16 Şubat 2012 Perşembe

KURANDA KIBLE



Namaz, oruç, haç gibi, kıble de isim değil fiildir, yani eylemdir. Kıble: Hak, istikâmet, doğruluk, adalet, itâat, ibadet, hamd, şükran ve egemenlik fiillerinin bileşkesidir.

Kıbleye yönelmek, bir şekil veya geleneksel bir alışkanlık olmuşsa, artık Gerçek Kıble Müslümanların sosyal hayatlarından uzaklaşmış ve kaybolmuştur. Kıble, Allah’la buluşma noktasıdır. Kıbleye yönelen kimse, kıbleyi bütün duyguları ile şöyle hissetmelidir: Ya Rabb’im, ben bütün yaşantımda, Senin emir ve öğütlerinle hayat buluyorum, onlarla diri kalıyorum. Her zaman Senin emir ve öğütlerine yöneliyorum ve bundan sonrada daha da kuvvetli olarak yöneleceğim. 45/13: “Göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden size boyun eğdirdi. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır”. Kainattaki yarattığın varlıkların tümü, güneş, ay, yıldızlar, rüzgâr, yağmur, ağaçlar ve hayvanlar, nasıl Senin emrinden sapmazlarsa, ben de Senin emirlerinden sapmadım, sapmayacağım ve şimdi namaz için Senin Kıblene, Beytine yöneldim. Ayaklarımı kaymaktan koru, bana şer ve düşman olan bütün yaratıkların kötülüklerinden Sana sığınırım. Her zaman Senin ve benim düşmanlarımla mücadele ettim ve edeceğim. Rabb’im, bana yardım ve güç ver. İşte, Kıble’ye yönelmenin anlamı ve yorumu kısaca budur. İnsan namazdan önce, bu idrak içinde ve bütün benliği ile kıbleye yönelmiyorsa, Allah'ın, böyle kılınan namaza kesinlikle rızası yoktur.

Toplumun sosyal hayatın da Allah’a itaat yoksa ve Allah’ın emrettiği hükümler geçerli değilse, beşeri düzen yaşanıyorsa ve namaz kılan insanlar bundan rahatsızlık duymuyor ve huzur içinde yaşayabiliyorlarsa, kesinlikle emin olsunlar ki, önlerindeki kıble Allah’ın kıblesi değildir, beşerî kıbledir. Bu şekilde, Allah’a karşı sorumluluk duygularının unutulması, beşerî kıblesinin hukuken kabul edilmesi ve onaylanmasıdır. Ona meşruluk kazandırılmasıdır. Bunu bilerek yapanların veya bundan rahatsızlık duymayanların, yarın ahirette sığınacak hiçbir yerleri ve onları koruyacak kimseleri de yoktur. Dünyada da ahirette de hakikaten iflâs etmişlerdir, acınacak durumdadırlar. Yaptıkları diğer bütün ibadetleri de boşa gitmiştir. İşte bunlar gerçekten iflâs edenlerdir.

Yaşanan sosyal hayatta, Allah’ın emirleri dışlanmışsa, artık teşekkür, şükran ve hamd da Allah’a değil, beşerî düzene yapılmaktadır. Bu durumda iyiniyet veya ehvenişer de geçerli değildir. “Benim kalbimde, niyetimde durum başkadır.” demekle de, ahirette kurtuluşun sağlanamayacağı bilinmelidir. Çünkü bu durumda, beşerî kıblenin hâkimiyeti kabul eden toplum, Allah’ın hükümlerini arkaya atmış, isteyerek veya istemeyerek toplumca Allah’a isyân edilmiştir. Allah’ın hükümlerini geçersiz kılan ve kaldıran bir toplumun hiçbir ibadeti de geçerli değildir. Hem Allah’a isyân edilecek, hem de isyân edilen Allah’a ibadet yapılacak. Bunun doğru bir ibadet olduğunu kim iddia edebilir? Kur’an’ın çok açık ve herkesin kolayca anlayacağı hâkimiyet hususunu, anlamamak için gayret sarf edenler, idrak edemeyen beyinler, kurtuluşu eylemde değil de, duygusuzlukta veya bekle gör de bulanlar, zaten gerçekten mavf olmuş, ölmüşlerdir. Bu durumlarını ve kendilerini, çeşitli tevillerle dünyada savunabilirler, acaba ahirette kendilerini nasıl savunacaklar? Bir an o ahiretteki durumlarını düşünebilseler, belki kurtulacaklar. Yaşanan sosyal hayat nizamında, beşerî kanunlar zoru ile de olsa, Allah’a itaatsizlik edenlerin, zulme razı olanların, adaleti, eğitimi, korunmayı beşerî düzende arayanların, önündeki kıble ilâhî değildir. Bilsinler ki, o artık beşerin kıblesidir ve onlar gerçekte Allah’tan başka şeye itâat ve ibadet etmektedirler. 2/145: “Sen Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun.”, apaçık bu âyetten anlaşıldığı gibi, bu konuda nefis müdafaası yapılması da şeytanın oyunundan ve aldatmasından başka bir şey değildir. Çünkü, yaşanan hayatın her yerinde kıble Allah’ın hakimiyetinden çıkmıştır. Artık namaz saatlerini, oruç günlerini, hac seferlerini, bayram günlerini, zekâtı, fitreyi, o beşerî kanun ve kurallar belirleyecektir. İşte böyle ortamda yapılan secde de, Allah’la buluşmak mümkün değildir. Beş vakit kılınan namazın her rekâtinde, 1/4: “Ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım isteriz”. beyânının da artık hiçbir anlamı yoktur, çünkü, beyân sahibi yalan söylemektedir. Onun Kur’an standartlarına göre artık, dini de, resulü de, kıblesi de yoktur. Bu yalancılar Ahirette de katiyen mazur sayılamazlar. Çünkü: 39/67: “Allah’ı gerektiği gibi bilemediler”, 41/14: “Onlara: ‘Yalnız Allah’a kulluk edin’ diye önlerinden ve arkalarından Resuller gelmişti”, Rabb’imizin bu apaçık öğütlerine rağmen, Allah’a kulluk etmemekten rahatsızlık ve hicap duyulmuyorsa, böyle toplumun Kur’an ahlâkından üzerlerinde hiç bir iz kalmamıştır. Bu toplum artık ahlâktan bahsedemez. Çünkü pratik hayatlarından Allah’ın hükümlerini çıkardılar ve en ahlâksız toplum oldular. Mescidlerde artık, beşerî düzeninin muvaffak olması için dualar edilmektedir. Herkes, “Bu günümüzü aratma ya Rabb’im” diye dua etmektedir. Hâlbuki Rabb’imiz, 72/18: “Mescidler Allah’a mahsustur. Allah ile beraber bir başkasına dua etmeyin”. Buyurmuştur.

Rabb’imiz, huşu ve huzur içinde namazlarımızı kılmamızı istemektedir. 29/45: “...Çünkü salat, kötü ve iğrenç şeylerden vaz geçirir...” diye öğüt vermektedir. İslâm coğrafyasına baktığımızda, çok kötü, alçaltıcı, onur kırıcı ve iğrenç olaylar yaşantısını görmekteyiz. Bütün toplumların kıldıkları namazlar, onları kötülüklerden vaz geçirmemektedir. Çünkü, önlerindeki kıble Allah’ın kıblesi değildir. Kâbe’de namaz kıldıktan sonra, insanlar birbirlerini ezip öldürmektedirler. Binlerce senedir bu kötü ve iğrenç hayatın içinde yaşayan Müslüman toplumlar, “biz nerede hata yaptık” diye kendilerini sorgulamayı akıl bile edemiyorlar. Bunun sebebi, Allahdan uzaklaşıp, Allah’ı ve vahyi inkâr edenlerle birlikte olmalarıdır. Vahyî inkâr edenler, bu zavallıların beyinlerini yıkayarak, doğruları yanlış, yanlışları doğru göstermektedirler. Müslümanların yaşadığı yerlerde, sevap işlemek yasak, günah işlemek serbesttir. İçki, kumar, zina, faiz utanılacak, yüz kızartacak günah değildir, düzenin himâyesinde ve korumasındadır. Hazineden çalıp yemek serbesttir ve hiçbir cezası yoktur. Fakat İslâm kimliğinin görüntüsü olan, başörtüsü, sakal yasaktır. Bu yasaklara uymayanlar amme hizmetinde görev alamazlar. Okullarda okuyamazlar, öğretmenlik yapamazlar, çünkü başörtüsü ahlâkı bozmaktadır. Göbeğin, bacakların açılması ahlâkı bozmamaktadır. Zina yapmak, düzenin memurlarının himâyesinde yapılırken, kadının elini tutmayan erkek memur görevden atılarak cezalandırılır.

Vahye inanan toplumlar için tek bir kurtuluş yolu vardır. 60/13: “Ey iman edenler, Allah’ın gazap ettiği kimselerle dostluk etmeyin. Kâfirler, mezarlık halkından nasıl ümidi kesmişse, onlar da âhiretten öyle ümidi kesmişlerdir”. Şartlar ne olursa olsun, vahyî inkâr edenlerden her türlü dostluk kesilmelidir. Rabb’imizin Müslümanlara iki nimeti vardır. Biri Kur’an diğeri kardeşliktir. 49/10: “Muhakkak müminler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki size rahmet edilsin”. 57/16: “İman edenler için, hâlâ vakit gelmedi mi ki kalpleri Allah’ın zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine Kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalpleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar?”. Hâla, 47/24: “Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?”. Bunlar, 45/6: “...Allah’tan ve Allah’ın âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?”. Camilerin içini dolduranların her birinin gönlünde ayrı bir kıble vardır. Kimisinin ticareti, kimisinin partisi, kimisinin şeyhi, kimisinin makamı, kimisinin terfisi, v. s., v. s. kıbleleri vardır. Aynı safta duranlar, birbirleriyle tanışmazlar, birbirlerine iyilik olur diye tebessüm bile etmezler, namaz kıldırma memuru asık suratla gelir öne geçer, görevini yapar ve asık suratla gider. Onun da kıblesi memuriyetidir. Cemaat Namazı’na gelenlerin bazıları safa gelmeye bile tenezzül etmezler, en arkada ayrı saf tutup namaz kılarlar. Hele müezzinler, devlet memuru olduklarından camide onların da ayrı bir makamları vardır. Selâtin camilerinde müezzin mahfili vardır. Diğer camilerde en geride parmaklıkla çevrilmiş müezzin yeri vardır. Müezzinler mahfilde veya en arkadaki çevrilmiş yerlerinde namaz kılarlar. Cemaatle namaz kılmak için cemaatin safına gelip namaza iştirak etmezler. Böyle ortamda, Allah’ın nimeti olan kardeşlik nasıl meydana gelir? Bu insanların birbirlerine, Allah’ın özel emrine 49/10: “Muhakkak müminler kardeştirler”, rağmen, kardeş anlayışları gelişmemişse, tayin edilmiş memurunun arkasında rahatsızlık duymadan, utanmadan namaz kılıyorlarsa, zaten bunlara cemaat denemez, kıldıkları namaz da, cemaat olamadıkları için ve her biri ayrı kıbleye yöneldiğinden, namaz da, cemaat namazı değildir. İslâm din kurallarına göre, cemaat erkek ve kadın topluluğu ile meydana gelir. Günümüzde yalnız erkekler topluluğu cemaat kabul edilmiştir. Kadınlar, cuma ve bayram namazlarına alınmazlar.peygamber devrinde mescide Rasul’e soru soran ve Ömer devrinde  Ömer sen yanlış yapıyorsun” diyecek kadınlar nerede……………

Müslümanlar, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle ulaşılmış imanla, aynı kıbleyi hedefleyen kardeşleriyle, mutluluklarını ve kederlerini paylaşarak, kadın ve erkek yürekten en sağlam bağlarla birbirlerine bağlandıklarında, ancak Rabb’imizin emrettiği tevbeyi yapmış olurlar. 66/8: “Ey iman edenler, Allah’a yürekten tevbe edin...” Âyette “ey iman edenler” çoğul beyânla hitap etmesine özellikle dikkat edilmelidir. Toplumun tevbesi, Kur’an’a sarılmak, Müslüman kardeşlerinin lehine olarak, vahyi inkâr edenlerden en yakınları bile olsalar ayrılmaktır. Dinin gerekli kıldığı en önemli eylem işte budur. Allah’ın tanzim ettiği ve ismini koyduğu İslâm Dini, Peygamberi ve Kıblesi, Müslümanlarca aynı anlam ve duygularla bilindiğinde Saadet Günleri başlayacaktır. 41/37: “Gece, gündüz, güneş ve ay Allah’ın âyetlerindendir. Ne güneşe, ne de aya secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin. Eğer Allah’a kulluk ediyorsanız”, 39/66: “Hayır, yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol”. 57/20: “Bilin ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme, mal ve evlât çoğaltma yarışıdır...”. Bu yarışa, her türlü şartlara tahammül edebilecek, samimi ve sözünün eri olanlar katılmalıdır. Korkaklar, yalaklar, dönekler ve denenmişler bu yarıştan uzak tutulmalıdırlar. 61/2, 3, 4: “Ey iman edenler, niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah yanında en sevilmeyen bir şeydir. Allah, kendi yolunda kurşunla kaynatılmış binâlar gibi saf bağlayarak çarpışanları sever”. 67/2: “Allah, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için, ölümü ve hayatı yarattı. Allah, üstündür, bağışlayandır”. 60/8: “...Allah, adalet yapanları sever”. 57/21: “...Allah’a ve Resulüne inananlar için hazırlanmış bulunan bir cennete koşuşun...”

SONUÇ

Ayetlerle, “Mescid-i Haram tarafı”nın kıble edinilmesi emredilmiş ve “Mescid-i Haram tarafı”nın “kıble (hedef, strateji)” yapılmasının gerekçeleri sayılmıştır. Bu gerekçeler şunlardır:
1. “insanlardan, -onlardan zulmeden kimseler hariç- sizin aleyhinizde bir delil olmaması için”, yani; herkesten güçlü olmanız, kimsenin sizi ezmemesi için.

2. “Benim size, içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve hikmeti (zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri) öğreten ve size bilmediğiniz şeyleri öğreten bir elçi göndermemiz gibi, size olan nimetimi tamamlamam için”, yani; Allah’ın dininin yayılması nedeniyle tüm insanların kitaptan, hikmetten yararlanmaları ve bilgisizlikten kurtulmaları için.

3. “doğru yolu bulabilmeniz için”, yani; kurtuluşa erebilmeniz için.

1 yorum:

  1. Kıble = Bir sıkıntıda da baş vurulacak merci anlamında kullanılırmış bizim Kıblemiz, Hüküm kaynağımız sadece Kurandır :)

    2/145: Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.

    YanıtlaSil