15 Mart 2012 Perşembe

SAFAHAT KURAN TEFSİRİ 3

“O kimseler ki Bizim uğrumuzda çalışmışlardır, elbette kendi­lerine yollarımızı göstereceğiz; zaten hiç şüphe yoktur ki; Allah iyilerle beraberdir.29/son

Bu âyeti 'kerime Ankebût sûresinin sonundadır.
Burada mücahede mutlaktır: bir mef'ul ile mukayyet olarak irad buyurulmamıştır. Bir kayıt varsa da o da Allah için, yani hayır için olmasıdır.
Sonra (Allah yolunda mücahede edenlerin Allah yolunu bula­cakları,) suretindeki vadi ilâhî, kat'îdir! Demek hayır için uğra­şanlara, Allah için çalışanlara tevfik hazırdır.
İhsan, (Isaet) in zıddıdır. Isaet kötülük etmek, ihsan iyilik et­mek demektir. Muhsin iyi adam, iyilik eden adamdır. Âyet-i kerime Allah'ın iyilerle beraber olduğunu da gayet kat'î bir lisanla tebliğ ediyor.
Onun feyzini ka­bul edebilecek istidadı hazırlamalı, yani çalışmalı; sonra da feyyazın feyzini esirgemiyeceğinden emin olarak hiç fütur getirmemelidir. İşte, tevekkül diye pek azımızın anladığı; yahut çoğumuzun anlamak istemediği mahiyet budur; yoksa “Armut, piş; ağzıma düş!” gibi miskin temennilerin, tevekkülle hiç münasebeti olamaz. Tevekkül demek, insan için mesainin, mücahedatının evvelce iki üç sıkıntı gö­zükse bile, mutlaka sonunda tevfika mazhar olacağına karşı gevşe­mez bir ümit, sarsılmaz bir itminan beslemek demektir.

Efradı üç yüz, üç yüz elli milyona(şu anda 1,5 milyar) varan cemaatı müsliminin nedir bugünkü hali? İslâm sa'y dini, mücahede mesleki, şan ve şev­ket, şeref ve azamet rehberi iken; o dini mübine intisap davasını güden biz zavallılar, dünyanın muhtelif iklimlerinde âtıl, bâtıl, mis­kin, zelil, muhakkar, mahkûm, iğrenç birtakım yığınlar, canlı İaşe yığınları teşkil ediyoruz! Lahavle velâ kuvvete illâ billâh! Bütün bunlardan kurtulmanın bir tek çaresi vardır. O da durmadan çalış­mak, daima iyilik için çalışmaktır. Çünkü ancak bu sayede yaşamak ve gayeye ermek mümkündür.

***

Ey insanlar, bilmiş olunuz ki, Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık; sonra, tanışabilmeniz için her birinizi asıllara, kabilelere ayırdık; Allahtan en ziyade korkanınız İdm ise, işte Allah yanında en büyüğünüz odur; Allah sizin içinizi, dışınızı bilir.”49/13

Âyet-i kerime sarahaten gösteriyor ki: insanların asıllara, kabi­lelere ayrılması, nesepleri yekdiğerine karışmamak, her şahsın hü­viyeti malûm olmak içindir; yoksa babalarla, dedelerle tefahur için (öğünmek için) değildir!.
Hasebin, nesebin hiç bir kıymeti olmadığını bildiren ve üstünlüğün takvada olduğu bilinmektedir.
***

“Allah yolunda öldürülenler (Şehit olanlar) için ölü demeyiniz; bilâkis onlar diridir, lâkin siz farkında değilsiniz.”  

Bu âyet-i kerime sûrei Bakareye mensuptur. Âl-i İmran sûre­sine ait bir âyet-î celîlede ise (Bilâkis onlar diridir, Nezdi ilâhide merzuk oluyorlar,) denilmektedir.
Ruhun bedenden ayrıldıktan sonra payidar olacağı erbabı ima­na göre muhakkak ise de, şehitlerin ruhu için daha yüksek, daha mümtaz bir hayat olması tabiidir. Şühedaya mev'ut olan bu ha­yatın, bu rızkın nasıl bir hayat, nasıl bir rızk olması lâzım geleceği hakkındaki sözler müteaddittir. Şeyh Muhammet Abduh'a göre, bu hayat bir hayatı gaybiyyedir ki, ervahı şüheda ona mazhariyetle başka ruhlardan seçilecek; o hayat ile merzuk, o hayat ile mütena'im olacak. Ancak, ne o hayatın hakikati, ne de o rızkın mahiyeti bilinemeyeceği için, bahsedilemez. Bunlar âlemi gaybe ait o esrarı ilâhi-yedendir ki; var olduğuna inanılır, ötesi Allahü zülcelâle bırakılır.
***

Hem Allah'a, hem O'nun Peygamberine muti olunuz, birbirînizle uğraşmayınız, yoksa korkaklaşır, kuvvetten düşersiniz; bir de sabrediniz, zira şüphe yoktur ki Allah sabredenlerle beraberdir.8/46

Evet, hiç bir cemaat-i islâmiye yoktur ki;'Allah'a itaat etsin; Peygamberin gösterdiği yolda gitsin; efradı arasında birlik olsun da o yine şevketinden, azametinden mahrum kalsın. Sonra hiç bir cemaatı islâmiye yoktur ki, ilâhî emirleri dinlemesin; Resulü muh­teremin tebligatına(getirdiği kurana) kulak vermesin; fertleri birbirine düşsün de o yine izmihlal uçurumlarına yuvarlanmasın.
Müslümanların kaynayıp gittiği uçurumlar hep tefrika yüzün­den açılmış; o tefrikayı ise bütün azgınlıklar, evamiri ilâhiyeye alâ­kasızlıklar meydana getirmiştir.
îslâm dini, insanları yalnız ahirete hazırlamaz; onlara dünyada insanca yaşamanın nasıl olacağını, hem nasıl kabil olabileceğini gösterir. Va'zeylediği kanunlar ise kavanini fıtratın aynıdır. Bu âlemi hilkat durdukça bir noktasının bile değişmesine imkân yoktur.
Tenazubirbiriyle uğraşmak; tefrikalar, ihtilâflar içinde çal­kanmak manasınadır. Efradı birbiriyle boğuşan millet harice karşı mevcudyetini muhafaza edebilecek maddî kuvvetler tedarikine ne vakit, ne imkân bulamayacağı gibi âlemde hiç bir şeyle telâfisi kabil olamayan kuvve-i maneviyeden mahrum olur ki; bu en müthiş bir hüsrandır. îşte (Birbirinizle uğraşmayınız. Yoksa korkaklaşır, kuvvetten de düşersiniz.) nehyi ilâhisi en sarih, en kat'î bir tarzda gösteriyor ki; birlikten ayrılan, birbiriyle uğraşan milletler evvelâ şecaat, metanet, itimad-ı nefs gibi seciyelerden cüda düşü­yor; sonra da satvetine, istiklâline veda ediyor.
***

“Ey iman eden kimseler, yapamayacağınız bir şeyi niçin söy­lüyorsunuz? Sizin böyle yapamayacağınız işi söylemeniz İndellah ne kadar çirkin oluyor! Allah o kimseleri sever ki: parçaları birbirine kaynamış yekpare binayı andırır saflar halinde, Allah yolunda sa­vaşırlar.61/2-4

(Makt) bir adamdan çirkin bir iş zuhurunu görüp o adama buğz eylemektir. Araplar (Şu heriften ne kadar hoşlanmam bilir misin!) yerinde olarak (Fulanun ma amkatehu indî!) derler. Bu ibaredeki “makt” kelimesi lafzen taaccüp sîgası üzerine geldiği gibi Zemahşeriîye göre âyet-i kerimedeki (Kebura makten) de manen, yani sığası üzerine gelmek şartiyle fiili taaccüptür.
Hakikat, azıcık düşünülürse görülür ki, sözünü tutmamak, ah­dini yerine getirmemek kadar sevimsiz, bununla beraber öldürücü bir itiyat olamaz. Efradı bu noksanlıkla malûl olan cemaat için helakten kurtuluş yoktur.
***


“Mü'minler birbirinin kardeşinden başka, bir şey değildirler; onun için iki kardeşinizin arasını bulunuz, Allah'tan da korkunuz ki rahmetine nail olabilesiniz.49/10

Aralarında dargınlık zuhur eden kimseler, en aşağı iki kişi olur. Azlığı barıştırmak lâzım olun­ca, çokluğun arasını bulmak elbette daha ziyade lâzımdır. Çünkü iki adamın bozuşması yüzünden husule gelecek fenalık hiç bir za­man cemaatın yekdiğerine darılmasından meydana gelecek fesada benzemez.
Birliğimiz bu sayede kuvvet bulur ve birliğimizin kuvve­ti varlığımızı kat kat sağlamlar.

***

 

“Şairlerin arkasından ancak sapıklar gider. Görmüyor musun ki; onlar her vadîde dolaşıyorlar. Hem yapmadıkları şeyleri söy­lüyorlar. Yalnız, iman ederek âmâlî salihada bulunanlarla Allah'ı sık sık hatırlayanlar; bir de zulüm gördükten sonra intikam alan­lar için söz yoktur. Zulüm edenler ise nasıl bir akıbete uğradıkla­rını anlayacaklardır. 26/4 (224. ayet bağlantılı)

Hakikat, her vadiye dalıp çıkan; yalancılıktan başka sermayei san'atı olmayan; mevzuu tükendikçe ötekinin, berikinin namu­suna hücum eden; herkesin harimi esrarını açmak için dilini maymuncuk gibi kullanan; bir mazmun, bir kâfiye uğrunda bin hakikati, bin hikmeti kurban ediveren; bir nükte hatırı için, hatıra gelmeyecek rezilliğe ağuş açan bu serserilerin etrafında daima bir sürü kopuk dolaşır ki, bunlar o herzevekillerin kustukları hezeyan­ları nimet kabul eder gibi iddia ederler de gezdikleri yerlere saçıp dururlar!.
İşte gerek bu mahiyetteki şairler, gerek onların yardakçıları, mensup oldukları millet için birer musibettirler. Evet, bunların sayısı, hüsranı içtimainin en sağlam ayarıdır.

***

“Ey iman eden kimseler, Allah ile Peygamberin size hayat ve­recek davetine icabet ediniz; hem iyi biliniz ki Allah insanın kendisi île kalbi arasına girer; şu da malumunuz olsun ki; sizler, onun huzurunda toplanacaksınız.”82/24

Müslümanlara hayat verecek daveti, ilme, cihada, yahut şa­hadete hasretmek doğru değildir. Zira Evamiri ilâhiyenin kâffesi ya doğrudan doğruya, yahut dolayisiyle bizi ölümden kurtaracak; hakikî, taze bir hayat ile yaşatacak mahiyettedir.
Edasına mecbur olduğumuz farzlardan namaz gibi, oruç gibi, faydası yalnız o emri yerine getirenlerin şahsına münhasır görü­nen, bedenî ibadetlerde bile bütün cemiyet için büyük menfaatler vardır. Evet, ebran ümmetin huzur-u kâmil içinde kılınan namazları şöyle dursun; fertlerin yalnız erkânı zaruriyeye riayet ederek ifa edecekleri dini hareketler bile, tabiîdir ki, kendilerini fuhuştan, münkerattan, rezailden kısmen olsun alıkoyar. Şu hesaba göre efradı namaz kılan milletin ahlakı umûmîsi mazbut olur. Sonra, efradı milletin muayyen zamanlarda aynı mabetlere giderek hep birden ayni kıbleye dönmeleri; Cenabı Hakka aynı lisanı huşu, ayni içten­likle yalvarmaları bunların arasındaki rabıtayı alabildiğine kuv­vetlendirir.
Şu basit hikmetleri sayıp dökmekten maksadımız îlahî emir­lerin hepsinde gerek fertlerimiz, gerek cemaatlerimiz için başka yollardan tedariki, telâfisi kabil olmayacak kadar büyük kurtuluş, nasibi olduğunu söylemektir.
Şimdi ayeti kerimeden riyazi bir kat'iyetle şu hakikat anla­şılıyor ki: biz müslümanların, dünyada mevcudiyetimizi kurtara­cak, ukbada selâmetimizi temin edecek; hasılı bize her manasiyle hayat verecek olan bu hükümlere sarılmamız bize en şerefli ve en yüksek yaşayışı gerçekleştirecektir.
Üç yüz elli milyonluk (1,5 milyar ) insan yığını nasıl oluyor da sağlam bir hayat eseri gösteremiyor? Nasıl oluyor da her gün binlerce efra­dının hakkı mevcudiyetine hatime çekiliyor? Bunu bilmiyecek ne var! İslâm ki; dîni fıtrîdir; onun yüksek hükümlerine isyan, fıt­ratın layetegayyer  kanunlarına karşı isyandır. Bunun cezası ise dünyada rezalet ukbada hüsrandır.
Ey müslümanlar! Allah sîze (İlim öğrenin ,kuvvet hazırlayın, çalışın, adaleti düstur ittihaz edin, birbirinize bağlanın,) diyor. Siz bil'akis cehle revaç verir, meskenete düşer, atalete kapılır, zulmü âdet edinir; birbirinizin gözünü oymağa kalkışır, haktan yüz çevi­rir, namütenahi fırkalara ayrılırsanız bunlar sizi izmihlal uçuru­muna doğru götürür. Ancak bunlardan sakınmak sayesinde fela­ha kavuşmak ve hayatta muvaffak, olmak mümkündür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder