20 Şubat 2012 Pazartesi

Misak'ınızın Farkında mısınız?

         ANA SAYFA É
        Dünyada yaratılan her İnsan/Adem, kendi iradesi dışında hayat bulmaktadır. Fakat bu iradesizlik, her yaratılmışa egemen olan, bütün eşyanın bilgisini tümüyle elinde bulunduran tek bir İlah’ın, bir Yaratıcı’ nın iradesine kalmıştır.

         Her şeyden önce yedi kat gök ve yerin mantıklı bağlarla örülmesi bir rastlantı eseri olamaz. Hem bir rastlantının var olabilmesi için bile, madde olarak tanımladığımız yapının önceden beri var olması gerekir. Allah’ı yaratıcı kabul etmeyen kişiler yada bir ilahı kabul edip, O’nun gerçek niteliklerini araştırma merakı duymayanlar, bu umursamaz davranışları ile ne kadar mantık ve ilim dışı olduklarınıda ortaya koyduklarının farkında değildir.

         Eğer Allah varsa, acaba kendi yarattığı varlıkları bir başlarına koyup göklerde mi yaşamaktadır?(SÜBHANALLAH) Yoksa her şeyi sonsuz iradesiyle çekip çevirmekte midir? Bu sorunun üzerinde düşünmek ve bir yanıt vermek, O Yaratıcı Güç’e kulluk anlamında yönelip yönelmememiz gerektiğini açığa kavuşturacaktır.

        Eğer Allah varsa ve bizi gözetliyorsa, bizim birtakım eylemlerde bulunmamızıda bekliyor demektir. İşte bu eylemler, en az bir ilaha inanan kişilerin tapma/emrine uyma adını verdiği eylem biçimidir. En az bir tanrının varlığını kabul etmek, her şeye egemen tek bir ilahı/ALLAH’ı, hakkı ile takdir etmek için atılan bir adımdır.(Bkn. Enam 91) Her insan son adım olan tek ilaha boyun eğerek, yani son aşamayı daha en başında yaşayarak dünyaya gelir. Fakat yetiştiği/etkisinde olduğu çevrenin durumuna bağlı olarak zamanla tek ilahın gerçekliği, o insanlığın bilincinde körelerek çoktanrıcılığa adım atar. Toplumsal kabuller bu adımın asıl gücünü oluşturur. Zira çoktanrıcılık/şirk sistemi insanların iradesine bağlı bir kavramdır. Yani biz insanları şirke iten şey, insanlık iradesidir. Atalarının dini üzere olan insan, eğer kendisine bir Elçi/Kitap gelip, tek olan Allah’ı tanıtmamış ise doğal olarak, bu inancın yerini birçok ilahlaştırılmışa bırakacaktır. Bu ilahlaştırılmışlara örnek olarak din adamları, zenginler, zalim yöneticiler, ataların görüşleri, doğal olayları/melekler gösterilebilir. O nedenle insanların, kulaktan dolma ve yeterince sorgulanmamış bilgiler, ki bu bilgiler doğru bile olsa, Allah katında bir değer taşımaz.

         İnsan zihninin ürettiği inançlara ve bu inançların nesilden nesile aktarılmasına karışılmaması gerekseydi; yeni yeni habercilerin/nebilerin görevlendirilmesinin bir anlamı kalmazdı. Nebilik kavramı yeni vahiyler almayı, elçilik kavramı ise alınan vahiyleri tebliğ etmeyi kapsar. Rasule düşen görev sadece vahyi tebliğ etmektir. (Bkn. Teğabün 12, Nur 54, Ankebut 18, Maide 92) Hz. Muhammed (selam üzerine olsun) Allah’dan vahy aldığı için nebi, aldığı vahyi bize ilettiği için de rasuldür. Allahtan gelen vahy bize bildirdiği için, bir beşer olan Nebi rasul olup, Kuran bu bağlamda Allah’ın elçisidir. Kısacası rasul aramızdadır. (Bkn. Ali İmran 101)

          Eğer bir Allah varsa ve o Allah birtakım elçiyle hükümlerini bildiriyorsa, bizi bir şeylerden sorumlu kılıyor anlamını çıkarmak zorundayız. Her sorumluluk ise sonuçlarına katlanmayı gerektirir. Bu sorumluluk gereğince, hayatı Allah tarafından Cennet karşılığında satın bir inananın hayatı, bir ticarettir. Bu ticareti erdemli biçimde yapanlar, vadi gerçek olan Cennet’e kavuşacak olanlardır. Yaşamlarını, rabbimizin sorumlu tuttuğu Kurandan çek etmeyip, duyarsızca geleneğe uyarak ve “alimlerimiz bilir” diyerek onları terbiyeci edinen ve vahye kulak tıkayan sorumsuz kişiler ise Cehenneme atılarak karşılık göreceklerdir. Yüce Yaratıcı, bizi hükümleri ile bağladığı sisteme İSLAM adını vermekte ve bizlerden MİSAK almaktadır. Kısacası Allah, “işittik ve itaat ettik” sözü ile bizleri İslam’a bağlamaktadır. Böyle bir bağlamda, İslami hayata müdahale eden her güç unsuru, aslında İslam’ın dışladığı/kovduğu ŞEYTAN olarak temsil ettirilir ve bu unsur, İslam sistemini insanların yaşamından uzaklaştıran bir vesile olmaktadır.

Maide.-7 : Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığısağlam sözü (MİSAK) hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah göğüslerin özünü hakkıyla bilendir.

Neyi İŞİTİYOR ve Neye İTAAT ediyoruz.
         Bir müslüman’ın kulaklarına dolan bilgiler işittikleridir/okunanlardır. Bu işitme, hayat okuması ve o hayatta itaat edeceği emir ve yasaklardır. Allah’ın bizi bağladığı yegane unsur, kovulmuş şeytandan uzak tutulan kuran ayetleridir. Zira o ayetlerin kelimelerini değiştirecek yoktur.(Bkn. Kehf 27) Ayrıca bu ayetleri okuma/öğrenme işi yapılırken, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınılması germektedir.(Bkn. Nahl 98) Çünkü her nebinin yolunda Mücrimler vardır. (Bkn. Furkan 31) Kuran anlaşılırken, bilinen ve bilinmeyen bir çok unsur, hayatı vahy anlayışından çıkarmak için uğraşacaktır. Şeytani telkinlerden uzak bir okumanın yapılması şarttır. Çünkü işittiklerimiz önemlidir.

         Misak kelimesinin kökü, V-S-G (وثق) kelimesidir. Kuranda bir çok yerinde ve farklı kelime türevlerinde kullanılmaktadır. Kök anlamı olarak bağlamak manasındadır. (Bkn. Maide7, Fecr 26; “onun bağladığı gibi ).

       Misak(ميثَاقِ) ve Mevsıg (مَوْثِقً), Sağlam söz almak, bağlanılmak, yapışmak, tutunmak anlamındadır. Arap dilinde herhangi bir süre ve şart belirtilmeksizinyapılan koşulsuz anlaşmaya misak, bir şart ve süre belirtilen koşullu anlaşmaya ise mevsıg/mevsiga denir. (Mevsıg için; Bkn. Yusuf 66 - 80)

Koşulsuz yapılan Misak ÇeşitleriKuranda, üç şekilde karşımıza çıkmaktadır.

- İki Kavim arası anlaşma; (Bkn. Nisa90 ve 92, Enfal 72),

- Evlilik akti: (Bkn. Nisa 21),
 
Allah’a verilen Kitaba uyma sözü : (Bkn. Maide12-14, Al-i İmran 81- 187, Ahzap 7, İsâ 154, Bakara 63-70-93)

       Nebilerden, İsrail oğullarında, kendilerine Nasrani diyenlerden ve Bizlerden, kısacası kendilerine kitap verilmiş olan bütün beşerden Rabbimiz, Kendi sistemine/İslam’a bağlamak için misak almıştır. Kuran ayetlerini “işitip itaat ettik” diyerek alınan misak, kitaba uymadığımız takdirde bozulacak ve bir enkaza dönüşecektir.(Misakı enkaza çevirme (نقض) için Bkn: Nisa 155, Bakara 27, Rad 20-25, Maide 13),

      Misakın bozulma örneği, ipliğini sağlamca eğirip geri çözen (نقض), bir kadın gibi (bkn. Nahl 92) misakımız da kurandan uzaklaşma ile, sağlam bir yapıdan zamanla bozulup çözülen bir hal alacaktır. (Misakın çözülmesi, (نبذ): Ali İmran 187, Bakara 100-101, Enfal 58)

       Bu çözülmenin hayata yansıması “işittik ve karşı geldik”olacaktır. Zira verilen sözü pekiştirdikten sonra bozanlar için rabbimiz lanet etmektedir. (bkn: Rad 25). İşitip de karşı gelen bir kavmin örneği de bir çok surelerde işlenen İsrailoğullarıdır.(bkn. Bakara 93)

       Bir Müslüman olarak bizler, inzal edilen Kitap ayetlerini işitip; o ayetlere itaat edeceğimize dair söz vermiş durumdayız. Bu sözü alınan Kitapdan, Hz. Muhammed(selam üzerine olsun) ve bizler hesaba çekileceğiz. (Bkn. Zuhruf 44) Bizi bağlayan yegane kitap Kurandır. Kitap dışı şeytani telkinler bizleri bağlamamaktadır.

       Alınan Misak üzere “İslam’ı yaşamayı alıkoymaya çalışan her anlayış, İslam’ın düşmanıdır. Yani Şeytandır” saptamasını yapmalıyız. Bu bağlamda İnsanların bir nefis muhasebesi yapması ve “Ben İslam’ın neresindeyim?” sorusunu kendilerine sormaları gerekmektedir. Atalarını uyar buldukları kitapları bırakıp, misak sözü alınan inzal edilmiş kitaba, şirk koşmadan İman etmeleri gerekmektedir. Durumun ciddiyetinin Farkında mısınız?      Gelin din adamları ile cemaat arasında sıkışıp kalmaktansaİslam’ı gerçek nitelikleriyle tanımaya ve onu yeryüzünde kötülükten alıkoyup iyiliği emretmenin kaynağı konumuna yüceltmeye çaba gösterelim! İnanan kullara her şeyin sahibi ve eğiticisi olan Rab tarafından emredilen temel hukuki ilke budur: Kötülükten alıkoymakve iyiliğiemretmek.

Artık kendi toplumumuzu ve soyumuzu gereksiz yere yücelten uyuşturucu tavırlardan ve anlamı açık olmayan kavramlardan uzak durarak, yaratılış nedenimizin farkına varalım ve tüm yüreğimizle “İşittik, İtaat ettik!” diyelim ve Allahın bizden almış olduğu MİSAK’a bağlı kalalım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder