14 Mart 2012 Çarşamba

SEBİLULLAH ve GÜNÜMÜZ DİNDARLARI

Sebil: Her varlığın ortak kullanım değerleri. İnsanın istifadesine sunulan, yol, ortak faydadan yararlanma.
Sebilullah: Her insanın uyması gereken yol, Ortaklık,
Allah yolunu/Sebilullah’ı yasaklayanlar, Mauncuları/en ufak yardıma muhtaçları (Maun: en ufak yardım) kölesi yapanlardır. Hak bir Din’i batılından ayıran tek bir kıstas vardır. Tek ve hak bir ilahta vahdet (Tevhit), amaç ve işte birlik içinde olmak. Yani, toplumsal düzende bencillik ve ferdiyetçilikten kaçınmak.
 Dış görünüş tarih boyunca aldatma aracı olmuştur. Oysa hak din takvadır, takva ise günahtan çekinme, Meliklere/Ağaya değil, Allah’a yaslanma olduğu halde giyim kuşamla takvacılık oynayanlar ve bunlara itibar eden çoğunluklar oluşturmaktadır. “Görünüşe aldanma” atasözü mevcutken kimse bu söze itibar etmemektedir.
Kendine Müslüman diyen zihin dünyası, Sanayi devrimi ile liberalizme ve emperyalistlere velayetleri altına girercesine tâbi oldular. Bunu o kadar ileri götürdüler ki her ulusal değerlere ve sebile ve Sebilullah taraflısı olarak globalleşmeye karşı duran milli ve manevi değerlerini savunanları iftiralarla suçlayarak emperyalistlerinde işbirliğiyle zindanlara tıktılar. Vaziyet bu kadar vahimdir. Sebili / Ortak paydayı kişilerin melikleşmesine tercih ettiler. Bu ezilen sınıfın az miktarda Mureffeh birey oluşumuna neden oldu. “Her mahalleden bir milyoner çıkmalı” sözü ise Sözde Müslüman kesimin siyast akidesi haline geldi.
İnsanların Ortak yararına iş yapmak ise "fi Sebilullah" demektir. Yani Allah yolu ve Allah için mülkün kamunun istifadesine sunulmasıdır. Halk ücret karşılığı kamuya çalışırsa, hem sebil yoluna girmiş ve hem de farz kavramının etimolojik gerçeği olan kamuya maaş karşılığı çalışma vecibesi yerine getirilmiş olur. Yani hak din kamuculukla beraberdir. Müfsit ve münafıklar, Sebilullah ve farzı ret eden gafillerdir. Bu, onları bencillik(ferdiyetçilik) dostu, toplumculuk(Fi Sebilullah) düşmanı yapmaktadır. Son zamanlarda Toplum olarak “eyleme, işe değil, dış görünüşe bak” zihniyeti gelişmektedir. Oysa hak dinin göstergesi, insanlara en çok faydalı olmanın en uygun yolu olan kamuculuktur. Kamuya ücretle çalışmayı seven toplumcu insandan daha güzel ahlaklı kim olabilir? Zaten Kuran Kıst istemez mi?
        Firavunlar dini ve siyasi otoriteyi kendilerinde toplamışlardı. Halk; Soylular, tüccarlar, köylüler ve köleler olmak üzere sınıflara ayrılmıştı.( Bkz:Kasas; 4-5) İslamda firavun sitemi red edilir ve şerefte ortaklık, yani sınıfsız toplumu oluşturmak amaçlanır. Kimsenin kimseye hükmetmeyip, birlikte yönetmek yürürlüğe konularak, mülkün siyasi unsurunun tek kişiye değil halka mal edilmesi, yine servetin sermayenin ortak kullanımı olan Ortak mülk paydası kurmaktır.
Günümüz dindarları tutumuyla ferdiyetci zevkçilerden farksızdırlar. Sözde şeriatçılar (Dindar veya dinciler); Dinlerini kaynağından öğrenmeyip, gelenek ve kulaktan duyma sözlere dayandıran, bunun için de Adalet ve rahmetle pek az ilişkisi kalmış biçimsel tavırlar içindedirler. Nitelik olarak yabancılaşma ve yalnızlaşmaya karşı tepki olarak ismen kullanılan bir tepki slagonu olan ve yine esas ve ilkeleri terk edilmiş, adeta anayasasız bir kanun düzenleme niteliğinde olan şeyler hak şeriat mıdır? Sosyo ekonomik alanda ilkeli bir sistemleşmeyi ihmal ederek,  kılık kıyafet yönetmeliği ve ceza tüzüğünden başka bir şey olmayan şeriat algılamaları ile ne dine hizmet edilmiş, ne de hak bir amel yapılmış olur. Hak dinde öncelikli değer Kıst’tır. Başa alınması gereken şey budur(Bkz. Hadid–25). Bu kesimin, öncelikle öz eleştiri yapıp, önce kendilerini ve hukuk anlayışlarını düzeltmeleri gerekir. Din kör itaat işi değil, ilim ve akıl işidir. Bir vargı veya yargı kıst ve rahmet içermiyorsa, sorgulanmalıdır. Fiilin en güzeli, sözün en güzelini bilmekten doğar. Sözün en güzeline göre amel ise, Kuran’da takva sayılmıştır. Allah’a ittika edip yalnız onu veli edinenler ancak âlimlerdir diyen Kuran bunu en güzel şekilde ifade etmiştir(Bkz. Fâtır–28) Bu aymazlık ve bilinçsizliğin kaynağında tembellik vardır. Okumadan incelemeden taklit etmek. Çalışmadan geçinen insanın duyduğu keyif gibi bir keyiftir. Bundan başka suçun daha çoğu bazı eski din bilginlerindedir. Mülk şehvetinin yok edilmesi için Mülkün her türünün ortaklaşa kullanılmasını ilkeleştirmedikleri ve bunun gibi ilkeler saptanmadan, günü kurtaracak yasalarla yetinilmesi bir dönemin hatalarıdır. Bu nedenledir ki, halkın gözünde şeriat, günü kurtaran alt düzey kanunları gibi algılandı.
Oysa dinde dış görünüş bir şey ifade etmediği gibi,  hukuk kanun demek değildir. Hukuk oluşturmadan oluşan kanunlar, ilkesiz ve keyfi olduğu gibi, yanıltıcıdır da. Adaleti ve rahmeti sağlamaya yetmediği gibi, çoğu kez dinin esası olan Adalet ve rahmetle çatışırlarda. Bir hak din olan ve hak dinlerin sonuncusu İslam’ın esası hukukun üstünlüğü ve hukuk devletini kurmaktır. Hal böyle iken, kendilerinin üstünlüğünden vazgeçmek istemeyenler, Allah din ve şeriatını ilkesiz bıraktılar. Dini taşımak yerine, kendilerini dine taşıttılar. Bu hukuksuz bırakmak demektir. İlkelere dayalı hukuk oluşmayınca da, herkes kanun benim, şeriat benim demeye başladılar. Esastan haberdar olmayan, çoğu cahil olan kesim, emri bil maruf ve neyhi anil münker yapmaya kalkıştılar. Kendilerini dinin ortasında sayıp, başkalarını yola getirme ukalalığına giriştiler. İşte bu kibirden ve gururdan başka bir şey değildir. Başkasına hükmetme ihtiraslarına dini paravan yapmışlardır. Bunlar değil diğerlerinden dindar olmak, kibir ve gururu içlerinden atamadıklarından dindar bile sayılmazlar. Bu sosyolojik açıdan da zulümdür. Çünkü Adalet devletinin kurumlarını sağlamadan, insanları cezalandırma yoluna giderseniz, hep acizleri güçsüzleri cezalandırır, Allah’ı da gazaplandırırsınız. Hak dinin hak şeriatı, üstün Ahlak değerleri ve erdemli bir yaşam amaçlamışken ve uygulanması Allah rızası ve saadetin ancak doğru sözlü ve insanın dostu olan Allah’ın ilminde bulunduğunun bilincine varmak iken, bu amaçtan sapan sözde şeriat boş amaç olmakla kalmazlar. Üstelik Allah’ın gazabını da üzerlerine çekmiş olurlar. Çünkü Allah kendisine iftira edilmesini, zulmün kendisine fatura edilmesini sevmez. Firavn ve adamları bunun için cezalandırılmıştır(Bkz. Taha–61 ve 62 ayetler).
21. yüzyıl, Süper devletler dışında kalanların, ya var olma, ya yok olma asrıdır. Ayakta kalmanın yolu, bizden önce yaşamış olanların hayat anlayışlarını sebep ve sonuçlarını ve hangi maslahata hizmet ettiklerini bilmeden dayatmakla olmaz. İster on asır önceki, isterse bir asır önce ki tarihi taşısın haktan bir şey taşımıyorsa bir kıymeti yoktur. Bunu kardeşlerimize dayatmak, onların yanılgılarını kutsamak zamanı değildir. Çünkü yaşanan bu gündür. Yaşayanlarda onlar değil, biziz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder