8 Şubat 2012 Çarşamba

TEKASÜR 3 "Çoğaltma Yarışı"

 


        Sürekli ‘ben’ diyen kişiler, aynı zamanda hep büyük hazlar peşinde koşan bencil kimselerdir. Bilindiği gibi büyük zevklere/hazlara büyük paralarla, toplumda egemen konumunda ve acımasız olmakla ulaşılabilir. Yani İstikbar/kibir ehlidir ancak büyük hazları tadanlar… Yalnız bu noktada çok önemli bir durumu da belirtmek gerekiyor. Büyük acıları da büyük hazlar için uğraşanlar yaşarlar. Bu hemen olmasa da er veya geç başlarına gelir. Elbette söz konusu büyük acılar çok çeşitlidir ve çok zordur. Güncel örneklere bakarsak kolayca görebiliriz. Ülke yönetimi ve siyaset bağlamında Saddam’dan başlayıp ülkemizdeki Ergenekonculara kadar gidebiliriz. Aynı ülkelerdeki abdestli ve abdestsiz müstekbir kapitalistlerin durumu da pek farklı değil. İsterseniz hemen yanı başımızda büyük hazları yaşamak için yarışanlardan acılarla kıvrananları görebiliriz. Zaman izafidir, ancak Kur’an’ın ifadesiyle; Hayır, öyle değil! Yakında bileceksiniz. Sonra, asla öyle değil, yakında bileceksiniz.(102 Tekâsür 3, 4). Neyi bileceğimizi Tekâsür Suresinin tamamı üzerinde biraz kafa yorup görmeye çalışalım:Çoklukta/çoklukla yarışma gafleti sizleri oyaladı. Ta ki, mezarlara varıncaya kadar. Hayır, öyle değil! Yakında bileceksiniz. Sonra, asla öyle değil, yakında bileceksiniz. Hayır, şüphe götürmez kesin bir bilgi ile bilseydiniz, muhakkak ki, cehennemi görür anlardınız. Sonra, gerçek şu ki, onu apaçık ve kesin bir görme ile göreceksiniz. Sonra, o gün elbette nimetlerden sorguya çekileceksiniz.”(102 Tekâsür Suresi 1–8).

        Daha önceki çalışmalarımızda olduğu gibi gene Surede geçen kimi kelime ve kavramların Türkçe anlamlarına bakalım. Elha, gaflet, aynı kökten türeme “İlha” da eğlemek, boş bir şey ile aldatarak ve meşgul ederek oyalamak, işinden alıkoymak anlamındadır.

        “Elhakum lehu” her şeyden ilgisini kesen meşgale anlamında kullanılır. “elhakum” olarak kullanıldığında anlamı, “bir lehu(meşgale) seni o kadar cezp etmiştir/çekmiştir ki, gözünde hiçbir şeyin önemi kalmamıştır. O senin üzerine musallat olmuştur. Gece gündüz onunla meşgul olarak her şeyden gafil olmuşsunuz” demektir. Kelimenin esas kökü olan “Lehv”, “el lehvu” İnsanı, kendisini ilgilendiren ve endişelendiren, ya da huzursuz eden veya hüzünlendiren bir şeyden uzaklaştırıp meşgul eden ya da dikkatini ondan başka yöne çevirmesini ve dağıtmasını sağlayan (oyun, eğlence, vs.) şeylerdir. Ayrıca faydalanılan her şey ve ticareti çok fazla önemsek anlamında da kullanılmaktadır.

         Tekâsür, çoğaltma için ihtirasla çırpınma. Taşınır ve taşınmaz, gerçek veya hayali kazançları artırma ihtirası. Daha çok konfor, daha fazla maddi servet, insanlar veya tabiat üzerinde daha güçlü otorite ve kesintisiz bir teknolojik ilerleme için çırpınma saplantısı. Bu çabaların, başka her şeyi dışlayan bir şekilde aşırı tutku ile sürdürülmesi, insanı her türlü ruhi kavrayıştan ve dolayısıyla tamamıyla manevî/ahlakî değerler üstüne kurulmuş herhangi bir sınırlama ve kısıtlamayı kabullenmekten alıkoyma. Çokluk kuruntusu, gururu; iddiası; çokluk yarışı; çokluk gösterisi etmek; çokluk sevdası veya çokluk açıklaması ile kuruntuya düşmek, öğünmek;  mal ve evlat edinme yarışı anlamında kullanılır.Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs ve aranızda övünme, güç ve zenginlik yarışından ibarettir(57 Hadid 20). İnsanın, en fazla çokluk/kesret elde etmek için çalışması, en bolluk elde etmek için yarışması, birbirlerinin üzerine çıkmaya çaba göstermesi/rekabet,  bolluk nedeni ile kibirli davranması ya da kibirlenmek için bolluk elde etmeye çalışması. Dünyadaki bütün çıkarlara, eğlence ve lezzet vasıtalarına, kuvvet vesilelerine, iktidar sağlama çabasına ve onu elde etmek için yarışmalarına, elde edince de birbirlerine kibirli davranma. Çoğalmak, artmak, türemek; mal, makam şan ve şöhret çokluğu ile övünmektir.

           Çoklukla yarışmak akıl işi değildir. Sayısal insan çokluğu, inanmayanların sıkça kullandıkları bir övünme ve kibirlenme aracıdır. Beşeri öğretilere eğilimdeki sayısal çokluk birçok insanın aklını kullanmasını olumsuz yönde etkileyen önemli bir faktördür. Orta ölçekli ve küçük kırsal yerleşim birimlerinde bu durum kendisini daha çok hissettirir. Buralarda insanların üstünlük sağlama eğilim ve istekleri daha fazladır. O bakımdan sayıya her şeyi dâhil ederler; mallarını, mülklerini, evlatlarını, hatta mezarlardaki ölülerini bile sayarlar. Büyük yerleşim yerleri ile küçük yerleşim yerlerinde yaşayan insanların çoklukta yarışmaları yarışa konu olan nesneler bakımından bazı farklılıklar gösterse de, genel olarak bütün insanlar çoklukla yarışmaya eğilimlidirler. Bireyler, akrabalar, cemaatler, daha büyük topluluklar, ülkeler ve ülkelerin oluşturdukları birlikler, bloklar da hep bu yarışın içindedirler. Bilim ve teknolojinin sunduğu imkânlar da bu yarışta önemli yer tutmaktadır. İnananlarla inanmayanlar arasında süren açık, gizli ve değişik şekillerdeki mücadelelerde inanmayanların çoklukta üstün olmaları, onları gururlandırmakta ve azgınlaştırmaktadır. Yeryüzündeki varlıklar herkes için yaratılmıştır, ama kapitalist müstekbirler sadece kendilerinin zannetmektedirler ve büyük sahipler/efendiler olarak davranmaktadırlar.
         İşte Tekâsür suresinde bu konular bütün açıklığı ile gözler önüne serilmekte ve Müslümanlar uyarılmaktadır; kâfirler insan sayısı olarak çoğunluğa, bilim, teknoloji ve askeri sahada üstünlüğe sahip olabilirler. Bu güçlerini dile getirip, Müslümanları tehdit edebilirler. Onların Yeryüzündeki kaynaklardan yararlanmalarını çeşitli şekillerde engellemeye çalışırlar. Onlar bu tutum ve davranışları ile elde ettikleri çoklukla ölünceye kadar övünür ve oyalanırlar, çünkü kördürler, cahildirler ve gerçekleri bilmez topluluklardır. Buna karşılık Müslüman, Allah’a karşı sorumluluk bilinci içinde kendisini hesap vermeye hazırlayan ve kendisine verilen nimetler için şükreden insandır. Aynı zamanda o, Allah’ın insanlar için yaratıp yeryüzüne yaydığı nimetleri gasp eden zalimleri, akıl nimetini doğru kullanmayan, onu iman ve Kur’an nimetiyle şereflendirmeyen ve böylece azgınlaşıp insanlara zulmedenleri de sorguya çekebilmek için var gücü ile çalışan bir mücahittir. O, Allah’ın yardımını hissettikçe ve buna güvendikçe, kâfirlerin çokluğuna aldırmadan cihadını sürdürür.

         Bir aç gözlülük saplantısı içinde bulunan insanlar, aynı zamanda bu saplantıları nedeni ile hiçbir gerçeği göremezler. İhtirasları gerçekleri görme yeteneklerini yok etmiştir. Bu nedenle hem bu dünya hayatlarında gerçek anlamda mutlu değillerdir(büyük acılar çekmektedirler),  hem ahret için kendi ateşlerini kendileri hazırlarlar.  Oluşturdukları yaşam tarzı yanlış olduğu için, Allah’ın yeryüzünde yarattığı nimetleri her bakımdan ölçüsüzce harcarlar/israf ederler. Bu bağlamda; “Hayır, şüphe götürmez kesin bir bilgi ile bilseydiniz, muhakkak ki, cehennemi görür anlardınız.” Ayetleri şunlara işaret ediyor; çoklukla yarışanlar temelden yanlış bir hayat tarzı oluşturmaktadırlar. Gelen yeni nesiller kendilerini bu hayat tarzının oluşturduğu yeryüzü cehenneminin içinde bulmaktadırlar.  Çoklukta yarışan kapitalistler insanın doğal çevresini sürekli olarak tahrip etmekte, ölçüsüz ve sınırsız ekonomik büyüme hedefine ulaşmak için, bütün ruhî ve dinî yönelişlerin izlerini silerek ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Bunun ilerleme için gerekli olduğunu bütün insanlığa çeşitli yöntemlerle dayatmaktadırlar. Onların ‘gereklidir ‘diye yaptıkları bu dayatmalar düş kırıklığı, mutsuzluk ve şaşkınlıktan başka bir şey getirmiyor. Bu bağlamda biraz da “rekabet” konusuna değinmek istiyoruz.
          
            Rekabet kelimesi ‘ra-ki-be’ kökünden ve ‘merkeb(eşek)’ de buradan gelir. Üstüne/üste çıkmak, binmek, günah işlemek, binilmiş deve başka hayvanlar gibi anlamları var. Kapitalizm bu kavramı tam olarak tekâsürün karşılığı olarak kullanır: üretimde, tüketimde ve kazanma yarışında ipi göğüsleyip üste çıkmak; aynı işi yapanların tepesine binip onları çökertmek. Bir de aynı kavram için, üretim ve tüketimde kaliteyi yükselterek kazancı artırmak(ekonomik büyüme) diye uydurma bir anlam çıkardılar. Bu tamamen bir manipülasyon/hileli yönlendirme oyunudur. Sakın inanmayın… 

          “Çoklukta/çoklukla yarışma gafleti sizleri oyaladı. Ta ki, mezarlara varıncaya kadar. Hayır, öyle değil! Yakında bileceksiniz. Sonra, asla öyle değil, yakında bileceksiniz.”İnsanın esas yapması gereken adalet, eşitlik, özgürlük, güven ve huzuru sağlamak iken o, bunları bir kenara bıraktı ve kapitalist zihniyete kapılıp ‘ilha’ya daldı. Buna da “haklı rekabet” deyip halkı kandırmaya çalışıyor. ‘Haklı rekabet’ sözü nereden icap etti de ortaya çıkarıldı? Rekabetin(kapitalistçe yarışın) haksızlığından… Kimse üst katları taşımak ve kendini ezen egemeni beslemek için zemin kat olmak zorunda değil… “Sonra, o gün elbette nimetlerden sorguya çekileceksiniz.” Öyle ise yan yana bir hizada olmak gerek… Orta yol(vasat ve itidal) üzerinde olabilmek ve büyük acılar çekmemek için…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder