9 Şubat 2012 Perşembe

MÜZZEMMİL "Gece Okuması"

 

Düşünüp gönüllü olana Kur’an kolaylaştırılmıştır…

           Gönüllü olmak; hiçbir baskı ve etki altında olmadan/kalmadan, insanın bir şeyi benimsemesi ve varsa o konuda bir iş, onu tamamen kendi özgün düşüncesi ve özgür iradesi ile yapması, demektir. “Gönül işi” dediğimiz duygulara kim gem vurup engelleyebilir? Bir düşünsenize, 15–25 yaş arasındaki gönül kıpırtılarınızı, kıpırtı dediysem de onların her biri çok yükseklerde uçan özgür kartallar gibidirler. Gönül… Gönül bu, Kur’an diliylefuad… Ferman tanımaz/dinlemez. Aktı mı bir tarafa, ona candan, kalbinin en derinliklerinden bağlanır. Hani derler ya; canı gönülden… Özgürlük gönül işidir. En büyük esaret ya da kölelik de gönülden geldiği gibi davranamamak olsa gerek…

          Gönlü bağımsız olmayan özgür düşünceye ulaşamaz ve sivil bir davranışta bulunamaz. Kendi dışında her şeyden kayıtsız, bağımsız ve hür; o kadar hür ki, böyle bir gönül, tanrıya inanıp inanmamakta bile kendisini serbest görür… Çocukluğunda çevresinden aldığı inanç mirasını, büyüyüp gönlü, düşüncesi ve vicdanı özgür olunca/olabilirse gözden geçirir, kafasına/gönlüne yatmıyorsa göğsünden söküp atar ve doğrusunu edinme çabasına girer… İşte Müslümanlık da böyle bir gönül işidir. Başka bir deyişle Müslümanlık gönüllülük esasına dayanır… Taklit, çakma ve miras değildir. Gerçekten gönüllü olarak ve sorumluluk bilinci ile Allah’a inanan insan, özgür insandır. Bu gönül yolunda kesinlikle zorlama ve zorbalık yoktur. Bu bağlamda çok meşhur olmuş bir ayeti alıntı yaptıktan sonra, başka ayetlerle yazımı sürdürmek istiyoruz.

“Dinde zorlama yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden seçilip ayrılmıştır. Şu halde kim tağutu (azgın, sapık/şeytani güç odaklarını) reddedip Allah’a iman ederse, hiç kopmayan sağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah her şeyi işitip bilendir.” (Bakara 2/256)

          Allah insanların içinden bir kimseyi resul olarak seçer. Onun için Resullük ile Müslümanlık bir gönül meselesi değil, doğrudan Allah’ın bir lütfüdür ve bu sadece Resuller için geçerlidir. (ğaliz misak) Diğer insanlar ya aldıkları bir uyarı ve davet sonunda ya da kendi akıl ve fikirleriyle Allah’a inanırlar. Elbette “ben inandım” demekle her şey tamam olup bitmiyor. İnanmanın gereği olan bilgi ve davranışların öğrenilmesi gerekir. İnanmak gönül işi olduğu gibi, inandıktan sonra gerekli bilgilerin öğrenilmesi de gönüllülük esasına dayanır. Kimse kimseye hiçbir şeyi zorla öğretemez. Bir insanın, Allah’a inandıktan sonra Müslüman olarak yaşayabilmesi için, Kur’an’daki bilgileri ve Resulullah’ın örnek hayatını eğitim yoluyla öğrenmesi gerekir. İşte bu eğitim-öğretim de kesinlikle resmi ve zorunlu olmamalı, tamamen sivil inisiyatif içerisinde, özgür iradeye bağlı ve istek üzerine olmalıdır. Bunun böyle olduğunun gereği, nedeni ve yöntemi iniş sırasına göre üçüncü sırada bulunan Müzzemmil suresinde açıkça belirtilmiştir. İlgili ayet meallerine bakalım:

 “Ey büyük bir iş yüklenen(müzzemmil)! Az bir kısmı hariç olmak üzere geceleyin kalk. Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt veya daha da çoğalt onu. Ve Kur’an okumayı, doğru düzgün ve düzenli olarak sürdür.  Muhakkak biz sana, ağır bir sorumluluğu bulunan söz yükleyeceğiz. Kuşkusuz gece kalkmak, etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından da daha elverişlidir. Çünkü gündüzleri senin uzun uzadıya uğraşacağın işlerin vardır. Rabbini asla unutma ve bütün varlığınla O’na yönel.(Müzzemmil 73/1–8)

Elbette Rabbin, senin ve seninle birlikte olanların gecenin üçte ikisinde, yarısında ve üçte birinde kalktığınızı biliyor. Geceyi ve gündüzü Allah takdir etmektedir. Onu hesap edemeyeceğinizi bildiği için sizi affetti. O halde Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah’ın lûtfunu arayan başka insanlar bulunacağını bilmektedir. Onun için Kur’an’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun. Salâtı ikame edin, zekâtı verin. Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için verdiğiniz hayırları, Allah katında, verdiğinizden daha hayırlı ve mükâfatça daha büyük bulacaksınız. Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir” (Müzzemmil / 20).

           “Ey büyük bir iş yüklenen! …  senin ve seninle birlikte olanların …”  sözlerinin muhatabı, elbette öncelikle Allah’ın Elçisi ve ashabıdır, ama günümüzde “Kur’an Kitabımdır” diyen herkestir. Yani Müslüman’ım diyen her kişi “…ağır bir sorumluluğu bulunan söz”ü/Kur’an’ı yüklenmiştir…Artık böyle bir kişi için, gündelik hayatında yürüttüğü zaruri işleriyle birlikte yeni ve gönüllük esasına dayalı bir iş daha ortaya çıkmıştır; geceleri Kur’an okuma (Kur’an dersleri/eğitimi)…

           Yukarıdaki ayet meallerinden Kur’an okuyacak insanlar için bir gün, gece ve gündüz olarak ikiye ayrılmıştır; gündüzleri geçimlik zorunlu işler, geceleri gönüllü Kur’an dersleri… Ayetlere dikkat edilirse gönüllü olarak yapılan Kur’an dersleri için zamanı kullanma ve okunacak miktar konusunda oldukça esnek ifadeler kullanılmıştır. Günümüz koşullarında “gündüz” zamanı için, geçimlikleri sağlamak üzere kullanılan süreyi, “gece” için de çalışma süresinin dışında kalan serbest zamanı düşünebiliriz. Buna göre vardiyalı çalışanlar kendilerine göre uygun zamanlarda birlikte Kur’an tedrisatı/eğitimi yapabilirler. Ama mutlaka bu dersler yapılmalıdır; dışarıdan herhangi bir otoritenin dayatması ile değil, inanan insanların kendileri istedikleri için ve kendilerinin yapacakları sivil bir program dâhilinde bu dersler yürütülmelidir. Yoksa gündelik hayatta isabetli kararlar alınamaz ve doğru davranışlarda bulunulamaz. Kur’an’ı doğru okuma eylemi, aklı uyanık tutar. Aklın uyanık olması demek, aklını kullanmak demektir. Bilindiği gibi aklın uykusu canavarlar üretir.

           Kur’an mealleri ve tefsirlerin çoğunda “gece kalkma” eyleminin, namaz kılmak ve yüzünden Mushaf okumak anlamında, ibadetler için yapıldığı yazmaktadır. Nafile ve kaza namazları, Mushaf hatimleri , tarikat tespihat ve zikirleri vs.Oysa ayetlerin birinci bölümünde gündüzleri maişet için çalışmaktan, ikinci bölümde de yapılacak çalışmalarla ilgili iş örneklerinden söz etmektedir. Buradaki ayetlerden gündüzlerdeki işlerin, gece alınan Kur’an dersleri doğrultusunda yapılmasının anlaşılması daha doğrudur diye düşünüyoruz. Zaten “Rabbini asla unutma ve bütün varlığınla O’na yönel.” İfadesi de iş ahlakını hatırlatıyor. Hep duyarız; “Avrupa’da insanlar işlerinde çok dürüsttür” diye. Avrupalı bir Hıristiyan, Tanrı’yı gökte değil, komşusunun davranışlarında görmek istermiş... Ya Asya’daki Müslüman’ım diyenler… Mehmet Akif’ten 

 VAİZ KÜRSÜDE
Bütün o işleri rabbim görür: vazifesidir...
…                               
Hüdâ vekil-i umurun değil mi? keyfine bak!
…                            
Evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak;
Şifa hazinesi derhal oluk oluk akacak.      
Demek ki: her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın O:
Çoluk çocuk O’na aid: lalan, dadın, bacın O;  
Vekil-i harcın o; kâhyan, müdür-i veznen O;
Tabib-i aile, eczacı... Hepsi hâsılı O.
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!
Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu!
Huda’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hüda;
Utanmadan da “tevekkül” diyor bu cür’ete… Ha?

(Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Fatih Kürsüsünde, s. 268, İnkılâp ve Aka Basımevi, 1977/İstanbul)

          Müslüman olup gönüllü olarak Kur’an derslerine katılacak insanlar için, “Kur’an’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun” ifadesiyle Allah kullarının gönlüne su serpmiştirAyette geçen ‘ye-se-re’ kökünden türetilmiş  ‘teyessere’ kelimesinin Kur’an için kullanıldığı açıkça görülmektedir. Bu bağlamda ilerleyen zaman içinde aynı kelime Kur’an’ın kolaylaştırıldığına dair Kamer suresinde dört yerde kullanılmıştır. Yani, Kur’an-ı Kerim anlaşılması ve gereğinin hayata uygulanması zor bir kitap değil, aksine doğrudan Allah tarafından kolaylaştırılmış bir kitaptır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder