13 Mart 2012 Salı

DİNDE BÖLÜNME (mezhepleşmek)

İnsanlar,  tek bir ümmettir.(Bkz Bakara-213) Bu ümmet ise adalet üzere yaşayan büyük cemaattir. İnananları arasında mezhep yapılaşması olmayan büyük cemaattir. Son ümmet de dâhil, bütün kitap mensupları kendini beğenme ve aklama kibri bırakıp düzelmelidir. Hâlbuki kimisinin imanında, kimisinin amelinde hayır yoktur. Yine kusuru başkasında arama ve mağduriyet safsatası ve kendisini kınama yerine başkalarını kınama hastalığından dönerek ilme yönelmelidir. İnzal edilen kitapların her biri hepimizindir. Resul ve nebiler de öyle. Hele Nebi yarıştırmak ve nebiler arasında farklar ihdas etmek hak dinle alakası olmayan mezhepsel bakış açılarıdır. Kitap ehli inananları birbirleri ile uğraşıp, her biri kendi yanındakini yeterli gördüğü ve diğerinin kitabını göz atmadığı için ziyandadırlar. (Bkz. Nahl–89).
Kuran, sosyal hayat ve onun ekonimisinin sebep ve sonuçları ile açıklayan bulunmaz bir kitaptır. Kur'an, "her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde" olarak indirilmiştir (Nahl–89). Kuran'a nice bilmediğimiz, anlamadığımız, duymadığımız ve görmediğimiz hikmet vardır ki, onlar da ayet olarak isimlendirilen Allah'ın işaretlerinde / kelimelerinde gizlenmiştir. Buradan bakıldığında Kur'an bir emirler ve nehiyler bütünü olarak okunduğu kadar, tüm kâinatın, her şeye özgü her türlü durum ve oluşun nizamı, belgesi ve bilgisi olarak da okunabilecektir. Bu okuma ise Kuran’ı kelimeleri ayetlerdeki şekillerine göre bilmeyi, tasnif etmeyi, anlamlandırmayı gerektirmektedir. İşte bu nedenle İslam dünyasında Kur'an sözlüklerinin hazırlanması çok erken dönemlerde başlamış ve giderek müfessirlerle, Kur'an kaynaklı düşünce ve görüşler ortaya koyan âlimlerin kelimelere anlam yükleme biçimlerine göre de sözlükler yazılmaya başlanmıştır.
İşte bu tarihi gerçekler herkesin çokça dikkat etmesi gereken önemli bir husustur. Hepimiz biliriz ki, dillerin gramerlerinin keşfi ve kurallar çıkartılması insanlığın uzun tarihi nazara alındığında çok yakın bir tarihte oluşmuştur. Yine Kuran ayetlerinin inzalinden sonra Kuran sözlükleri oluşturulmuştur. Yani gerek o dilin öteden beri var olan kavramlar ve gerekse Kuranla Kullanılan yeni kavramlar gelmiştir. Bazı anlam değiştirmiş kavramlar da Kuran tarafından yeniden tarif ve tanımlanmıştır. Bu hakikat de göz önünde tutulmalıdır. Çünkü Kuran sonrası sözlük oluşturanların kavramlara verdikleri anlam öncelikle kendi bakış açılarını taşımaktadır. Elbette ki oluşturulan sözlükler de bu yorumları yansıtmaktadır.
HİZİP/MEZHEP/AHZAP
Ahzab suresi, Hizb konusunda bizi ciddi bir biçimde uyarılarda bulunur.
 Sözlükte; parça, kısım; cemaat, taife; “bir kimsenin görüşüne ve emrine uyan özel adamlar” gibi anlamlara gelen 'hizb' kelimesi ki, çoğulu ahzab (hizipler), terim olarak Kur'an cüzlerinin dörtte biri için ve tarikat mensupları tarafından belli zamanlarda okunmak üzere düzenlenmiş dualar için kullanıldığı gibi “cemaat ve siyasi parti” anlamında da kullanılır.
Hizip, başkalarından farklı olarak bir görüşü benimseyen güçlü topluluktur.
Ahzab ise Hendek savaşında Hz. Peygamberle savaşmak için bir araya toplanan gruplardır."
Anlam 1- Bir kısmı diğer kısmına muhalefet etmeyen, düşüncelerinde, isteklerinde ve amellerinde birleşmiş her kavim ve gruptur. 2- Bir insanın fikri/düşüncesi etrafında toplanan kişiler, güçler, yardımcılar 3- Kuran'ın bölümleri.( El Müncid )
İslami düşünce, istek ve amellerde bir birliktelik vardır. Bu olması gereken birlikteliğin en büyük göstergesi “hep birlikte Allah’ın sağlan ipine sarılın" ayetidir. Diğer taraftan şerde birlik anlamında şeytanın hizbi vardır ki, orada da yine kendi içinde bir birlik ve beraberlik vardır.
Dinler tarihi boyunca hak din tarafından kınanan şeylerin başında hased ve hizb birlikte kınanmaktadır.
 "Dinlerini parçaladılar ve bölük bölük oldular. Her hizip kendi yanındakiyle sevinmektedir." (Rum–32)
Hizb kavramlar serisinde Hizbullah dışında kalan her hizipleşme türü şer üzeredir. Şer üzere hizipleşmek, nitelik itibarıyla emredilen şurayı (iştirak halinde yönetmek ve üretmek) terk ederek, “kişilere tabi olmak” yasağına uymamaktır. Demek ki, Allah hizbiyle şeytan hizbi arasındaki en önemli farklar şunlardır:
 Allah hizbinden olanlar asla bir kişinin, gücüne, fikrine, hayatı yorumlayışına göre hareket etmezler. Aksine ilme göre aklederek ve birlikte düşünerek hareket ederler. Her iş onların arasında danışma ve dayanışma üzeredir. Onlar tutucu değil, daima en güzeli aramak için hareket halinde olurlar. İşte tek ümmet olmanın ilk kıstası da budur.
           İşleri aralarında parçalamak ferdiyetciliktir. 
"Ve işte ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin rabbinizim, bana ibadet edin, bana sığının(Enbiya–92)
İşleri aralarında parçaladılar. Hepsi bize dönecekler”(Enbiya–93)
Burada yine hased hizbe sebep olmuştur.  Allah dışında bir kişinin şefaatine sığınmak için bir cemaat ve tarikat oluşturmak hep hizipleşme kapsamı içindedir. Dikkat edilirse buradaki hased saikı hep aynıdır. Bu kibirden ve gururdan kaynaklanmaktadır ki, “farklı olmak” tutkusudur. Manevi cihetten şirk olan fraksiyonlara dâhil olarak imanı kaybederler. Kuran'ın birçok ayetinde belirtildiği gibi aralarındaki çekememezlik yüzünden dinlerini aralarında bölük pörçük ettiler. Her biri, kendi hususiyetine, kendi çıkarına, dar kafasıyla kendi kuruntusuna göre heva ile dinini ayırıp ayrı bir lider arkasına düşerek, fırka fırka olmuşlar, her bölük kendilerindekine güvenmektedir. Tek ümmetlik sadece imanda vahdet ile bitmez. Bu vahdet amelde beraberliği, birliği de gerektirir. İşte Enbiya–92. ayet kadar, bu surenin ferdileşilerek işlerin ayrılmasını kınayan Enbiya–93. ayeti de önemlidir.
Bu ayette açıklanan hizipsel dalalet imana şirk karıştırmamak ve yalnız Allah’a ibadet etmek ve yalnız ondan istemekle ilgilidir. Yine Allah yeryüzünde kişilere tabi olmayı değil, evrensel adalet ve evrensel hukuka tabi olunmasını ister. Bu ise birlikte üretip, birlikte yönetmeyle yerine getirilebilir. Buna asla “işleri parçalayanlar” erişemez ve eriştirilmezler. Bu husus Leyl–4 ayette de açıklanmıştır. Şerde hizipleşenler hem kitapları birbirinden tamamen kopartmışlar ve hem de Kitabın bazı sure ve ayetlerine inanıp, bazılarına inanmayarak iman ve ameldeki bütünlük ve devamlılılığı kopartmışlardır.
“Fakat işlerini aralarında parçalayıp çeşitli kitaplara ayırdılar. Her hizip kendi tuttuğu yoldan memnundur." (Müminun–53)
Nasıl ki, Enbiya suresi ferdileşmenin, bencilleşip cimrileşmek için hizipleşmeyi açıklamadan önce Enbiya–91 ayetle iffetsizliğin ferdileşmek ve bencillik olduğunu, maişet karşılığı kamuya hizmet etmenin timsali, olan Meryem(r.a) örneği verilmiş ise, Müminun suresinde kınamadan sonra da bu güruh Müminun–54 ayetten itibaren devam eder. Hak yolda olanlar ve hak yolda olmadıkları halde, halka öyleymiş gibi intibaı verenler mukayeseli olarsak anlatılmaktadır. Resulullah’a ferdiyetçilere mal verilmesinin hiçbir zaman onların lehlerine olmadığı açıklanarak onların yakalarının bırakılması emredilmektedir. Resule tabi olanların ancak hayırda yarışanlar olduğu yine surenin bu son kısmında açıklanmaktadır. Bunun içindir ki ayet: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun” demektedir. Çünkü resuller istisnasız Zühd üzere hayat sürerler. Yani hayırda yarışmak için mülkleşmekte yarışmayı Allah sevgisinden dolayı terk etmişlerdir.
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmrân–31).
Sonuç olarak kavramsal hizip kendi inandığı ilkelerin biricik doğrular olduğunu iddia ederek bunlara sıkı sıkıya sarılmayı, diğerlerini yalanlayarak onlara tenezzül etmemeyi ifade etmektedir. Bu tür hiziplerin birçoğu emir ve görüşüne tabi olarak adeta liderlerine veya şeyhlerine ibadet yapanları kınayan birçok ayetler vardır. Öyle ki, bunların öğreti ve taklitlerinde vahinin yerine bu eserlerdeki görüşler geçirilmiştir. Bu ise bir nevi şirk ve ibadeti kullara yapmaktır. Müminun–53 ayette bahsi geçen Kitapta bölücülük, her fırkanın kendi başı veya lideri (efendi, şeyh, hazret, üstat vs.) tarafından yazılan kitapların dokunulmaz, eleştirilmez, değiştirilmez, sadeleştirilmez kılınması şeklinde eserleri de putlaştırılmıştır. İlahi kitabın bile yoruma açık olduğu bir dinde bir takım insanların yazdıklarını dokunulmaz, eleştirilmez kılmaktan daha büyük bir çürüme gösterilemez. İşte böyleleriyle ne Vahiy getiren nebilerin ve nede Yalnız Allah’a ibadete söz veren ve yalnız ondan yardım dileyen hayırda yarışan hakiki müminlerin işi olabilir. Bu hizip kendisinin ne yaman olduğu zannına kapılırsa kapılsın onların kendisinden ve hiziplerinden uzak durulması yapılacak en iyi davranıştır. Çünkü müstakim yol onların yolu değildir. Onların bu yolu gaflet ve dalalet yoludur. Yol gaflet ve dalalet olunca, oradan hidayete varmak mümkün değildir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder