29 Şubat 2012 Çarşamba

Tarih ve Mezopotamya’da Tanrı İşareti

 ANA SAYFA É


 « Bir yıldız resmidir; bu aslında Sümerce an"gök"sözcüğünü simgeler.Bununla birlikte aynı işaret dingir, “tanrı” sözcüğünü göstermek için de kullanılmıştır. » (S.N.Kramer)

 Yukardaki işareti, doğruluk zamanı adlı yazımızda Akat/Asur dilindeki çevrilişi anlatmıştım. Çeviri yaparken yapılan hataları belirtmiştim. Şimdide Sümercedeki çevrilişinden bahsedeceğim.

 Erken dönem tabletlerinden itibaren karşılaştığımız bu çizimi, uzmanlarımız “Dingir, Digir, An-Anu” ses değerleriyle okuyorlar ve onun “Tanrı”yı, “An-u”yu ifade ettiği kabul ediliyor. Bunun çevirilerde karışıklıklara neden olduğunu düşünüyorum. “tanrı” veya “gök” şeklinde çeviri mümkünken direkt “tanrı an” diye tercüme ediliyor. Okuduğum aynı yazının farklı yorumlarında bazen “gök”, bazen “an”, bazen de “tanrı an” diye tercüme edildiğini görüyorum.

 “(*)Enlil”şeklindeki yazı “Tanrı Enlil” diye çevrilebilecekken, “Tanrı An” ve “Enlil” diye çevriliyor. “Tanrı Asur”da olduğu gibi yine olmayan bir tanrı yaratılıyor. Üstelik Sümerlerin olmayan “Tanrı An”ı baş tanrı yapılıyor. Oysa yazılanlarda daha az vurgulanmasına rağmen Sümerlerde baş tanrı “Enlil”dir. Sümerlerde iki baş tanrı olma çelişkisini de çok eskilerde “Tanrı An” baş tanrıydı diye açıklıyorlar. Oysa buda bir çelişki yaratıyor. Sümerler, eski devirlerde büyük tufanı yaratanın “Enlil” olduğunu ve hiçbir tanrının onun hükmüne karşı koyamadığını belirtirler.

 Sümerce, 3.000 yıl boyunca yazı dili olarak kullanılmıştır. Yazı dili olarak kullanımı Babil ve Asur döneminde de sürmüştür. Sonraki dönemlerde yazılan Sümerce bir metin, hangi dönemde yazıldığı hakkında bilgi vermeden sanki 1.000-1.500 yıl önce Sümerler tarafından yazılmış gibi sunulabilmekte ve buna göre Sümerler ve Sümer dini hakkında yorum yapılabilmektedir. Ben bunu art niyetli bir yaklaşım olarak görüyorum.
 Neden Sümerlerde baş tanrı “An” yaratmak ihtiyacı duyuldu. Bunun Sümerlerin yaratılış destanından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu yaratılış destanı ilahi kitaplardakine benzerdir. Araya olmayan tanrılar eklenerek çok tanrılı bir dinin yaratılış destanının ilahi kitaplara girdiğini ispatlamaya çalışıyorlar. Bunu yine örtme harekatı olarak düşünüyorum. Sümerlerle ilgili sıkça karşılaştığımız bir alıntı üzerinde yorum yapacağım.

 -Sümerolog Muazzez İlmiye Çiğ’in Sümerli Ludingirra başlığıyla Türkçeye çevirip yayınladığı Sümer yazıtları (Tablet 2, 3, 10 ve 11), Sümer mitolojisi, tanrıları ve inançları hakkında geniş bilgiler içeriyor.

Bu yazıtlarda yer alan bilgilere göre:

Sümer Panteonun başı, yani tüm Sümer tanrılarının babası ve kralı hava tanrısı Enlil(Ellil)’dir. Enlil sözcüğü, bahsi geçen tabletlerin yazarı Ludingirra’ya göre, soluk, hava, nefes, ‘Havanın Beyi’ gibi anlamlara geliyor. Sümerler yeri ve göğü onun yarattığına inanırlardı.

-Onların inancına göre, çok eskiden (daha yer ve gök yok iken) her yer dipsiz, uçsuz bucaksız bir denizdi. Sümerler’de bu deniz tanrıca Nammu’nun şahsında kişileştirilir. Bir gün bu deniz, yani kişi kimliğiyle tanrıca Nammu, koskoca bir dağ doğurur.

Bunu gören ‘Yüce Enlil’, hemen o dağı ikiye ayırır. Böylece ikiye bölünen bu dağın altı yeryüzü, üstü de gök olur. Yeryüzüne yer anlamına gelen Ki, göğe de gök anlamına gelen An adı verilir. Sümer mitolojisindeki tanrıça Ki ve tanrı AnYer ve Gök (Cennet)’ün kişileştirilmiş simgeleridir. Göğü tanrı An alır, yeryüzü ise tanrıca Kiile Enlil’in payına düşer.

Samuel Noah Kramer, Ancient Religions başlıklı bir derlemede (Edited by Vergılıus Ferm, New York, 1950) yayınlanan ‘Sümer Dini’başlıklı yazısında tanrıça Ninhursag’ın yeryüzü tanrısı Ki ile aynı olabileceğine işaret etmektedir. Ki, yeryüzünün toprağı taşı; Enlilise, havası, soluğu ve nefesidir diyen Ludingirra, bu yüzden yaşamın Enlil’siz var olamayacağına işaret eder.

Her kentin bir tanrı tarafından kurulduğuna ve onun koruması altında olduğuna inanılan Sümer’de, Enlil, Nippur kentiyle ilişkilendirilir. Bu kentin kurucusu ve tanrısı odur. O’nun evi de (tanrıların evlerine tapınak denir) bu kentteki E-Kur Tapınağı’dır.

Enlil, bu tapınakta yaşar. Sümer Tanrılar Meclisi kendi toplantılarını bu tapınakta ve Enlil’in başkanlığında yapar. Tanrıların toplandığı ve kararların alındığı yer burasıdır. Yerin ve göğün yaratıcısı olarak görülen Enlil, diğer tanrılara burada emirler ve görevler verir, Sümer’i buradan denetler. Uzak yakın pek çok ülkeden hediye adı altında toplanan haraç bu tapınağa getirilir.

 Sümerli Ludingirra kendi kültürünün yok olma tehlikesine karşı yazılar yazmış bir Sümerlidir. Sümer kültürü ve dini hakkında bilgiler verir.

 Dipsiz ucsuz bucaksız denizin adı “nammu”dur. Baştaki deniz olarak geçen ifade “Sümerler’de bu deniz “TanrıcaNammu”nun şahsında kişileştirilir”  denilerek bir “Tanrıça Nammu” yaratılır. Sonrada yazı “Tanrıça Nammu” diye devam eder. Aynı şey “An(gök”) ve “Ki(toprak)” için yine yapılıyor. “An”(gök) “Tanrı An” kişiliğinde ifade edilir, “Ki”(toprak) “Tanrıça Ki” kişiliğinde ifade edilir diyip çeviriye tanrı, tanrıça kelimeleri eklenerek devam ediliyor. Olmayan “Tanrı An” inancı bu çevirilerle çelişkili olunca çok eskiden “Tanrı An” baş tanrıymış diye yazılıyor.

 Samuel Noah Kramer’in “Tanrıça Ninhursag”ın yeryüzü “Tanrısı Ki” ile aynı olabileceğine işaret etmesini, olmayan “Tanrıça Ki”ye kimlik bulma çabası olarak görüyorum.

 Sümer yaratılış destanında tanrılar yaratılmadan önce “nammu” vardı deniliyor. Aslında doğru. Ama görüldüğü gibi bu “Enlil” için geçerli değildir.

Eğer olmayan tanrılar yazılmasaydı Sümerlerle tek tanrılı dinlerin ilişkilendirilmesi daha düzgün olacaktı. Tabi ki bu istenen bir şey değil.

 Okuyanlar bilir “Enlil” hava tanrısı olarak geçer. Size de atmosferle ilgili olayların tanrısı olarak sunulur. Aslında buradaki hava, yaşam havası yaşam soluğu şeklindedir. “lil” sözcüğü bu anlamı verir. Aynı zamanda ruh anlamında olduğu pek söylenmez. “Enlil” fırtına tanrısı denilir. “Nuh tufanı”nı yapan “Enlil”dir. Fırtına ile tufan arasında nüans farkı var gibi görülse de aslında büyük fark vardır. “Enlil” tufanın tanrısıdır. Aynı zamanda batı sami halklarının tanrısı “Fırtına Tanrısı Adad” ifadesini “Tufan Tanrısı Adad” diye çevirmek daha uygun olabilir.
e-kur,
 Sümerlerin eski dönemine ait yazıtlardan:

 "Enlil, emirleri uzaklara ulaşan, kelamı kutsal olan,
Bildirdiği kararları değiştirilemez olan,
Sonsuza kadar kaderler konusunda karar veren,
Açık gözleri ülkeleri tarayan, ...  
İktidar, efendilik ve prenslik kararlarını kusursuzlaştıran ...
Nereye adım atarsa oradaki yabancı ülkeleri secdeye getiren,
Her yerden ferahlık veren adakları,
Yüklü ganimetlerden kurbanları getiren Enlil;
Saygıdeğer çobanın ...    
Nefesi olan herkesin [insanların] önde gelen çobanının [kralın] Enlil'i,  
Prensliği yarattı, Kutsal tacı prensin başına yerleştirdi ...     
Enlil olmaksızın, Hiçbir şehir inşa edilemezdi, hiçbir yerleşme yeri kurulamazdı, ...   
Hiçbir kral ortaya çıkamazdı, hiçbir yüksek rahip doğamazdı ..." [Kramer, 120-1].
 **
Efendi, yararlı olanı ortaya çıkarmak için
Kararları değiştirilemeyen efendi
Topraktan ülkenin tohumunu filizlendiren Enlil
Yerden göğü ayırmayı düşündü
Gökten yeri ayırmayı düşündü

 Babilliler, Sümer dinin devamcısıdır. Sümer dini binlerce yıl boyunca hiç değişmeden aynı kaldı demek saçmalıktır. Babil döneminde tanrı Enlil baştanrılıktan ikinci derece bir tanrı pozisyona düşüyor. Tanrı Marduk baştanrı yapılıyor, tanrı Enki’nin önemi artıyor. Bunun izleri Babil zamanında yazılan Sümerce yazıtlarda bariz şekilde görülmekte. Birde yazılama bakın:

 Enlil, Mezopotamya mitolojisindeki baş tanrı. Rüzgarın tanrısı olan Enlil, dünya ile cennet arasındaki gökyüzünün tanrısıydı.

Tecavüz, Sümer efsanesine bile konu olmuş. Tanrı Enlil, Tanrıların başı olduğu halde, evlenmeden önce karısını aldatarak zorla tecavüz ettiği için Tanrılar meclisince yeraltı dünyasına sürülmüş.
Bu efsaneye ait bazı satırlar şöyle:

Nippur'un güzel kızı Tanrıça Ninlilannesinin önerisi üzerine kendisini Tanrı Enlil'e göstermek üzere suya girer.Saf suda kız yıkandı.Ninlil Nunbirdu kanalının kenarında yürüdü.Büyük dağ baba Enlilgördü onu. Bey kıza "gel yatalım" dedi, kız istemedi.

 "Benim döl yolum çok ufak birleşmeyi bilemez,  
Dudaklarım çok küçük öpmeyi bilemez"

 Bunun üzerine Enlil, vezirine bir tekne getirtir. Kızla teknede gezerken ona tecavüz eder. Bu olaya kızan tanrılar meclisi Enlil'i yakalayarak şöyle derler:

"Enlil ahlaksızın biri defol şehirden"

 Böylece Enlil yeraltı dünyasına gönderilir Ninlil'de arkasından gider. O arada Ay Tanrısına gebe kalır. Birçok olaydan sonra ancak yeryüzüne çıkarlar.

Tecavüz Sümer'de suç sayılmış, bekaret önemli görülmüştür.

 Bir yazıt hangi tarihe aittir, hangi olaylardan sonra insanlar böyle bir efsane yaratmaya ihtiyaç duymuştur (sanki böyle bir şey gerçekleşmişte bizimkiler yazıyor.), hangi şehirde çıkarılmıştır, hangi uygarlığa aittir (Sümer?, Asur?, Babil?)?!!! Hiçbir cevap yok. Bunu yorumlayanlar da bilimin şahlarıdır. Bu yazıt, Sümerlerde tecavüzün çok kötü bir şey olduğunu anlatmak için yazılmış?!!! Bilimsellik bunun neresinde?!!! Sümerler Nuh tufanıEnlil’in yaptığını yazarlar. Ayrıca Ur şehrine kızmış, onu yok etmiştir. Akatların günahlarından dolayı onların üzerine dağlı canavarlar denilen Gutileri göndermiştir. Bu insanların ders almak yerine Enlil’e kızıp ona tapmaktan vazgeçtiğini, bunu yaparken de böyle bir efsane uydurmuş olduklarını düşünmek o kadar mı zor.?!!!

 Sümerce ölü bir dildir. Ses yapısı hakkında büyük oranda ittifak sağlanmış olsa da tam değildir. Üstelik özel isimleri tersten okuma, düzden okuma tarzında gelişi güzel çeviriler karmaşa yaratabiliyor. İleride “Enlil(Ellil)” kelimesiyle “Allah” isminin aynı kökten olduğu bulunursa şaşırmayın derim.

 Aslında Sümerler müşrikti. Aşağıdaki ayette bu apaçık görülür.

 Enam.78. Sonra güneşi(etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: "İşte bu benim rabbim, bu en büyük"demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, tartışmasız ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."

 Sümerlerde otoritenin temeli dinseldi. Her kentin bir tanrı tarafından kurulduğuna ve onun koruması altında olduğuna inanılan Sümer’de; Enlil, Nippur kentiyle ilişkilendirilir. Bu kentin kurucusu ve tanrısı odur. Enlil’nin evi yani tapınağı Nippur kentindeki E-Kur Tapınağı’dır. İktidar mücadelesine giren Sümer kentleri, kendi kentlerinde kent kurucusu bir tanrı icat edip tapınaklar kurmuştur. Tapınakların rahiplerine Ensi denilirdi. Sümer kentlerinin kralları, Ensi denilen rahip krallardı. Bu şekilde dinsel olarak halka otoritelerini kabul ettirmişlerdi. Kendi zamanında kralların her şeyi yapmakta özgür olduklarını söyleyen Ludingirra da, bu uzak geçmişe referans vererek, kralların o devirde herhangi bir konuda karar alabilmek için halk tarafından seçilen ve yaşlılar ve gençlerden oluşan iki meclise başvurmalarının zorunlu olduğunu kayıt etmektedir.

 Sümer kralları otoritelerini tanrılardan alırdı. Yazıtlar tanrılar meclisinin kral saptamasının örnekleriyle dolu. Hiç başkent olmamışsa da Nippur kenti Sümer’in başta gelen bir kentiydi. Dinsel ve entellektüel bir merkezdi. Krallar taç giymek için Nippur’a giderlerdi. Bu kentteki E-Kur Tapınağı’nda Enlil tarafından kutsanır, kendilerine bir ad, taht, taç, halkı denetleyecek bir asa verilirdi. Başka Sümer kentlerinde kral olanlar da ilk iş olarak iktidarlarının tanrı buyruğu olduğunu, yani Enlil tarafından atandıklarını kanıtlamak için Nippur kentine el koyarlardı. 

 Zamanla Sümer kentlerinde bulunan tapınaklar diğer Sümer kentlerine de yayılmış, başka Sümer kentlerinde de aynı tanrıya tapılmaya başlanmıştı.

Sümer Yaratılış Destanı

 Adı yokken göğ'ün daha
Yer'in daha adı yokken
Babaları(tatlı su) okyanustan  
Anaları Tiamat(tuzlu su) kargaşasına   
Sular akıp bir oluyordu.         
 Saptanmamıştı arpa buğday tahıllar                               
Görülmemişti öbek öbek kamışlar                                                          
Hiçbir Tanrı yaratılmamıştı henüz daha                 
Ad konmamıştı hiçbir şeye
Alına kader damgası vurulmamıştı daha                                                            
Saptandı sonra tanrılar
 Lahma ve Lahama seçildi ardından                    
Zaman akıp gidiyordu durmadan
Belirlendi sonra Ki-Şar ve An-Şar 
Günleri düzeltip ayarladılar..

 Şimdi de yapılan yorumlara bakalım:

Evrensel boşlukta ilkin erkek dev Absu'yla dişi dev Tiamat varmış, bunların birleşmesinden erkek yılan lahmu ve dişi yılan Lahamu meydana gelmiş, yılanların birleşmesinden de gökyüzü tanrısı An-Şar'la yeryüzü tanrısı Ki-Şar doğmuş, yeryüzüyle gökyüzü birleşerek Anum, Enlil ve Ea'yı doğurmuşlar.
 Tanrı absu ile tanrıça tiamat çiftleşir tanrı lahmu(erkek yılan) ve tanrıça lahamu(dişi yılan) doğarlar. Lahmu ve Lahamu’nun çiftleşmesinden tanrı An-Şar ve tanrıça Ki-Şar doğar. Genel yorum bu şekildedir. Oysa ne tanrılar, ne tanrıçalar, ne çiftleşme, ne birleşme, nede doğma var.

 Kendi yorumum:
 Babaları denilen Absu(tatlı su okyanusu)dur. Ruhani evreni simgeler (Tuzlu su okyanusu denilen Tiamat maddi evreni simgeler. Ti: hayat, ama: ana demektir. “Sular akıp bir oluyordu” ruhani evrenle maddi evren ayrılmamıştı anlamındadır. Lahmu ve lahamunun oluşması bu birleşmeden değil, Tiamat’tan oluşur. Oluşumlar birleşmeler yoluyla değil, iki farklı yoldan devam eder.
 Burada anlatılan yer ve göğün yaratılmasıdır. Eski yazmalarda gök eril, yer dişil ifade edilirdi. Tasavvufta da maddi everen dişil, ruhani evren eril ifade edilir. Eril kelimeler göğün yaratılma aşamalarındaki evreleri, dişil kelimeler yerin yaratılma aşamalarındaki evreleri belirtir. Birleşmeler söz konusu değil, tam aksine yer ile göğün ayrılması söz konusudur.

 Eril kelime lahmu(erkek yılan) göğün ilk hali, dişil kelime lahamu(dişi yılan) yerin ilk halidir. Yılan kıvrılma hareketi yapar. Yer ve gökte hareket başlamış ama döngüsellik yoktur. An: gök, ki: yer, şar: dönme, döngüselliği belirten kelimelerdir. An-Şar: gök döngüselliği, Ki-Şar: yer döngüselliğidir. Göğün ilk hali karmaşa halindeki Lahmu’dan gök döngüsü An-Şar evresine geçilir. Yerin ilk hali karmaşa halindeki Lahamu’dan yer döngüsü Ki-Şar evresine geçilir. Bu evreden sonrada bildiğimiz anlamda An(gök) ve Ki(yer) oluşur.

 Sümerler yer ile gök bir iken ayrıldığına inanırlardı. Yapılan yorumlara bakılınca, gök ile yeri ayırıp sonra tekrar birleştiriyorlar, sonra tekrar ayırıyorlar. Bu bir çelişkidir. Anlatılan şey yer ile göğün ayrılma aşamalarıdır. Hiçbir zaman birleşme söz konusu değildir.   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder