29 Şubat 2012 Çarşamba

FAL VE GAYB İLE İLGİLİ HADİSLER



535- Mu’âviye İbnu’l-Hakem es-Sülemi (radıyallahu anh) anlatıyor:
“Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte namaz kılıyordum. Derken cemaatten bir şahıs hapşırdı. Ben:
“Yerhamükallah dedim. Cemaattekiler bana bed bed baktılar. Bunun üzerine (kızıp):
“Vay başıma gelen, niye bana böyle bakıyorsunuz?” dedim. Bu sefer ellerini dizlerine vurarak beni susturmak istediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) namazı bitirince (bana iyi davrandı), annem babam O’na fedâ olsun, ben O’ndan, ne önce ne de sonra, ondan daha iyi öğreten bir muallim görmedim. Allah’a yemin olsun O beni ne azarladı, ne dövdü, ne de betimi yaktı; sadece:
“Namaz da insan kelamından (dünyevi) bir söz münasip değildir, ona uygun olan söz, tesbih, tekbir ve Kur’an kıraatidir!” dedi. Ben:
“Ey Allah’ın Resûlü, dedim, ben câhiliyeden daha yeni çıkmış birisiyim. Allah bize İslâm’ı lütfetti ama bizde öyleleri var ki, hâlâ kâhinlere geliyorlar, (bu hususta ne tavsiye edersiniz?)” dedim.
“Sen onlara gitme!” buyurdu. Ben tekrar:
“Bizde (kuşun uçuşuna vs.ye bakarak) uğursuzluk çıkaranlar da var?” dedim. Cevaben:
“Bu (uğursuzluk zannı) kalplerinde mevcut olan bir (kuruntu)dur. Sakın onları (gayelerine gitmekten) alıkoymasın!” dedi. Ben:
“Bizde, kuma hatlar çizerek fala bakanlar da var?” dedim. Şu açıklamayı yaptı:
“Peygamberlerden biri de (kuma) çizgi çizerdi. Kim çizgisini onun çizgisine uygun düşürürse isabet eder!” buyurdu.............. (K.S. 2710 C.9 S.6 Akçağ, alıntıları: Müslim, Mesâcid 33,(537); Ebû Dâvud, Salât 171,(930,931); Nesâi Sev 20,(3,14,18). )

Görüldüğü gibi, tahdis etmiş oldukları rivayette kuşların uçuşundan mana çıkarmak, kahine yani falcıya gitmek yasaklanmışken, kişinin kum falı açmak suretiyle, kendisi için veya başkaları için kahinlik yapmasına ruhsat vermişlerdir. Hem de bu öyle bir ruhsat veriş ki, güya bir peygamber de kum falı yapıyor muşta kimin çizgisi onun çizgisine uygun düşerse imiş o şahıs isabet edecekmiş. Bur da kuma çizgi çizip fal açıyor diye iddia ettikleri peygamber ise peygamberimiz Muhammed’dir, zira bulunduğu çağda onunla birlikte yaşayan başka peygamber yoktur. Bu ise peygambere büyük bir iftiradır. Ayrıca bu durum ise, İslam dininde yasak olan bir hususa tenkit yöneltip, aynı hususu başka bir yoldan yutturma çabasıdır. Böyle bir yutturmanın şeytani bir tuzak olduğu açıktır. Kahinlik veya falcılık gaybı görme veya bilme iddiasıdır. Bu ise Kur’an’a uymayan bir husustur. Bu konuda Kur’an’dan örnek verecek olursam, mealen:

- De ki: “Size va’dedilen şey yakın mıdır, yoksa Rab’im onun için uzun bir süre mi koyacaktır bilmiyorum.” 72/25
- O, gaybı bilendir. Kendi görünmez bilgisini kimseye göstermez. 72/26
- Ancak (görmelerine) razı olduğu resûllere gösterir. Çünkü O, (gaybı görmelerine razı olduğu resûllerin) önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar. 72/27

- (Böyle yapar) ki onların, Rab’lerinin kendilerine verdiği emirleri duyurduklarını bilsin. Ve (Allah), onların yanında bulunan her şeyi (bilgisiyle) kuşatmıştır, her şeyi bir bir saymıştır. 72/28

Bu ayet meallerinden anlaşılacağı gibi, Allah gaybına kimseyi muttali kılmaz, ancak görmelerine razı olduğu resûllere gösterir. Ve bu gösterme olayı da gaybın tamamıyla ilgili değildir. Örneğin: Gayb bilgilerinden olan kıyametin saatini resûllerde bilemezler. Kur’an’dan mealen:

- İnsanlar sana (kıyametin) zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah’ın yanındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır. 33/63
Gaybı görmenin manası kumda çizgiler çizmek olmadığı gibi, gaybı bildiğini iddia eden bir şahıs aynı zamanda resûllükte iddia etmiş olmaktadır. Bir insanın herhangi bir surette, kahinlik v.s. gibi hususlar dahil olmak üzere gaybı gördüğünü iddia etmesi, Resûllük iddia etmesi ile eş anlamlıdır.
Bu itibarla peygamberin şahıslara gidin kum falı açarak gayb ten haber verin demesi imkansızdır. Böyle bir durum her kum falı açanı  resûl kabul etmesi manasına gelir ki bu saçma ve İslam dininde yeri olmayan bir iddiadır.
Rivayetin uydurma olduğu şu şekilde de anlaşıla bilir. Güya cemaatle namaz kılınırken hapşıran kişiye, Yerhamükallah diyen şahsa cemaat bed bed bakmış ve onu susturmak için de ellerini dizlerine vurmaya başlamışlar. Bu durumun ola bilmesi için namaz kılan cemaatin namazdayken bir birlerinin yüzünü görmeleri gerekir. Cemaatle namaz kılan şahıslar ise namazdayken bir birlerinin yüzünü veya bakışlarını göremezler, bu iddiaları ve erkeklerin ellerini dizlerine vurarak el çırptıkları iddiası şu rivayetleriyle de çelişkilidir:

536- Ebû Hüreyre (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Tesbih erkeklere, el çırpma kadınlara mahsustur.” (K.S. 2721 C.9 S.21 Akçağ, alıntıları: Buhari, Amel fi’s-Salât 5; Müslim, Salât 106,(422); Ebû Dâvud, Salât 173,(939); Nesâi, Sehv 16,(3,11-12). )

537- İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namazda (ihtiyaç halinde), kadınların ellerini çırpmasına, erkeklerin de “sübhanallah!” demesine ruhsat tanıdı.” (K.S. 6298 C.17 S.45 Akçağ, alıntısı: İbn-i Mace 1036. )

538- Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın zevce’i pâklerinden Ümmü Seleme Bintü Ebi Ümeyye radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında insanlar namaza durdukları vakit hiç kimsenin nazarı (bakışı) ayaklarını bastığı yerden ileri geçmezdi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm vefat edince insanlar namaza durunca hiçbirisinin nazarı (bakışı) alnını koyduğu yerden ileri geçmezdi. Sonra Hz. Ebû Bekr vefat etti, Hz. Ömer devri geldi. Bu devirde insanların nazarı kıbleden dışarı çıkmazdı. Hz. Osman halife olunca fitne başladı, insanlar sağa sola bakmaya başladı.” (K.S. 6506 C.17 S.156 Akçağ, alıntısı: İbn-i Mace 1034. )

Bu rivayete göre, peygamber zamanında namaz kılan bir kimse, başka bir kimsenin görmüyor ve evvelki rivayetlerde de erkeklerin namazda el çırpmadıklarını söylemeleri tahdis etmiş oldukları rivayetle çelişkilidir.

Amaçlarının falcılığı teşvik etmek olduğunu şu rivayetlerinden anlamak mümkündür:

539-......... Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Peygamber (S):
-”(İslâm’da) tıyere (yaramaz, uğursuz fal) yoktur. Tıyere nin hayırlısı faldır” buyurdu.
Bir Sahâbi:
- Fal nedir yâ Rasûlullah? dedi.
Rasûlullah:
- “Herhangi birinizin işiteceği sâlih kelimedir (yâni iyi bir sözdür)” buyurdu. (Buhâri Kitâbu’t-Tıbb H.70 S.5777 C.12 44 Fal Bâbı Ötüken.)

540-........... Bize Hişâm ed-Destevâi, Katâde’den; o da Enes(R)’ten tahdis etti ki, Peygamber (S): “İslâm’da advâ ve tüyere inancı yoktur. İyi ve güzel kelime olan fal, benim hoşuma gider” buyurmuştur. (Buhâri Kitâbu’t-Tıbb H.71 S.5778 C.12 44 Fal Bâbı Ötüken.)

Peygamberin faldan hoşlandığını söylemeleri asıl niyetlerini ortaya koymaya yeterli bir husustur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder