemelidir. Bunlardan bizzat ve bilfiil uzak durulmalıdır. Görünür, görünmez tüm şer odaklarına karşı uyanık olunmalıdır… O’ndan geldik, O’nun ile yaşıyoruz ve O’na gideceğiz.”(Eliaçık, Yaşayan Kur’an, Nas Suresi dipnotu).

          “Her düşüce akımının, her dinin, her peygamberin hitap ettiği zümre, genel olarak, bu düşünce akımı tarafından, toplumsal değişikliğin temel etkeni olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden Kur’an’ da hitap edilenler e-nas(halk) tır.  Peygamber en-nas’ a gönderilmiştir, en-nas’ a hitap etmektedir, yapıp ettiklerinden dolayı da hesaba çekilecek olanlar da e-nas’ tır.  Sözün kısası toplumun ve tarihin bütün sorumluluğu en-nas’ ın boynundadır ki bu emanet dağlar yer ve gök red edeceği kadar ağırdır. En-nas kelimesi, birkaç anlamı birden olduğu için, çok kullanışlı bir kelimedir. En uygun karşılığı da “kitle” olabilir. Sosyolojide “kitle” dendiği zaman, bunun içine sınıf farkına bakılmaksızın herkes girer. Bu yüzden, kitle demek sınıfına ve başlıca toplumsal durumlarına bakılmaksızın bütün halk demektir.  En-nas’ ın da gerçek anlamı budur; “halk kitleleri” demektir. Fazladan başka bir anlamı yoktur. “İnsan” ve “beşer” kelimeleri de âdemoğluna aittir. Ama birincisi onun ahlâkî, ikincisi de hayvani özelliklerine ağırlık veren kelimelerdir.”(Ali Şeraiti, İslâm Sosyolojisi Üzerine, Türkçesi Kâmil Can, Düşünce yayınları, Zafer matbaası, 1980/İstanbul).

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder