17 Şubat 2012 Cuma

Kurana göre MUCİZE yoktur

 

        “Mucize”, Arapça’da ‘Acz’ kökünden türemiş; İf’âl babından ismifâil, müfred müennes bir sözcük olup anlamı “aciz bırakan” demektir. Bununla “insan aklını ve kudretini aciz bırakan şey” kastedilir. Batı dillerine Latince ‘miraculum’ sözcüğünden  ‘Le miracle’ olarak geçmiştir. “Harikulâde bir şey, fevkalâde (olağanüstü) bir hal” anlamına gelir.
        Peki evrende  “Mucize” diye bir olay söz konusu olabilir mi?
Bunu evrendeki olaylar açısından ele alalım:

1- DOĞADA  DETERMİNİZM


           Determinizmde deney konusu olmayan esrarengiz hiçbir olay ve kuvvet yoktur. Evrende olaylar birbirini kovalarlar. Yani bir olay diğerini, o da başka birini meydana getirir. Evren bir olaylar zinciri olarak devam eder. Bir olayı meydana getiren yine başka bir olaydır, metafizik veya doğaüstü bir kuvvet değildir.
Evrende her şeyin bir sebebi vardır. Sebepsiz bir şey olmaz. Her şeyin sebebi de yine kendi cinsinden başka bir olaydır. Birinci olaya SEBEP, ikinci olaya SONUÇ denilir. Sebep ile sonuç arasında matematiksel bir oran vardır. Sebep ortaya çıkınca, sonuç da ZORUNLU olarak meydana gelir. Eserde sebepten fazla bir şey bulunmaz.
           Bu kurala göre, evrende sıkı bir DETERMİNİZM hakim ise, yani her şey SEBEP-SONUÇ ilişkisinde ise, mucize diye bir şey olamaz. Zira Allahın sünnetullahında bir değişiklik bulamayız.
           Kimi de bu konuya doğadaki
imkan ve izafilik açısından yaklaşarak böyle şeylerin olabileceğini kabullenmiştir.

2- DOĞADA İMKAN (CONTINGENCE)

          Yukarıda görüldüğü gibi determinizmde zaruret (zorunluluk) vardı. Yani A olayı meydana geldiğinde mutlak surette, zorunlu olarak B olayının meydana gelmesi gerekmektedir. Örneğin su 100 dereceye kadar ısıtılırsa, su mutlaka ve zorunlu olarak kaynar.

          İşte bu zorunluluğun zıddı, İMKAN = CONTINGENCE ’ dir. Bu kanuna göre, A olayı meydana gelince B olayı meydana gelmeyebilir. XVIII. yüzyılda katı bir determinizm kabul görürken, çağımızda Leibniz, Emile Boutroux gibi bilim adamları tabiatta determinizmin değil, imkanın= contingence bulunduğunu ispatlamışlardır. Bergson, Guenat, Reinke, Driesch, canlılar dünyasında determinizmin bulunmadığını ileri sürerek VİTALİZM akımını oluşturmuşlar ve bu konudaki düşüncelerini ’Tabiat Kanunlarının İmkanı’ adlı eserlerinde toplamışlardır.
         Bu imkan = contingence prensiplerine göre, mucize veya doğal bir sebep olmadan;  bir olayın, bir SONUCUN meydana gelmesi mümkündür.
3- DOĞADA İZAFİLİK

          Fizik, kimya, matematik gibi ilimlerin Mayer Prensibi, Newton kanunları, Kepler Prensipleri gibi temel kavramlarıyla, cansız maddeler üzerinde incelemeler yapılmış; bu prensiplerin mutlak doğru olduğu noktasından yola çıkılmış ve neticede determinizmin zorunluluğu kabul edilmişti.
          Oysa  Fizik ve mekanik alanında meydana gelen yenilikler, katı determinizm bu anlayışını kökünden değiştirdi. Nitekim A.Einstein (1879-1958) yüksek matematikle ispat edilen İzafiyet Teorisiyle  fizik, kimya ve matematikte büyük bir devrim yaptı. Bu teoriye göre:
  • Sabit kütle yoktur. Kütle cisimlerin hızına tabidir.
  • Madde yoktur, enerji vardır.
  • Evren N boyutludur, üç boyutlu değildir.
  • Zaman ve mekan dışta objektif olarak yoktur. Bunlar cisimlerin hareketlerine ve görünüşlerine bağlıdır.
  • Genel çekim bir kuvvet değil, mekanın eğriliğiyle açıklanan, evrenin geometrik bir özelliğidir.
          Bu  durumda doğadaki izafiliğe göre mucizenin olabileceği düşünülebilir. Canlılar aleminde ise determinizmin yeri yok gibidir. Orada illet –eser, sebep–sonuç arasında zorunluluk yoktur. Her şey imkan = contingence çerçevesindedir. Etkiye eşit tepki hiç görülmez. Örneğin aynı şartlarda beslenen hayvanlar ve bitkiler, farklı farklı  bünyeler alırlar.

Din terminolojisinde ise:

         Mucize, Nebilik iddiasında bulunan kişinin, bu davasının doğru olduğunu ispat için Allah’ın izin ve kudretiyle gösterdiği harikulâde (olağanüstü, tabiat kanunlarına aykırı) şeylerdir

Mu’cizeye bir tanım getirildikten sonra Kelam bilginleri tarafından bunun şartları kuramsallaştırılmıştır.

 MUCİZENİN ŞARTLARI

          Mucize, onu gösteren kişinin kendi hüneri değildir. Kendisine Allah tarafından,görevini yapabilmesi, iddiasını ispat edebilmesi ve toplumu ikna s’edebilmesi için verilir.
Bir olayın mucize sayılabilmesi için :
  • Sebep ve illeti olmadan yapılmalıdır. (determinizme aykırı
  • olmalıdır.)                    
  • Mutlaka harikulâde olmalıdır.
  • Peygamberlik iddiasındaki kişiden başkası yapamamalıdır.
  • Ortaya çıkan olay kendisini yalanlamamalıdır.
  • Amacına uygun olarak ortaya çıkmalıdır.
  • Peygamberlik sürecinde olup daha evvelki hayatında
  • olmamalıdır.
  • Alenî olmalıdır. Yani herkesin gözü önünde olup herkes tarafından görülmelidir. İddiacının kendinden menkul olmamalıdır.

       Buraya kadar yaptığımız açıklamalar doğrultusunda peygamberlere verildiği kabul edilen mucizelere (!)  bir göz atalım. Tüm peygamberler ve onlara izafe edilen mucizeleri tek tek zikretmek konuyu çok uzatacağından çağımızda ümmetleri var olan Îsâ, Mûsâ ve Muhammed ve İbrahim as.lara izafe edilen mucizeleri Kur’ân’dan inceleyelim.

        Kur’an’da mucize sözcüğü geçmez. Kur’an’da “ayet (alamet/gösterge)” sözcüğü yer alır.

Mü’min; 78:
78 – Ve ant olsun ki, Biz senin önünden nice elçiler gönderdik. Onlardan kimini sana anlattık onlardan kimini de anlatmadık. Hiçbir elçi, Allah'ın izni olmaksızın bir alamet/gösterge getiremez.  Artık Allah'ın emri gelince de hak ile gerçekleştirilir. Batılcılar, işte burada hüsrana uğradılar.

Ra’d; 38:
38- Ant olsun ki, Biz senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve zürriyet (nesil; oğlan- kız çocuklar) verdik. Hiç bir peygamber için Allah’ın izni olmadan herhangi bir alamet/gösterge getirmek de yoktur. Her ecel için bir yazı vardır.

        Rabbimiz kendi varlığına, birliğine alamet/ işaret olan her varlığı ve olayı ayet diye ifade buyurmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder