17 Şubat 2012 Cuma

KISSALAR: Hz.Musanın asası

ANA SAYFA É


            Asa mucizesi: (!)

            Kur’an’da Musa ile ilgili pasajlarda asadan söz edilir. Pasajlarda geçen bu sözcük, Musa’nın elindeki “baston” olarak kabul edilir ve bu asanın, yılana, ejderhaya dönüşmesi, sihirbazların değneklerini, iplerini yutması, denizi yarması, kayadan su çıkarması gibi hünerleri nakledilir. Şimdi bu asanın ne olduğunu tahlil edelim.

         ASA:  Kur’an’daki Musa kıssalarını doğru anlamak için, israiliyatın etkisiyle oluşmuş peşin kabulleri aşıp Rabbimizin bu kıssalarda kullandığı sözcüklerin gerçek anlamını bulmak gerekiyor. Bunlardan birisi de asa sözcüğüdür. Nüzul sırasına göre ilk asa sözcüğü burada geçtiğinden bu sözcüğü burada tahlil etme ihtiyacı duyuyoruz.
        “Asa” sözcüğü aslında, “İçtima (toplanma) ve i’tilaf (uyuşma)” demektir. Asa sözcüğü, el ve parmaklar üzerinde toplandığı için “Ud’a (telli çalgılardan Ud) isim olmuştur. Esmai, Bazı Basralılardan şöyle nakleder:


 “Bastona “Asa” ismi verilmesinin nedeni, el ve parmakların üzerinde toplanmasıdır. Bu sözcük Arapların toplumu hayır ya da şer bir şey üzerine topladıkları zaman dedikleri “asavtü’l kavme, e’suhüm (toplumu bir araya getirdim, onları bir araya getirin)” deyişlerinden gelmektedir.”
        “Asanın bırakılması” ifadesi, mecaz olarak, “yolculuğun bitmesi yolcunun gideceği yere varıp direklerini dikip, çadırını kurması; yerleşmesi” demektir. (Lisan; “asa” mad. Tac. “Asa” mad)
         Bu açıklamalara göre asa sözcüğünün tam karşılığı “BİRİKİM/ sıkı tutulan” demektir. Bu anlamıyla da tam tamına “Kur’an” sözcüğünün de karşılığıdır. Bu sözcüğü Musa’ya izafe ettiğimiz zaman, “Musa’nın birikimi” demektir.Ayetlerden anlaşılacağı üzere bu da “Musa’ya yapılan vahiyleri ve Musa’nın deneysel bilgi birikimi”ni ifade eder.
Bunun bastona isim olması da sadece el ve parmakların üzerinde toplanması değil “üzerine dayanmak, yaprak silkeleme, silah, kazma olarak kullanma vs. gibi birçok yararın da toplanması”dır.

        Musa’ya vahyedilenlerle kendi birikiminin özeti ise Ta Ha sûresinin girişinde; 11-16. ayetlerde özet halinde

“Musa! Ben, senin Rabbin olan Ben’im. Hemen iki nalınını çıkar, şüphesiz sen temizlenmiş vadide, Tuva’dasın / iki kere temizlenmiş bir vadidesin. Ve Ben seni seçtim. O hâlde vahyedilecek olan şeye; “Hiç şüphesiz ki Ben, Allah’ın ta kendisiyim. İlâh diye bir şey yoktur Benden başka. O hâlde Bana kulluk et ve Beni anmak için salâtı ikame et. Şüphesiz ki o saat [kıyamet] gelecektir. Onu Ben herkes emeğinin karşılığını alsın diye neredeyse gizleyeceğim. O nedenle ona [kıyamete] inanmayan ve kendi hevasına uyan kimse seni, ondan [kıyamete iman etmekten] alıkoymasın; sonra helâk olursun”

        şeklinde verilmiştir. Anlaşılan o ki Musa bu ilkeleri tebliğ etmiş ve bunların kabulü için tartışma yapmıştır.

“Asa” sözcüğü Kur’an’da altı kez geçer.

Şimdi Kur’an’da geçen asa sözcüklerini tahlil edelim.

      Çoban Asası

      Çoban asası olarak geçen asa, Ta Ha 18’de geçen asa sözcüğüdür.Bu ayette geçen asa, çoban asasıdır. Bildiğimiz bastondur ki Rabbimiz, Musa’ya bu asayı ilk vahiy anında bıraktırmıştır.

      Diğerleri ise “Musa’nın vahiy ve deneysel olarak öğrenmiş olduğu bilgi birikimi”dir. Musa’nın Firavun’a karşı, sudan geçmek için, taş kalpli İsrail oğullarını adam etmek için kullandığı asa, Musa’nın bilgi birikimi; kendisine yapılan vahiyler ve o zamana kadar öğrendikleri ve edindiği deneyimlerdir.
Ayetler bu ölçüler çerçevesinde okunacak olursa doğru anlaşılacağı kanaatindeyiz.

       Yılana Dönüşen Asa

Ta Ha; 20-23: O da onu hemen bıraktı/ yerleşik hayata geçti, bir de ne görürsün! O (sağ elindeki), koşan bir candır. O [Allah]: “Sana en büyük ayetlerimizden göstermemiz için tut onu, korkma! Biz onu ilk durumuna çevireceğiz. Diğer bir ayet olmak üzere de GÜCÜNÜ / kanadına ekle, çirkinlik olmadan hiç kusursuz, mükemmelce ÇIKACAKSIN” dedi.

        Bu ayetlerde Musa’ya verilen iki ayetten bahsedilmektedir. Bu ayetlerden ilki sağ eline çoban asasının yerine verilen vahiydir, kitaptır, Tevrat’tır. İkincisi de gerektiği zaman gücüne güç katacak olan yedek gücü; Harun’dur. Aşağıdaki ayetlerde Musa’nın ifade yeteneğinin yeterli olmadığı, meramını iyi anlatması için kardeşi Harun’u kendisine yardımcı istediği ve bu isteğinin Musa’ya verildiğini göreceğiz.
        Bu konuyla ilgili yani asa ve kusursuz güç ile ilgili daha evvel A’raf suresinde ki Musa ile ilgili pasajlarda detay verilmiştir. Burada başka sözcükler üzerinde duracağız.
        Hayye
        “Hayye” sözcüğü de Musa pasajını doğru anlamadaki kilit sözcüklerden biridir. Bu nedenle bu sözcük ile ilgili ayrıntıları veriyoruz.

        “Hayye” sözcüğü “Hayat” sözcüğünden gelmekte olup anlamı “bir kere yaşam” demektir. Bu sözcük Araplarda bir çok örneğiyle söylenir:
        Yılana uzun ömürlü olmasından dolayı “Hayye” denir. Gözü keskin olana o, hayyeden daha iyi görür derler.Hain sinsi olana o hayyeden daha zalim derler. Çevrensine, toplumuna yararlı olanlara ve onları koruyanlara, bölgenin, yeryüzünün hayyesi denir. Kadın erkek uzun yaşayana “o hayyenin tekidir” derler. Kişi akıl zeka ve dehada zirvede olduğu zaman “o, vadinin hayyesidir” denir.

        “Hayye”, teşbih olarak Büyük  Ayı yıldız kümesinin İkizleri ile Alkaid (ölü sönük yıldız) arasındaki yıldızlara denir. (Lisan Hayye mad. Tac; “hayye” mad.)
       Tahiyye /selamlama,(Allah sana ömür versin.) sözcüğü de yine aynı kökten gelir.

       Özetlersek bu sözün açıkça anlamı, “hayat ve canlılık” demektir. Yılana  “hayye” sözcüğü, yılan demek olmayıp, varlığın uzun ömürlü oluşunu nitelemektedir.  Ta Ha’da “hayyetün tes’a (koşup duran tes’a) denilmiştir. Bunun Türkçemizdeki tam karşılığı, “Yedi canlı” deyimidir ki bu deyimin anlamı “Defalarca ölüm tehlikesiyle karşılaşmasına rağmen her seferinde sağ kurtulmak” demektir. Bu sözcük, birçok hastalıktan, beladan felaketten kurtulan kişiler için kullanıldığı gibi, kedi ve yılan için de kullanılır.

       Bu ayetteki “hayye” sözcüğünü anlamak için Rabbimizin Musa’nın sağ elindekini bir başka nitelemesini daha dikkate almak gerekiyor. Rabbimiz Musa’nın sağ elindekini Neml; 10 ve Kasas; 31’de “sanki görünmeyen bir varlık gibi, hareket ettirir” diye nitelemiştir. Yani Musa’nın sağ elindeki şey “Hareket ettiren görünmez bir varlığa” benzemektedir.  Peki bu hareket sağlayan görünmez varlık nedir? Bu insanların ve hayvanların CANIDIR.

       Bu ifade, vahyin; ilahi kitapların “RUH” niteliğidir. Kur’an’ın bir adı da Ruh olduğu gibi Musa’nın sağ elindekinin (Kitabının) adı da Ruh’tur. Kur’an da hayat veren bir kitaptır.

Mü’min; 15: O, dereceleri yükseltendir, Arş’ın sahibidir: O, buluşma günü hakkında uyarmak için kendi emrinden/ kendi işinden olan ruhu [vahyi] kullarından dilediğine ilka eder [bırakır].

Şura; 52-53: İşte böylece Biz sana da kendi emrimizden/ kendi işimizden olan ruhu vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nur/ışık yaptık. Hiç kuşkusuz sen de dosdoğru bir yola; göklerde ve yerde bulunanlar kendisi için olan o Allah’ın yoluna kılavuzluk etmektesin. Gözünüzü açın bütün işler yalnız Allah'a döner.

Enfal; 24: Ey iman etmiş kimseler! O [Elçi] sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah'a ve Elçi'ye icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda toplanacaksınız.

          Yirminci ayetteki “hayye” sözcüğü, yılan olarak algılanınca, doğal olarak 21. ayetteki “korkma” sözcüğü de “yılandan korkma” olarak anlaşılacaktır. Halbuki burada konu edilen korku, bu surenin 45 ve 46. ayetleri ile Şuara; 10- 15, Neml 10 ve Kasas 30. ayetlerde konu edilen Musa’nın görevden korkmasıdır, kaçmasıdır.

Şuara; 10-17: Bir vakit de Rabbin, Musa’ya: “Git o zalim kavme; Firavun kavmine, hâlâ takvalı davranmayacaklar mı?” diye nida etmişti.O [Musa]: “Rabbim! Şüphesiz ben, beni yalanlamalarından korkarım. Göğsüm de daralır, dilim konuşmaz, onun için Harun’a da elçilik ver. Hem onlara ait benim üzerimde bir suç var. Ondan dolayı beni öldürmelerinden korkarım” dedi. O [Allah]: “Hayır… Hayır… Haydi, ikiniz ayetlerimizle gidin. Şüphesiz ki, Biz sizinle beraberiz, işitenleriz. Haydi ikiniz Firavun’a gidin de ‘Biz kesinlikle, İsrail oğullarını bizimle beraber gönderesin diye’ âlemlerin Rabbinin elçisiyiz deyin” dedi.

Neml; 10, 11:Ve birikimini ortaya koy!” - Onu sanki görünmeyen bir varlık gibi, hareket ettirir görüverince dönüp arkasına bakmadan kaçtı.- Ey Musa korkma! Şüphesiz ki Ben;  Benim yanımda elçiler korkmaz. - Ancak, kim zulüm yapar, sonra kötülüğün sonunda iyiliğe çevirirse, şüphesiz Ben, çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim.

Kasas; 30- 32: Sonra oraya vardığında o bereketli toprak parçasındaki vadinin sağ tarafından, bir ağaçtan seslenildi: “Ey Musa! Hiç şüphesiz ki Ben, âlemlerin Rabbi Allah’ın ta kendisiyim! Ve birikimini ortaya at! – Onu (birikimini sanki görünmeyen bir varlık gibi, hareket ettirir görünce de dönüp arkasına bakmadan kaçtı.- Ey Musa! Beri gel, korkma. Kesinlikle sen emniyette olanlardansın. Koynundaki gücünü devreye sok, kusursuz bembeyaz çıkacaksın.. Korkudan kanadını kendine çek. İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir. Şüphesiz ki onlar, yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır.”

Ta Ha; 45, 46:  O ikisi [Musa ile Harun]: “Rabbimiz! Onun bizim aleyhimize aşırı gitmesinden veya azgınlığından korkarız” dediler. O [Allah]: “Korkmayınız, şüphesiz Ben ikinizle beraberim, işitirim ve görürüm.

          Yirmi ikinci ayetteki “Tahrücü (çıkacak)” filinin öznesi “El” değil, “Sen” dir. Bu ifade, fiil kalıbının” ikinci eril tekil şahıs” kalıbı ile, “üçüncü dişil tekil şahıs” kalıplarının aynı kalıp olmasından karıştırılmıştır.   Burada kastedilen de kendisine yedek güç olarak verilmiş Vezir Harun’u devreye sokması,  onun sayesinde ifadeleri kusursuzca, lekesizce,  eksiksiz olarak tebliğ edeceğidir.

         Ejderhaya dönüşen asa

A’raf; 106- 108: O (Firavun,) “Eğer bir alamet; gösterge ile geldiysen, getir hemen onu, tabii eğer doğrulardan isen” dedi. Bunun üzerine o (Mûsâ), BİLGİ BİRİKİMİNİ ortaya attı, o da birdenbire apaçık bir “SİLİP SÜPÜREN” kesiliverdi. Gücünü de sıyırıp açığa koydu; artık gücü, izleyenler için mükemmel, tam kusursuzca idi.

 Şuara; 30-32: O [Musa]: “Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?” dedi.O [Firavun]: “Haydi hemen getir onu, eğer doğrulardan isen” dedi.Bunun üzerine o [Musa], birikimini ortaya koyuverdi; bir de bakmışsın ki o [Musa’nın birikimi], apaçık bir silip süpürendir.

        Sü’ban
       “Sü’ban” sözcüğü, “su ve kan akması anlamındaki “seab” sözcüğünden gelir. Vadide sel yataklarının kıvrım kıvrım olması, bu kıvrım kıvrım dere yataklarından suyun akması, sevgilinin uzun saçlarının kıvrım kıvrım oluşu da şairlerin gözünde bu sözcükle ifade edilir. Bu sözcüğün çoğulu da “sü’ban” şeklindedir. “Sü’ban” sözcüğü tekil olarak da “uzun, güçlü, fare avlayan yılan anlamında kullanılır. (Lisan “sab” mad. Tac; “sab” mad.)
        Demek oluyor ki “Süb’an” sözcüğünün esas anlamı, “selin, önüne gelen her şeyi içine alıp sürüklemesi” demektir. Fareleri avlayıp yutan yılana da bu ismin verilmesi yılanın şekil, uzunluk ve kıvrımlığı itibariyle dereye benzemesi ve önüne çıkan fareyi sel gibi yutmasındandır.  Musa’nın birikiminin buna benzetilmesi de İlahi vahyin, her türlü beşeri plan ve desiseleri; batılı yok edip yutmasındandır.

        Bu ayetlerde Musa’nın birikimini ortaya koyması ile, hasımlarına ait  ipsiz sapsız görüşlerin, tezlerin ve batılın ortadan kaldırıldığı, hakkın ortaya çıktığı açıklanmaktadır.

         Ayetteki “Sü’ban” sözcüğünü ister önüne geleni sürükleyen sel anlamında; ister fare avlayan yılan anlamında ele alalım, burada konu edilen, Musa’nın birikiminin, önünde olan ne varsa silip süpürdüğü, yutup geçtiği anlatılmaktadır. Musa’nın ortaya koyduğu fikirlerin, bilgilerin firavun ve halk huzurunda ziynet günü “Açık Oturum”a benzer bir üslup ile yapılan müsabakada sihirbazlarının tezlerini çürüttüğü, iptal ettiği anlatılmaktadır. Çünkü vahyin önünde hiçbir şey durmaz, duramaz. Bu nitelik  Kur’an için de birçok yerde konu edilmiştir.
 
Mürselat; 1-7: küme küme gönderilip de önüne geleleri devirdikçe deviren, toplumları canlandırdıkça canlandıran, canlandırdıkça da hakkı batılı ayıran özür ? veya uyarı olarak öğüt bırakan Kur’an ayetleri kanıttır ki kesinlikle tehdit olunduğunuz şey elbette meydana gelecektir.
Saffat; 1-5: O saflar halinde dizilenlere/ dizenlere, sonra da haykırıp sürükleyenlere, sonra da (haykırıp sürükleyince de) öğüt okuyanlara kasem olsun ki, [bunlar, o saflar halinde dizilenler kanıttır ki,] sizin İlahınız kesinlikle Bir Tek’tir. O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. Doğuların da Rabbidir.

Zariyat; 1-6: O tozuttukça tozutanlara, arkasından ağırlığı taşıyanlara, sonra kolaylıkla akanlara, sonra da bir emri paylaştıranlara kasem olsun ki şüphesiz tehdit olunduğunuz o şey, kesinlikle doğrudur. Şüphesiz “Din [yapılanların karşılıklandırılması]” de kesinlikle gerçekleşecektir.
 Naziat;1-3,26: o, suya batırırcasına/batırarak söküp çekenlere, o, zorlamadan yumuşaklıkla çekenlere ve o, yüzdükçe yüzüp gidenlere, derken, öne geçtikçe geçip de bir iş çevirenlere kasem olsun ki, şüphesiz bunda, haşyet (saygı) duyacak kimseler için bir ibret vardır. Batıl yok olucudur.
İsra; 81: Ve de ki: “Hakk geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl yok olup gider.”Batıl hakla yok edilir.

Enbiya; 18: Bilakis Biz hakkı batılın başına çarparız da onun beynini parçalar. Bir de bakarsın o [batıl], yok olup gitmiştir. Ve Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan dolayı size yazıklar olsun!
       Musa’ya zaferin ne ile kazandırıldığı, Musa’nın asasının (birikiminin) ne olduğu ise Yunus suresinde Rabbimizce tefsir edilmiştir.
Yunus; 79- 82:Ve Firavun “Bana  en bilgili sihirbazların tümünü getirin!” dedi.Nihayet sihirbazlar gelince, Musa onlara “Ne atacaksanız atın!” dedi. Onlar ortaya atınca da Musa “Sizin getirdiğiniz şey sihirdir. Şüphesiz, Allah onu iptal edecektir [boş ve asılsızlığını ortaya çıkaracaktır]. Şüphe yok ki, Allah fesatçıların işini düzeltmez. Ve Allah, günahkârların hoşuna gitmese de, hakkı, Kendi kelimeleriyle ortaya koyup gerçekleştirir” dedi.
         Görüldüğü gibi bu ayetlerde asa, “Allah’ın kelimeleri” olarak tefsir edilmiştir 

 
        

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder