9 Şubat 2012 Perşembe

TEKVİR 2 "Sabah nefesi"


 

Ey günümüze yansıtma neredesin?

“Hayır!Yemin olsun/bir kısmet yok o geri dönenlere, yuvalarına girip, gizlenenlere. Dikkat et! Kararmaya yüz tutan geceye, nefes almaya başlayan sabaha.”(Tekvir 15–18).

        Kur’an-ı Kerim’deki sembolik anlatımın bir örneği de bu ayetlerde görülüyor.”Hayır! Yemin olsun o geri dönenlere”

       Buradaki “yemin olsun” ifadesinin Arapçası  -ka-se-me- kökünden “uksimu” dur. “Felâ uqsimu bi'l Hünnes” ayetinin mealini, “Hayır! Geri dönenlere bir pay/kısmet yok” olarak da düşünebiliriz. Ya da “Geri dönenlerde bir ayrılık, parçalanma yok, hepsi birbirinin aynıdır” şeklinde de olabilir. Bu tercihi şundan yapıyoruz. Allah’ın kendi yarattığı varlık üzerine yemin etmesi, bize çok mantıklı gelmiyor. Yemin, sonuçta bir şeye dikkat çekmek, önem ve ciddiyetini ortaya koymak ve inandırıcılığını artırmak için yapılır. Bu bağlamda, zaten Allah’ın söylediği/vahyettiği her şey böyledir ve ayrıca bir yemine gerek yoktur. “Yemin olsun” ifadesi kullanıldığında, insan seyirci ve pasif konumda kalıyor. Oysa ”Dikkat et! Hayır, sana bir pay yok. Bölünme olmadı” gibiifadeler kullanıldığında; insana bir sorumluluk ve görev de çıkıyor. Çünkü “geri dönenler, gizlenenler; gece ve sabah” ile bu kelimelerin önlerinde fiil olarak yer alan “kararmaya”, “nefes almaya” gibi sözlerin hepsi üzerinde insanın düşünmesi isteniyor.

        Burada anlatılanlar; bazı hayvanların (ceylanlar, sığırlar ve kümes hayvanları/ tavuk, hindi, kaz, güvercin, keklik, vs.) gündelik yaşayışlarındaki davranışları da olabilir. Güneş, ay ve yıldızların hareketleri de olabilir. Bunlarda da insanlar için alınacak birçok ders var. Ama burada alegorik yaklaşımla düşünce üretmenin önünde bir engel bulunmadığını düşünüyoruz. Ayrıca her şeyi kıyamet ve ahirete yönelik değerlendirmek aklı tembelleştiriyor Ruhsal dinamizmi öldürüyor… İslam canını öldürüyor ve ölmüş…

      “Gecenin kararmaya yüz tutması, sabahın nefes almaya başlaması” Ne kadar ilginç ve anlamlı ifadelerdir. Dikkat edilirse bu söylemler Türkçe’de de gündelik hayatta kullanılır. “Gecenin kararmaya yüz tutması ve sabahın nefes alması” ifadesi; kötülerin yok olması ile iyilerin nefes alması gibi bir anlamı çağrıştırıyor. Ceylan, sığır ve kümes hayvanları, cariyeler(köle, hizmetçi ve usulsüz/yasa dışı evlenme ile evde tutulanlar) ile yıldızlar ve sinmek, yuvaya girip gizlenmek, sığınmak sözleri de birbirleriyle ilişkilendirildiğinde bir anlam bütünlüğü görülebilir. Çok kuvvetli ve yırtıcı yabani hayvanlar misali,  kendinden zayıfları sindiren zalimlerin güçlerinin azalmaya ve giderek yok olmaya başlaması, ötekilerin nefes almalarına imkân verir. (Kavramların anlamları için bakınız; E. M. H.Yazır/Hak Dini Kur’an Dili, Tekvir suresi tefsiri)

        İnsanların zalim ve mazlumları gibi hayvanların da güçlü egemenleri ve zayıf korumasızları var. Bunların ortak yaşadıkları ortamı düşündüğümüzde hayatımızda çokça gördüğümüz güvercinler ve belgesellerde gördüğümüz ceylanlar aklımıza geliyor. Kartalların, atmacaların, şahinlerin, doğanların, akbabaların bulunduğu ortamlarda güvercinler kesinlikle rahat nefes alamazlar, ceylanlar da yerdeki aslanlar, kaplanlar, sırtlanlar gibi hayvanlar yüzünden… Bizim güvercin ve ceylanlar için üzülmem onlar için hiç bir şeyi değiştirmediği gibi, onların bundan haberleri de olmaz/olamaz. Fakat iş insanlara gelince öyle değil. Onlar hem sorumlu, hem görevli ve hem de borçlu (Allah kendilerine bir Din gönderdiği için) olarak dikkat etmek zorundalar; zalimlere-mazlumlara, müstekbirlere-mustazaflara, zenginlere-fakirlere, azgın mülklülere-gariban mülksüzlere, 30 gün asgari ücretle çalışanlara- bir öğün yemekte birkaç ahbabı ile birçok asgari ücretlinin 30 günlük geliri kadar yiyenlere…

      Yukarıda da değindiğimiz gibi, iyilerin kahramanca sahneye çıkması ile kötülerin güçlerinin yok olması, zayıfların nefes almasını sağlar. Nasıl ki, geceden sıyrılıp ortaya çıkan tan yeri ile yeryüzünde bütün canlılar uyanıp gerinir ve derin bir nefes alır, işte öyle… Bu tür olaylar etrafımızda meydana gelip duruyor. Uygun örnekler için yakın tarihimize bakalım; Sovyetlerin dağılması ile onların egemenliği altında bulunan diğer ülke insanları biraz daha rahat nefes aldılar. Bunun tam tersi olarak Amerikan zulmünün karşısında da birçok ülke insanı sinmiş ve gizlenmiş bir vaziyettedir. Gene yakın tarihte, İran’da Şah’ın kahredici zulmü karşısında direnişe geçerek, devrim yapan İran’lı Müslümanlar kendileri de bir nefes aldılar, başka ezilen ve sinen milletlere de umut verirken; emperyalist sömürgecileri de tedirgin etmeye başladılar. Son günlerde Tunus, Mısır ve diğer Arap memleketlerinde meydana gelen sevindirici olaylar da konumuza en taze örneklerdir.

       Vahşi yabani hayvanların korkusundan ürküp nefes almaktan çekinen ceylanlar, güvercinler ve kelebekler misali; otuz yıldır gırtlakları ve burunları kelepçelendiği için nefes alamayan başörtülü kızlarımızın, sabahı nasıl bekledikleri hususunda ve aşağıda anlatacağımiz olaylarla ilgili benzerlik/güncelleme/günümüze yansıtma yapabilir miyiz? Kuran misal/örnek ve öğüt.. Tüm Çağlara...

       Rivayetlere göre Araplar cahiliye dönemlerinde kızlarını canlı olarak toprağa gömerlermiş. Bu, değişik nedenlerle ve çeşitli şekillerde olurmuş… Örneğin; kadın doğum yapmadan önce çölün ıssız bir yerinde bir çukur açar ve doğum sancısı tuttuğunda, çukurun başına gider ve çocuğu orada doğururmuş. Çocuk kız ise, onu çukura atar üzerini toprakla örtermiş. Eğer çocuk erkek ise, onu alır sevinç içinde ailesine getirirmiş. Kimi kez de kız çocuğu beş altı yaşlarına gelince annesi,  “baban seni gezmeye götürecek”  diye kızını giyindirir, süslermiş. Babası kızı alır ormana, çöle ya da dağa götürür ve orada bulunan bir uçurumun ya da kuyunun kenarında durup, “bak aşağıda ne güzel bir şey var” dermiş. Kız da o şeye bakmak için uzanınca, babası arkasından onu itermiş. Kızın itildiği yer insanların gidemeyeceği bir yer ise, babası onu orada bırakır eve dönermiş. Eğer kuyu ise, babası kuyuya toprak doldurur ve üzerini düzlermiş. Bu öldürme biçimlerinin ikisinde de çocuk diri olarak toprağa gömülmüş oluyor…

       Bu olaylar böyle  yazmak, ağızla söylemek gibi sıradan, basit işler değildir. İşte şimdi o yukarıda sözünü ettiğimiz çok meşhur kavramı çağıralım; ey günümüze yansıtma neredesin? İçimizden kaç kişi bırakın gerçeğini, bunun benzerlerini yapmaya cesaret edebilir/dayanabilir ?

       Bu konu üzerinde çok düşünmek gerekiyor. Bazıları şöyle bir soru sorabilir. “Ne kadar süreli olduğu bilinmeyen cahiliye döneminde kız çocukları öldürülüyor idiyse, nesiller nasıl türedi?” Söz konusu dönemin nüfus sayımını şimdi, buradan yapmak mümkün değil. Ama şu da bilinen bir gerçek; Arap erkekleri eşlerinin çokluğu ile övünürlerdi. Bu noktada başka birileri de şunu söyleyebilir, “Araplar kendi kız çocuklarını öldürüyorlardı, ama başka milletlerin kızlarını alıyorlardı. Çünkü Araplar zevklerine, eğlenceye ve cinsel konulara çok düşkün insanlardı. Biraz da, tüccar millet olmaları, onlara bu özelliği kazandırmıştı.” Evet, bunlar da tarih kitaplarında yazılı.

        Elbette, öldürülen kız, çocuk yaşta olduğu için herhangi bir günahından söz edilemez. Zaten ayet öyle bir vurgu yapıyor ki, bu sorunun cevabının bulunmadığı apaçık belli… İnsanların en zor anlarından birisidir, cevabını veremeyecekleri bir soru ile karşılaştıkları zamanlar... Şimdi, bu öldürme olayına başka bir pencereden günümüzü de projeksiyon altına alarak bakalım.

       İlkin Kur’an’da ölü kavramının her zaman insanının canının alınması anlamında kullanılmadığını belirtelim. “Sen ölülere işittiremezsin. ...”(Rum 30/52, 53), “Ve ne de yaşayan ile (kalben)ölmüş bulunan. Şüphen olmasın ki Allah dilediğine işittirir, hâlbuki sen mezarlardaki(ölüler gibi kalben ölmüş)lere işittiremezsin. (Fatır 35/22);  Ayetlerinde cansız insanlardan değil, aklını kullanmayan ve imansız insanlardan söz ediliyor. İmansız kalmış insan eğer ölü ise, çocuğun imansız yetişmesi için onu gerekli bilgi, eğitim, öğretim ve temel insan hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakmak da onu yaşayan ölü durumuna getirmektir.

        Kadınların ayrı bir zümre, sınıf ve üzerinde her türlü tasarrufun erkeğe ait olduğu bir varlık olarak algılanması insanlık tarihi boyunca hep yaşanmıştır. Bu bağlamda Kur’an’ın burada üzerinde durduğumuz ayetlerinde çok tipik bir sorgulama örneği verilmiştir. Otoriteyi(her türlü gücü) elinde bulunduran, erkek ve bazı kadınların heva ve heveslerine uyup,  “öteki” kadınları kötü niyet ve heveslerine daha kolay alet edebilmek için eğitimsiz/terbiyesiz,  bakımsız/öğretimsiz bırakıp, sosyal hayatın dışında (bir nevi ölü) tutmalarının nedenleri sorgulanıyor. “Ve sorulduğu zaman, o diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna:‘Hangi günahı sebebiyle öldürüldü?’”(Tekvir 81/8, 9).

        Bu soruya kendisinin veya onu öldürenin verebileceği bir cevabı olabilir mi?  Ama belli bir yaşa gelmiş de eğitimsiz, öğretimsiz, mesleksiz, sosyal güvencesiz, itibarsız, zayıf, işsiz, güçsüz, ona-buna muhtaç bırakılmış genç kız ve kadınlara aynı soru sorulduğunda, onların verebilecekleri ve apaçık gerçekleri yansıtan müthiş cevapları olacaktır. Bütün mesele ve Kur’an’ın istediği; sorgulamanın bu dünyada/hemen şimdi gerçekleşebilmesidir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder