16 Şubat 2012 Perşembe

Kuran'ın toplumumuzdaki yeri


 Kur’an çok uzun yıllardır toplumun hayatından çıkmış durumda. Hz. Peygamber’in vefatından kısa bir süre sonra, Hz. Osman’ın katledilmesi Hz Ali, Hz. Aişe arasındaki Cemel Savaşı, Hz Ali Muaviye arasındaki savaşlar ve sonrasında yaşananlar, toplum zihninde büyük travmalar yaratmış. Zihinleri, yaşantıları, anlayışları alt üst olmuş. Kur’an’ın toplumların hayatlarından çıkmasını ta o dönemlere götürmemiz lazım. 1400 – 1450 yıldır Kuran bu toplumun hayatında zaten yok. Bugünün sorunu değil ki bu. Şöyle düşünelim. Peygamber zamanında yazılmış olan Kuran : Osman zamanında  4 nüsha, sonra 7 sonra 10 nüsha halinde çoğaltılıyor… Peygamber döneminde Kuranı ezberleyenler de var. Bunlardan bir kısmı şehit olmuşlar. Sonraki dönemlerde de yeni hafızlar oluyor. Ama yeni hafızlar kelimelerin fotoğrafını çekiyorlar sadece.

 Anlamından, ruhundan, nasıl hayat verdiğinden ve insanı nasıl inşa ettiğinden, günlük bir hayatın nasıl oluşması gerektiğinden, uzaklar. Peygamber dönemi gelenekleri, o dönemin ruhu yaşatılamıyor. Hocanın ağzından çıkanı veya yazılı olanı kaydediyor. Ses veya görüntü olarak. Oradakileri sadece matematiksel şifreler gibi ezberliyor. “Elif lam mim zalikel kitabu lareybe fih” diye ezberliyor. Buradaki bu ifade, ne diyor, hangi problemi çözüyor, günlük hayattaki hangi olaya karşılık geliyor, bunu bilmiyor. Bu ezberleme işi de çok önemli… Kur’an-ı Kerimin değişmeden günümüze kadar ulaşmasında en etkili yolun onun ezberlenmesi olduğudur. Ama Kur’an’ın hayatın içerisinde olmasına önemli bir katkısı olmamıştır bu durumun.

           Bugün Müslüman birey veya gruplara ‘müslümanların içine düştükleri bu sıkıntılı hal neyden kaynaklaniyor?’ diye bir sorsanız, İslam’dan uzaklaşmak ve Kur’an’ı hakkıyla anlamamak olarak cevaplayacaklardır. Bu cevap Kur’an’a işaret etmesine, sağlıklı bir arayışa işaret etmesine rağmen bir ‘istikametsizlik de’ dikkati çekiyor? Bunu nasıl açıklayacağız? Bunu bir iki nedenle izah etmek çok zor. Yüzlerce nedeni olabilir. Bunların en önemlisi, hayat algımızın Kur’ana göre şekillenmemesinden kaynaklandığıdır. İslam’dan uzaklaşmak çok soyut bir kavram. Hangi İslam? Çok farklı İslam anlayışları var. Ahmet’in anladığı İslam, Şii’nin anladığı, Sünni’nin İslam anlayışı vs… İlmihal kitaplarındaki İslam mı? Hangisi? Şimdi İslam’dan uzaklaştık da bundan 1400 sene önce, 1000 sene önce, 500 sene önce çok mu yakındık İslam’a. Biraz neresinden baktığınıza bağlı. Tam tersini söyleyelim. Son 100 veya 70 – 80 yıldır, İslam’ın peygamber sonrası döneme göre daha iyi anlaşıldığı hatta daha iyi yaşandığı dönemler olduğu kanaatindeyiz. Osmanlı, Emevi, Abbasi, Selçuklularla kıyaslarsak İslam anlayışımızın o dönemdekinden daha iyi olduğu kanaatindeyiz. Dolayısıyla ‘hangi İslam’ dememiz çok önemli. İslam’dan uzaklaştığımız için bu haldeysek, bu doğru bir değerlendirme olmaz. Kölelik, sıkıntı, adaletsizlik daha önce de vardı ve bugün de devam ediyor. İnsanların fakirliğiyse sorun olan ve Müslümanlar bunlardan sorumluysa, açıklık saçıklıksa sorun ve Müslümanlar bundan da sorumluysa veya Müslümanların siyasi anlamda büyük güçler karşısında Türkiye’de, Irak’ta, Afganistan’da dünyanın başka yerlerinde kâfirler tarafından eziliyorsa bu daha farklı değerlendirilmesi gereken bir şey.

           Müslümanların siyasi anlamda güçlü olduğu dönemlerde İslam çok güçlü değildi. Peygamber dönemi gelenekleriyle kıyasladığımızda, Peygamber efendimizin ortaya koyduğu pratikler göz önünde bulundurulduğunda bu dönemlerin algı ve pratikleriyle örtüştüğünü söyleyemeyiz. Emeviler döneminde zulmün beşi beş para. Haccac-ı Zalim Kabe’yi yıkıyor. Medine’yi işgal ediyor. Bir rivayete göre Medine’de on binlerce Müslümanı çoluk çocuk demeden katlediyor. Kadınlarını pazarlarda satıyor. İslam algısı budur. Abbasiler döneminde şu anki İslam coğrafyasının kat kat fazlası neredeyse tüm dünyanın üçte biri Müslümanların elindeydi ama benzer sıkıntılar söz konusuydu.. Şimdi bunun için bunu iyi tespit etmemiz lazım. Bizi Kur’an’dan uzaklaştıran binlerce şey var. İslam algımızın Kur’an’a uygun olmasını istiyorsak Kur’an’a uygun yeni bir zihin inşa etmemiz lazım. Bunun için de Kur’an’ı doğru anlamak lazım. Kuranı doğru anlamak da Kur’an’ın indiği dönemi iyi anlamakla mümkün olur. Nüzul ortamını yok sayarsak, yeni bir İslam inşa etmiş oluruz. Bunun Kur’an’a uygun olup olmadığını nasıl tespit edeceğiz. 

            Şunu soruyu soralım: Peygamber sonrası döneminden başlayarak günümüze İslâm’ın hakkıyla anlaşılmadığı ve yaşanmadığını söylüyorsunuz. Peki, insan gerçeği o günden bugüne değişmemişken ve de değişmeyecekken - toplumsal anlamda – “İslâm’ın bundan sonra da layıkıyla anlaşılmayacağı, güçlü olduğumuz zamanlarda da biz bu işi becerememişiz, elimize yüzümüze bulaştırmışız, dolayısıyla bireysel olarak İslâm’ı anlamaya gayret edeceğiz Kur’an’ın hedef olarak işaret ettiği hayat dediğimiz şeyde budur zaten” gibi bir sonuç çıkar mı Önceki dönemlerde Kur’an’ı anlamaya, yaşamaya çalışan hiç kimse hiçbir grup, toplum olmadı demiyoruz. Hakkı söyleyen, Kur’an ruhunu canlı tutmaya çalışan hem birey bazında hem de toplum bazında yapılar az da olsa daima buluna gelmiştir. Biz de bir çok şeyi onlardan öğrendik. Biz genelleme yaptığımızda, toplumun genelini hesaba kattığımızda büyük sorunların olduğunu, devleti, gücü elinde bulunduranların Peygamberimizin uygulamalarını göz önünde bulundurmadıklarını söylüyoruz. Egemen düşünce ve kültürden söz ediyoruz.

             Yoksa İslam’ı yaşayıp anlamaya çalışan zayıf da olsa bir damarın daima mevcut olduğunu söylüyoruz. İşte bu damar belki bugün bin yıl sonrasının en etkili dönemini yaşıyor diyebiliriz. Bu damar insanların teveccühüne mahzar olduğunda, toplumdaki her tür adaletsizlik ve haksızlıklar son bulabilir. Kur’an’ın ortaya koyduğu hedefler gerçekleştirilebilir. Bir de konuya şu açıdan bakmak gerekir. Biz Allah karşısında bireysel olarak yaptıklarımızdan sorumluyuz. Her birey sorumluluğunun bu şekilde olduğunun bilincine vardığında bilinçli bireylerden oluşmuş bir toplum kurulmuştur demektir zaten. Esas olan kimlik ve kişilik sahibi bireylerin oluşabilmesidir. Bireyler oluşursa, kendi toplumsal ortamlarını da inşa ederler. Birey olmadan toplum olmaz. Sahih bir anlayışa sahip birey de ancak Kur’an’ı sahih bir şekilde anlayıp yaşamasıyla mümkün olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder