29 Şubat 2012 Çarşamba

Tarihden Ders Çıkarmak: Hz. Musa

  ANA SAYFA É
Yıllarca Yahudi düşüncesi ve tarihcileri bir plan üzerinde hareket etmekteler. Aslında tarihi saptırmaların asıl nedeni kurguladıkları dinin bir temele oturtma çabasından başkası değildir. Gerek national geographic ve gerekse bilimsel akademik çalışmalar her yahudi tezleri ve bu tezlerin ıspatına yönelik çalışmalar içermektedir. Verimli arazilerin üzerine oturma çabaları nil ve kudüs çevrelerini Yahudi toprağı gibi gösterme çabalarından başka bir şey değildir.

Gerekçekli payları Kurandan öğüt alma mantığı çerçevesinde değerlendirilmiş ve dersvekuran takipçileri için yayınlanmaktadır. Gönderilen çalışmaya bir takım eklentiler yapılarak bölümler halinde yayınlayacağız.

Bir ön bilgi olarak : israil, asur, mı-sır,

 “Hz.Musa’nın Mısır ve çevresinde yaşadığına dair zorlama bazı israiliyat destekli çalışma dışında tarihi kaynaklar hiç bir delil bulamamış, ekmek yapımını bile resmeden ve yazıya geçiren bir toluluğun Hz. Musa ve o dönem olaylarının yazılmaması çok manidardır.”
Kuran’da geçen “mısri” kelimesi hem kent hemde Mısır ülkesi olarak çevriliyor. Biz daha çok “mısri” kelimesinin Mezopotamya’daki kent uygarlıklarını kastettiğini düşünüyorum. Eski Mısır’da Firavun hem kral, hem de tanrıdır. Kuran’daki Firavun Mısır hükümdarı değil de tanrı kral manasında kullanılmış olabilir. Peki bu firavun kimdir. M.Ö. 1800-1750 arasında yaşayan Babil hükümdarı Hammurabi olarak düşünüyorum.

 Genelde “Hammurabi” ismi, “Hammu”, “-rabi” olarak ikiye bölünmekte, “hammu” kavmin lideri, “rabi” büyük anlamlarından, kavmin büyük lideri anlamı çıkarılmakta. Ham-mu-rabi olarak da  bölünebilir. “Mu” “olan” anlamında ön ek olarak alınırsa “murabi” “rab olan” anlamını verir. “Hammurabi” ise “Rab olan ham” anlamındadır. “hammu”nun değilde, “ham” kelimesinin lider olduğu kanaatindeyim. Yine Kuran’da geçen “ham-an” kelimesinin sonundaki “-an” eki ikinci anlamını verir. “Haman”, “ikinci ham” yani “ikinci lider” anlamında kullanıldığını düşünüyorum. Bununda vezire denk geldiği kanaatindeyim.
 Mantıklı bir ihtimal daha var. Eski Babillilerin kökeni Amoritlerdir. Amoritlerin Mezopotamya’ya batıdan geldikleri bilinmesine rağmen, tam olarak neresi olduğu bilinmiyor. Suriye veya Arabistan olabileceği söyleniyor. Eski Mısır ve Afrika’da Ham kavimleri bulunur. Hammurabi’deki Ham kelimesinin Hamilerden geldiği düşünülebilir. Bu yüzden Hamilerde olduğu gibi hükümdarlarına firavun denmiş olabilir.

 MÖ. 2.000-1.750 tarihleri arasında Amoritler; Suriye, Filistin ve Mezopotamya bölgelerine girip yağmalarlar. Bu bölgedeki kent uygarlıklarını yok olma seviyesine kadar getirirler. Daha sonra kendileri de kent devletleri kurmaya başlamışlardır. Babil bu kent devletlerinden biridir. Aynı tarihler arasında Eski Mısır, Hiksosların saldırısına uğramış, Aşağı Mısırda Hiksos kentleri kurulmuştur. Hiksoslarda Amoritler gibi sami kökenlidir. Hiksos; yabancı kral anlamına gelir ve hangi milletten olduğu bilinmez. Arkeolojik olarak Aşağı Mısır’da, Hiksoslara ait kentler bulunamamıştır. Sebebi, bu kentlerin delta bölgesinde bulunması ve Nil nehrinin getirdiği alüvyonların altında kalmasıdır.

 MÖ.2.000-1.750 tarihleri arasında, hem Yakındoğu’da Amorit işgalinin yaşanması, hem de Eski Mısır’ın Sami dili konuşan Hiksosların işgaline uğramasını, tesadüf olarak görmüyorum. Eski Mısır’ın işgali ya Afrika tarafından yada Asya tarafından olur. O devirlerde Afrika’da Samiler bulunmadığına göre ancak Asya’dan gelebilirler. Zengin uygarlıkları yağmalayan Amoritlerin gözünden Eski Mısırın kaçacağını hiç zannetmiyorum. Hiksoslarla Amoritlerin aynı kavim olduklarını düşünüyorum. Hammurabi yasalarının bulunduğu dikili taşlar, ülkenin sınır bölgelerine kadar gönderilmiştir. Bunlardan biri Diyarbakır’da bulundu. Hammurabi zamanı Babil devletinin zannedildiğinden daha geniş bir coğrafyaya yayıldığınu gösterir. Hammurabi’nin Sümer, Asur ve bazı Amorit kentlerini aldığı bilinmekte. Benim düşüncem Eski Mısır’da dahil Amoritlerin hakimiyetine girmiş tüm bölgeleri birleştirdiğidir. Eski Mısır hükümdarlığında olduğundan dolayı firavundur. Keops piramitinin mimarı vezir Hemon’dur. Haman kelimesinin kökenide buradan geliyor olabilir. Mimar vezir anlamında bir lakap.

 Kassas.38. Fir'avn dedi ki: "Ey ileri gelenler, ben sizin için benden başka bir tanrı bilmiyorum, ey Hâmân, haydi benim için çamurun üzerinde ateş yak(arak tuğla imal et de) bana bir kule yap, belki Mûsâ'nın tanrısına çıkarım, çünkü ben onu (Mûsâ'yı) yalancılardan sanıyorum."

Naziat.24. "Ben sizin en yüce Rabbinizim!" dedi.

 Bu ayette, firavunun kendini ilah edindiği açıkça görülüyor. Ayrıca tuğla(ateş kullanılarak hazırlana)dan bina yapmak Mezopotamya’ya hastır. Eski Mısırlılar tuğla kullanmazdı. Kaya kütleleri ile Piramitlerini yapmışlarıdr.

 Kuran’da kazıklar sahibi firavun ifadesi de bulunur. Babil’de, Hammurabi döneminde yapınımına başlanan tanrı Marduk’un simgelerinden biri çapa/kazıktır.

 Çevirilerde görülen Mısır ülkesi, Nil nehri, Kızıl deniz, Hz. Musa’ya Sina dağında vahiy inmesi eklemelerdir. Nil, Mısır, Kızıl gibi özel isimler Kuran’da bulunmaz. Kendi kitaplarını bile tahrif etmekten çekinmeyen zihniyet tarihi verileri tahrif etmesmeside düşünülemez. Tarih yazımı yanlıdır. Tarafsız bir yazımın olması çok zordur. Kuran dışında. Eski Mısırı çağrıştıracak kelimeler Kuran orijinalinde bulunmamasına rağmen Türkçe çevirilere eklenmiştir. Bunlara dikkat etmenizi tavsiye ederim. Kızıl denizin yarılması değil, denizin yarılması (deniz ifadesi Fırat veya Dicle nehirlerinden biri). Sina dağına değil tura (tur Arapçada dağ demektir) çıkmak. Buda şunu gösterirki Hadis ve hadislerin tefsir adlı kitaplarda kuran ile yorumlanarak bu bilgiler din bilgilermize girmiştir.

 
Fig.1: MÖ.13 yüzyıla ait bir kabartma

 Aslında bulgulardan en önemlisi, yukarıdaki kabarmadır. Bu kabartmada, en sağda büyük olarak simgelenmiş, başında 4 şeritli kavuk bulunan bir kişi var. Bu kişi, nedense güneş tanrısı Şamaş olarak belirtiliyor. Önünde masa ve masanın üzerinde güneş tanrısı Şamaş’ın simgesi var. Üstte gizlenen iki kişi, masaya bağlı iplerle masayı oynatmakta. Masanın solunda 3 kişi mevcut. Masaya en yakın kişinin sağ elinde bir asa var ve sol eliyle masanın ayağını tutuyor. En solda, başında 3 şeritli bir kavuk olan bir bayan, en sağdaki kişiyle aynı elbiseyi giyiyor. Bu kabartmayı güneş tanrısı Şamaş’ın önünde Hammurabi  olarak yorumlanması bilinçli olarak yapılan bir tahribatı düşündürüyor. En soldaki kişi ise ismi bilinmeyen tanrı deniliyor.

 Bu kabartmanın bir hikayeyi anlattığı düşünüldüğünde, Kuran’da geçen Firavun, Musa, sihirbazlar olayıyla benzerlik gösterir. Firavun, Hz. Musa’nın gösterdiği mucizelere karşı ülkenin en iyi sihirbazlarını çağırıyor. Sihirbazların oynattığı ipler ve sopalar Hz. Musa’ya sanki gerçekten oynuyormuş gibi geliyor. Kendi asasını yere attığında ejderha oluyor ve sihirbazların yaptıklarını yutarak oyunlarını bozuyor.
 Kabartmaya bakıldığında, en sağdaki kişi kendini tanrı figürüyle simgeleyen Hammurabi’dir. Üstte gizlenen iki kişi (sihirbazlar) masa ve üzerindeki güneş sembolünü masaya bağladığı iplerle hareket ettiriyor. Buna karşı elinde asa bulunan kişi (Hz. Musa), masanın ayağını tutarak hareket etmesini engelliyor (sihirbazların oyunlarını bozuyor). Bu benzerlik kimse tarafından görülmüyor. En solda bulunan bayanın, Hammurabi ile aynı elbiseyi giymesi ve başında 3 şeritli kavuk taşımasından dolayı kraliyet ailesinden olup; Hz. Musa’nın üvey annesi, Hammurabi’nin eşi, kraliçe olması daha akla yatkındır. O çağlarda meydana gelen olayların ki kuran bu örneklerle doludur, o tarihin insanları tarafından resmedilmemesi mümkün değildir.

 Fig.2. Tanrı Marduk’un ejderha Tiamat’ı öldürüşü
 
Fig.3. Tanrı Marduk’un ejderha Tiamat’ı öldürüşü

 Tanrı Marduk, Babillerin baş tanrısıdır. Hammurabi zamanında tapılmaya başlandığı düşünülür. Yukarıdaki iki resimde ejderha şeklindeki Tanrıça Tiamat ile Tanrı Marduk’un savaşı görülüyor. Marduk bu savaşı kazanarak baş tanrı olmuştur. Tanrı Enki’nin oğludur. Genel olarak onun özelliklerini taşır. Şeytan figürü ile özdeşleştirilmiştir. Burada yine çok tanrılı dinlerin efsaneleştirmeyle olayı saptırmasını görüyoruz. Hammurabi’nin kaybettiği savaş ejderha hikayesine dönüştürülmüş. Ejderha sihirbazların ortaya attıklarını yememişte, ortaya bir kahraman tanrı Marduk çıkmış, ejderhayı öldürmüş. Kuran’ın ince anlatımlarından biri olarak düşünüyorum. Yine efsane yaratan çok tanrılı din. Asanın ejderhaya benzetilmesi ile efsaneleştirmenin nasıl ve ne amaçla yapıldığını göstermiştir.

Fig.4: Hammurabi yasalarının yazıldığı dikili taş

 Soldaki kişi güneş tanrısı Şamaş, sağdaki Hammurabi deniliyor. Fig.1. ve Fig.2. ye baktığımızda, nedense Şamaş’lar aynı olmasına rağmen Hammurabi figürleri birbirine benzememektedir. Mantıklı olan Şamaş denilenlerin Hammurabi, birinci resimdeki Hammurabi denilen kişinin Hz. Musa, ikinci resimdeki Hammurabi denilen kişinin Haman olmasıdır.
  
Hz. Musa’nın Sandığı
 
Fig.5: Sandık figürünün bulunduğu kabartma

 Resimde iki kişi görülüyor. Aslında aynı kişinin iki farklı hareketi mevcut. Elinde Asur kral asası olduğundan dolayı, Asur Kralı olduğu aşikar. Önce ayakta, sonra diz  çökmüş. Açık kapaklı bir sandığın önünde. Sandık kapağı kapanmasın diye bir değnekle desteklenmiş. Sandığın önündeki kişi, sanki ibadet eder gibi son derece saygılı. Taşın dış yüzüne sandığın şekli verilmiş. Benim bildiğim tarihte kutsal olan tek bir sandık var.
 Bu kişinin namaz kıldığı kanaatindeyim. Kıyam ve rüku. Rüku diz çökme şeklinde. Kıblesi ve eliyle işaret ettiği sandık. Sandığın içinde Tevrat yani yasa var. Aslında işaret ettiği yasa.

Karun ve Asur Koloni Çağı

 Asur koloni çağı, M.Ö. 2.000-1.750 yıları arasında yaşanmıştır. Bu dönemde Asurlu tüccarlar, Anadolu kentlerinin dışında kurdukları Karum denilen yerlerde ticaret yaparlardı. Uzun eşek kervanları ile Anadolu’ya kalay, parfüm ve kumaş götürür; Anadolu’dan yün, bakır, değerli taşlar, altın, gümüş alırlardı. Asurlular bu ticaretten zenginleşmişlerdi. “Karum” Pazar yeri anlamındadır. “Karu” kelimesi ise ticari ofistir. Karular, karumda toplanırdı.

 Kuranda geçen “Karun” kelimesinin özel isim olmadığı, “Karum” veya “karu”dan türetildiğini düşünüyorum. “Karun”un, Anadolu-Asur arasındaki ticareti yürüten tüccarların sermayedarı olma ihtimali göz ardı edilmemeli.

 Kültepe-KanişAnadolu'daki bu ticaret sisteminin baş şehridir. Aynı zamanda Kaniş Krallığı'nın da merkezidir. Kaniş karumundan çıkarılan tabletlerde yazılı ilk borç senetleri ve faiz uygulamaları görülmektedir. Tarihte ilk faizciliği başlatan Asurlulardır.

 Eski Mısır’da Birinci Hiksos Dönemi MÖ.2000-1.750; Mezopotamya, Suriye, Filistin’de Amorit istilası MÖ.2.000-1.750; Asur Koloniler Çağı MÖ.2000-1.750; Sümer halkının tarihten çekildiği tarih MÖ.1750; Hamurabi’nin ölüm tarihi MÖ. 1.750. Bütün bu tarihlerin çakışması tesadüf mü? Neden aynı coğrafyadaki aynı zamanda olan olaylar arasında bağlantı kurulmaz ki. Sümerliler Hz. Musa ile birlikte Babilden ayrılmış olmasın. Neden Sümerlerin yok olduğu düşünülüyor anlamıyorum. Akatçayla birlikte Sümercede yazı dili olarak kullanılıyordu, daha sonrasında da kullanıldı. Benim düşüncem İsraailoğullarının 12 kabilesi arasında hem Sümerliler hem Samiler vardı. Yahudilerin ırk ayrımı yapmaları, Allahın’da ırk ayrımı yapacağı anlamına gelmez

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder