8 Şubat 2012 Çarşamba

İNŞİRAH 2 "Evreler:Leyl,Fecr,Duha,İnşirah"

 

          Gece, yirmidört saatlik bir günde güneş battıktan, güneş doğuncaya kadar geçen süre içinde akşamın geç saatleridir. Yani akşamın sabaha kadarki zamanın en karanlık anlarıdır. Gece ilerleyip gitmeğe başlayınca, yavaş, yavaş fecir saatleri gelir. Onun ardından güneş doğar ve kuşluk vakti girer. Kuş­luk vakti ilerledikçe her şey açılır, artık günün gündüz vakti insanlara ve bütün varlığa tam anlamıyla açılmıştır. Bu durum­da her şey meydandadır. Özellikle gizlenen bir şey yoksa ba­kan göz her şeyi görebilir. Bu muhteşem zincirleme zaman akışında gözlenen merhale basamakları, bir çok insan tekin­de ve toplumda da gözlenebilir.

         Gece karanlıktır; Aydınlığa gebe bir karanlık.

        Ana rahmi nasıl bebek için hassas bir muhafaza ise, gece de önemli oluşumlar için öyle bir mecradır. Onda gerçekten son derece görkemli oluşumlar meydan gelebilir. Gece fecri doğurur, fecir kuşluk cıvıltısına dönüşür, bu cıvıltılar her şeyi açar ve her tarata yayar. Ama bunların olabilmesi, tamamen gecedeki oluşuma bağlıdır.Gece karanlıktır ve hep karanlık kala­bilir. Önemli olan geceyi karartmadan aydınlığa ayarlı tutabilmektir. Aydınlığa ayarlı gecelerde meşhur Belge ışığa tutulur. Işığa tutulan Belgeden gönüllere iman gücü akar ve fecirde büyük bir çağrıya dönüşür. Çağrı gerçek hayatın öze­ti olarak yüksek yerlerden Allah en Büyüktür diye insanlara duyurulur. Gecenin karanlığında kaybolup gitmemek fecire, oradan duhaya ve oradan da inşiraha ulaşabilmek için, ateş böcekleri gibi gezip duran durmadan arayan, inen-çıkan, sönen-yanan, batan-doğan, ölen-dirilen fenerler olmak gerek. Gecenin kendine has sessizlik ve durgunluğunda insanlar ses­ler çıkarır; Gürültü ve kutlu ses. Bu iki ses birlikte semaya yük­selir, aynı gök kubbenin altında. Bir de muhteşem hareket: Kur'an hareketi. Kur'an'a dönüş ve O'nunla insan için inançlı bir yürüyüş... Ne kutlu bir yürüyüş ki, yolun sonu cennete çıkı­yor. Gece, inanan insanın ve inanan insan topluluğunun iç oluşumunu sağlayabilmesi, gündüz işleyecekleri işlerin, hal ve hareketlerinin doğru olabilmesi bakımından büyük anlam ta­şır. Gerçekten gece, gereği gibi değerlendirilirse ardından fe­cir gelir. Yoksa gece karanlığa dönüşür ve kuşluk da, inşirah da ebediyyen gelmez.

          Gece, başlangıç ve en uzun süreçtir toplumun İslami oluşumunda... Kur'an-ı Kerim'deki surelerin iniş sırası incelendiğinde ilginç bir durum göze çarpar. Hz. Osman, Cafer Es-Sadık ve İbn-i Abbas'ın yaptıkları iniş sırası sıralamalarında 9,11 ve 12. sureler sırası ile Leyl, Fecr, Duha ve İnşirah'tır. Sadece İbn-i Abbas'ın yaptıkları iniş sırası sıralamalarında 9,10,11 ve Leyl, Duha ve İnşirah sureleri mevcut mushaflarda da ardarda gelmiştir. Kim ne derse desin bu dizilişte bir planın bulun­duğu ve bu planın bir amaca yönelik olduğu apaçıktır. En azından ben böyle düşünüyorum. Bu dizilişte Kur'an'ın tedri­ci indiriliş yönteminin yanında, olayların akışı içinde "Merhale" (aşama; safha) gerçeği ortaya konmaktadır. Kur'an doğrultusunda ve O'nun yönlendirmesi ile, Allah Resulü Hz. Muhammed (s)'in önderliğinde oluşan ilk İslam toplumunun oluşum süreci dikkatle incelenirse burada sure adları ile sembolleştirdiğimiz aşamalarını sırasıyla geçildiği kolayca görülür. Ancak bu makalede tarih bilgisi vermek gibi bir amacımız yok. Söz konuşu tarihi süreç, ayrıca incelenmeğe değer ve bu gerekli­dir. Burada adları verilen süreler üzerinde de ayrıntılı bir şe­kilde durulmayacaktır.

          Önemle vurgulamağa çalıştığımız, aşamalardır. Aşamaların ilk durağı olan Leyi, süreç itibariyle daha uzun süreyi kapsamak­tadır. Leyl (gece) ilk üç surede önemli yer işgal eder. Dördüncü (İnşirah) surede ise sadrın şerhedilmesi ve zikrin yüceltilmesi söz konusudur. İnşirah aşaması ödülün verildiği töreni andırıyor. O halde ödülü alabilmek için Leyl, Fecr ve Duha aşamalarında neler yapılacak? Bunları ayetlerle Kur'an'dan görelim ve daha sonra dördüncü aşama üzerinde duralım.

1- Leyl aşamasında:
          "Ey örtünüp bürünen!.. Kalk! Gecenin bir kısmında, onun yarısında, ya ondan biraz eksilt, ya da onu biraz arttır. Ve Kur'an'ı ağır ağır oku. Gerçekten biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız ve gerçekten gece kalkışı çok daha uygun ve söz daha oturaklıdır. Çünkü gündüz senin için uzun bir uğraşı var­dır. Ve Rabbinin adını an!... Her şeyden ayrılarak O'na yönel!... -Doğunun ve batının Rabbi, O'ndan başka ilah yoktur. Yalnız O'nu vekil tut- Ve onların söylediklerine de sabret, onlardan güzel bir ayrılışla uzaklaş! Beni ve varlık sahibi yalanlayıcıları başbaşa bırak! Onlara birazcık süre tanı. 73/1-8

         Ayetlerden açıkça görüldüğü gibi Allah (c.c) Resulü'nü (s) ilk aşamada daha sonra gelecek günlerdeki gelişmeler için ha­zırlıyor. Bu ayetler özelde Resulüllah (s) içindir. Ancak genel­de ve evrensel planda bütün Müslümanları kapsar. Gece hazırlık aşaması, gündüz ise uygulama safhasıdır. Burada kullandığımız 'gece' kavramı tedrisatın yapıldığı bütün süreci için­e almaktadır.

        "Ey örtünüp bürünen! Kalk!..” Kalk seni bekleyen büyük işi yerine getirmek, senin için hazırlanmış ağır yükü omuzla­mak için... Kalk, yorgunluk, güçlük, gayret ve sebat seni bek­liyor. Kalk, zira uyku ve istirahat zamanı artık geçti, kalk ve bütün bu işlere hazırlan ve hazır ol.

         Bu sözler hakikaten ağır, korkutucu ve Resulüllah (S.A)'ı yatağından, sükunet ve huzur içindeki evinden çıkarıcı idi. Aynı zamanda da hayatın kaygan ve sıkıntılı yollarına, insanların kalplerindeki kabul ve ret arasındaki devamlı tehlikelere de atıcı idi. Şurası muhakkak ki sadece kendi hayatlarım yaşayanlar müsterih yaşarlar, fakat böyleleri basit yaşar, keza ba­sit ölürler. Bu büyük davayı yüklenenlere gelince; uyku, yumuşak yatak, huzurlu yaşayış bunlarda ne gezer?

        Resulüllah (S.A.) işin hakikatim ve varacağı noktayı çok iyi bi­liyordu. Bundan dolayı da kendisini uyumağa ve sakin olmaya davet eden Hz. Hatice'ye şöyle söylemişti: 'Ey Hatice artık uyku devri geçti.' Evet uyku devri geçmişti. Bundan sonra ha­yat uyanıklık, yorgunluk, meşakkatli ve uzun mücadeleden iba­ret olacaktı. Bu ilahi öğütler, büyük vazifeye hazırlamak için birer vesile idiler.[1]

       "Rabbin senin ve seninle birlikte bir topluluğun gecenin üçte ikisinde, yarısında ve üçte birinde kalktığını elbette biliyor. Allah, gece ve gündüzü takdir ediyor. Onu ölçümleyemiyeceğinizi bildi. Ve size yöneldi. O halde Kur'an'dan kolay olanı okuyun! Allah içinizden hasta olanları, yeryüzünde gezerek Al­lah'ın lütfunu arayan diğerlerini ve Allah yolunda cihad eden­leri bildi. Onun için ondan kolay olanı okuyun! Namazı ikame edin, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç sunun. Kendiniz için verdiğiniz hayırları Allah katında, verdiğinizden çok daha ha­yırlı ve karşılık olarak çok daha yükseğiyle bulursunuz. Allah'­tan mağfiret dileyin. Gerçekten Allah Gafur'dur, Rahim'dir" (73/ 20)

        Bu ayette açıkça görüldüğü gibi, hazırlık aşaması bir kişiyi aş­mış bulunmakta ve artık olay toplumsal boyutlarda ele alın­maktadır. Hatta burada gündüz yapılacak çalışmalarla ilgili olarak belli bir tedrisat programı içinde, birlikte bir çalış­ma yapmanın gerekliliği vurgulanıyor ve örnekleniyor.

Gece aşamasında yapılacak olanları ayet-i kerimelerle göster­meyi sürdürüyoruz:

"Bağış yapar ve ittika eder her kim

ve tasdik eder hüsna'yı

En kolayı kolaylaştırırız ona ..

Ama uzaklaştırılacaktır ondan ittika eden

Malım verir arınır çünkü o

-Yoktur hiç kimsede onu karşılayabilecek bir nimet.-

Zaten ummaktadır o da yüce Rabbinin teveccühünü

ve razı olacaktır kendisi de”
(Leyl/5-7, 17-21)

          "Ve O, öğüt almak veya şükretmek isteyenler için gece ile gün­düzü birbirini izler yaptı. Rahman'ın kulları ki yeryüzünde mütevazı olarak yürürler. Cahiller kendilerine laf atarsa 'selam' derler. Onlar ki gecelerini Rabb'lerine secde ve kıyam ede­cek geçirirler." 25/62, 63,64

        "Güneşin kaymasından, gecenin kararmasına kadar salatı ikame et ve fecrin Kur'an'ını da. Muhakkak fecrin Kur'an'ı şahidlidir. Gecenin bir kısmında sana mahsus bir namaz kılmak "Güneşin kaymasından, gecenin kararmasına kadar salatı ka­ma ulaştırır." 17/78-79

         Müslümanca bir hayata adımını atan kişi için Leyl süreci her dakikanın altmış saniyesi de dolu geçmesi gereken bir aşama­dır. Bu süreçte elde edilecek bir çok Müslümanca davra­nış ve ilkeler kişiyi fecir aşamasına ulaştıracaktır. Belki ebedi kurtuluş yolu başlamış olacaktır. Ayetlere dikkat edilir­se çok ahenkli ve dengeli bir şekilde bilgi ve beceri kazandı­racak tedrisat programı birlikte yürütülüyor. Gece Kur'an eğitimi gören Müslüman, Allah için malından harcıyor. Kur'­an ile bilgilenip, infak ile tezkiyelenip, terbiyelenen müttaki kişi, insanlarla olan ilişkilerde de en medeni boyutlarda davranış biçimi sergiliyor. Kendisine sataşanlara bile "Selam" deyip onlar için kurtuluş diliyor, ne büyük olgunluk?.. İşte bu şekil­de Leyl aşamasını tamamlayan Müslüman kişi ve toplum Fecr safhasına ulaşıyor.

2- Fecr aşamasında:

        Fecr, Leyl aşamasının başarı ile tamamlandığı dönemin bittiğinde başlayan ve kısa süren bir aşamadır. Adeta geçiş dönemidir. Leylden İnşiraha gidilen yolda, Leyl ile Duha arasında bir köprüdür Fecr. Fecr müjdedir, aydınlığın belirtisidir, temelli olarak karanlıkta kalınmayacağının işaretidir. Fecr mutluluğa açılan zaman kapısıdır. Fecr vaktinde yapılan ve en önemli kulluk görevlerinden olan namaz ve Kur'an okuma ibadetleri, bu vakitte uyanık olmayı gerektiriyor.

      "Güneşin kaymasından, gecenin kararmasına kadar salatı ika­me et ve fecrin Kur'an’ını da. Muhakkak fecrin Kur'an’ı şahidlidir." (17/78)

        Burada vurgulanan ve emredilen salatın ikamesi ve fecrin Kur'­an’ı gerçek anlamda yerine getirilirse insan fahşa ve münkerden korunmuş olur. Böyle bir insan ve bu gibi insanlardan meydana gelen toplum da aydınlığa ermiş bir toplumdur. Fecr aşamasında Kur'an’ın insanlara eleştirileri var. Fecr suresinde konu açıkça ortaya konmaktadır.

        "Siz yetime cömert davranmıyorsunuz. Yoksulun doyurulması için birbirinizi özendirmiyorsunuz. Mirası oburca yiyorsunuz. Malı pek çok seviyorsunuz" (89/17-20)

        Demek ki fecr aşamasında ve sürekli olarak, yetime cömert davranmak, yoksulu doyurmak ve birbirini bu yönde özendir­mek, mirası hak sahibine vermek, malı da pek çok sevmemek gerekiyor. İşte insan bu özelliklere sahip olunca gerçek anlamda tatmin olmuş ve Rabb'ini de razı etmiş olur.

3- Duha aşamasında:

        Duha aşamasında geçmiş durumların hatırlanması, şimdiki du­rum ile karşılaştırılması beyan edilirken, pratik bazı uygulamalar emrediliyor. Ayrıca bu aşamada, geleceğe umutla bakmak ve razı olunacağım bilmek gibi çok önemli bir dinamizm öğesi ele alınıyor. Bir de sürekli olarak Rabb'in Nimeti'nin anlatılması gerektiği belirtiliyor. Burada kısaca özetlemeğe çalıştığımız konuları ayet-i kerimelerle görelim:

         "Duhaya andolsun. Ve sakinleştiği zaman geceye. Rabb'in seni bırakmadı ve sana darılmadı. Şüphesiz senin sonun ilkinden hayırlıdır. Rabb'in elbette sana verecek ve sen razı ola­caksın. Seni yetim bulup, barındırmadı mı? Ve seni yol bilmez bulup, hidayete iletmedi mi? Seni yoksul bulup, zen­gin etmedi mi? Öyle ise sakın yetimi hor tutup, ezme. Bir şey isteyeni azarlayıp, geri çevirme. Ve Rabb'inin nimetini de durmaksızın anlat." 93/1-11

        Müslüman kişi ve topluluk aşama aşama ilerlemesini sürdü­rür. Onda zikzaklar, atlamalar olmaz. İslami yolda taviz ver­meden, Allah’ın istediği ve Resulü(s)’nün gösterdiği biçimde yürüyen İslam toplumunun sonu, kesinlikle ilkinden daha ha­yırlı olur... Hiç bir zaman önce zengin sonra fakir, önce güçlü sonra zayıf, önce adaletli sonra zalim olunamaz. Bir toplum eğer Müslüman olduğunu savunuyor, fakat açıkça belirttiği­miz durumun tersine bir konumda ise; o toplum en kısa za­manda bütün disiplin ve dinamiklerini gözden geçirmelidir. Belli ki, yapıyı meydana getiren değer yargıları ve gidişatta bir ak­saklık, önemli bir terslik var. Başka bir söyleyiş ve değerlen­dirme ile kişi ve toplum planında İslami yoldan sapmalar var. Tarihte ve günümüzde bu olay ve görünümün örnekleri pek çoktur. Duha süresi üzerinde yüzeysel de olsa çalışanlar, su­renin Allah Resulü(s)'nü müjdelediğini bilirler. Burada konu­muz Duha süresi değil, Duha suresi ışığında duha aşamasıdır. Duha aşamasında artık anlatma, çevredekilere bir şeyler verme noktasına gelinmiştir. Ama ön planda olup sürekli oları, Rabb'in Nimeti'nin anlatılmasıdır. Allah Resulü(s) için Rabb'in nimeti herhalde Kur'an olmalıdır. O halde Duha aşamasında en önemli olay geleceğe umutla bakarak, gün­lük yaşayışımızda örnek davranışlarımız ve sözlerimizle Rabb'in Nimeti'nin anlatılmasıdır denilebilir.

4- İnşirah aşamasında:
        Buraya kadar sırasıyla Leyl, Fecr ve Duha aşamalarında yapılması gerekenleri, Kur'an ayetleri ışığında Kur'ani bilgi dağarcığımızın elverdiği ölçüde özetlemeğe çalıştık. Söz konusu aşamaları genel olarak Müslümanlar açısından ele aldık. An­cak bu aşamaların özelde Peygamber(s)'in geçtiği merhale­ler olduğu da bilinmektedir.

       Özellikle Duha suresinin iniş sebebi ve Peygamber(s)'e ver­diği moral hiç akıldan çıkarılmamalıdır. Ayrıca her Müslüman istikrarlı İslami yaşantısı ile sonunun ilkinden daha hayırlı ola­cağını bilmelidir. Çünkü Kur'an bu yönüyle evrenseldir. Allah(c.c) Resulü(s)'ne ayetlerini vahyederken, aynı zamanda O'nun şahsında bütün insanlara emirlerini bildirmiştir. Dolayısıyla müjde ve korkutmaları hem elçileri ve hem de bütün kulları içindir. Bu nedenle Leyl, Fecr ve Duha aşamalarını Al­lah'ın istediği biçimde tamamlayan her Müslüman kişi ve top­lum da inşiraha erebilir. Nasıl ki Peygamber(s) ve ashabı her zorluğa göğüs gererek, hiç bir fedakarlıktan kaçınmayarak ve hiç bir tehlikeden çekinmeyerek İslami yolda yürüdüler ve İn­şiraha erdilerse aynı şekilde her zaman ve mekanda inşirah olayı bütün Müslümanlar için de mümkündür. Önemli ve ge­rekli olan; Hz. Peygamber(s)'in İnşirah suresinin kendisine vahyedildiği andaki durumun gerçek anlamda Müslümanlarda görülmesidir. Elbette sıradan bir Müslüman peygamber seviyesinde zorluk ve güçlüğe katlanabilecek tahammüle ve korunmaya sahip değildir. Ama Allah(c.c)'ın nefislere ancak kaldırabileceği kadar yük yüklediği hatırlanırsa, yük hele bir omuzlansın, Allah kolaylık verecektir inşallah. İnşirah aşamasında ayetlere bakalım "Biz senin sadrını şerhetmedik mi? Üzerinden vizrin'i almadık mı? Ki o.senin sırtını ezen bir yüktü. Senin zikrini yükselt­medik mi? şüphe yok ki her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Muhakkak her güçlük ile beraber bir kolaylık vardır. Öyle ise (işin birini bitirip) boşalınca (hemen başka bir işle) uğraş. Ve Rabb'ine rağbet et." 94/1-8

       Dikkat edilirse Duha aşamasında Allah (c.c.)'ın Resulü'ne ver­dikleri ile, inşirah aşamasında verdikleri arasında sıkı bir bağ vardır. Duha suresine yeniden bakılırsa; Burada hidayet ve hi­dayet üzere yürürken gerekli malzemelerden söz ediliyor. Yani özellikle insanın maddi ve manevi ihtiyaçları karşılanıyor. Aynı şekilde ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının giderilmesi öğütleniyor. İnsanlara darılmadan, onları terketmeden, gele­ceğe umutla bakmaları sağlanacak. Öksüzler barındırılacak, yol bilmezlere yol gösterilecek, fakirler doyurulacak. Bu işler zulmetmeden, azarlamadan Rabb'in nimeti en iyi şekilde anlatılarak yapılacak. Çünkü Yüce Rabb'imizin sevgili Resulü(s)'ne uyguladığı sünnet böyle. Resulüllah(s)'ın da ashabına uyguladığı sünnet aynı ve bu sünnetle Allah'ın izniyle başarılı oldu. Yani daha büyük işler için bu aşama geçildi, İnşiraha erildi. İnşirahta neler var? İnsanın maddi ve manevi temel ih­tiyaçları karşılandıktan sonra, iman ve basiretten alınan cesaretle, Rabb'imizin zikrimizi yücelteceğine de güvenerek, güçlüklerle dolu bir mücadele var. Ancak mücadele boyunca sadece Allah'a rağbet edilirse, sadr şerhedilir, beli çatırdatan zorluk kaldırılır, zikr yükseltilir.

        Zikr hem Kur'an’dır, hem İslam dininin bütünüdür. Ve hem de şanları isimleri sürekli Kur'an ile, İslam ile birlikte anılıp yüceltilen Resulüllah’tır. Sonra zikri yüceltilen Resulüllah'ın as­habıdır ve bu yolda mücadele eden şehitler, alimler ve bütün Müslümanlardır. İnşirahta genişlik ve ferahlık veren bir aydın­lık var. Ruhları, vicdanları, ufukları nura boğan mutluluk var. Ne mutlu bu inşirahı duyanlara!...

       İnsanın manevi kuvvetleri uyuşmuşsa, çalışma kudreti gevşemişse bu duyuş ona yeni bir hız verir, ona yeni bir mücadele kudreti aşılar. Sadr göğüstür, makamdır, mevkidir. Neden cennetteki makamlardan bir makam olmasın? Padişahın Sadr-ı Azamı en başta oturur da, Allah'ın sevgili kulları Dünya ve Ahirette neden "En iyi yer"de oturmasınlar? Yüce Allah Sadrı şerhederken Resulü ve Müslümanlar için dünya ve ahiret makamlarının yolunu da açmış olmuyor mu?

Burada surelerin fikri manevra sahası içinde, Allah'a sığınarak ve en doğrusunu Allah bilir diyerek, düşüncelerimizi aktarmağa çalıştık. Rağbetimiz Rabb'imizedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder