29 Şubat 2012 Çarşamba

ŞEHİT VE ŞEHİTLİK KONUSUNDA HADİSLER



 Şehit ve Şehitlik olayını tahkir ile şehitlik kavramını saptırmak için de bazı hadisler uydurmuşlardır. Örneğin: Onlara göre ishalden ölen şehittir veya kusan bir şehit sevabı almaktadır, iddialarında bulunmuşlardır. Tahdis ettikleri rivayetlerde şu şekilde demektedirler:

96- Cabir İbnu Atik’ten, Rasûlullah’a atfen:........................ “Bilesiniz: Tâundan ölen şehittir, boğularak ölen şehittir, yeter ki seferi taatte olsun, Zatülcenp’ten ölen şehittir. İshalden ölen şehittir, yanarak ölen şehittir, yıkık altında ölen şehittir, çocuk karnında ölen şehittir.” (K.S. 5431 C.15 S.254-255 alıntısı, Muvatta, Cenâiz 36,(1,233,234); Ebû Dâvud, Cenâiz 15,(3111); Nesâi, Cenâiz 14,(4,13,14). )

Saydıkları bu hastalık veya kazalardan ölenler şehit oluyor da, niçin diğer kaza ve hastalıklardan ölenler şehit olmuyor. Örneğin: Minareden düşen bir müezzini veya canavar saldırısıyla ölen bir kimseyi, kanserden veya yüzlerce diğer bir hastalıktan ölen bir kimseyi şehit olarak tanımıyorlar. Zira saydıkları şeyler şehitlikle, ishalden ölmeyi özdeşleştirmelerini kamufle etmek için rast gele uydurdukları şeylerdir. Maksatları, şehitlikle ishalden ölmenin aynı olduğunu vurgulamaktır, böylece kendilerince şehit olmayı küçümsemek amacındadırlar. Halbuki Şehitlik İslam dininde büyük bir mertebe olup, ancak Allah yolunda mücadele ederken katl olunan kimseler bu mertebeye erişebilmektedirler. Bunların haricinde hiç kimseye bu isim verilemez.

Bu konuyla ilgili olarak, yukarıdaki rivayetleri gibi başka tipik rivayetleri de vardır. Örneğin:

97- ............. Ümmü Haram (r.anhâ)’dan rivayet olunduğuna göre; Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Denizde başı dönerek kendisine kusma arız olan kimse için bir şehit, boğulan kimse için de iki şehit sevabı vardır. (Ebû Dâvud, K. El_Cihâd (15). Bâb, Hadis 2493 C.9 S.466 Şamil 1989 )

Demek istiyorlar ki, Allah yolunda savaşmaya veya mücadele etmeye ve bu yolda şehit olmaya ne gerek var, bir gemiye binildiğinde deniz tutmasından kusmak bile şehit sevabı almaya yeterlidir, hele o kimse boğulmuşsa onların iddiasına göre iki şehit sevabı alıyormuş. İşin ilginç yanı, evvelki yazmış olduğum rivayetlerine benzer şekilde burada da tiksindirici olması hesabıyla, kusmuğu şehitlik olayına konu etmeleridir. Bu iftiralarıyla da yetinmediler, Mücahide ait atın, mücahitten iki misli daha değerli olduğu rivayetlerini uydurdular. Şöyle ki:

98-.......... İbn Ömer’den, demiştir ki:
Resûlullah (s.a.) Mücahid ve atı için birisi kendisine ikisi de atına (olmak üzere ganimet mallarından) üç pay vermiştir. (Ebû Dâvud, K.el-Cihâd (15), Bâb 143 Hadis 2733 C.10 S.345 Şamil 1990, diğer rivayet edenler, Buhari, cihâd 51; Meğazi 38; Müslim, cihâd 57;Tirmizi, siyer 6,8; Muvatta, cihâd 21. )

99-... (Ebû Umre’nin) babasından rivayet etmiştir ki: Biz dört kişi, yanımızda bir(er) atla Resûlullah (s.a.)’nin yanına gelmiştik. Bizden herkese bir hisse, her bir at için de iki hisse ayırdı. (Ebû Dâvud,K.el-Cihâd (15), Bâb 143 Hadis 2734 C.10 S.347, Şamil 1990. )

Böylece ganimet dağıtımıyla kamufle ederek, bir atın iki mücahit değerinde olduğu iftirasında bulundular. İslam da atlarda ganimetten pay alır diye bir şey yoktur.

Bir de rivayet ettiler ki, Peygamberin rüyasında görmüş olduğu sığırlar Uhud şehitlerini, kolunda görmüş olduğu iki altın bilezik ise yalancı peygamberleri remz (temsil) ediyormuş, şöyle ki:

100- ................ Bize Ebû Usâme, Bureyd’den; o da dedesi Ebû Burde’den; o da Ebû Mûsâ el-Eş’ari’den zannediyorum ki, o da peygamberden tahdis etti. Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: “Ben ru’yâda kendimi Mekke’den hurmalıkları olan bir arâziye hicret ediyorum gördüm. Düşüncem, o hurmalık arâzinin el-Yemâme yâhud da Hecer olduğuna gitti. Bir de gördüm ki, o, Câhiliyet’te Yesrib denilen Medine’dir. Ben orada birtakım sığırlar gördüm. Allah en hayırlıdır (Allah’ın onlar için yapacağı en hayırlıdır). Sonra gördüm ki, o sığırlar, Uhud günü şehit edilen mü’minlerdir................ (Buhâri, Kitâbu’t-Ta’bir 49 C.15 S.6903 Ötüken 1989 )

101- ............... Ebu Hüreyre şöyle haber verdi: Resûlullah şöyle buyurdu:
- “Ben uyurken ru’yâmda iki kolumda iki altın bilezik gördüm, bunların hâli beni kederlendirdi. Sonra ru’yamda bana bu bileziklere üflemekliğim vahye dildi. Ben de bunlara üfledim; ikisi de uçtu. Ben de bu iki bileziği benden sonra çıkacak iki yalancı peygamber ile tevil ettim. Bunlardan birisi Esved el-Ansi’dir, öbürü de Müseylime’dir.” (Buhâri, Kitâbu’l-Mağazi 370 C.9 S.4069 Ötüken 1987. )

Görüldüğü gibi, rüya tefsiri adı altında yapmış oldukları rivayetlerde. Uhud şehitlerini sığırlara, yalancı peygamberleri altın bileziklere benzetmişlerdir. Bu durum Uhud şehitlerine karşı bir saygısızlık olduğu gibi. Yalancı peygamberleri altın bileziklere benzetmekle de kimleri çok sevdiklerini ifadelendirmişlerdir. Zaten bir çok iftira ve hezeyanları peygambere mal etmeleri ve bunlar olmazsa İslam dini anlaşılamaz demeleri, kendilerince peygamberlik iddia etmelerinden başka bir şey değildir. Yaptıkları bir kısım rivayetlerle de, gazilerin veya gurbetten dönen Müslümanların geceleyin evlerine gitmemeleri gerektiği konusundadır. Şu şekilde demektedirler:

102- Enes b. Malik’ten rivayet, Resûlullah ailesi nezdi ne geceleyin gelmezdi. Onlara ya sabah yahut akşamleyin gelirdi. (Müslim 180/144 C.9 Sönmez Neşriyat A.Ş. )

103- ........... Cabir şöyle demiş; Resûlullah erkeğin gurbeti uzadığı zaman ailesinin yanına geceleyin gelmesini yasak etti. (Müslim, 183/146 C.9 Sönmez Neşriyat A.Ş. )

104- ............. Cabir şöyle demiş: Resûlullah erkeğin seferden geceleyin gelerek ailesinin yanına dalmasını onların hıyânetini anlamak istemesini yahut kusurlarını araştırmasını yasak etti. (Müslim 184/146 C.9 Sönmez Neşriyat A.Ş. )

Bu yalan rivayetleriyle Müslüman aileleri şüphe altında bırakmayı amaçlamaktadırlar. Hangi erkek vardır ki, gurbetten memleketine gelmiş olsun da, o devirde sabaha kadar evine gitmeyip çölde beklesin veya bu devirde dahi gidip bir otel de gecelesin ve evine gitmesin. O nasıl evdir ki bu derece bir erkeğin evinden korkusu olsun, deve kuşu gibi başını kuma gömsün de evine gitmesin. Kaldı ki bir karı kocadan müteşekkil aileler yok denecek kadar azdır. Çoğunlukla, İslam aileleri, ana baba, dede, nine ve çocuklardan teşekkül eder. Komşularında bir birine gözcülüğünü katarsak bir kadın kötülük yapmak taraftarı olsa dahi, istisnalar hariç, İslam toplum yapısında fırsat bulması pek mümkün değildir. Ayrıca İslam aile yapısı ideal bir yapıdır. Kitle olarak, Müslüman erkek ailesinden tedirgin olmadığı gibi, Müslüman kadınlarda kötü değildirler. Bu tür rivayetler iftiradan başka bir şey değildir.
Yapmış oldukları başka bir rivayet bu rivayetleriyle çelişkili olduğu gibi, saygısızlık içermektedir. Şöyle ki:

105-............ Resûlullah’a atfen: (Gaza dönüşü) “Ağır olun! Taki dağınık saçlı kadının taranması, kocası evde olmayanın kasıklarını tıraş edebilmesi için şehre geceleyin yâni yatsı zamanı girelim” buyurdular ve şunu ilâve ettiler:
“Medine ye vardığın zaman cimâ etmeye bak, cimâ etmeye”. (Müslim 57/410 C.7 Sönmez Neşriyat A.Ş. )

Önceki üç rivayetle bu rivayet çelişkilidir. Zira bu rivayette gece vakti evlere girilmesi gerektiğini tahdis etmişlerdir. Ayrıca peygambere ve sahabelere saygısızlık içermektedir. Nasıl olur ki savaş dönüşü büyük ihtimalle, Peygamber yanında iki kayın pederi Ebu Bekir ve Ömer ile damadı Ali varken. Orduda kiminin babası, kardeşi, amcası, dayısı, komşusu ve arkadaşı katledilip şehit edilmişken. Biraz sonra Medine’de bir çok evde savaşta katledilmiş olanlar için, dul kalan kadınlar ve yetimleri ağlaşacakken. Bir peygamber, ordusundakilere böyle sözler söylesin, gidin bol bol cinsi münasebette bulunun sözlerini sarf etsin, bu olacak şey midir? Bu tür sözler, peygamberi ve sahabeleri hafife almak için uydurulmuş hayasızca sözlerdir.

Peygambere saygısızlık için uydurdukları başka bir rivayette şöyle demişlerdir:

106-..... Hukeyme bint Umeyme annesi Umeyme bint Rukayka’nın şöyle dediği rivâyet etmiştir:
“Nebi (s.a.)’in sedirinin altında hurma ağacından yapılmış bir kap vardı. Geceleyin ona küçük abdest bozardı.” (Ebû Dâvud, K.Tahâre (1), Bâb 13-14 H.24 C.1 S.52 Şamil 1987, diğer rivayet eden, Nesai, tahâre 6, )

Daha önce yazmış olduğum rivayetlerde görüldüğü gibi. Peygamber eşlerinin abdest bozmak için, geceleyin Medine dışına gittiklerini tahdis etmişlerdi. İşlerine geldiği zaman peygamber sedirinin altına oturağı koyu verdiler. Bu kadar bol ve çeşitli yalan uydurmak için epey emek vermiş olmalılar, utanma denen olayla da bir ilgileri olmadığı kesin. Bunların yazdıklarına bakan kimse, o devirde Arap evlerinde tuvalet olmadığı zannına kapılabilir, halbuki, Kur’an’da belirtilen abdest bozulmasının şartlarından bir tanesi tuvaletten gelmiş olma olayıdır, bundan da kolayca anlaşılır ki o devirde Arap evlerinde tuvalet mevcut idi. (Bak, 4 Nisâ 43, 5 Maide 6

Bir başka rivayette şöyle dediler:

107- Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “ Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namaz için evinden çıkıp (namaz mahalline gelerek ) tekbir getirdi, sonra ashaba (bekleyin diye) işaret buyurdu. Hemen gidip gusletti geldi. Saçlarından su damlıyordu. Onlara namaz kıldırdı. Namazdan çıkınca:
“Yanınıza cünüp olarak gelmiştim. Namaza duruncaya kadar da durumu hatırlayamadım. (Tam kılacağım anda hatırladım)” buyurdular.” (K.S. 6349 C.17 S.69 Akçağ 1993 alıntısı, İbnu Mace 1220, )

Değil bir peygamber, bir cami imamı dahi böyle bir olay yapsa ne kadar zor durumda kalacağı açıktır. Öyle ki cemaati namaz için saf tutmuş kendiside namaz için tekbir almışken, dolayısıyla hem kendisi hem de cemaat tekbir almakla namaza başlamışken, namazı iptal edip cemaate dönerek hele bekleyin cenabetimden yıkanıp geleyim demesi halkın alay konusu olması demektir. Bu rivayeti uydurmalarından amaçta budur.

Musa peygamber hakkında yapmış oldukları saygısızca bir rivayette şöyle demişlerdir:
108- .......... Bize Abdurrezzâk, Ma’merden; o da hemmâm ibn Münebbihten; o da Ebû Hureyre’den tahdis etti. Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: “İsrail oğulları çıplak olarak, birbirlerine baka baka yıkanırlardı. Mûsâ ise yalnızca yıkanırdı. İsrâil oğulları: Allah’a yemin olsun, Mûsâ’yı bizimle birlikte yıkanmaktan menşeden, ancak O’nun kasığının çıkık olmasıdır, derlerdi. Mûsâ bir defa yıkanmağa gitti, elbisesini de bir taşın üstüne koydu. Akabinde taş elbisesini alıp  kaçtı. Mûsâ: Ey taş elbisemi, ey taş elbisemi! diyerek taşın arkasından koştu. Nihâyet İsrâil oğulları onu (çırılçıplak) gördüler de: Vallâhi Mûsâ’da hiçbir kusur yokmuş, dediler. Ve Mûsâ elbisesini aldı da taşı dövmeğe başladı.”
Ebû Hureyre: Vallâhi o taşta muhakkak altı yâhut yedi dövme izi kalmıştır, dedi... (Buhâri, Kitâbu’l-Gusl 30 C.1 S.386 Ötüken 1987 )

Kavmi, kasığı çıkık dedi diye taş neden Musa Peygamberin elbisesini kaçırsın ki? Böyle bir olay ancak Allah’ın emriyle olabilecek bir mucizedir, böylece Allah peygamberini çırılçıplak kavminin önünde teşhir etsin? İslam dinine göre olacak bir olay değildir. Kaldı ki çırılçıplak beraber yıkanıyorlar dedikleri kimselerde öyle anlaşılıyor ki Müslüman Yahudiler idi, bu İslamdaki tesettür olayına aykırıdır. Maksatları, bir rivayet uydurup Musa peygamberin kavmi önünde çırılçıplak gezindiğini iddia etmektir. Birde kendilerince komiklik yapıyorlar, güya Ebu Hüreyre Allah’ın adını anarak yeminle demiş ki, o taşta muhakkak altı yedi tane dövme izi varmış.

Başka bir rivayette şöyle demişlerdir:

109- Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“ Eğer Beni İsrail olmasaydı, et kokuşmazdı. Eğer Havva olmasaydı kadınlar kocalarına hiçbir zaman ihânet etmezdi.” (K.S. 5003 C.14 S.260 Akçağ 1992 alıntıları, Buhari, Enbiya 1,25; Müslim, Radâ’63,(1470) )

Beni İsrail ve Etin kokması öylesine söylenmiş asılsız bir sözdür. Asıl söylemek istedikleri, Havva’nın kadın ihanetinin sebebi olduğu yolundaki iftiradır. Bu sözlerine gerekçe olarak iddia ettiklerine göre, güya Adem’in yasak ağacın meyvesinden yemesini Havva anamız teşvik etmiş. hal bu ki, Adem babamızın yasak ağacın meyvesinden yemesini teşvik eden ve her ikisini kandırıp yasak ağacın meyvesinden yemelerine sebep olan, Havva anamız olmayıp şeytanın kendisidir. Böylece Havva anamızı şeytan yerine koymuş oluyorlar, dolayısıyla kadınları da böyle görüyorlar, unutmasınlar ki onları doğuranda bir kadındır. Bu konuda Kur’an’dan mealen:

-Andolsun biz, daha önce de, Adem’e ahit (emir ve vahiy) vermiştik. Ne var ki o, (ahdi) unuttu. Onda azim de bulmadık.  20/115
- Bir zaman biz meleklere: Adem’e secde edin! Demiştik. Onlar hemen secde ettiler; yalnız İblis hariç. O, diretti. 20/116

- Bunun üzerine: Ey Adem! Dedik, bu, hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersin! 20/117

- Şimdi burada senin için ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak. 20/118

- Yine burada sen, susuzluk çekmeyecek, sıcaktan da bunalmayacaksın. 20/119

- Şeytan ona vesvese verdi ve “Ey Adem! Seni ebedilik ağacına ve son bulmayacak bir devlete delâlet edeyim mi? dedi.  20/120

- Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeğe çalıştılar. (Bu suretle) Adem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı. 20/121

- Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tövbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti. 20/122

(Ayrıca bak. 2 Bakara 34-35-36-37. Ayetler. )
Görüldüğü gibi, uydurmuş oldukları rivayet, Kur’an’a uymamaktadır.

Ayrıca, İnsanlarla yetinmediler Cinlere dahi saldırıda bulunmayı ihmal etmediler. Öyle ki, Cinlerin içinde Müslüman olanları da vardır. Şöyle rivayet ettiler:

110-............. Bana dedem Said ibn Amr, Ebu Hüreyre (R)’den haber verdi: Ebû Hureyre Peygamber’in berâberinde abdest alması ve istincâ’ suyu için küçük bir kırba taşırdı. Bir keresinde Peygamber hâcetini yerine getirmek için çıktığında Ebu Hüreyre arkası sıra kırba ile O’nu takip ederken, Peygamber:
- “Kimdir o?” diye sordu.
Ebû Hureyre:
- Ben Ebû Hureyre! diye cevâp verdi.
Peygamber:
- “Benim için istincâ edeceğim birkaç taş ara, sakın bana kemik ve hayvan gübresi getirme” buyurdu. Ebû Hureyre dedi ki: Ben elbisemin kenârında birkaç taş naklederek kendisine getirdim ve onları yanı başına koydum. Sonra yanından ayrıldım. Nihâyet hâcetini bitirdikten sonra Peygamber’in berâberinde yürüdüm. Yolda kendisine:
- Kemik ve hayvan gübresi ile temizlenmekte ne var ki? diye sordum.
Peygamber:
- “Bu ikisi cinlerin taâmındandır. Şu muhakkak ki, bana Nasibin cinlerinin bir hey’eti geldi. Bunlar ne hoş cinlerdir! Benden azık istediler. Ben de onlar için Allah’a: Cinlerin uğrayacakları her kemik ve tezek makûlesi üzerinde kendileri için muhakkak bir taâm bulmalarına duâ ettim” buyurdu. (Buhâri, Kitâbi’l-Ensâr 80, C.8 S.3610 Ötüken 1987 )

Cinler, yapıları bizden değişik fakat bizim gibi imtihan edilerek, Cennet ve Cehennemle muhatap olan kimselerdir. Bu konuda Kur’an’dan mealen:

- Bir zamanlar, cinlerden bir grubu, Kur’an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde (bir birlerine): “Susun, (dinleyin)” dediler. (Okuma) bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler: 46/29

- “Ey kavmimiz, dediler, biz Mûsâ’dan sonra indirilen, kendisinden öncekini doğrulayan, Hakka ve doğru yola götüren bir Kitap dinledik.” 46/30

- “Ey kavmimiz, Allah’ın davetçisine uyun, O’na inanın ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı azaptan korusun.” 46/31

Görüldüğü gibi, Cinlerden mümin ve takvalı kimseler vardır ve onlar tezek veya çöpten kemik yemeye layık kimseler değildirler. Buna rağmen güya, Müslüman cinlerden bir heyet gelerek peygamberden azık istemişler, peygamberde onların yerlerden toplanmış kemik ile tezek yemeleri için dua ediyormuş. Çok ilginçtir, Cinler tezeğe razı olduysalar, acaba ondan önce ne yiyorlardı? Biz Müslüman Cinleri böyle bir iftiradan tenzih ederiz. Onlar temiz ve güzel rızıklara layıktırlar. Kaldı ki yanında su kırbası varken, peygamber neden suyla taharetlenmedi, bundan da iftira ettikleri bellidir.

Yapmış oldukları diğer bazı rivayetlerle, Peygamber ve Ebû Bekir’in hicret etmek için iki kişi olarak Mekke’den çıktıklarını rivayet ettiler. Buna rağmen şöyle rivayetlerde bulundular.

BÖLÜM 5
111- ............ Amr b. Şuayb’ın dedesi (Abdullah b.Amr) den; demiştir ki: “Resûlullah (s.a.) (şöyle) buyurdu”: “Tek yolcu şeytandır. İki yolcu iki şeytandır. Üç (yolcu) ise, cemaattir. “(Ebû Dâvud, K.el-Cihâd (15), Bâb 79 H.2607 C.10 S.114 Şamil, diğer rivayet edenler, Muvatta istizân, 35, Tirmizi, cihâd, 4. )

112- Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi (radıyallahu anh) tarikinden naklediyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir atlı bir şeytandır, iki atlı iki şeytandır, üç atlı bir gruptur.” (K.S. 2184 C.8 S.20 Akçağ 1989 alıntıları, Muvatta, İsti’zân 25,(2,978); Ebû Dâvud, Cihâd 86, (2607); Tirmizi, Cihâd 4, (1674). )

Peygamberle, Ebu Bekir’in iki kişi olarak hicret ettiklerini şu şekilde rivayet ettiler:

113- Bera İbnu’l- Âzib radıyallahu anh anlatıyor: “Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh, evinde babama uğradı. Ondan bir semer satın aldı. (Babam) Âzib’e: “Benimle oğlunu gönder, onu evime kadar götürüversin!” dedi. Babam bana: “Haydi onu götürüver!” dedi. Ben de götürüverdim. Babam onunla beraber çıktı, bedelini alacaktı. Babam, Ebu Bekr’e: “Ey Ebu Bekr! Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmla (hicret ettiğin) gece ne yaptınız?” diye sordu. “Evet o gece yürüdük, Ertesi günü de öğle vaktine kadar yürüdük. Yolumuz tenha idi hiç kimseye rastlamadık.................... (K.S. 5775 C.16 S.199 Akçağ 1993 alıntıları, Buhâri, Menâkıbu’l-Ensâr 45, Lukata 11, Menâkıb 25, Eşribe 12; Müslim, Zühd 75, (2009). )

Peygamberin ve Ebu Bekr’in iki kişi olarak, hatta yolda hiç kimseye rastlamamak kaydıyla hicret ettiklerini rivayet ettiler, bunun yanında da iki kişi olarak seyahat edenlerin iki şeytan olduğu rivayetlerinde bulundular. Yapmak istedikleri hakaretin ağırlığı gayet açıktır. Yoksa tek başına veya iki kişi olarak seyahat eden niçin iki şeytan olsun. İslam dininde, İman şartları arasında en az üç kişi olarak seyahat edilecek diye bir şey yoktur.

Güneş ve Aya’da saldırmayı ihmal etmeyerek şöyle bir rivayette bulundular.
114- ............ Ebu Hureyre’den, Rasûlullah’ın (S.A.V.) “Güneş ve Ay, kıyamet günü dürülüp sarılarak ateşe atılmış iki öküzdürler.” dediğini rivayet etti. (İbn Kuteybe, Te’vilu Muhtelifi’l Hadis, S.189 Kayıhan Yayınları 1989 alıntısı, Buhari 59/4 )

Güneş ve Ay’ın büyük faydaları ortadayken, onlara bula bula cehennemde yer buldular. Bu nankörlüğün tipik bir örneğidir. Yoksa güzel ve iyi olan her şeye karşı olacaklarına dair verilmiş bir ahitlerimi var? Rivayet uydurma olup aslı yoktur.

1 yorum: