29 Şubat 2012 Çarşamba

SAÇ, SAKAL VE SÜSLENME KONULARINDA HADİSLER



404- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Yahudiler ve Hıristiyanlar (saçlarını ) boyamazlar. Siz onlara muhâlefet edin.” (K.S.2111 C.7 S.483 Akçağ 1988, alıntısı: Buhâri, Libâs 67, Enbiya 50; Müslim, Libâs 80, (2103); Ebû Dâvud, Tereccül 18,(4203); Nesâi, Zinet 14,(8,137); Tirmizi, Libâs 20,(1752). )

Bu hadis Tirmizi’de “(Saçınızdaki) aklıkların rengini değiştirin, Yahudilere benzemeyin!” şeklinde gelmiştir.

405- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Ehl-i Kitap, saçlarını alınlarına döküyorlardı, müşrikler de ayırıyorlardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (vahiyle) emir gelmeyen hususlarda Ehl-i Kitab’a muvafakatı severdi. Saçını alnı üzerine o da serbest bıraktı. Sonra (ortadan) ayırarak (sağ ve sola) tarardı.” (K.S. 2131 C.7 S.507-508 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Libâs 70; Müslim, Fedâil 90, (2336); Ebû Dâvud, Tereccül 10,(4188); Nesâi, Zinet 62,(8,164). )

Birinci rivayette Peygamberin, Yahudi ve Hıristiyanlara muhalefet edilmesi gerektiğini söylediğinin iddia edilmesi ile, ikinci rivayette vahiy gelmeyen hususlarda, Ehl-i Kitab’a muvafakati severdi demeleri bir çelişkidir.

406- Yahya İbnu Said’in anlattığına göre, Said İbnu’l-Müseyyeb (rahimehullah)’ten şunu işitmiştir: “Hz. İbrahim (aleyhisselam), misafir ağırlayan ilk kimse idi. Keza o ilk sünnet olan kimseydi. Bıyığını kesenlerin ilki, saçında aklık görünenlerin ilki de o idi. Ak saçları görünce: “Ya Rabbi bu nedir?” diye sormuş; Rabbi de: “Bu vakardır ey İbrahim!” demiş. O da “Rabbim! Öyleyse vakarımı artır!” diyerek duada bulunmuştur.” (K.S. 2151 C.7 S.533 Akçağ, alıntısı: Muvatta, Sifatu’n-Nebi 4,(2,922), ayrıca, Beyan Yayınları, Muvatta C.4 S.281 H.4, ek kaynak izahı:Sahihayn’da Zühri-Said b.el-Museyyeb- Ebû Hureyre yoluyla yer alır; Buhâri, Libas, 77/63; Müslim, Taharet 2/16, no:49. )

407- Hz. Enes radıyallahu anh’ın anlattığına göre, “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmın saçında ki aklardan sorulunca (Enes) şöyle cevap vermiştir:
“Allah O’ nu beyazla çirkinleştirmemiştir.”
Bir rivayette de şöyle demiştir: “O, kişinin başında ve sakalında bulunan beyazları yolmasını mekruh addederdi. Beyaz kıl (onda nâdirdi ve sadece) alt dudağında, şakaklarında ve başında bir
nebzecik vardı” derdi.” (K.S. 5539 C.15 S.361 Akçağ, alıntısı: Müslim, Fezâil 104,105 (2341). )

Birinci rivayette, saçların beyazlaşmasını vakar olarak tanımlamalarına rağmen, ikinci rivayette çirkinliktir demeleri bir çelişkidir.

408- Hz. İbnu Ömer (radıyallahu anh )’den rivâyete göre, sakalını sufre denen sarı boya ile boyar ve derdi ki: “Ben, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı gördüm, sakalını bununla boyamıştı, en çok sevdiği boya da bu idi. Bununla elbisesini boyadığı da olurdu.” (K.S. 2113 C.7 S.487 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Libâs 18,(4064), Tereccül 19,(4210); Nesâi, Zinet 17,(8,140). )

409- İbnu Amr İbni’l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm üzerimde sarıya boyanmış iki giysi görmüştü. Derhal:
“Bunu giymeni annen mi sana emretti?” diye sordu. Ben: Bunları yıkayayım mı, ey Allah’ın Resulü” dedim.
“Hatta yak onları!” buyurdular.”
Bir rivayette: “Bu, kâfirlerin kıyâfetidir, sakın bunları giyme!” buyurdular” denmiştir. (K.S. 5281 C.15 S.75 Akçağ,  alıntıları: Müslim, Libas 27,(2077); Ebû Dâvud, Libâs 20,(4066,4067,4068); Nesâi, Zinet 96,(8,203,204). )

Birinci rivayette, peygamberin elbisesini sarıya boyadığını rivayet etmelerine rağmen, ikinci rivayette sarı elbise giyilemeyeceğini ve bunu kafirlerin kıyafeti olduğunu rivayet etmeleri hem bir çelişki, hem de peygambere yöneltilmiş bir saygısızlıktır. Ayrıca birinci rivayette peygamberin sakalını sarıya boyadığını rivayet etmişken, ona çelişik olarak şu rivayeti de tahdis ettiler:

410- Hz. Enes radıyallahu anh’a: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm saç ve sakalını boyadı mı?” diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: “Aleyhissalâtu vesselâm, sakalının ön kısmında, on yedi veya yirmi tel kadar bir aklık görmüştür (bunlar için boya olur mu!) diye cevap verdi.” (K.S. 7080 C.17 S.468 Akçağ, alıntısı: İbn-i Maca 3655.)

 Görüldüğü gibi bahsi geçen rivayetle bu rivayet çelişkilidir.

411- Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Ebu Kuhâfe, Fetih günü Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a getirilmişti. Saçları köpük gibi bembeyazdı. Aleyhissalâtu vesselâm: “Bunu hanımlarından birine götürün(de bunun saç ve sakalının rengini) değiştirsin. Fakat siyah(a
boyamak)tan da kaçınınız” buyurdular.” (K.S. 7078 C.17 S.17 S.467 Akçağ, alıntısı: İbn-n Mace 3624. )

412- Süheybü’l-Hayr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “(Ağaran saç ve sakallarınızı boyamada) kullandığınız en iyi boya şüphesiz şu siyahtır. (Çünkü siyah boya kadınlarınızı size daha çok rağbet ettiricidir, düşmanınızın içinde de hakkınızda daha çok korku doğurucudur.” (K.S. 7079 C.17 S.468 Akçağ, alıntısı: İbn-i Mace 3625. )

Birinci rivayette beyazlanmış olan saçların siyaha boyanmaması bunun dışında bir boyayla boyanması gerektiğini rivayet etmişken. Tahdis ettikleri diğer bir rivayetle, saçları boyamak için en iyi boyanın siyah boya olduğunu rivayet etmeleri bir çelişkidir.

413- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Saçlarına kına yakmış bir adam gelmişti. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Bu ne güzel!” buyurup takdir etti. (Az sonra) kına ve ketem ile boyamış biri geldi.
“Bu evvelkinden de güzel!” buyurdu. Sonra (saçlarını) sarıya boyamış biri daha gelmişti ki:  “Bu öbüründen de güzel!” buyurdu.” (K.S. 2112 C.7 S.485 Akçağ, alıntıları:Ebû Dâvud,Tereccül 19,(4211); İbnu Mâce, Libâs 34,(3627).)

414- Kerime Bintu Hümâm anlatıyor: “Bir kadın, Hz. Aişe’ye kına yakma hususunda sormuştu, şu cevabı aldı:
“Bunda bir beis yok (kına yakılabilir). Ancak ben bundan hoşlanmam. Çünkü sevdiğim (aleyhissalâtu vesselâm), onun kokusunu sevmezdi.” (K.S. 3114 C.7 S.488 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Tereccül 4,(4164); Nesâi, Zinet 19,(3,142). )

Birinci rivayette kına yakmak övülmüşken, ikinci rivayette koku yönünden kötülenmesi bir çelişkidir. Diğer bir hususta, Aişe’nin kına yakmamış olduğu, dolayısıyla kına yakmanın dini açıdan bir mecburiyet olmadığı hususudur. Buna rağmen tahdis ettikleri başka rivayetlerde, kadınlar için kına yakmanın mecburi olduğunu, hatta eline kına yakmayan kadından biat alınamayacağını iddia etmişlerdir, şöyle ki:

415- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Bir kadın, perde gerisinden Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a eliyle bir mektup uzattı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) elini derhal geri çekip:
“Ne bileyim, bu el kadın eli midir, erkek eli midir?” buyurdu. Kadıncağız:
“Kadın elidir! deyince Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm).
“Sen kadın olsaydın, tırnaklarının rengini değiştirirdin” bununla kına yakmayı kastetmişti.” (K.S.2115 C.7 S.488 Akçağ,alıntıları: Ebû Dâvud, Tereccül 4,(4166); Nesâi, Zinet 18,(8,142). )

416-Yine Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Hint Bintu Utbe, Hz. Peygamber’e:
“Ey Allah’ın Resûlü, bana biat ver!” diye talepte bulunmuştu. Kendisine:
“Hayır, şu ellerini değiştirmedikçe senden biat almayacağım.ellerin tıpkı vahşi hayvanların ayağı gibi!” cevabını verdi.” (K.S. 2116 C.7 S.489 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Tereccül 4,(4165). )

Görüldüğü gibi tahdis etmiş oldukları rivayetler birbirleriyle çelişkilidir.

417- Hilâl İbnu Âmir babasından naklediyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı Mina’da halka hitap ederken gördüm. Sırtında kırmızı bir bürde vardı ve katırının üstünde idi. Hz. Ali radıyallahu anh da önüne durmuş, Aleyhissalâtu vesselâm’ın söylediklerini tekrarlıyordu.” (K.S. 5276 C.15 S.71 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, libas 21,(4076). )

418- Hz. Bera radıyallahu anh anlatıyor:“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm orta boylu idi. Ben onu kızıl bir hulle içerisinde gördüm. Ben aleyhissalâtu vesselâmdan daha güzel bir şeyi hiç görmedim.” (K.S. 5277 C.15 S.73 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Libas 35, Menâkıp 23; Müslim, Fezâil 91,(2337); Ebû Dâvud, Libas 21,(4072); Tirmizi, Libas 4,(1724); Nesâi, Zinet 94,(8,203). )

Bu iki rivayette, peygamberin kırmızı elbise giydiğini rivayet etmişlerdir. Dolayısıyla kırmızı elbise giymenin dinen bir mahzuru olmadığını vurgulamış olmaktadırlar. Buna rağmen şu hadisleri de karşıt olarak rivayet etmişlerdir:

419- İbnu Amr İbni’l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Üzerinde kırmızı renkli iki giyecek bulunan bir adam geldi ve Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a selam verdi. Ama aleyhissalâtu vesselâm adamın selamını almadı.” (K.S. 5278 C.15 S.72 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Libâs 20,(4069); Tirmizi, Edeb 45,(2808). )

420- Beni Esed’den bir kadın anlatıyor: “Bir gün, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın zevcelerinden Zeyneb’in yanında idim ve kızıl toprakla onun elbiselerini boyuyorduk. Biz bu işle meşgulken Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çıkageldi. Ancak kızıl toprağı görünce geri döndü. Zeynep bu hali görünce, Aleyhissalâtu vesselâm’ın bunu mekruh addettiğini anladı ve derhal elbiselerini yıkadı ve bütün kırmızılığı örttü. Aleyhissalâtu vesselâm geri döndü ve âniden geldi. (Boyadan) hiçbir şey görmeyince içeri girdi.” (K.S. 5279 C.15 S.73 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Libâs 20,(4071). )

Görüldüğü gibi son iki rivayetle, ilk iki rivayet birbirleriyle çelişkilidir. Zaten amaçları kırmızı veya başka rengi konu etmek olmayıp karışıklık çıkarmaktır. İslam dini evrensel bir din olup, bez parçalarının rengiyle uğraşılsın diye inmemiştir. Bilindiği gibi kına kırmızı renk veren bir süslenme boyasıdır. Peygamber, o kadar kırmızıdan nefret ediyor idi ise, o zaman bu rivayetin manası nedir? Şöyle ki:

421- Ebu Eyyub (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “ Kına yakma, koku sürünme, misvak kullanma ve evlenme bütün peygamberlerin tâbi olageldikleri sünnetlerdendir. (K.S. 2161 C.7 S.544 Akçağ, alıntısı: Tirmizi, Nikâh 1, (1080). )

Bu itibarla uydurdukları rivayetlerin aslı yoktur.

422- İbnu Abbâs radıyallahu anhüma diyor ki: “Kişi oturduğu zaman, ayakkabılarını çıkarıp (sol) yanına koyması sünnettir.” (K.S. 5256 C.15 S.58 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Libas 44,(4138), Sâlat 89, (648). )

Kişinin çıkardığı ayakkabılarını, mescide veya evinin içine götürüp yanına koymasının pratik yanı olmadığı gibi, bu şekilde bir davranış ayakkabılarının altı mikroplu olabileceğinden hastalık kapma riskini de beraberinde getirir. Öyle ki kişi, caminin tuvaletinden çıkıyor, aradan birkaç dakika geçmeden ab dest alıp camiye giriyor, altı ıslak olan ayakkabılarını nasıl olurda sünnet diye yanında götürür. Bu itibarla bu rivayetin aslı yoktur.

423- Bireyde (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına, parmağında demir yüzük bulunan bir adam uğramıştı. (Yüzüğü görünce): “Niye bazılarının üzerinde ateş
ehlinin süsünü görüyorum!” buyurdu. Adam derhal onu çıkarıp attı. Sonra parmağında sarı renkli (pirinç) yüzük taşıyor olduğu halde geldi. Bu seferde:
“Niye sende putların kokusunu hissediyorum?” dedi. Bilahare adam altın yüzük takmış olarak geldi. Bu sefer de:
“Sende niye cennet ehlinin süsünü görüyorum?” dedi. Bunun üzerine adam:
“Öyleyse yüzüğüm neden olsun?” diye sordu.
“Gümüşten dedi. Ancak ağırlığı bir miskale ulaşmasın.” (K.S. 2095 C.7 S.470 Akçağ, alıntıları: Tirmizi, Libâs 43, (1786); Ebû Dâvud, Hatem 4,(4223); Nesâi, Zinet 47,(8,172). )

424- İbnu Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir adamın elinde altından bir yüzük gördü. Onu çıkarıp attı ve:
“Biriniz tutup ateşten bir parçayı alıp eline koyuyor!” buyurdu. : “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) gidince adama: “Yüzüğünü al (başka sûrette) ondan faydalan” dediler. O: “Hayır! Vallâhi ebediyen almayacağım, onu: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) attı” dedi.” (K.S. 2096 C.7 S.471 Akçağ, alıntısı: Müslim, Libâs 52,(2090). )

425- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor:“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a Habeş kralı Necâşi’den hediyeler geldi. İçerisinde Habeşi kaşlı bir de altın yüzük vardı. Resûlullah onu bir çöple veya tiksinerek bir parmağıyla aldı. Kızı Zeyneb’in kızı Ümâme Bintu Ebi’l-Âs’ı çağırıp: “Yavrucağım al şunu, takın!” dedi.” (K.S. 2097 C.7 S.472 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Hâtem 8,(4235). )

Bu rivayetlerinde, erkeklerin altın yüzük takamayacağını fakat kadınların altın yüzük takmalarında, dolayısıyla altın zinet eşyası kullanmalarında bir mahzur olmadığını tahdis etmişlerdir. Dikkat edilirse, birinci rivayette erkeklerin altın yüzük takamayacaklarına gerekçe olarak, altının cennet ehlinin süs eşyası olduğunu göstermişlerdir. Fakat gümüş yüzük takmakta bir mahzur görmemişlerdir. Bu ise bir çelişkidir, zira gümüşte cennet ehlinin kullandığı bir ziynet eşyasıdır. O zaman, iddiaları doğrultusunda gümüşten yüzük v.s.ninde yasak olması gerekirdi. Diğer bir hususta cennet süsü kullanmak erkeklere yasaksa, kadınlara serbest olmasının
mantığı nedir? Bu hususta ki çelişkileri bundan ibarette değil, işlerine geldiği zaman, Peygamberin altın yüzük taktığını tahdis ettikleri gibi, işlerine geldiği zamanda, altının zinet olarak kadınlar tarafından kullanılmasının yasak olduğunu da tahdis etmişlerdir. Bu hususlarla ilgili olarak rivayetlerinden örneklerle, bir ayet mealini yazacak olursak, şöyle ki:

- (Cennet ehlinin) üstlerinde yeşil ipekten ince ve kalın giysiler var. Gümüşten bilezikler takınmışlardır. Rab’leri, onlara tertemiz bir içki içirmiştir. 76/21
Görüldüğü gibi gümüşte cennet ehlinin ziynet eşyalarındandır. Bu hususta yapmış oldukları iddiaları çelişkilidir.

426- Sa’id İbnu’l-Müseyyeb anlatıyor: “Hz. Ömer Süheyb (radıyallahu anhümâ)’e “Niye parmağında altın yüzük görüyorum ?” dedi. Beriki: “Onu senden daha hayırlı olan da gördü, ama ayıplamadı” deyince, Hz. Ömer:
“O da kimmiş?” dedi. Süheyb: “Resûlullah!” cevabını verdi.” (K.S. 2098 C.7 S.472 Akçağ, alıntısı: Nesâi, zinet 42, (8,164,165). )

427-.......... Abdullah ibn Umer (R), Nâfi’e şöyle tahdis etmiştir: Peygamber (S) evvelâ altından bir mühür yaptırdı. Bunu takındığı zamân yazılı kaşını avucunun içine alırdı. Peygamber’in elinde altın yüzük gören insanlar da altından yüzükler yaptırdılar. Bunun üzerine Peygamber minbere çıktı da hamd ve senâ etti ve akabinde:
-”Ben bu altından mühür yüzüğü yaptırmıştım. Fakat ben onu bundan sonra takmayacağım” buyurdu da, parmağından onu çıkarıp attı.
Bunun üzerine insanlar da altın yüzüklerini ellerinden çıkarıp kırdılar.
Râvi Cüveyriye: Ben Nâfi’nin “Yüzüğü sağ eline takardı” dediğini kuvvetle sanıyorum, demiştir. (Buhari, Kitâbu’l-Libâs H.93 C.13 S.5915 Bab 53 Ötüken. )

Demek ki, insanlar kendilerine altın yüzükler yaptırmasalardı, Peygamber altın yüzük takmaya devam edecekti. Peygamberin kullanmakta mahzur görmediği altın yüzüğü, insanlar da kullanıyorlar diyerek kullanmaktan vazgeçtiğini tahdis etmeleri bir çelişkidir.

428- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir kadın Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek sordu:
“İki altın bilezik hakkında ne dersiniz, (takayım mı?)”
“Ateşten iki bileziktir, (takmayın!)” diye cevap verdi. Kadın devamla:
“Pekalâ altın gerdanlığa (ne dersiniz?) diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâmdan yine:
“Ateşten bir gerdanlık!” cevabını aldı. O, yine sordu:
“Bir çift altın küpeye ne dersiniz?”
“Ateşten bir çift küpe!”
Kadında bir çift altın bilezik vardı. Onları çıkarıp attı ve:
“(Ey Allah’ın Resûlü), kadın kocası için süslenmezse onun yanında kıymeti düşer” dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) :
“Sizden birine, gümüş küpeler takınmasından, bunları za’feren veya abir ile sarartmasından kimse engel olmaz!” cevabını verdi. (K.S. 2104 C.7 S.475-476 Akçağ, alıntısı: Nesâi, Zinet 39,(8,159). )

425.no.lu örnekte, Peygamberin Zeyneb’in kızı Ümame Bintu Ebi’l-Âs’a takması için altın yüzük verdiğini tahdis etmişlerdi. Ayrıca yine tahdis ettikleri başka rivayetlerde, ipek ve altının erkekler tarafından ziynet olarak kullanılmasının haram olduğunu, fakat kadınlara ise helal olduğunu iddia etmelerine rağmen. Dünya da ipeği, ahirette nasibi olmayanların giydiğini tahdis etmişlerdir. Şöyle ki:

429- Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir miktar ipek alıp sağ avucuna koydu, bir miktar da altın alıp sol avucuna koydu, sonra da:
“Şu iki şey ümmetimin erkek kısmına haramdır!” buyurdu.”
(K.S. 5286 C.15 S.80 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Libâs 14,(4057); Nesâi, Zinet 40,(8,160).

Tirmizi ve Nesâi’de Ebû Mûsa’dan gelen diğer bir rivayette: “Ümmetimin erkeklerine, ipek elbise ve altın haram kılındı, kadınlarına helal kılındı” buyrulmuştur.

430- İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:  “Dünyada ipeği, ahrette nasibi olmayanlar giyer.” (K.S. 5287 C.15 S.80 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Libâs 25; Müslim, Libâs 6,(2068); Nesâi, Zinet 91,(8,201). )

Bu duruma göre, ipek kadınlar için helaldir diye tahdis etmelerine rağmen, giyen kimselerin cennete gitmeyeceğinin, dolayısıyla
cehenneme gideceğinin tahdis edilmesi bir çelişkidir. Zira bir şey hem helal olacak hem de işlenmesinden dolayı, işleyen kimsenin cehenneme gideceğini iddia etmek mümkün değildir.

Diğer bir hususta, ziynet ve güzel rızkların müminlere haram kılınmamış olduğudur. Bu konuda, Kur’an’dan mealen:

- De ki: Allah’ın, kulları için çıkardığı (yarattığı) süsü ve güzel rızkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında (inanmayanlarla birlikte) müminlerindir. Kıyâmet günüde ise yalnız müminlerindir. İşte, bilen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz. 7/32
Görüldüğü gibi, evvelce haram olmuş olup ta, sonradan helal edilmiş olsalardı, Allah, bunları haram eden kimdir diye sormazdı ve bu öyle bir sorudur ki, ziynetleri ve güzel rızkları müminlere haram etmeye kalkışacak olanlara bir tehditte oluşturmaktadır. Buna rağmen şu rivayeti uydurmuşlardır:

431- Resûlullah’a atfen: “Altın ve gümüş kaptan su içmeyin! Çünkü bu dünyada onların (kafir ve müşriklerin); âhirette, kıyamet gününde ise sizindir.” buyurdu. (Müslim, C.9 H. 4/410 Sönmez Neşriyat. )

432-............ Abdurrahmân ibn Ebi Leylâ şöyle demiştir: Huzeyfe Medâin şehrinde idi, içmek için su istedi. Onu Dihkaan yâni oranın büyük bir adamı gümüşten bir kap içinde su getirdi. Huzeyfe bardağı alıp sâhibine fırlattı. Ve:
-Ben bunu ona ilk defa atmadım. Şu kadar ki, ben onu gümüş bardakla su vermekten nehyetmiştim, fakat o bundan vazgeçmedi. Rasûlullah (S): “Altın, gümüş, ipek, dibâc; bunlar dünyâda onlara âid zinet, âhirette ise sizindir” buyurdu, dedi. (Buhâri, Kitâbu’l-Libâs H.49 C.13 S.5882-5883 Bab 25 Ötüken. )

Bu rivayetlerle 7(Araf)32 ayetinin ne kadar ihtilaflı oldukları açıktır. Bu rivayetleri uyduranlar o kadar yüzsüz kimselerdir ki, işlerine geldiği zaman veya ortalığı karıştırmak için bütün bu iddialarına rağmen, şöyle de rivayette bulunmaktan çekinmezler; örneğin:

433- ............ Enes ibn Mâlik(R)’ten: Peygamber(S)’in su bardağı kırıldı, akabinde kırık yerine gümüşten bir bardak edindi dediğini tahdis etti.
Râvi Âsım el-Ahvel: Ben bu kadehi gördüm ve (teberruken içine su koyup) ondan su içtim, demiştir. (Buhâri, Kitâbu’l-Humus 18 C.6 S.2895 Bab 5 Ötüken. )

Vaya şöyle derler:

434- Esma’dan naklen:...... “İşte Resûlullah’ın cübbesi!... Dedi.” Ve bana bir teylesanlar, kisralar (krallar) cübbesi çıkardı. Cübbenin ipekten yaması (deseni) vardı, kenarları diba ile geçilmişti. (Müslim, C.9 H. 10/421 Sönmez Neşriyat. )

Bu rivayetlere göre, Peygamber kralların giydiği atlas ve ipekten cübbe giymiş, gümüş bardakla su içmiş. Bu da evvelki rivayetlerle çelişkili olduğu gibi, Peygamberin giyeceği hakkında bu rivayetlerle çelişkili olarak şu rivayetleri uydurmuşlardır:

435- Aişe’den naklen: Aişe bize Yemen’de yapılan kalın bir çarşafla mülebbede (keçe) dedikleri cinsten bir kilim çıkardı ve  Resûlullah şu iki elbisenin içinde vefat etti, diye Allah’a yemin verdi. (Müslim, C.9 H. 34/438 Sönmez Neşriyat. )

436- Ebû Bürde İbnu Ebi Mûsa el-Eş’âri anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın yanına girdim. Bana yamalı bir giysi ve kaba bir izar çıkardı ve Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şu iki(parça)nın içinde vefat etti!: dedi.” (K.S. 5297 C.15 S.87 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Humus 5, Libâs 19; Müslim, Libâs 35,(2080); Ebû Dâvud, Libâs 8,(4036); Tirmizi, Libas 10,(1733). )

437- İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Harûriyye (denen Hâriciler) çıktığı zaman Hz. Ali radıyallahu anh’ın yanına geldim. Bana:
“Şu adamlara bir uğra!” dedi. Ben de mevcut Yemen hullelerinin en güzelini giydim.”
Ebu Zümeyl der ki: “İbnu Abbâs radıyallahu anhüma yakışıklı ve gür sesli biriydi.” İbnu Abbâs der ki:
“Harurilerin yanına vardım. Bana:
“Hoş geldin ey İbnu Abbâs! bu takımın da ne? dediler. Ben:
“Beni ayıplıyor musunuz? Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm üzerinde mümkün olan en güzel elbiseyi gördüm! dedim.” (K.S. 5272 C.15 S.68-69 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, libâs 8,(4037). )

Bütün bu rivayetlerin bir birleriyle çelişkili oldukları açıktır.

438- Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a siyah bir bürde (hırka) yaptım, bunu giydi içinde terlediği
zaman ondan yün kokusu hissetti. Bunun üzerine o hırkayı çıkarıp attı. aleyhissalâtu vesselâm güzel kokudan hoşlanırdı.” (K.S. 5296 C.15 S.87 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Libâs 22,(4074). )

439- İbni Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Hz. Musa aleyhisselâmın Rabbi Teâlâ hazretleriyle konuştuğu gün, üzerinde yünden bir şalvar, yünden bir cübbe, yünden bir kisâ, yünden küçük bir serpuş (takke) vardı. Ayağında da eşek derisinden mamul bir ayakkabı vardı.” (K.S. 5299 C.15 S.89 Akçağ, alıntısı: Tirmizi, Libâs 10,(1734). )

Birinci rivayette, yün elbise kötülenmişken, ikinci rivayette övülmesi bir çelişkidir. Diğer bir hususta, peygamberin yün elbise giymemesine neden olarak güzel kokudan hoşlandığını delil göstermeleridir. Bu duruma göre Musa peygamberin güzel kokudan hoşlanmadığı neticesi çıkmış olur ki; bu Musa Peygambere karşı bir saygısızlıktır.

440- Muhammed İbnu Rükâne, babası radıyallahu anhtan anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Bizimle müşrikler arasındaki fark, kalansuveler üzerindeki sarıklardır.” (K.S. 5233 C.15 S.45 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Libas 24,(4078); Tirmizi, Libâs 47,(1785). )

Bu rivayetle, müslümanların sarık sarmalarının mecburi olduğu vurgulanmak istenmiştir. İslam dini, Cihanşümul bir dindir, tüm insanlığa hitap eder, insanlarınsa kendi milli örflerine ait kıyafetleri olabilir ve bu kıyafetler İslami ahlaka aykırı olmamak şartıyla inançtan çok şahsi zevkler ve iklimle ilgili tercihlerdir. Zira çölde yaşayan bir müslümanla, Kutuplarda yaşayan bir müslümanın aynı kıyafeti giymesi gerektiğini rivayet etmek müslümanları zora sokmak içindir. Bir müslüman, Kur’an’da gösterilen ahlaka aykırı olmamak ve İslam dışılığı sembolize eden, örneğin İslam dışındaki inançların din önderlerinin kıyafeti gibi giymemek şartıyla istediği kıyafeti giyebilir. Bu itibarla uydurmuş oldukları rivayetin aslı yoktur.

441- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bıyıkları kazıyın, sakalları serbest bırakın.” (K.S. 2133 SC.7 S.511 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Libâs 64,65; Müslim, Tahâret 53,(259); Ebû Dâvud, Tereccül 16,(4199); Tirmizi, Edeb 18,(2764); Nesâi, Tahâret 15,(1,16). )

442- Abdullah İbnu Amr İbni’l-As (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sakalından enine ve boyuna alırdı.” (K.S. 2136 C.7 S.514 Akçağ, alıntısı: Tirmizi, Edeb 17,(2763) )

Birinci rivayette, sakalların serbest bırakılması tahdis edilmişken, ikinci rivayette, peygamberin sakalından kısalttığını tahdis etmeleri bir çelişkidir. Diğer bir hususta sakal bırakmanın sünnet olduğunu ve müslümanların muhakkak sakal bırakmalarının gerektiğini iddia etmeleri gerçeklere uymamaktadır. Zira sakal bırakmak Müslümanlara has bir olay değildir. Müslüman olmayan kimselerde sakal bırakmaktadırlar. Bundan dolayı, sakalın müslümanları sembolize ettiği iddia edilemez. Kur’an’da sakal bırakmak mecburi edilmemiştir.

443- Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:

“İğreti saç takana da, taktırana da, bedene dövme yapana da, yaptırana da Allah lânet etsin! (K.S. 2154 C.7 S.535 Akçağ, alıntıları: Buhari, Libas 86, Tıbb 36; Müslim, Libas 119,(2124); Nesâi, Zinet 25,(8,148). )

444- Hz. Esmâ (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Bir kadın “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek: “Kızım çiçek hastalığına yakalandı ve saçları döküldü. Ben onu evlendirdim, eğreti saç takayım mı? Diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Allah takana da taktırana da lânet etmiştir?” diye cevap verdi.” (K.S. 2129 C.7 S.505 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Libâs 83,85; Müslim, Libas 115,(2122); Nesâi, Zinet 71,(8,187,188). )

445-Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor:“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular ki: “Fıtrat beştir: Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, bıyığı kesmek, tırnakları kesmek, koltuk altını yolmak.” (K.S. 2147 C.7 S.523 Akçağ, alıntıları: Buhari, Libâs 63,64, İstizân 51; Müslim, Tahâret 39,(257); Muvatta, Sıfatu’n Nebiyy 3,(2,921); Tirmizi, Edeb 14,(2757). Ebû Dâvud, Tereccül 16,(4198); Nesâi, Tahâret 10,11,(1,14,15). )

446- Ümmü Atiyye (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Bir kadın Medine’de kızları sünnet ederdi. “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (kadını çağırarak) Kendisine: “Derin kesme. Zira derin kesmemen kadın için daha çok haz vesilesidir, koca için de daha makbûldür” diye talimat verdi.” (K.S. 2153 C.7 S.534 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Edeb 179,(5271). )

Daha öncede belirttiğim gibi, Dövme ve Sünnet gibi ameliyelerle vücutta kalıcı ve aslını değiştirici değişiklik meydana getirmek İslam dinide şiddetle yasaktır. Böyle bir şey yapmış olanlar, Kur’an’a göre şeytana pay olmuş, yani şeytanın hizbi olmuş olurlar. Yukarıda vermiş olduğum rivayet örneklerinde görüldüğü gibi peruk takmayı şiddetle kötüleyip, sünnet olmayı övmeleri açık bir çelişkidir. Zira peruk takmak, insan yaratılışının aslında meydana gelmiş olan saç dökülmesi gibi bir olayla ilgili olunca yaratılışın aslına dönmek için bir çabadır. Takma kol bacak, dişte bunun gibidir. Meğer ki peruk başkasına ait bir saç ihtiva etmesin. Başkasına ait bir saç ihtiva ederse tesettüre aykırı olmuş olur. Bununla beraber, müstehcen olmayan hayati organların bir ölüden alınarak, başka bir canlıya nakledilmesi veya kan nakli gibi ameliyeler yapmak İslam’a aykırı değildir, hayat kurtarmak, Kur’an’da övülmüştür: Kur’an’dan mealen:

- Bundan dolayı İsrâil oğullarına şöyle yazdık: Kim, bir cana kıymamış ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu(n hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur. Andolsun elçilerimiz onlara açık delillerle geldiler, ama bundan sonra da onlardan çoğu, yine yeryüzünde isrâf etmekte (aşırı gitmekte)dirler. 5/32
Hayat kurtarmada yardımcı olunduğunda, yardımcı olanlar ne kendi sağlıklarına nede başkalarının sağlıklarına zarar verici olmamalıdırlar. İslam ahlakı yönünden , müstehcen olmamak ta dikkat edilmesi gereken bir olaydır. Örneğin, Kalp, ciğer böbrek gibi organlar veya kan müstehcen olmayan bedensel olgulardırlar.

447- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kadın elbisesini giyen erkeğe ve erkek elbisesini giyen kadına lanet etti. (K.S. 5261 C.15 S.61 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Libas 31,(4098). )

448-Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) demiştir ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir ucu beni örtmekte olan bir kumaşın diğer ucuyla örtünerek, içinde namaz kıldı. (K.S. 2692 C.8 S.532 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Salat 80,(631). )

Birinci rivayette, Kadın ve erkeğin, bir birlerinin elbiselerini giyemeyecekleri, giymeleri halinde Lanetli olacakları rivayet
edilmişken, ikinci rivayette, Peygamberin, Âişe’ye ait elbise giymiş olduğunun tahdis edilmesi, peygambere açık bir iftira ve saygısızlıktır. Yukarıda ki metinde her ne kadar müşterek bir kumaş olarak belirtilmişse de rivayetin aslı ‘sevb’ yani elbisedir. Bu itibarla uydurmuş oldukları rivayetin aslı yoktur.

İslam ahlakına göre bütün cinsel sapıklıklar red edilmiştir. Elbise ise , toplumdan topluma farklılık göstere bilir. Şöyle ki, bazı toplumlarda etek türü elbise giymesi o toplumunda, kadınları temsil eden bir kıyafet giyiyor manasında değildir. Arap erkekleri de, iklim nedeniyle entari türü kıyafet giyerler, bu da bir erkeğin kadın elbisesi giymesi manasında değildir. Zira oralarda erkeklerin giydiği normal bir kıyafettir. Bundan dolayı olayın değerlendirilmesinde o topluma göre verilen intiba önemlidir, yani giyilen kıyafetin, giyildiği toplum içerisinde, kadın veya erkeği temsil ettiği bir durum vardır. İşte böyle bir durumda, cinsel yönden kadın kendisini erkek gösterecek, erkekte kendisini kadın gösterecek bir kıyafet içerisine girerse, bu bir cinsel sapma olup, İslam ahlakına uymaz. Yoksa, bunun ötesinde, İslam ahlakındaki tesettüre uygun her güzel elbiseyi erkek ve kadın giyebilir. İslam dini bütün insanlığa hitap eden bir dindir, kendisine has özel bir üniforması yoktur.

Bu konuda, Kur’an’dan mealen:

- Ey Âdem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetleridir. Belki düşünüp öğüt alırlar.
7/26

Görüldüğü gibi, elbise belli bir renk ve şekle bağlanmamış, tesettür örtüsü ve süs olarak tanımlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder