8 Şubat 2012 Çarşamba

TEKASÜR 1 “Hayvanlar Gibi Yerler”

 

(Ve ye’kuluune kema te’kulu’l en aamu).

       Tekâsür suresi üzerinde diğer surelerdeki ayetlerden de yardım alarak kafa yormayı sürdürelim…
Çoklukta/çoklukla yarışma gafleti sizleri oyaladı. Ta ki, mezarlara varıncaya kadar. Hayır, öyle değil! Yakında bileceksiniz. Sonra, asla öyle değil, yakında bileceksiniz. Hayır, şüphe götürmez kesin bir bilgi ile bilseydiniz, Muhakkak ki, cehennemi görür anlardınız. Sonra, gerçek şu ki, onu apaçık ve kesin bir görme ile göreceksiniz. Sonra, o gün elbette nimetlerden sorguya çekileceksiniz.”( 102 Tekâsür Suresi 1–8)

      Âdemoğlu/insanoğlu yaratıldığı günden bu yana ilahi yasa gereği varlığını sürdürebilmesi için sürekli olarak tabiattaki varlıklarla(nimet) ilişki içinde olmuştur. İnsan nimetlerden iki çeşit yaklaşımla yararlanmaktadır.

Birincisi; tabiatta bulunan her türlü maddeden/nimetten nimeti ve kendisini Yaratan’ı düşünmeden, O’nu hesaba katmadan yararlanmak…

İkincisi; tabiatta bulunan her türlü nimetten/maddeden, nimetleri ve kendisini Yaratan’ı düşünerek, O’nu hesaba katarak ve O’na hesap vereceğini bilerek yararlanmak…
          
        Bu iki yaklaşım sonucu ortaya şöyle bir tablo çıkmıştır; birinci anlayış içinde olanlar, tabiata tam olarak egemen olup ondaki güçleri emirleri altına almayı ve sonuçta evrendeki her şeye sahip olmayı hedeflemişler. Bu gidiş onları tabiatı israfa götürmüştür. Ardından sömürü amaçlı savaşlar, yıkımlar, bunalımlar ve bütün tarih sürecini dolduran ıstıraplar gelmiştir. En acıklı olanı da insan özgürlüğü ile birlikte diğer bütün insani değerlerini kaybetmiştir.

       Âlemlerin Rabbi Allah(c.c.) Kur’an’ da tabiata bu tarz yaklaşım içinde olanlar için şöyle buyurmuştur:

 “… Kâfirler ise, eğlenerek vakit geçirirler ve hayvanlar gibi yerler. Onların yurdu sonsuz ateş olacaktır.”(47 Muhammed Suresi 12).

      ‘Eğlenerek vakit geçirmek, dünya nimetleri ile zevklenmek ve hayvanların yediği gibi yemek, içmek’ müthiş anlatım ve vurgulama; hayatlarında Allah’ı hesaba katmayan insanların hayat anlayışlarının bundan daha açık, net ve de uygun bir anlatımı yapılamaz. Bu anlayış ve yaşayış içinde olan insanların ahlak ve erdem durumu incelendiğinde, artık insan denilebilecek bir özelliklerinin kalmadığı,

‘… Bel hum adal/hayvandan da aşağı’(7 Araf 179)
ve
‘… Esfeli safilin/aşağıların aşağısı’(95 Tin 5)

alanına girdikleri anlaşılır. Böyle insanların her zaman, “Allah yarattı demem, öldürürüm, asarım, keserim, yiyip bitiririm, v.s.” ve “Dünyaya bir daha mı geleceğiz, anı değerlendirelim, o an bu andır, şimdi yiyelim, içelim, gezelim, oynayalım, eğlenelim, bize kim karışabilir? Allah her şeyi bizim için yaratmadı mı?” gibi sözler söyledikleri kolayca gözlenebilir.

       İkinci anlayış içinde olanlar, yerde ve gökte bulunan her varlığın zaten kendileri için yaratıldığını bildiklerinden, onları kullanma biçimleri adalet sınırları içindedir. Buna bağlı olarak tabiattaki kaynaklardan elde edecekleri gücü, daha büyük maddi güce ulaşmak için değil, insanların iyilik ve yararına kullanmak için yararlanmaya çalışırlar. Bu anlayış ve hayat tarzında madde ve mana birbirinden ayrı düşünülmez. Bu konuda Kur’an’ı Kerim’de çok ayet bulunmakla birlikte bir tanesini almakla yetineceğiz.

“ İyi dinleyin! Biz peygamberlerimizi söze dayalı apaçık delillerle gönderdik. Onlarla birlikte insanlarda adalet sürdürülebilir bir uygulama olsun diye, kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisinde hem çetin bir sertlik, hem de insanlar için birçok faydalar olan demiri indirdik. Çünkü Allah kendisine ve peygamberlerine gıyabında yardım edenlerin kimler olduğu bilinsin istiyor. Allah çok güçlüdür; bundan hiç şüpheniz olmasın.”(57 Hadid Suresi 25).

       Bu ayette geçen‘Kitap’ ve‘Ölçü’ insan hayatının bireysel ve toplumsal yaşamında etkili olan iki faktördür. Kitap ve Ölçü’yü kültür ve adalet değerleri olarak görmeliyiz. Arkasından‘Demir’ geliyor. Demir, yani tabiat ya da tabiatta bulunan maddeleri temsil eden bir güç… (kitap, ölçü ve demir kavramları ile ilgili daha geniş bilgi için Ali Şeriati’nin ‘Medeniyet ve Modernizm ile Hacc adlı kitaplarını okumayanlara okumalarını öneririm.) O halde tabiata Kitap ve Ölçü ile yaklaşılmalı… Ancak böyle istifade edilirse, tabiat insanlar için mutluluk kaynağı(helal bir araç) olur. Yoksa zulüm aracı olarak insanları ezmeye ve üzmeye devam eder.
Yukarıda da değindiğimiz gibi bu ayet bağlamında da nimetlerin iki şekilde tüketildiğini söyleyebiliriz;

       Evrende bulunan maddeleri/nimetleri zevklenmek için hayvanlar gibi kullanmak veya insanlar arasında adaleti, ölçüyü, mutluluğu, hürriyet ve şerefi yaymak için Kitap ve Ölçü ile kullanmak… İnsanların kendileri için yaratılmış varlıkları nasıl kullandıkları İmtihan dünyasında bulunmaları bakımından çok önemlidir. Çünkü Sonra, o gün elbette nimetlerden sorguya çekileceksiniz.”

      Geçmişte de örnekleri olmakla birlikte yakın dönemlerimize baktığımızda, özellikle sanayi devriminden sonra bütün dünyaya yayılan Batı kaynaklı eğitim, öğretim, üretim ve tüketim biçimi, hayvanlar gibi yiyip zevklenmek üzerine oturan yaşam tarzını daha da artırmıştır. Batılı, kendisi için şunu ilke edinmiştir: daha çok yiyip-içip zevklenmek için, daha çok üretmek, satmak ve tüketmek. Sonuçta, reklâm ve propagandadan etkilenen aşırı tüketici/müsrif bir Batı toplumu ortaya çıktı. Batının dışında olan toplumlarda durum daha da vahim(çok kötü), çünkü onlar tamamen taklitçi bir zihniyetle üretmedikleri şeyleri üretenler kadar tüketmeye çalışarak ellerindeki kaynakları bakımından sömürgeleşiyorlar. Dolayısıyla bu toplumların hem üretmedikleri halde gereksizce tükettikleri nimetlerden, hem sömürgecilere kaptırdıkları kaynaklarından/nimetlerden sorguya çekileceklerini bilmeleri gerekir. İnsan, kendisinin üretmediği(başkasının ürettiği) bir şeyi tüketemez demiyoruz. Kapitalist sistemin dayattığı gerekli-gereksiz, yerli-yersiz üretim ve istismara dayalı tüketim için yapılan alış-verişten söz etmeye çalışıyoruz.

Hayır, şüphe götürmez kesin bir bilgi ile bilseydiniz, muhakkak ki, cehennemi görür anlardınız. Sonra, gerçek şu ki, onu apaçık ve kesin bir görme ile göreceksiniz. Sonra, o gün elbette nimetlerden sorguya çekileceksiniz.” Ahirette sorguya çekilmeden önce, çokluk yarışı/rekabet(birbirinin üzerine binme) içinde olan müstekbirler(ellerindeki bollukla övünen kibirliler) akıllarını kullanıp kendi kendilerini hesaba çekerek hem kendileri ateşten kurtulabilirler, hem bu dünyada zulmettikleri insanlar onların zulümlerinden kurtulurlar.  Azgın(tağut)ların kendi aralarındaki çokluk yarışının yanında, müstekbirlerin mustazaflara uyguladıkları zulümler de insanların huzurunu kaçıran önemli bir olaydır. Yerde ve gökte bulunan kaynakları hayvanlar gibi yiyip zevklenmek için kullananlar ile aynı kaynakları kitap ve ölçüye göre adaleti yaymak için kullanmak isteyenler arasında bir mücadele var; Oysa Hayır, şüphe götürmez kesin bir bilgi ile bilseydiniz, muhakkak ki, cehennemi görür anlardınız.

         Uyarısı ne kadar açık! Keşke insanoğlu bilse, anlasa ve görse; Birinci ve ikinci dünya savaşlarında savaşan ülkeler ile şimdi de Afganistan, Pakistan,  Irak, Libya ve Suriye cehennemini… Bir başka kocaman cehennem; çalışanlarına asgari ücret ödeyen, ama beş yılda beş kat büyüyen ve bununla övünen şirketlerdeki manzaralar… Bu şirketlerin işyerlerinde çalışan insan kaynakları denen emek nimetinin ve sattıkları ürünlerini satın alan ve kendileri için “müşteri veli nimetimdir” deyip kandırdıkları insanlardan aldıkları fahiş kârların hesabını nasıl verecekler? Hem bu dünyada hem ahirette…

         Çokluğa önem vermek, her konuda çokluğu öne çıkarmak insanı başka önemli işlerden/eylemlerden alıkoyar. Örneğin, yerine getirmek zorunda bulunduğu menasıkı(nûsuk)/ infak, namaz/tesbih, hac, kurban, oruç, zekât, yetimi ve diğer güçsüzleri gözetmek gibi görevlerini aksatır.  Hatta çokluk ihtirası onu her yönüyle kuşatırsa, o da menasıkı tamamen unutup bırakır, şeklen devam etse de o ritüellerin yararlı bir işlevi olamaz. Çokluk ile övünüp böbürlenme insanı gerçeklerden öyle uzaklaştırır ki, kendisinin ne olduğu ve ne yaptıklarını değil, atalarının ne olduğu ve ne yaptıkları ile avunmaya başlar; “benim babam âlim, dedem molla, annem ve büyük annelerim hacı idiler, onlar çok ibadet ederlerdi, vs.” söylemini ağızlarından eksik etmezler. Bunun yanında onların yalan söyleme, dedikodu, hırsızlık, arabozuculuk yapma, hayırlı işlerden uzak durma, çokluk yarışında aşırı gayret, v.s. konularındaki tutum ve davranışları gündelik işleridir. Bu işleri ta kabirlere girinceye kadar da sürmektedir… Mal hırsının en son göstergesi mezar soygunculuğudur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder