13 Mart 2012 Salı

“SA-NA-İ” KAVRAMI VE DİN ADAMLARI

 


       Günümüzde, birçok ülkede din işleri ile devlet işlerinin ayrılması nedeni ile özel bir din sanayi sektörü oluşmuştur. Bu oluşan  sektör, (uydurdukları)ürettikleri ile toplumu birilerinin(şeytan) istediği şekilde şekillendirmektedir. Din hükümleri, sadece ibadetmiş gibi sunulup tapınağa hapsedilmekte, hayatın ta kendisi olan ekonomi, hukuk, sosyal işler gibi  alanlardan din çıkartılmaktadır. Din adamları, Kuranı elleri ile tahrif edilip gerçek anlamlarından saptırmaktadırlar. Uyarı görevlerini etkin bir şekilde yapmaktan kaçınarak , Toplumu Kuran dışı  şekillendirmektedirler. Tüm bu nedenlerden dolayı kitap, “Kuranı-ı mehcur” olarak kabul görmektedir.(Furkan 30) Bu din sanayisi, ürettikleri fikirleri kitapçılarda, makul bir ücret karşılığında, bir Pazar ekonomisi oluşturarak, satmaktadırlar. Bu insanlar gündelik geçimlerini, aldıkları ücret karşılığı, din üzerinden karşılamaktadırlar.

      Allahın tüm İnsanlık için seçtiği din İslamdır. İslam, geçmişte, günümüzde ve gelecekte İnsanlar için tek geçerli  dindir. İbrahim, Musa ve İsa  İslam üzere idiler. Kendilerine yahudi ve hristiyan diyenler kitapları ve İslam anlayışlarını bozmuşlardır. Bu bozulma, Din adamları  olarak adlandılan ve İnsanlar üzerinde etkili olan kimseler tarafından yapılmıştır. Bu kimseler, statülerini korumak üzere, dini dünyadan ayırarak kurumsallaştırmışlar ve bir sektör oluşturmuşlardır. Bu oluşumun(sa-na-i) adı din işleri sanayi sektörüdür,

"sa-na-i" kelimesini, kurandaki kullanımlarına bakalım.

         Tahlilimize geçmeden önce bir hatırlatma yapalım. Maalesef Türkçemiz,  yıllar boyu bilinçli bir tahrifata uğratılarak günümüze kadar gelebilmiştir. Dünyadaki İnsan kuşakları, atalarının dillerini anlayabilirken, Bizler, 1900'lü yıllarda yazılan M.A. Ersoyun şiirlerini dahi anlamakta zorlanıyoruz. Bu bilinçli tahriflerle, Türk dilindeki kullanılabilir kelimeler azalmıştır. Farklı anlamların aynı kelime üzerine kurgusundan  dolayı kuranı anlamada bir kavram kargaşası yaşamaktayız. Bu, ciddiye alınması gereken bir husustur. Bahsettiğimiz konuyu bir örnek üzerinden kitabımızdan bakalım.

   صنع  kelimesi çoğu zaman “yapmak” olarak türkçemize tercüme edilse de bu kelime “uğraş, belli bir süre alan iş veya eğitim, inşa etmek, her tür üretim ve yaratıcılık kasdedilmektedir.(İbn Haldun)

     “فعل” kelimesi ile  صنع kelimesi kuranda farklı anlamlarda  kullanılmıştır. Bu önemli ayrıntıyı, Kuran ışığında inceleyelim.

 Kuranda bu kelime;

Ankebût 45 Sana vahyolunan kitabı  oku ve salatı yerine getir, salat (vahyin uygulanması) edepsizlikten ve uygunsuzluktan nehyeder ve her halde Allahın zikri en büyük iştir ve Allah her ne işlerseniz(صنع) bilir.

 --- Vahy olunan kitabın okuyup(tilavet) hayata geçirilmesi (salat), dini bir gerekliliktir. Bu dine, vahy dışı yapılan(sanai) eklemeleri, Allah işitir ve bilir. Rasulün görevi, vahy olunan kitabı (telal misali) okuması  ve vahyi olduğu gibi salat etmesidir. Tamamlanmış dine, kitap dışında yapılan (sa-na-i)eklemeleri Rabbimiz bilmektedir. Dikkat edilmesi gereken husus budur. Zira Allah kitabında, bu din adına hiç bir şeyi eksik bırakmadığını unutmayalım ve kuranı hatırda tutalım.(zikredelim.) Zira zikir(Allahı ve Kitabını hatırlamak) çok büyük bir iştir.

 ***

Mâide 14 «Biz, Nasarâyız» diyenlerden de misaklarını almıştık derken bunlar da ıhtar edildikleri hakıkatlerin bir çoğunu unuttular, biz de aralarına Kıyamet gününe kadar sürecek buğz-u adavet bıraktık, yarın Allah onlara ne san'atler(يَصْنَعُونَ) yaptıklarını haber verecek…

--- Nasraniyiz diyenlerin, din adına yaptıkları “صنع” kelimesi ile açıkça ifade edilmiş… Bu  kelime, nasranilerindine yaptıkları(“صنع ) ilaveleri göstermektedir, Allah bu yaptıklarını onlara haber vereceğini söylemektedr. Bu yapılanlar “صنع” nesilden nesile din denilerek aktarılmaktadır. Allah, rab olarak dini hükümler koyar. Eğer dine ilave yapılırsa yapan kimseciklere "rabbaniyyun" denilir. Din adamlarının rableştirimesi budur. Şimdi bizlerin din adamlarının yaptıklarını düşünün. Rabbimiz onlara da  şüphesi yaptıklarını haber verecektir.

Mâide 63 Bari Rabbaniyyun ve Ahbar bunları günâh söylemekten ve haram yemekten nehyetseler! Ne fena san'ate(يَصْنَعُونَ) alışmışlar.

***

Fâtır 8 Ya artık o kimse de miki? Kötü ameli kendisine allanmış pullanmış da onu güzel görmüş, şübhe yok ki Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola çıkarır, o halde nefsin onlara karşı hasletlerle geçmesin, çünkü Allah onların bütün san'atlerini bilir.

--- Bu ayette, doğru yoldan çıkarak yaptıkları(sa-na-i) güzel görünenlerden  bahsetmektedir. Dine, vahy dışı,  katılan uydurmaları rabbimiz bilir .. 

 ***

Neml 88 Dağları yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu her şeyi sağlam tutan Allah'ın işidir(صُنْعَ). Doğrusu O, yaptıklarınızdan(تَفْعَلُونَ) haberdardır.

--- Allah kendi yaptığı kalıcı ve devamlı işler  için “صنع” kelimesini kullanmaktadır Aynı ayet içinde,  bizim yaptıklarımız için iseفعل kelimesini kullanmaktadır. Biz, dine ve hayatın yaratılışına “صُنْعَ”yapmak sureti değiştirmemek zorundayız.

- Kuran, yer yüzünde kalıcı olan insan yapıtlarına  “eser (آثَار)” olarak isimlendirilmektedir.(Mümin 82’ye bak).

***

Nûr 30 Mü'min erkeklere söyle: gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını (apışlarını) muhafaza etsinler, bu kendileri için daha temizdir, her halde Allah ne yaparlarsa(بِمَا يَصْنَعُونَ) habîrdir.
--- Rabbimiz dinde, kuralı koyar ve sonra o kurala uyulmasını emreder. Eğer o kalıcı kural, değiştirilir ve farklı yapılırsa(sanai), Allah bunlardan da haberdardır.   

***

Mü’minûn 27 Biz de ona şöyle vahyettik: bizim nezaretimiz ve vahyimizle gemiyi yap(اصْنَعِ), sonra emrimiz gelip de tennur feveran edince hemen ona topundan bir iki çift ve aleyhinde söz sebketmiş olandan başka ehlini sok ve o zulm edenler hakkında bana bir hıtabda bulunma, çünkü onlar gark olunacaklardır.

Hûd 37Bizim nezaretimiz altında ve vahyimiz dâiresinde gemi yap(واصنعالفلك), hem o zulmedenler hakkında bana hıtab etme' çünkü onlar garkedilecekler…

Hûd 38  Gemiyi yapıyordu(يَصْنَعُ), kavminden her hangi bir güruh de yanından geçtikçe onunla eğleniyorlar, dedi: bizimle eğleniyorsanız, biz de sizi sizin eğlendiğiniz gibi eğleneceğiz.

--- Allah’dan gelen vahy ile, Nuh, gemiyi “اصْنَعِ” inşa ediyor. Yapıla gelen iş vahy üzere… Nuh’un yapılana(sa-na-i) kendinden bir katkısı yok.

 ***

Nahl 112 Bir de Allah bir şehri mesel yaptı ki emniyyet ve asayiş içinde idi, ona her yerden rızkı bol bol geliyordu, derken Allahın nı'metlerine nankörlük etti, Allah da ona o yaptıkları(يَصْنَعُونَ) san'atla açlık ve korku libâsını tattırıverdi.

--- Allah bir kavme sanayi ürünleri yaptıkları için değil, dini konular da yaptıkları (sa-na-i) için açlık ve korku verir. Ayetler, bu ince noktaları bir ahenk içinde anlatmaktadır.  

***

Enbiyâ 80 Bir de ona sizin için sizi harbinizin şiddetinden korusun diye giyecek san'atı(صَنْعَةَ) ta'lîm etmiştik, şimdi siz şükrüne eda ediyor musunuz?

--- Rabbimiz bizi nimetlerin nasıl kullanılacağını öğrettiği kalıcı bilgileri halen kullanmaktayız. Sanatkarlar, sanatlarını nesilden nesile aktarır ve üzerine yeni bilgiler ekleyerek geliştirirler.

***
A’râf 137 Ve o hırpalanıb ezilmekte bulunan kavmi ma'hud Arzın bereketlerle donattığımız meşrıklarına mağriblerine varis kıldık ve Rabbının Beni İsraîle olan o güzel kelimesi sabr etmeleri sebebiyle temamen tehakkuk etti de Fir'avn ile kavminin yapa geldikleri masnûâtı(مَا كَانَ يَصْنَعُ) ve yükselttikleri binaları yerlere serdik.

--- Ayette, Firavunun yer yüzünde eser olarak yaptığı farklı bir anlatımla kullanılmıştır, Firavunun din adına emrettikleri ve kavminin bu doğrultuda yaptıkları “صنع” kelimesi ile kullanılmış. Bu yapmada(sa-na-i), Haman’ın rolü de unutulmamalı…

***

Hûd 16 Fakat onlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri(مَا صَنَعُوا) şeyler orada boşuna gitmiştir. Zaten bütün yaptıkları da batıldır.
 --- İnsanları ateşe sokan din adına yaptıkları yanlışlardır. Sanayi üretimleri değildir.

***

Ra’d 31Bir kur'an, onunla dağlar yürütülse veya onunla Arz parçalansa veya onunla ölüler konuşturulsa!.. Fakat bütün emir Allahın, daha iyman edenler, kâfirlerden ümidi kesip anlamadılar mı ki Allah dilese idi elbette insanlara hep birden hidayet buyurdu, o küfredenler onların kendi san'atlar(صنعوا) ile başlarına musîbet inip duracak veya hud yurtlarının yakınına konacak, nihayet Allahın va'di gelecek, her halde Allah miadını şaşırmaz.

- Küfredenlerin din adına yaptıkları “صنع” kelimesi ile anlatılmış… 

***

Kehf 103 De ki: “Ameller bakımından en çok zarara uğrayanları haber verelim mi?Kehf 104 Onlar ki Dünya hayatta saiyleri boşa gitmektedir de kendilerini zannederler: ki cidden güzel san'at yapıyorlar.

 --- Din dışı doğru bilinip yapılan ve Ahirette boşa giden uğraşlar  “صنع” kelimesi ile kullanılmış…
Ayrıca imansız olarak işlenen amellerin işe yaramayacağı, teraziye konmayacağı birçok kez ihtarlar ile hatırlatılmıştır. Bizler, din adına ne yaptığımızı biliyor muyuz?.

***

Tâ-Hâ 39Onu tabut içine koy da deryayı bırak derya da onu sahile, bıraksın, onu hem bana düşman hem ona düşman biri alsın, ve üzerine benden bir sevgi koydum ki hem nezaretim altında yetiştirilesin(لِتُصْنَعَ)

--- Dini eğitimin rahmanca yapılması yine “صنع” kavramı ile anlatılmış. Bizler vahy ile yetişmeliyiz. Diğer yapılanlar makbul değildir. Musa’yı da rabbimiz kendisi eğitmiştir.

 ***

Tâ-Hâ 69 Ve elindekini bırakıver, o onların yaptıklarını(مَا صَنَعُوا) yalar yutar, çünkü onların yaptıkları(صَنَعُو) sırf sihirbaz hîlesidir, sihirbaz ise her nerede olsa felâh bulmaz…

--- Kuran dışı din sisteminde yapılan her şey yine “صنع” kavramı ile sihir gibi insanların gözünü boyama olacağını, ve bu yapılan “صنع” işleri ahirette makbul olunmayacağını bir önceki ayetlerde öğrenmedik mi? 

Bizler din adına yapılan “صنع” işlerinin farkında olarak, sadece vahy ile amel etmeliyiz.

En iyisini ALLAH bilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder