9 Şubat 2012 Perşembe

TEKVİR 3 "Sura üfürülme"

 

  “O sura üfürüldüğünde, işte o gün çok zor bir gündür. Kâfirler için hiç de kolay olmayacak.” (Müddessir 74/8 – 10).

“On aylık gebe develer başıboş bırakıldığı zaman. … Ve sorulduğu zaman o diri, diri toprağa gömülen kıza: Hangi günahı sebebiyle öldürüldü? ” diye! Defterler açılıp, yayıldığı zaman, gökyüzü sıyrılıp açıldığı zaman, cehennem alevlendirildiği zaman, cennet yaklaştırıldığı zaman, her can ne yapıp, getirdiğini bilir.” (Tekvir 81/4, 8–14).

      Sura üfürüldüğündesözünden ilk anda akla gelen elbette ki kıyamet ve hesap günüdür. O günde insan kayırma, güçlülerin sözünün geçmesi, zayıfların ezilmesi diye bir şey olamayacağından, tabi ki, bu dünyada güçlerine dayanarak borularını her zaman öttürmeye alışık olanlar için zor bir gün olacak. Çünkü artık adalet borusu ötmüştür. Adalet borusunun öttüğü hiçbir yer ve zamanda kâfirlerin borusu ötmez. İşte hesap günü de bu nedenle kâfirler için hiç kolay olmayacak. 

      Kur’an-ı Kerim ayetleri üzerinde durulurken, ayetlerin bu dünyadaki hayata yönelik mesajlarına da dikkat etmemizde büyük yarar vardır. Hem ayetlerin doğru anlaşılabilmesi, hem günlük yaşantımızdaki görevlerimizi gereği gibi yerine getirebilmek için.

     Yeryüzünde herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde; kâfirlerin sözlerinin geçmediğini, orada her türlü otoritenin gerçek anlamda adaleti uygulayan inananların elinde bulunduğunu varsayalım; Fitne, fesat, zulüm, yalan iftira ve günah ile güç elde etmeye alışanlar için, bu ortam ne kadar zordur? Hiç tahammülleri yoktur, borularının ötmemesine; yani her şeyin istedikleri gibi gitmemesine. Onlar yoksul kitleleri köle/kul, kendilerini efendi/rab bilirler. Atalarından miras aldıkları dinlerinden böyle öğrenmişler. Bu nedenle gerçekten adaletin borusunun öttüğü gün onlar için hiç kolay olmaz.

        Bir düşünsenize; kamu adına adaletli kamu yöneticileri, kendilerinde ihtiyaç fazlası bulunanlardan bunları alıyorlar (ya da isteyerek onlar kendileri veriyorlar) ve gerçek ihtiyaç sahiplerine yani hakları gasp edilenlere dağıtıyorlar… Böyle bir şeyin olabilmesi, sokakların nimet bolluğuna (naim) dönmesi demektir… Kim istemez böyle bir dünyayı! Her şeyi her zaman sadece kendilerinin sanan mülk hırsızları… İşte o gün, böyleleri için zor bir gündür. “Allah korusun!” İyi, öyle diyelim de, adama demezler mi, kendi kendisini korumayanı Allah niye korusun? Tam tersine Allah cezalandıracağını söylüyor; “… cehennem alevlendirildiği zaman …”

      Zalim kibirlilerin tahammülsüzlüklerine örnek olması bakımından, günümüzde Amerika’nın İran’a karşı takındığı tavırlara dikkat edilirse, bu durum açıkça görülebilir. Türkiye Başbakanının Ortadoğu’da ve Dünyanın başka yerlerinde zulmedilen insanlardan yana birkaç söz etmesine bile tahammül edemiyor, bu sömürgeci zihinler…

       Bazıları çıkıp, “Kur’an’ın ve bu ayetlerin ne ilgisi var bu konularla?” diyebilir. Evet, diyenleri çok gördük. Çünkü onlar Kur’an’ı mezarda ölülere okurlar, evlerinde ise gene ölüleri için okurlar. Başkaları da, anlamını hiç düşünmeden, dağlarda, tepelerde insanlardan uzak tapınaklardaki rahipler gibi mistik bir kendinden geçme ile başlarını yana yıkıp, Mushafı teganni ile terennüm ederler.

        Ama görüldüğü gibi hiç de öyle değil. Kur’an’ı ölücülerin okuduğu ölüler kitabı değil de, hayat kitabı yaşayan Kur’an olarak görür, O’nu kerim gözle okursak, O’nun her konuda bir sözünün bulunduğunu göreceğiz.

       Defterlerin açılmasıdemek, her hangi bir konuda tutulan raporların açılması demektir. Defterlere yazılıyor ve kapalı tutuluyor, zamanı gelince defterde yazılı olan raporlar ilgili ve yetkililere sunuluyor. Bu ayetlerden mahkemenin delillerin sunulması ile devam ettiğini anlıyoruz. Bu mahkeme sadece ahret mahkemesi olarak görülmemelidir. Allah yeryüzünde insan eliyle adaleti bir gün gerçekleştirecektir. İşte o günkü sahneye dikkat edelim: Raportörler çok ciddi ve yanlışsız olarak tuttukları raporları ortaya koyuyorlar. Raporlar gerçeği o kadar net anlatıyor ki, güneşin doğması ile yeryüzünün aydınlanması, ya da batması ile akşamın başlaması kadar kolay görülebilir.

         Şöyle düşünelim: Herhangi bir beldede tağuti/azgın bir yönetim sürerken, bir taraftan da adaletli bir yönetim için, insanlığın huzuru için, dünya nimetlerinin hak sahiplerine gereği gibi dağıtılması için çabalayan devrimci insanlar var. Bu insanlar azgın zalimlerin yaptıkları hakkında sürekli rapor/defter tutuyorlar, olamaz mı, onları kim engelleyebilir? Bir gün hak ve adalet devrimi gerçekleşip, “Defterler açılıp, yayıldığı zaman” her şey güneşin aydınlığı gibi meydana çıkar ve zalim suçlular içlerinde cehennem ateşinin kavuruculuğunu duyarlar. Müslümanlar ve küçük kızlar ile bütün suçsuz, günahsız iffetli kadınlar da huzurun, güvenliğin, özgürlüğün, onurlandırıcı uygulamaların bulunduğu bahçelere kavuşurlar. Bu bahçeler evleridir, çalışma yerleridir,  tarlaları, bağları, okulları, çarşıları, sokaklarıdır.

            Bin bir türlü rezil hayatlarını yaşayabilmek için, her türlü araca/“gebe develere”  sahip bir müstekbiri/varlıklı zalimi bu hayattan alıp, zindana atmak, ya da başka biçimlerde cezalandırmak, onun için; cehennem değil de nedir? Başka bir deyişle onun cehennemi burada başlamıştır ve o orada muhalledir…

          Irakta Ba’as Devrimleri olmadan önce Irak’taki Müslümanlar, fabrika, çiftlik ve başka malları bulunan ülkenin zenginlerine “Gelin bize yardımcı olun, idareyi Müslümanlar ele alsın, yoksa ileride bir ihtilal olursa mallarınızı ve çocuklarınızı ortada bırakıp yurt dışına kaçmak zorunda kalırsınız” demişler.

          Zengin müstekbirler bu uyarılara hiç kulak asmamışlar. Ama sonra, kaçışları gerçekten çok komik ve kendileri için hayli acıklı olmuş. İkincisi ise İran  Devrimi sırası ve sonrasında oradan kaçanların hikâyesidir. Şah ve ailesi, patronlar, paşalar, diplomatlar kaçan kaçana. Cumhurbaşkanı Abdul Hasan Beni Sadr’ın kaçışı en komiği; kadın kılığına girip kaçmış…!

         Evet, insanlar adalet, eşitlik ve özgürlük için gerekli çabayı gösterip, bir adalet düzeni/devleti oluşturabilirlerse, kendilerine cennet(yaşanılabilir bir dünya/huzur ve güven bahçesi),  kâfirlere de cehennem(yürekleri yakan bir zindan) yaklaşmış olur. Ama kâfir, münafık ve müşriklerin egemenliği altında uzlaşmaya gitmiş ve hiçbir şeyden sıkıntı duymayan, bir de kendisine Müslüman diyenlerin egemenliklerinin sürdüğü hiçbir yerde böyle bir şeyin olmayacağı açıktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder