15 Mart 2012 Perşembe

SAFAHAT KURAN TEFSİRİ 10

 


Ey iman eden kimseler ne için yapmadığınız şeyleri söylüyor­sunuz... Saff  Sûresi 2. ayet


İnsan için en fena, en bayağı bir sıfat varsa o da yapmadığını söylemek, tutmadığı bir yola başkalarını sürüklemeğe çalışmak, kendi için ayıp görmediği bir kusuru başkalarında görünce onları ayıplamağa kalkışmaktır. Böylesi evvelâ cahildir, sonra değersizli­ğini açığa vurmaktadır, sonra fena maksatlı ve alçak ruhlu olduğu­nu göstermektedir.Cahildir. Çünkü esasen ilmi, irfanı olmadığı halde böyle bir iddiada bulunursa halk o iddia ettiği ilmin, fazlın bir eserini göre­meyeceği, yani bu adam umumun faydasına hizmet eder bir eser meydana getirmemiş, bir hakikat keşfetmemiş, bir müşkülü halledememiş olmakla beraber boş iddialarına inanıldığım sanmakla ken­dini aldatıyor ve sözü Özüne uymadığı için halkın nazarında düştük­çe düştüğünü anlayamıyor. Böyleleri büsbütün aykırı bir yol tuttuk­ları halde halkı başka bir yola sürüklemek ümidine düşerlerse büsbü­tün aldanırlar. Çünkü söz, hem doğru, hem eğri olabilir. Ve bu yüz­den bir sözü dinleyen kimse, o sözü kabul etmek hususunda tered­düde düşebilir. Fakat iş ve hareket böyle değildir. Bunlar göze gö­rünen, neticesi anlaşılan şeyler olduğu, için başkaları üzerinde de te­siri hemen görülür ve bir örnek olarak kabul edilebilir.

Kendisinde bulunan bir noksanı başkalarında görünce ayıpla­mağa kendi kusurlarını başkalarının gözüne büsbütün belirtmektir. Meselâ bir başkasının kirli olduğunu söyleyerek onu zemmeden kim­se, kendi de kirli ise, kendini zemmetmiş ve kendi değersizliğini açı­ğa vurmuş olmaz mı?

Bunların fena maksatlı ve alçak kimseler oldukları, fazilete ya­naşmamalarından, bilâkis ellerinden geldiği kadar ondan uzaklaşma­larından belli değil mi? Fiil ve hareket ile teeyyüd etmeyen söz, en rezil bir vasıfdır. Fakat ne yazık ki her sözünü fiili ile isbat eden adam, pek azdır.

Hususî toplantılarda rast geldiğimiz kimselerden başlayarak umumî toplantılarda karşılaştığımız kimseler içinde bu çeşit illete uğramış olanlar az mı? Öyle adamlara rast geliyorsunuz ki görü­nüşe göre aklî naklî bir çok ilimleri tahsil etmiş, yüksek yüksek kitaplar okumuş, her şeyin iç yüzünü anlamış, tahsil ile meşgul olduğu zamanlarda zekâsının parlaklığı, hafızasının kuvveti ile şöh­ret kazanmış olduğunu söyler durur. Fakat kendisim bir az yok-ladınız mı, varlığı ile yokluğu müsavi bir adam karşısında bulun­duğunuzu görerek hayretten hayrete düşüyorsunuz.

Yine bu çeşit kimseler içinde öylelerine rast gelirsiniz ki âm­me menfaatleri hakkında kendisiyle hasbıhale girişecek olursanız, her işi en hurda teferruatına kadar incelediğini; âmmenin' istifa­desini temin etmek ve her tarzda korumak için baş vurulacak bü­tün çarelere akıl erdirdiğini ve bunları saatlerce izah ettiğini görür­sünüz. Fakat bu işlerden biri onun eline verilecek olursa, bakarsı­nız ki herif hayırdan alabildiğine uzak, şerre son derece yakındır. Kendi heveslerinden başka bir şey düşünmemektedir ve bunu ken­disi için bir hak saymaktadır. Bununla beraber iş yine söze düştü mü katiyyen usanmıyor, eski talâkatini kaybetmiyor ve şayet biri itiraz edecek olursa mahvına yürümek istiyor.

Yine bunların içinde öyleleri vardır ki insanların başına gelen bütün felâketlerin hırs, haset, tafrika, şahsî menfaatlere bütün varlığı ile tapınmak, umumî menfaatlere karşı mübalatsızlık göster­mek gibi sebeplerden ileri geldiğini anlatır. Günde bin kişi ile konuşabilseniz hepsinin de ayni hakikatları anlattıklarını ve bütün bu felâket sebepleriyle mücadeleden geri kalmamayı bir vazife saydık­larını söylemekten de çekinmediklerini görürsünüz. Lâkin bu mu­havere sırasında öteden biri gelerek karşınızdaki adamdan ufacık bir hakkını en terbiyeli lisanla istiyecek olsa, göreceğiniz manzara o adamın ağzından yılan gibi kıvrım kıvrım kıvrandığıdır. Yahut bun­ların birinden, bir arkadaşın basma gelen bir felâkete karşı koy­mak, yahut bir biçareye yardımda bulunmak için bir şey istenecek olursa, bu daveti kabul etmemek için bin türlü mazeret ileri sü­rerler. Yahut bu daveti açıkça reddederler. Ve böylece dillerinin bü­tün talâkati ile müdafaa ettikleri fikirleri, fiil ve hareketleriyle in­kâr ederler.
Bunların içinde Öyleleri vardır ki adaletten dem vurur ve her­kesi insafa davet eder. Lâkin kendi şahsî menfaatine uygun gelmeyen bir hakkı ayaklan altında çiğnemekten çekinmez.

Yine bunlar içinde öyleleri vardır ki zalimleri, mürtekipleri, idaresi bozuk olanları muahaze eder dururlar. Lâkin bakarsınız ki; başkalarında gördükleri kusurların hepsi kendilerindedir ve bunlar başkalarında kusur olarak gördükleri her şeyi kendilerine gelince, meziyet görüveriyor.
Bu çeşit adamlar dünyada iyi nedir, kötü nedir, doğru nedir, eğri nedir, bilmeyen; bunların yalnız vaktiyle' duyup belledikleri isimlerini öğrenerek manasını anlamayan kimselerdir. Hakikatte bunlar, cahil, pespaye, insanlık şerefinden mahrum bir sürü sefil mahlûklardır ki, vücutları cemiyet için bir zül dür. Bunlar hayvan­lık derekesinden bir parmak yükselememişlerdir. Çünkü en kat'î hakikatları dahi itiraf etmezler. Dünyada iyi namına, hayvanlık his­lerini okşayacak fanı zevklerden başka bir şey tanımazlar. Kötü namına da kendilerine muvakkat bir zaman için acı veren şeylerden başka bir şey bilmezler. O acılardan kurtuldular mı, onları büs­bütün unuturlar. Başkalarının ayni acılardan iztirap çektiklerini görürlerse, vaktiyle çekmiş oldukları acıyı hatırlayarak zerre ka­dar teessür göstermezler. Bunların nazarında bir şeyin güzelliği veya çirkinliği kendilerine nisbetle başka, diğerlerine nisbetle yine başkadır.

Bunların bu tavır ve hareketlerinin neticesinden masun kala­caklarını sanmak beyhudedir. Lâkın bizim istediğimiz bu değildir, istediğimiz büyük, küçük bütün memleket evlâtlarının, dilleriyle öğdükleri faziletleri, meziyetleri benimsemeleri ve ona göre hareket etmeleri, söyledikleri her sözün muktezasınca iş görerek en doğru yolda yürüdüklerini belirtmeleri ve herkese numune olmalarıdır.
Yoksa Allah'ın en sevmediği yolu tutmuş .olurlar ki bu yolun sonu felâket uçurumudur. [Safahat. Kur’an-ı Kerim’den Ayetler, Mehmet Akif Ersoy, Nakışlar Yayınevi:  158-160.]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder