29 Şubat 2012 Çarşamba

Tarih, Din Tarihi, Ateist Tarih

 ANA SAYFA É


Acaba tarih soyut bir bilim mi, yoksa somut bir bilim mi? Tarihle ilgili bir şeyler okuyunca insan tereddüde düşüyor. Mezopotamya tarihini okumaya başlayınca, ileri düzeyde bilgi kirlenmesiyle karşılaşıyorsunuz. Hıristiyan - Yahudi inanışı, klasik İslam inanışı ve ateistlerin kendi tarih tezleriyle bağdaştırma çabalarından kaynaklanan bir kirlenme söz konusu. Bunun bilinçli olarak saptırmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Bunun birtakım örneklerini anlatmaya çalışacağım.
 
 

Akad kralı Naramsin başına 2 boynuzlu miğfer takınca, boynuz tanrıları simgeler, Naramsin kendini tanrı ilan etmiştir denmesi; bir başkasının kendi İslam anlayışı ile Naramsin güçlü bir kral, isminin baş harfide N ile başlıyor, bu adam Nemrut demesi; N iyelik ön eki, sin ay tanrısı, aram sevgi, inanç manasında olup Naramsin ay tanrısının sevgilisi anlamında demesi; bir başkasının ortaya çıkıp günümüzde kullanılan aşkı simgeleyen kalp şeklini aşk tanrıçası Venüs’ün kalçalarının tersten görünümü olarak nitelendirmesi. Bütün bunlar delillere dayanarak yapılan gerçekçi yaklaşımlar değil, aksine kendi inanç ve heveslerini ispatlamak için yapılan gerçekçi olmayan yaklaşımlardır.
Tarihte Kral peygamberler yaşamış mı dır, yaşamışsa nerede yaşamıştır, ne zaman yaşamıştır,  Mezopotamya da bunların izi var mı dır. Mısır ve Filistin’de yaşadığına dair tarihsel hiçbir delil yok. Ama Mezopotamya’ya bakıldığında bu insanlara ait deliller fazlasıyla bulunur. Ama insanlar inançlarına göre bunları göz ardı etmekte, uçuk şeyleri delil olarak sunmakta, bazı delilleri göz ardı etmektedir. Gerçek; tüm yönleriyle ele alındığında gerçektir. Yarım gerçek yalanın ta kendisidir.


Boynuzlu miğfer taşımak ben tanrıyım demek değildir. Naramsin’deki sin ay anlamındadır ve direkt ay tanrısı olarak çevrilmesi hatalı bir yaklaşım olarak düşünüyorum. Sin Akatça’da 2 sayısını da ifade eder. Aşk tanrıçası İnanna ile ilgili yukarda ki silindir mühre bakıldığında, iki antilobun boynuzlarını kalp şeklini verecek şekilde bir araya getirdiği ve bu şeklin tanrıça İnanna’yı temsil ettiği görülür. Günümüzde aşkı temsil eden kalp şeklinin Mezopotamya kültüründen kalmış olması daha olasıdır. Akatça’daki aram kelimesinin tek başına sevgi, aşk anlamına geldiğini düşünmüyorum. Aramsin yani iki aram kelimesinin sevgi, inanç anlamında olup, aram kelimesinin tek başına boynuzu ifade ettiği kanaatindeyim. Aşk tanrıçası İnanna’yı temsil eden 2 boynuzun sevgi, aşk, inanç anlamına geldiğini düşünüyorum. N ön eki de iyelik eki olduğundan, Naramsin’nin anlamının iki boynuzlu olması olasılığı göz önünde bulundurulmalıdır. Kuran’da geçen Zülkarneyn adının anlamı da iki boynuzlu demektir. Zülkarneyn’nin batıya yönelip bir kenti alıp orayı tahrip etmesi anlatılır. Naramsin’de batıda Ebla kentini alarak tahrip etmiştir. Zülkarneyn uzak bölgelere sefere çıkmıştır. Aynı şekilde Naramsin’de  uzak bölgelere sefere çıkmıştır. Naramsin’in kral peygamberlere bir örnek olabileceğini düşünüyorum. Benzerlikler nedense göz ardı ediliyor.

 Aynı şekilde Asur Kralı Adad Ninari 1 ile Kral Davud arasındaki benzerliklerde göz ardı edilmekte. Adad veya diğer bir okunuş tarzıyla Hadad şimşek tanrısının ismidir deniliyor ve Asurlar’da bu tanrıya ait tapınağın bulunmadığı da ekleniyor. Adad adında bir tanrıya tapıldığı doğru ve tapınağı Halep’te bulunmaktaydı. hadad kelimesi kükreme, gür sesi manasındadır. Ayrıca Asurca, Arapça gibi semitik bir dildir ve Arapçadaki demir anlamına gelen hadid kelimesiyle hadad kelimesi aynı köktendir. Adad Ninari 1’in yaşadığı yüzyıl ile demir çağının başladığı yüzyıl aynıdır. Adad Ninari 1, Mitaniler’e karşı bağımsızlık savaşı vermiştir. Mitani hükümdarlarının lakabı Hani- Golbat’tır. Kral Davud’un hikayesine bakılırsa, gür sesli olduğu, demiri kolayca işlediği, bağımsızlık savaşında Calut’u öldürdüğü görülür. Asurluların Mitanilere karşı bu üstünlüğünün demir silah kullanımına bağlı olduğunu düşünüyorum. Arapçadaki Calut, İbranicede Golyat’tır. İbranicede c harfi bulunmaz ve yerine g harfi kullanılır. Arapcadaki mecücün İbranicede magog diye yazılması gibi. Golyat, Calut, Golbat kelimelerinin kökü bakımından benzer olup, bu kişilerin aynı olması göz ardı edilmemelidir.

 Adad Ninarinin oğlu Salman Assared ile Kral Süleyman arasındaki benzerliklerde oldukça fazladır. Assared kral manasına gelir. Dolayısıyla Kral Salman manasındadır. Semitik dillerde sesli harflerin yazılmadığı, Arapça, Akadca ve İbranice’nin semitik dil olduğu göz önüne alınırsa, Arapçadaki Süleyman, Asurcadaki Salman, İbranicedeki Solomon isimlerinin aynı kökten türemiş kelimeler olduğu görülür. Kuran Arapçasında “vav” ve “ye” harfleri uzatma harfi olarakta kullanıldığını bilirsek 3 dildede yazılım slmn şeklinde olur ve büyük ihtimalle bu 3 kişi aynı kişidir (adad ile davud isimlerindede kullanılabilir: dd şeklinde). Ayrıca Kral Süleyman’da Kral Salman gibi geniş bir krallık kurmuştur. Babaları olan krallarda birbiriyle uyumludur.


Aslında bulgulardan en önemlisi Hammurabi çağına ait bir kabarmadır. Bu kabartmada en sağda büyük olarak simgelenmiş, başında 4 şeritli kavuk bulunan bir kişi var. Bu kişi nedense güneş tanrısı Şamaş olarak belirtiliyor. Önünde masa ve masanın üzerinde güneş tanrısı Şamaş’ın simgesi var. Üstte gizlenen iki kişi masaya bağlı iplerle masayı oynatmakta. Masanın solunda 3 kişi mevcut. Masaya en yakın kişinin sağ elinde bir asa var ve sol eliyle masayı tutuyor. Bu 3 kişinin en soldaki bir bayan, başında 3 şeritli bir kavuk var ve en sağdaki kişiyle aynı elbiseyi giyiyor. Bu kabartmayı güneş tanrısı Şamas’ın önünde Hammurabi  olarak yorumlanması bilinçli olarak yapılan bir tahribatı düşündürüyor. Bu kabartmanın bir hikayeyi anlattığı düşünüldüğünde, Kuranda geçen firavun, Musa, sihirbazlar olayıyla hemen hemen aynıdır. Musa kıssasında, Firavun Hz. Musa’nın gösterdiği mucizelere karşı ülkenin en iyi sihirbazlarını çağırıyor. Sihirbazların oynattığı ipler ve sopalar Hz. Musa’ya sanki gerçekten oynuyormuş gibi geliyor. Kendi asasını yere attığında ejderha oluyor ve sihirbazların yaptıklarını yutarak oyunlarını bozuyor. Kabartmaya bakıldığında üstte gizlenen bir kişi masa ve üzerindeki güneş sembolünü masaya bağladığı iplerle hareket ettiriyor. Buna karşı elinde asa bulunan kişi masayı tutarak hareket etmesini engelliyor. Bu kadar büyük bir benzerlik kimse tarafından görülmüyor. En solda bulunan bayanın, Hammurabi ile aynı elbiseyi giymesi ve başında 3 şeritli kavuk taşımasından dolayı kraliyet ailesinden olup, Hz. Musa’nın üvey annesi, Hammurabi’nin eşi kraliçe olması daha akla yatkındır.


Yukarda anlatılan kabartmayla Hammurabi kanunlarının bulunduğu stele karşılaştırıldığında aynı iddiada bulunulmakta, güneş tanrısı Şamaş önündeki Hammurabi’den bahsedilmektedir. Oysa kabartmayla stele baıldığında Hamurabi’ler birbirine hiç benzememekte, tek benzer kişinin Şamaş olarak belirtilen kişi olduğu görülmektedir. Hammurabi’in heykel ve kabartmalarına bakıldığında güneş tanrısı Şamaş diye belirtilen kabartmanın Hammurabi’ye ait olduğu ve Hammurabi’ninde 4 şeritli kavuk taşıdığı görülür.

 Hammurabi ismi, Hammu-rabi olarak ikiye bölünmekte, hammu kavmin lideri, rabi büyük anlamlarından kavmin büyük lideri anlamı çıkarılmakta. Ham-mu-rabi olarakta  bölünebilir. “Mu” olan anlamında ön ektir. Murabi rab olan anlamını verir. Hammurabi ise rab olan ham anlamındadır.

Bu kabartmanın bir örneği İstanbul Arkeoloji Müzesinde, diğer bir örneği British Museum’da var. British Museum’da bulunan örneğinin altında çivi yazısı mevcut. Bu çivi yazısı yıkılan güneş tapınağından bahsediyor. Hz. Musa’nın kısasında anlatılan kule olduğu düşünülebilir. Ayrıca Kuranda firavunun yaptırdığı kulenin tuğladan olduğu belirtilir. Tuğla Mezopotamya da kullanılan bir yapıtaşıdır. Hz. Musa’nın yaşadığı iddia edilen Mısır’da tapınaklarda tuğla değil taş kullanılmıştır. Kuran’da geçen mısri kelimesinin büyük şehir anlamına geldiği ve Mezopotamya kent devletlerini ifade ettiğini düşünüyorum. Mısırın fethinden önce Arapların bu ülke için mısır ismini kullandığına dair hiçbir veri yoktur. Günümüzde dahi Araplar Mısırın yerli halkı için mısırlı kelimesini değil, Kıpti kelimesini kullanıyor. Başka milletlerin dillerinde de bu ülke için Mısır kelimesi kullanılmaz. Firavun kelimesi ise mısır hükümdarı anlamından çok kendini tanrı ilan etmiş hükümdar manasında olduğunu düşünüyorum.

 Sonuç: Bilinçli veya bilinçsiz olarak tarihin saptırılmakta olduğu kanaatindeyim. Gerçek; tüm yönleriyle ele alındığında gerçektir. Yarım gerçek yalanın ta kendisidir.

1 yorum:

  1. Allah razı olsun :) devamını bekliyoruz :) Rabbim bilginizi arttırsın :)

    YanıtlaSil