29 Şubat 2012 Çarşamba

YİYECEKLER VE İÇECEKLER HAKKINDA HADİSLER


370- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a soruldu: “Halk bize et getiriyor, kesilirken besmele çekilip çekilmediğini bilmiyoruz, ne yapalım?”
“Siz besmele çekin, yiyin! Cevabını verdi.” (K.S. 1962 C.7 S.225 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Sayd 21, Büyû 5, Tevhid 13; Ebû Dâvûd, Edâhi 19,(2829); Nesâi, Dahâyâ 39,(7,237). )

İslam da eti yenen hayvanlar kesilirken, Allah’ın adını anmak farzdır. Eğer kesim anında, Allah’ın adı anılmamışsa o hayvanın eti zaruret dışında yenmez. Sonradan besmele çekmek, keserken çekilmemiş olan besmelenin yerine kabul olmaz. Bu konuda Kur’an’dan örnek verecek olursak, mealen:

- Allah size ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkasının adı anılarak kesilen (hayvanlar)ı haram kıldı. Kim mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan, sınırı da aşmadan (bunlardan) yiyebilir. Şüphesiz Allah, bağışlayan, esirgeyendir.
16/115

- (Kesilirken) üzerine Allah’ın adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin! Çünkü o(nu yemek), yoldan çıkmadır. Şeytanlar, dostlarına, sizinle mücâdele etmeleri için fısıldar (telkinde bulunur)lar. Eğer onlara uyarsanız, şüphesiz siz de Allah’a ortak koşanlar olursunuz. 6/121
Görüldüğü gibi uydurdukları rivayet Kur’an’a ters olup, aslı yoktur 371- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissâlatu vesselâm)’a zemzemden sundum ayakta olduğu halde içti.” (K.S. 2241 C.8 S.104 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Eşribe 16, Hacc 76; Müslim, Eşribe 120,(2027); Tirmizi, Eşribe 12,(1883); Nesâi, Hacc 165, (5,237) )

372- İbnu Ömer (radıyallahu anhumâ) anlatıyor: “Biz, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) devrinde yürürken yer, ayakta iken içerdik.” (K.S. 2243 C.8 S.104 Akçağ, alıntıları: Tirmizi, Eşribe 11,(1881); İbnu Mâce, Et’ime 25,(3301). )

373- Kebşetu’l-Ensâri (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanıma gelmişti. (Duvarda) asılı olan bir kırbanın ağzından ayakta su içti. Ben hemen kırbaya gidip ağzını kestim.” (K.S. 2247 C.8 S.107 Akçağ, alıntıları: Tirmizi, Eşribe 18,(1893); İbnu Mâce, Eşribe 21,(3423). )

Bu rivayetlerle, ayakta yemek yenebileceğini, su v.s. İçilebileceğini tahdis ettiler. Bu rivayetlerine rağmen, insanları bu konuda da şaşkın hale sokmak için şu rivayeti uydurdular.

374- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:
“Sizden kimse sakın ayakta içmesin. Kim unutarak içerse hemen kussun.” (K.S. 2246 C.8 S.106 Akçağ, alıntısı: Müslim, Eşribe 116, (2026). )

375-........... Peygamber’in zevcesi Ümmü Seleme’den (o şöyle demiştir): Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: “Gümüş kaptan bir şey içen kişi var ya, muhakkak o kişi karnına ancak (curp curp diye) cehennem ateşini göndermektedir”. (Buhâri, Kitâbu’l-Eşribe H.57 C.12 S.5678 Bâb 27 Ötüken 1988. )

Bu rivayetlerinde gümüş kaptan bir şey içen kimsenin cehenneme gideceğini rivayet ettiler. Buna rağmen şu rivayeti de tahdis ettiler:

376-.............. Enes ibn Mâlik(R)’ten: Peygamber (S)’in su bardağı kırıldı, akabinde kırık yerine gümüşten bir bardak edindi dediğini tahdis etti.
Râvi Âsım el-Ahvel: Ben bu kadehi gördüm ve (teberruken içine su koyup) ondan su içtim, demiştir. (Buhâri, Kitâbu’l-Humus H.18 C.6 S.2895 Bâb 5 Ötüken 1987.)

İki rivayet çelişkili olduğu gibi, gümüş bardaktan bir şey için cehenneme gider deyip, Peygamber gümüş bardaktan içerdi demekle peygambere saldırıda bulundukları açıktır.

377- Ebi Katâde oda babasından naklen: “Peygamber kabın içine solumaktan nehiy buyurmuştur.” (Müslim C.9 121/ 329 Sönmez Neşriyat A.Ş. )

378- Enes’den naklen: “Rasûlullah, kabın içine üç defa solurmuş.” (Müslim, C.9 122/330 Sönmez Neşriyat. )

379- Enes şöyle demiş: Resûlullah içtiği şeyin içine üç defa solar ve: “Bu daha kandırıcı, daha sâlim ve afiyetlidir.” buyururdu.
Enes: “İşte bende içilen şeyin içine üç defa soluyorum.” demiş. (Müslim, C.9 123/330 Sönmez Neşriyat )

Birinci rivayetle, diğer iki rivayetin çelişkili oldukları açıktır. Birincisinde kabın içine solunmaz derken, diğerlerinde solunabileceği rivayet edilmiştir.

380- Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hamr şu iki ağaçtandır: Hurma ve asma.” (K.S. 2275 C.8 S.137 Akçağ 1989, alıntıları: Müslim,Eşribe 13,(1985); Tirmizi, Eşribe 8,(1876); Ebû Dâvûd Eşribe 4,(3678); Nesâi, Eşribe 19,(8,294). )

381- en-Nu’mân İbnu Beşir (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Üzümden hamr yapılır, hurmadan hamr yapılır, baldan hamr yapılır, buğdaydan hamr yapılır, arpadan hamr yapılır. Ben sizi bütün sarhoş edicilerden yasaklıyorum.” (K.S. 2274 C.8 S.137 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvûd, Eşribe 4, (3676); Tirmizi, Eşribe 8,(1873). )

Birinci rivayette hamr(şarap)ın, Hurma ve Asmadan olduğu belirtilmişken. İkinci rivayette baldan v.s. Gibi şeylerden de hamr yapılabileceğinin tahdis edilmesi bir çelişkidir.

382- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ): “Kim Allah’ın haram kıldığını haram kılmaktan hoşlanırsa nebiz’i haram kılsın” dedi.
Bir rivâyette, Kays İbnu Vehb ona:Benim bir küpcüğüm var içerisine şıra koyuyor, şıra kaynayıp durulunca içiyorum” dedi. (İbnu Abbâs) cevaben: “Bu söylediğin şey ne zamandan beri içeceğini teşkil etmekte?” diye sordu. Kays: “Yirmi yıldan beri” deyince, İbnu Abbâs:
 “Öyleyse uzun zamandır, damarların su ihtiyacını pislikten gördü” dedi. (K.S.2279 C.8 S.144 Akçağ, alıntısı: Nesâi, Eşribe 48,(8,322-323). )

383- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Biz, Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) için kuru üzümden nebiz kurardık, içerisine hurma atardık.” (K.S. 2288 C.8 S.149 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvûd, Eşribe 8,(3707. )

Birinci rivayette, nebiz’in haram olduğu rivayet edilmişken, diğer rivayette içilebileceğinin, yani haram olmadığının belirtilmesi bir çelişkidir.

384- Ebû Dâvud’un rivayetinde şöyle gelmiştir: “Hz. Câbir radıyallahu anh der ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma sırtlandan sordum. Bana:
“O, av(hayvanı)dır, ihramlı avlanacak olursa koç da aynı hükme dâhil edilir. (K.S. 3908 C.11 S.150 Akçağ, alıntıları: Tirmizi, Et’ime 4,(1792); Ebû Dâvud, Et’ime 32,(3801); Nesâi, Sayd 27,(7,200). )

385- Abdurrahman İbnu Ebi Ammâr rahimehullah anlatıyor: “Hz. Câbir radıyallahu anh’a: “Sırtlan avmıdır?” diye sordum. “Evet!” dedi. Ben tekrar: “Etini yiyeyim mi?” dedim. “Evet!” dedi.
“Bu cevap Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmdan mıdır?” dedim.” “Evet!” dedi.” (K.S. 3907 C.11 S.150 Akçağ, alıntısı: Tirmizi. )

386- Huzeym İbn Cez’i radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma sırtlan hakkında (eti helâl mi?)” diye sordum.
“Sırtlanı yiyen biri de var mı?” dedi. Bunun üzerine kurdun etinin yenmesini sordum.
“Kendisinde hayır olup da kurdu yiyen biri var mı?” diye cevap verdi.” (K.S. 3909 C.11 S.151 Akçağ, alıntısı: Tirmizi, Et’ime 4, (1739). )

Birinci ve ikinci rivayetlerde, sırtlan etinin yenebileceği belirtilmişken. Üçüncü rivayette yenemeyeceğinin belirtilmesi bir çelişkidir.

387- İbnu Ebi Evfa radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile beraber (altı veya yedi sefer) gazveye çıkmıştık. Gazve esnasında Aleyhissalâtu vesselâmla birlikte çekirge yedik.” (K.S. 3912 C.11 S.153 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Sayd 13;
 Müslim, Sayd 52,(1952); Tirmizi Et’ime 22,(1822,1823); Ebû Dâvud, Et’ime 35,(3812); Nesâi, Sayd 37,(7,210). )

388- Selman radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma çekirgeler sorulmuştu:
“Onlar, Allah’ın en kalabalık ordularıdır. Onu ne yerim ne de haram kılarım” buyurdular.” (K.S. 3913 C.11 S.154 Akçağ, alıntıları Ebû Dâvud, Et’ime 35,(3813); İbnu Mace, Sayd 9,(3219). )

Birinci rivayette, Resûlullah ın çekirge yediği rivayet edilmişken. İkinci rivayette yemediğinin belirtilmesi açık bir çelişkidir. Diğer bir hususta çekirgelerin, Allah’ın en kalabalık ordusu olduğunun iddia edilmesidir, daha öncede belirttiğim gibi, Kur’an’a göre, Allah’ın ordularını, Allah’tan başkası bilmez, hal böyle olunca, kullarca bilinemeyenin hangisinin en kalabalık olduğu yine hiçbir kul tarafından bilinemez. Bu hususta Kur’an’dan mealen:

- Biz cehennemin bekçilerini hep melekler yaptık. Onların sayısını da inkar edenler için bir imtihan kıldık ki kendilerine Kitâb verilmiş olanlar iyice inansın, inanananların imanını arttırsın. Kitâb verilmiş olanlar ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlar ve kafirler de: “Allah bu misalle ne demek istedi?” desinler. Böylece Allah, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanlara bir tebliğdir. 74/31
Bu itibarla, uydurmuş oldukları rivayetlerin aslı yoktur.

389- Esmâ Bintû Ebi Bekr radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Biz, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında bir at kestik. O zaman Medine’de idik. Hepimiz onu yedik.” (K.S. 3915 C.11 S.155 Akçağ, alıntıları: Buhari, Sayd 24,27; Müslim, Sayd 36,(1942); Nesâi, Dahâya 33,(7,231). )

390- Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Heyber(in fethi) zamanında at ve vahşi eşek(eti) yedik. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ehli eşek(etin)i yasakladı ve ata müsaade etti.” (K.S. 3916 C.11 S.156 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Et’ime 26,(3788); Nesâi, Sayd 32, (7,205); Tirmizi, Et’ime 5,(1794). )

391- Hâlid İbnu’l-Velid radıyallahu anh anlatıyor:” Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, at ve eşek etini yemeyi yasakladı.” (K.S. 3939 C.11 S.179 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud ve Nesai, ilgisi aşağıdaki rivayet. )

392- Ebû Dâvud’un bir diğer rivayetinde şöyle denir. “Heyber fethi sırasında gazvede, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte bende (Hâlid İbnu’-Velid) vardım. Bir grup Yahudi, Aleyhissalâtu vesselâma gelerek, askerlerin ahırlarına hücum ederek (mallarını yağmaladıklarından) şikâyet ettiler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bunun üzerine (müslümanlara yönelerek): “(Olamaz!) anlaşma yapılan kimselerin malı onların izni olmadan helâl değildir. Ayrıca size ehli eşekler ve onların atları, katırları, vahşi hayvanlardan her bir kesici dişi olan, kuşlardan da her bir pençeleri olan haramdır!” buyurdular.” (K.S. 3940 C.11 S.179 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Et’ime 26,3790), 33,(3806); Nesâi, Sayd 30,(7,202). )

Birinci ve ikinci rivayetlerde at etlerinin yenebileceği ve Hayber(in fethi) zamanında at eti yenmesini peygamberin yasaklamadığı rivayet edilmişken. Yine, Hayber’in fethi konu edilerek, buna rağmen üçüncü ve dördüncü rivayetlerde, Hayber(in fethi) zamanında at etinin yenmesinin yasaklandığının belirtilmesi bir çelişkidir.

393-............ Peygamberin zevcesi Ümmü Seleme’nin oğlu olan Umer ibn Ebi Seleme (R) şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah (S)’in berâberinde bir yemek yedim ve yemek tabağının her tarafından yemeğe başladım. Bunun üzerine Rasûlullah (S) bana:
- “Sana yakın olan yerden ye!” buyurdu. (Buhâri, Kitâbu’l-Etime H.4 C.12 S.5479 Bâb 1 Ötüken 1988. )

394-............ Enes ibn Mâlik (R) şöyle diyordu: Bir terzi, hazırladığı bir yemeğe Rasûlullah’ı davet etti.
Enes dedi ki: Ben de Rasûlullah (S)’ın berâberinde gittim. (Terzi, ekmek ile kabak ve kuru et parçaları bulunan çorba takdim etti.) Yemek sırasında ben Rasûlullah’ın tabağın etrafında kabakları araştırırken gördüm.
Yine Enes: Artık o günden itibâren ben kabağı sevmekten ayrılmadım, dedi. (Buhâri, Kitâbu’l-Et’ime H.6 S.5484 C.12 Bâb.3 Ötüken )

Birinci rivayette yemek yerken kişinin önünden yemesi gerektiği rivayet edilmişken, ikinci rivayette bizzat Peygamberin yemek yerken, tabağın her tarafını araştırdığının rivayet edilmesi bir çelişkidir.

Rivayetin, birden çok kişinin aynı tabaktan yemek yemesi olayıyla ilgili olarak uydurulduğu düşünüldüğünde, peygamberi bir nevi açgözlülükle de suçladıklarını görmek mümkündür.

395- İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Biriniz yemek yeyince, yalamadıkça veya yalatmadıkça elini (mendille) silmesin.” (K.S. 3885 C.11 S.114 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Et’ime 52; Müslim, Eşribe 129,(2031); Ebû Dâvud, Et’ime 52,(3847). )

396- Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, parmakların ve kapların yalanmasını emretti ve dedi ki: “Siz bereketin, yemeğinizin hangi (parça)sında olduğunu bilemezsiniz. Öyleyse, birinizin lokması düşecek olursa onu alıp, bulaşan ezâyı temizlesin, sakın şeytana terk etmesin. Parmaklarını yalamadıkça elini mendille de silmesin. Zira o, taâmınızın hangisinde bereket bulunduğunu bilemez.” (K.S. 3886 C.11 S.114 Akçağ, alıntıları: Müslim, Eşribe 136,(2034); Tirmizi, Et’ime 11,(1803). )

Yukarıdaki rivayetlerde görüldüğü gibi, yemek bitiminde kapların yalanması gibi ilginç adetler önermişlerdir. Eğer bu önerilerinde yemek artığının zayi olmaması kastediliyorsa, yemek artığı saklana bilir, kırıntılardan diğer canlılar istifade ettirilebilir. Kaldı ki amaçlarının bu olmadığı, yer düşen lokmanın temizlenerek yenmesi gerektiğini rivayet etmelerinden anlaşılmaktadır. Zira bu o kadar kolay bir iş olmadığı gibi, sağlık için tehlikede arz eder. Yağlı veya tatlı ihtiva eden bir lokmanın toza toprağa bulanması halinde temizlemek çok zor olduğu gibi bu adet edinilmesi halinde çocuklar da bunu alıştırılacak ve onların temizleme işine ne derece özen gösterecekleri şüphelidir, düşen lokma bir tarafa düşülen yerde önemlidir, lokmalar her zaman temiz mermer üzerine düşmez, bazen pis yerler üzerine de düşer o zaman önerdikleri temizlik işi nasıl yapılabilir.

Bu itibarla bu rivayetlerinin aslı yoktur.

397- Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Yaş hurmayı kuru hurmayla birlikte yiyin. Eski hurmayı yeni hurmayla beraber yiyin. Zira şeytan (böyle yapmanıza) kızar ve: “Ademoğlu, eskiyi yeni ile beraber yiyecek kadar (hayatta) kaldı” der.” (K.S. 6981 C.17 S.421 Akçağ, alıntısı: İbni Mace 3330. )

Uydurmuş oldukları bu rivayetle, şeytanın neden hoşlandığını ve neden kızdığını konusunda insanları saptırmayı amaçlamışlardır. Zira, eğer insanlar şeytanla mücadelelerinde bu tür şeyleri ölçü kabul edecek olurlarsa, iyiyi ve kötüyü değerlendirmeleri de yanlış olacaktır. Böylece şeytanın esas amacı olan saptırma olayı meydana gelmiş olur. Yaş ve kuru hurmayı birlikte veya ayrı ayrı yemenin hiçbir dini yönü olmadığı gibi. Adem oğlunun uzun veya kısa yaşaması da şeytanın ilgilendiği bir konuda değildir, şeytanı ilgilendiren şey, kendisine taraf olunup olunmamasıdır, şeytanı kızdıran şey kendisine taraf olunmayıp, karşı olma olayıdır. Yoksa, şeytanı kızdıracağım diye, yaş hurma, kuru hurma davasına girişen kimse, şeytanı kızdırma yerine ancak aptal olarak telakki edilir.

Bu itibarla uydurdukları rivayetin aslı yoktur:

398- Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim sarımsak veya soğan yerse bizden uzak dursun -veya mescidimizden uzak dursun- evinde otursun.”

Bazen Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma içerisinde yeşil sebzeler bulunan tencere getirilirdi de onda koku bulunur ve (ne olduğunu) sorardı. Kendisine sebze nev’inden ne olduğu haber verilince, tencereyi, beraberindeki arkadaşlarından birin göstererek ona vermelerini söylerdi. Aleyhissalâtu vesselâm, onun yemekten çekindiğini görünce:
“Sen bana bakma, ye! Zira ben senin gibi değilim, senin konuşmadığın (meleklerle) konuşuyorum” derdi.” (K.S. 3926 C.11 S.166 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Et’ime 49, Salât 160, İ’tisâm 24; Müslim, Mesâcid 73,(564); Ebû Dâvud, Et’ime 41,(3822); Tirmizi, Et’ime 13,(1807); Nesâi, Mesâcid 16(2,43). )

399- Ebu Ziyâd Hıyâr İbnu Seleme anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallahu Anhâya soğan hususunda sordum. Şu cevabı verdi: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâmın en son yediği yemekte soğan vardı.” (K.S. 3928 C.11 S.167 Akçağ, alıntısı: Ebû Dâvud, Et’ime 41,(3829). )

Birinci rivayette, peygamberin soğan ve sarımsak yemediği ve bu yiyeceklerden hoşlanmadığı, hatta meleklerle muhatap olduğundan bu yiyeceklerden yemesinin söz konusu olamayacağı tahdis edilmişken, ikinci rivayette, yediği son yemeğine kadar soğan yediğinin tahdis edilmesi bir çelişkidir.

400-........... Câbir ibn Abdillah (R): Rasûlullah (S) Hayber günü evcil eşeklerin etlerinden nehy ette, at etleri(ni yemek) hakkında ruhsat verdi, demiştir. (Buhâri, Kitâbu’l Meğâzi H.240 C.8 S.3937 Ötüken 1987. )

Daha öncede belirttiğim gibi, çelişkili de olsa at etlerinin yenebileceğini, keza ehli eşek etlerinin yenemeyeceğini, başka bir ifadeyle, evcil olmayan eşek etlerinin yenebileceğini bir çok rivayette iddia ettiler. Hal bu ki, Kur’an’da belirtildiğine göre, atlar, katırlar ve eşekler binilmek (taşımacılık) ve süs içindirler. Bu konuda Kur’an’dan mealen:

- Binmeniz ve süsü için atları ve merkepleri (yarattı) ve daha sizin bilmediğiniz nice şeyler yaratmaktadır. 15/8
Bu itibarla, uydurmuş oldukları rivayetlerin aslı yoktur. Zaten amaçları da yiyecekler konusunda yenmesi haram ve helal olanları belirtmek olmayıp, kargaşa çıkarmak suretiyle insanları bu konuda şaşkınlığa sürüklemektir. Onların rivayetleri esas alınırsa, insan rahat
bir şekilde su bile içemez. Zira bir taraftan ayakta su içilebileceğini söylerken, bir taraftan da ayakta su içilmesi halinde hemen kusmanın gerekli olduğunu söylerler. Yalın bir konu olan su konusunda bu şekilde konuşabildikten sonra, bu gün bile insanlar tarafından çeşit olarak sayısı bilinemeyen hayvanlar konusunda neler iddia etmezler. Örneğin: Tavuk ve v.s. Hakkında bir taraftan yenebileceğini söylerlerken, diğer taraftan bu hayvanlar pislik yiyiyor, peygamber bunların yenmesini yasaklamıştır demekten çekinmezler. Fakat işin aslında, yiyecek olarak müslümanlara layık gördükleri ancak böceklerdir. Zira tahdis ettikleri bir rivayette bütün böceklerin yenebileceğini iddia etmişlerdir. Bu konuda yaptıkları tahdis örnekleri şöyledir:

401- İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm öldürülmek için hedef ittihaz edilmiş (ve mücesseme denilen) hayvanın yenilmesini, pislik yiyen (ve cellâle dene) hayvanın yenilmesini, sütünün içilmesini ve su tuluğunun ağzından su içilmesini yasakladı.” (K.S. 3918 C.11 S.157 Akçağ, alıntıları: Ebû Dâvud, Et’ime 25,(3786); Tirmizi, Et’ime 24,(1826); Nesâi, Dahâya 44,(7,240). )

402- Zehdem İbnu Mudrib anlatıyor: “Ebu Mûsa radıyallahu anh’a bir tavuk getirilmişti. Cemaatten birisi ayrıldı. (Ebu Mûsa): “Neyin var? diye sordu. Adam:
 “Ben onu (pis şeyler yerken gördüm ve tiksindim ve yememeye yemin ettim” cevabını verdi. Bunun üzerine Ebu Mûsa:
“Yanaş ve ye! Zira ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmı (cellâleyi) yerken gördüm” dedi ve adama yemini için kefarette bulunmasını emretti.” (K.s. 3919 C.11 S.157-158 Akçağ, alıntıları: Buhâri, Zebâih 26, Humus 15, Meğazi 74, 78, Eymân 1, 4, 18, Kefâret 9,10,Tevhid 56, Müslim,Eymân 9,(1649); Nesâi, Sayd 33,(7,206). )

403- Hilkâm İbnu Telib rahimehullah babasından naklediyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmla arkadaşlık yaptım, yeryüzündeki haşerelerden herhangi birini haram ettiğini hiç işitmedim.” (K.S.3920 C.11 S.159 Akçağ, alıntısı:Ebû Dâvud, Et’ime 30, (3798). )

Görüldüğü gibi, bütün haşerelerin yenilebileceğini iddia etmektedirler.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder