8 Şubat 2012 Çarşamba

İNŞİRAH 1 "Şerefin için"


      Surede geçen bazı kavramların yalın ve çeşitli formlardaki Türkçe anlamlarına baktığımızda şunları görüyoruz.

Sadr: Bir organ(göğüs), mızrağın ön veya en üst kısmı, insanın gövdesinin de belinden başına doğru ön ve içinde kalp ve ciğerleri kapsayan üst kısmı yani sinesi, göğüs veya bağır dediğimizdir.  Meclisin oturma odasının veya oturma yerinin üst ya da en üst kısmı. Sadrazam/Veziriazam: Baş vezir/Başbakan adlandırmaları da aynı köktendir. Bir şeyin baş kısmıdır. Geri dönme. Devenin göğsüne basılmış damga.
Şerh: Et ve benzeri bir şeyi yaymak, genişletmek ve açmak. Zor/müşkül bir sözü genişletmek, açmak ve anlamları içinden gizli kalmış olanları açığa çıkarmak.
Wadaa/ Vad’ : Koymak. Var etme, yaratma. Kadının doğum yapmasıdır. Kurmak, yapmak. Süratlenmek. Sermayeden yapılan fiyat indirimi; tenzilat. Mutlak koymak anlamında olduğu gibi aşağılatmak, indirmek, düşürmek anlamlarına da gelir. Burada yükü indirmek anlamınadır ki bütünüyle düşürmek veya hafifletmekten daha genel olabilir.

Vizr: Ağır yük demektir. Günah ve vebal anlamı da bundandır. Ağırlık. Kendisine sığınana bir sığınak olan dağ ve bu dağın, kendisine sığınanın ağır yükünü yüklenmesidir.  Yüklenilen günah.  Ağır vebal. Devletin ağır işlerini yüklenen kişi: vezir( yukarıda da değindiğimiz gibi baş vezir/veziriazam: sadrazam/başbakan) anlamı da aynı kökten gelir. Savaş aletleri.

Zikr: Şeref. Şan. Nam. Kur’an. Fikir. Anmak. Anılmak. Düşünmek. Birlikte anmak ve anılmaktır. Anlatmak. Hatırlamak ve hatırlatmaktır. (İsfahani, Müfredat, Pınar yayınları, 2007/İst; Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, İnşirah Suresi, Azim Yayıncılık, 1992/İst.)

        Bu anlamlardan hareketle ilk dört ayetin Türkçe anlamlarını şöyle verebiliriz:

1-Biz senin göğsünü/gönlünü açıp, genişletmedik mi/ferahlatmadık mı?
2-Dikkat edip düşün! Senin üzerine ağır yükümlülükler yüklemedik mi?
3- Ki o, senin için yerine getirilmesi gereken ağır bir vebal/sorumluluktur 
4-Dikkat edip düşün! Senin için nam ve şerefini yükseltmedik mi?”

        Buradaki bilgi, uyarı ve hatırlatmalar ilkin elbette Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed(s) içindir. Ancak, sadece O’nunla sınırlı değildir. Aynı şekilde buradaki sözler Kur’an’a muhatap bütün Müslümanlar için de geçerlidir. İkinci ve üçüncü ayetlerin anlamları için itiraz eden çıkabilir. Fakat ayetlerin anlamlarını bu şekilde alırsak, görevler daha iyi anlaşılabilir. Ayrıca böyle ağır bir görevin verildiği, daha önce nazil olan Müzzemmil suresinde görmüştük. “Muhakkak biz sana, ağır bir sorumluluk getiren söz yüklüyoruz/bırakacağız”(Müzzemmil 73/5).

        İnsanı diğer bütün canlı varlıklardan ayıran, belli başlı özellikleri vardır. Bunların en önemlileri: Akletme(aklını kullanmak), düşünmek, seçmek ve sorumluluktur. Hiç kuşkusuz bu özellikler/donanım insana onu yaratan, yaşatan ve yetiştiren Allah tarafından verilmiştir. İnsana düşünebilme ve seçebilme özellikleri/meziyetleri verilirken,  bunların karşılığında ona, bazı sorumluluklar yüklenmiştir. İşte İnşirah Suresinde bu konular çok açık ve çarpıcı bir anlatımla ortaya konuyor.

        İnşirah kavramı için; göğüs ile gönlün, aklın ile kalbin, düşünce alanı zihnin yeni ve sağlam düşüncelerle açılıp ferahlaması diyebiliriz. Gerçekten insan ne yapacağını, görev ve sorumluluklarını çok açık ve net bir şekilde bilirse rahatlar, özgüveni ve cesareti artar. Bilinmezler, kapalılık, bulanıklık ve belirsizlik insanın içini daraltır, onu bunaltır ve strese sokar. Bu nedenle insanın üzerinden görevlerin alınması, yetki ve sorumluluklarının azaltılması, onu sıkıntıya sokar, tereddütlere düşürür, çalışma ve çabalama iştahını kaçırır.

       “Wadaa”kelimesinin Türkçe karşılığı esasta yukarıda da belirttiğim gibi; koymak, yüklemek, var etmek gibi kelimelerdir. Ayette geçen  “a’n” cer harfinden dolayı “yükün alınması” anlamı veriliyor. ‘A’n’ cer harfi,  ‘sen’, ‘senin’ anlamındaki  “Ke” kelimesi ile birleşince “anke” oluyor ve “senden, üzerinden” anlamı ile karşılanıyor. Bu da daha çok öncekiler taklit edilerek yapılıyor. Oysa söz konusu harfi cer, ille de öyle anlam verir diye bir şey yok. “senden indirdi” olabileceği gibi, “sana yükledi” de olabilir. (Allahu âlem!) … Yüklenilen yük ve sorumluluklar, o kadar değerli görevlerdir ki, sen onları yerine getirdikçe, senin derecen yükselecek. Senin şanınla birlikte, yaptığın işler ve sana verdiğimiz Kitabın da namı, şanı yükselirken insanların nezdinde daha çok değerlenip işlevleri artacak. Bütün bunlar senin şerefini/onurunu artıracak. Böylece bireysel ve toplumsal plânda itibarın yükselecek.

       Resul ve onun yolunda gittiğini iddia eden Müslüman için yüklenilen yük ve sorumluluklar elbette güçlükle/yerine getirilecek/getirilebilecek görevlerdir. Çok çeşitli zorluklarla karşılaşılacak. Bu zorluklar hem maddi, hem manevi ve hem de günlük hayatın sürdürülmesi konularında olacaktır. Bu durumlarla ilgili olarak, Surenin devamında gelen ayetler, Elçi ve O’nun yolundan giden inananlar için rahatlatıcı bir açılım meydana getiriyor.

5-Şüphe yok ki, her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
6-Muhakkak her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
7-Öyle ise işin birini bitirince hemen diğerine giriş.
8-Ve Rabbine rağbet et.(Ve dönüp yönelişin sadece Rabbine olsun

        Allah söz konusu görev ve sorumlulukları yükleyip bunların kesinlikle yerine getirilmesini isterken insanı başıboş bırakmıyor. Gerekli yolu ve yöntemi gösterdiği gibi, izleyeceği programı da açıklıyor. En önemlisi her zorlu iş için bir kolaylık vereceğini, yani yardım edeceğini de bildiriyor. Ancak bu kolaylık ve yardım koşullu; hiç boş durulmayacak. Zikrin yükselip yücelmesi için durmadan çalışılacak. Zikr, inanç ve düşünce aşamasından yaşama uygulama aşamasına ulaştırılıp insanlar arasında yaygınlaştırılacaktır.

       Bütün bu çalışmaların yürütülmesinde sadece ve sadece Allah’a rağbet edilecek. Her konuda öncelik kesinlikle Allah rızası (kamu yararı) için olacak. Beşeri hiçbir tutkunun esiri olunmayacak. Yapılan çalışmalar ve gösterilen çabalarda heva ve heveslere/kaprislere kesinlikle yer olmayacak. Statükocu müstekbirlerin teklif edeceği makam, mevki, şan, şöhret gibi Müslümanın hiç mi hiç itibar etmeyeceği geçici yaşamın boş avuntularına da yer olmayacak… Bir de şunu unutmamak gerekir: Müslümanlıkta bireycilik yoktur, hiçbir mümin şövalye değildir. Çünkü din/hayat topluca yaşanır. Müslümanlar topluca Allah’a rağbet ederlerse, Allah da onlara yardım eder ve Din bütün kurum ve kurallarıyla toplumda işlerlik kazanır. Bu şartların dışında Müslüman nerede bulunursa bulunsun, hangi şartlarda olursa olsun gurbettedir, yalnızdır, başkalarının egemenliği altındadır. Bu durumdaki Müslümanlar en kısa zamanda hicretlerini/ inanç, düşünce ve gerekirse mekânda göçü tamamlayıp onurlu bir toplumsal yapıya ulaşmak zorundadırlar.

       Âlemlerin Rabbi Allah’a,  Kur’an’ ı Kerim ve Elçi’nin yol göstericiliğinde rağbet eden Müslümanlar, kesinlikle yalancı tanrıların/rablerin uydurdukları dinlere (Faşizm, liberalizm, sosyalizm, diyalogculuk, vahşi kapitalizmin emrindeki demokrasi, kandırılmış bilinçsiz kalabalıkları temsil eden uydurma cumhuriyet ve abdestli kapitalistlerin türettikleri ılımlı İslâm denen çakma öğretiler) itibar etmezler ve onları tanımazlar. Ayrıca bilerek veya bilmeyerek insanları şirke sürükleyen ve böylece Rablık taslayan (yol gösterdiğini, terbiye ettiğini, kötülüklerden koruduğunu, kurtuluşa erdirdiğini, hatta yedirip-içirdiğini savunan, birilerinin de böyle olduğunu sandığı) şeyhlere, efendilere, derin hocalara, dinci otoritelere, sihirbaz ve büyücülere hiç mi hiç itibar etmezler. Böylelerine hiç yüz vermez ve onlara kanmazlar. Bunların hepsinin İslâm Dini’ne giden yolda birer engel, saptırıcı(şeytan) ve zorba olduklarını bilirler. Onlar kurtuluşun sadece ve sadece Allah’a rağbet etmekte olduğunu bilirler ve işin birisini bitirince hemen diğerine başlarlar, böylece Müslümanlıklarına sürdürülebilirlik/istikrar kazandırırlar…

Fe iza fareğte fenseb! Ve ilâ Rabbike farğeb!” …

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder