29 Şubat 2012 Çarşamba

Tarih ve Doğruluğun Zamanı

 

Tarihsel ve arkeolojik hiçbir dayanağı olmamasına rağmen, Tevrat’a göre yazılan bir tarih anlayışı var ve bütün dünyada gerçekmiş gibi kabul görüyor. Peygamberlerin Mısır ve vaat edilmiş toprak dedikleri Filistin’de yaşadığı yazılmakta. Oysa, Yahudi’lerin M.Ö. 538 yılından önce (Babil sürgünü dönüşü diyorlar) Filistin’de yaşadığına dair hiçbir veri bulunmamaktadır. Bu devirde kurulan Mezopotamya, Anadolu ve Mısır’daki imparatorlukların; devlet arşivleri bulunmasına, diplomatik ilişkileri olmasına, birbirleriyle yazılı anlaşma yapmalarına ve kralların birbirleriyle yazışmalarına rağmen bu imparatorlukların tam ortasında kurulduğu iddia edilen İsrail, Kuzey İsrail ve Yahuda Krallıklarından ve krallarından hiç bahsedilmez. Üstelik Filistin’deki arkeolojik araştırmalarda bunu teyit etmekte. Doğruluğu şüpheli, zorlama birkaç delilin ilerisine gidilememektedir. Öyleyse nerede yaşadılar, bunun delilleri var mıdır? Evet var, üstelik çok sayıda. Asurlularla İsrail arasındaki benzerlikler oldukça fazladır.
 Akatça en eski yazılı dillerdendir. Asurca, Akatçanın devamı olan bir dildir.  İbranice, Arapça, Akatça ve Asurca semitik dillerdendir. İbranice ve Arapçada sesli harfler yazılmaz. Eski diller olan Akatça çivi yazısıyla yazılır. Bu ön bilgilerden sonra asıl konuya geçelim.

 Asur; Kuzey Mezopotamya’da kurulmuş, yaklaşık 1500 yıl yaşamış bir uygarlıktır. Yazı dili olarak Akatça ve Sümerceyi kullanmışlardır. Asurluların baş tanrısının Tanrı Asur olduğu yazılmasına rağmen büyük bir çelişki mevcuttur. Tarihteki büyük imparatorluklardan birisi olan Asur imparatorluğunun baş tanrısı Asur’un anlamı, ne tanrısı olduğu, özellikleri bilinmemekte, tek bir figür bile bulunmamaktadır. Üstelik Tanrı Asur’a ait bir mitolojide yok. Mezopotamya da ki hiçbir mitolojide Tanrı Asur’dan da bahsedilmez. Akdeniz ve Ortadoğu uygarlıklarına baktığımızda tek istisna budur (Mısır,Sümer, Babil, Filistin, Suriye, Hitit, Roma, Yunan vb). Neye göre Asurluların Tanrı Asur’a taptığı iddia ediliyor, belli değil.

    
  Fig.1: Çivi yazısında tanrı işareti.

 Çivi yazısında yıldız şeklindeki  işaret tanrı, ilah (* şeklinde ifade edeceğim) anlamına gelir. Akatçası “ilum”dur. Tanrı anlamının yanında “–il”,“–el” son eklerini de verir. “*asur”, “Tanrı Asur” olarak çevrilmekte. Oysa “asuril” olarakta çevrilebilmekte ve “Tanrının Asur”u anlamına gelmektedir. Uydurma tanrılar yazmaya gerek yok. “asuril” Arapça ve İbranice harflerle yazıldığında “asrl” olarak yazılır (cümle başı dışında sesli harf kullanmıyorum. Sesli harf olarak da “a” kullanıyorum). “İsrailin”de yazılışı “asrl”dir. Yani Asuril ile İsrail’in yazılışında, gerek çivi yazısı olsun, gerek Arapça olsun fark yoktur. Asur’da tanrının ismi yazılmıyor, işaretle ifade ediliyor. Tanrı anlamına gelen “ilum” söylenmiyor, sondaki “–il” eki “ilum” manasında söyleniyor. Yahudiliğe baktığımızda tanrının ismi söylenmiyor. (İslam da her işin başında “besmele” ile bu kültür yapısını kırıyor. Ne kadar önemli ) Yezidilik dininde ise şeytanın ismi söylenmez. Akaçta bu “-il” eki Mikail(Tanrı övüşü), Cebrail(tanrı gücü) gibi  sözcükler ile Arapçalaşarak Kuran’a da girmiştir. İsrail mantığı; Azrail, tanrı azra(tanrının durduruşu) diye tercüme edilmez.  

Yahudilerin tarih saptırmaları ve çelişkiler

 Tevrat’a göre Filistin’de kurulduğu iddia edilen İsrail Krallığı, Kral Seul’a başlar. Bağımsızlık savaşını başlatan kişidir ve Kuran’daki Kral Talut’a denk gelir. Asur kral listesinde ise Asurluların Mitannilere karşı bağımsızlık savaşını başlatan Asur-uballit I’le eşleşmektedir. Daha sonrasında İsrail Krallığı, Kuzey İsrail Krallığı ve Yahuda Krallığı olarak ikiye bölündüğü, Kuzey İsrail Krallığı, M.Ö. 722’de Asurlular tarafından, Yahuda Krallığı M.Ö. 586’da Babilliler tarafından yıkıldığı yazılıyor. Benim görüşüm böyle bir bölünmenin hiç yaşanmadığı.

 M.Ö. 722’de Kral Sargon II  zor kullanarak Asur tahtını ele geçirir. Tesadüf eseri aynı tarih Sargon II’nin Kuzey İsrail Krallığına karşı sefer düzenlendiği tarihtir. Kuzey İsrail Krallığının başkenti Samaria, 3 yıl Asur kuşatmasından sonra ele geçirilerek yıkıldığı iddia ediliyor. Anlamsız olan zor kullanarak tahtı ele geçiren bir kişi, karşıtlarına karşı durumunu sağlama almadan başkentten uzaklaşıp sefere çıkması ve 3 yıl başkentten uzak kalmasıdır. Üstelik bu sefer, kendisine hiçbir tehdit oluşturmayan küçük bir krallık ise. Burada bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum.

 İsrail Krallığı, Kuzey İsrail Krallığı ve Yahuda Krallığının Seul’den itibaren toplam kral sayısı41’dir. Asur krallığında Ashur-uballit I’den, Asurbanipal’e kadarki kral sayısı 41’dir. Neden Asurbanipal son olarak aldığıma gelince; Asurluların Asurbanipal’den sonraki 20 yılı karanlıkta kalmıştır. Bu sürede 3 kişinin daha krallık yaptığı iddia edilmesine rağmen, benim kanımca Asurlular, Asurbanipal ile son bulmuştur. Nedenlerini Hz. İsa konusunda açıklayacağım için ayrıntısına girmeyeceğim.

 Kuran'da, o zamana kadarki en büyük krallık olarak yazılan Hz. Süleyman'ın krallığını Filistin'de küçük bir krallık olarak gösteriyorlar. Ya onlar yalan söylüyor, ya da Kuran. Belki de bu krallık, bize söylenen ve bizim düşündüğümüzün çok ötesindedir. Yahudi tarih saptırmalarının en önemlisi bu…. Hz. Süleyma’nın kurandaki büyük krallığının karşıtı Yahudi Düşüncesine göre küçük bir krallık…Yahudiler yanlan söylüyor.

 Bu aşamadan sonra peygamberler tarihine geçerek konuyu biraz daha açacağım. Bunu yaparken Tevrat’ı kaynak olarak almayıp; tarih, arkeoloji ve Kuran’ı kaynak alacağım. Böylece bildiğimiz tarihle, benim iddia ettiğim tarih arsında nasıl bir fark ortaya çıkacak göreceğiz.


Urfa yakınlarında ki Göbeklitepe Arkeolojik Alanında dünyanın en eski mabedi bulundu. Tarihi günümüzden 10.000-12.000 yıl önceye kadar uzanıyor. Arkeolojik çalışmalar ilerledikçe, bu bölgenin dünyanın en büyük mabet alanı olduğu yazılmaya başlandı.

 1994’te Alman arkeolog Klaus Schmidt tarafından bulundu ve 14 yıldır kazı çalışmaları devam eden arkeolojik bölgede ortaya çıkan 12 bin yıllık tapınak, "avcılık ve toplayıcılıkla geçinen göçebe toplulukların, tarımı öğrenerek yerleşik yaşama geçtiği" tezine ters düşüyor. Çünkü bu dönemde yaşayan insanların henüz çanak çömlek yapmayı bile bilmedikleri varsayılıyor.

Duvarlarının kalınlığı 1.4 metre olan, on iki metre boyundaki tapınağın içinde üzerinde kuş, aslan, yılan ve akrep şeklinde kabartmaların yer aldığı T şekilli sütunlar bulunuyor. Hatta tapınağın çevresinde tarım yapıldığına dair işaretler de var. Klaus Schmidt’e göre, bu bölge Mezopotamya’daki ilk şehirlerden 5 bin 500 yıl, İngiltere’deki ünlü Stonehenge’den de 7 bin yıl daha yaşlı. 

 Buradaki dikili taşların dizilimi de ilginç. 2 dikili taş ortada, 11 dikili taş bu 2 dikili taşı çevrelemekte. Sümerlerde görülen 11 yıldız, güneş ve ay figürünü anımsatıyor. Sümer dininin kaynağının çok daha eskiye dayandığı kanaatindeyim.   

  
Fig.1: Göbeklitepe



Fig.2: Göbeklitepeden figür             Fig.3: Aşağı mısır tanrısı Set   

Aşağı ve Yukarı Mısır birleşmeden önce tanrı Set, güneşle ilişkili Aşağı Mısır tanrısıydı. Bu motifte benzerlik buluyorum. Planları elimde bulunmadığı için fazla torum yapamıyorum, ancak tilki heykellerinin bulunduğu dikili taşların, güneşle ilişkisi araştırılmalı diye düşünüyorum. Tanrı Set şeytan figürüyle uyumludur. Beklide satan kelimesinin kökenini oluşturuyor.

 
Fig.4: Göbeklitepeden figür     

                     
Fig.5: Mezopotamyadan silindir mühür

 Fig4 ve fig5’deki güneş, ay figürü birebir aynı. Alttaki sineğe dikkat edin. Güneş, ay ve sinek motifi Mısır hiyografik yazısında hiç değişmemiş şekilde bulunur. Mezopotamya’daki başka silindir mühürlerde de Mısır hiyografik yazısı örnekleri olmasına rağmen nedense kimsenin dikkatini çekmiyor. Bazen bu hiyografik yazı, resimdeki ana figürün içinde de gizli olabiliyor.

 Aslında Göbeklitepe’de ki aslan, akrep, boğa, kaplumbağa gibi  birçok figürü Yakındoğu’daki uygarlıklarda tıpatıp aynısı şeklinde görebiliriz. Özellikle Mezopotamya’da. Yakındoğu’daki dinlerin kökeninin, Göbeklitepe çağına kadar uzandığını görmek gerekir. İnsanlar önce doğaya ve totemlere taptılar önyargısıyla hareket edilmemeli. Taş devri insanının zekasını, hayvansal düzeyde görme eğilimindeyiz. Oysa beyin ölçütleri modern insanlarınkiyle aynı. Beklide Göbeklitepe’yi yapan beyin, yorumlamaya çalışan bir çok beyinden daha üstündür. Beklide absürt sonuçlar bu yüzden ortaya çıkıyordur.

 İnsanlar önce doğaya tapmış sonra sırasıyla totemlere tapma, çok tanrılı dinler ve tek tanrılı dinler ortaya çıkmıştır. Gelecekte de insanlar gelişerek ateist olacak. Bu şekilde Marksizm’in 2 yy öncesinde kalmış materyalist tarih anlayışıyla önyargılı davranılıyor. Elde hiçbir veri olamadan geçmişe ve geleceğe yönelik olarak bu böyle olmuştur, olacak şeklindeki yaklaşımların müneccimlikten farkı yoktur. Bunun adına da bilim diyorlar. Dinler bakımından tarih bununla uyumlu değildir. Günümüzde dahi çok tanrılı dinler, tek tanrılı dinler, tanrısız mistik dinler ve ateizm birlikte mevcudiyetini koruyor. Ateizm değil dinler güçleniyor. Bunlar görülmesine rağmen kendi inançlarını dayatmaya çalışıyorlar.
 Eski kavimlerin yerinin araştırılmasında Kuzey Mezopotamya ihmal edilmemelidir. Bu bölgede volkanik bir dağ olan Karacadağın ne zaman aktif olduğu da araştırılmalıdır. Ad kavminin, Hz. Nuh'dan hemen sonra gelen kavim olduğu düşünüldüğünde, Göbeklitepe’nin Ad kavminin yaşadığı yerde olma olasılığı var. Çünkü Nuh’un gemisinin oturduğu Cudi Dağına yakın. Müslümanların tarih ve arkeolojiye biraz daha ilgi gösterip, daha fazla araştırmacı olması lazım.

 Şu anda Mezopotamya tarihi ateistlerin, Yahudilerin ve modern efsanecilerin atıp tutma alanı olmuş vaziyette. "12. gezegen Marduk", "gökten uzaylılar gelip, genetik çalışmalar yaparak Sümerlileri yarattılar" tarzında günümüzde yaratılan modern efsanelerin, Mezopotamya tarihini örtmeye yönelik olduğunu düşünüyorum. Bunları yapan kişilerin kimliklerine daha iyi bakılması, ne yapılmaya çalışıldığı hakkında fikir verebilir. Günümüz modern efsane ve hurafeleriyle de mücadele ihmal edilmemelidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder