14 Mart 2012 Çarşamba

SAĞDAN VE SOLDAN KOŞAN BÖLÜKLER


فَمَالِ الَّذِينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ عِزِينَ


Önce Meariç 36-37. ayetlerde geçen “ı’zun” (عزين) , “hetıa” (هطع) ve “kabele” (قبل) kelimelerini tahlil edelim.
“I’zın” (عزين)
"Bölük bölük" Bu kelime "ize" nin çoğuludur ki aslı "mensup olmak" mânâsına gelen "azv" kökündendir. Herbiri bir bölüğe mensup olarak, parça parça, dağınık bir halde demektir.
 “kabele” (قبل) :
El Kubletü; Öpücük, ağızda kabarcık, KEFALET.
El Kıbletü; Kıble, yön cihet, Kâbe.
Kıble edinmek; bir yere yönelip sadece dua etmenin ötesinde bir anlam taşıyor. Hayatını, amellerini, fiillerini şer bir sisteme yöneltmekte bir kıble edinmek, hayra güzelliğe yönetmekte bir kıble edinmek ve öylece hayat sürmeye gider. Yani hayır da, şerde kıble edinilebilir. Onun için kabele ile kıble aynı kökle ilgilidir.
El Kabulü-kabail, Kabul rıza hoşnutluk, güzellik, saba yeli.
El kabiylü; Nesil, cemaat topluluk etba; taraftar. Ve yine; Benzer zümre, Kefil, ebe kadın, Ayan ve aşikâr,
   Bu bilgilerden sonra buradaki atıf nedeniyle  “Kefiyl” kavramına bakalım.
El Kefilü-Kfeel; Birini beslemeyi üzerine alan adam, Visal orucu tutan yahut orucunda katiyen konuşmayan adam Yetim besleyen, işlerini üzerine alan.
El Mükafülü; Birbirine kefil olan adamlardan her biri. KOMŞU.
         Kefil kavramının bu anlamlarını inceledikten sonra, başka bir kıraatle okunan türevinde ki zıt anlamı da bilelim ki, mesele iyice özümleyim.
KARŞILIKLI OLMAYAN KEFALET: (ısran hamele)
NİÇİN BAKARA–286 AYETTE YASAKLANMIŞTIR ?
            1-Çünkü Milletin hamiliğe soyunan kimseler, insanlık tarihi boyunca, muhtaçları HAK DİNİN İSTEDİĞİ KALİTEDE (İnfak/zekat malının en iyilerinden) ve kendisinin ihtiyacına denk bir miktarda karşılamamışlardır. Yani infak etmeye sıra gelince ya sözlerinden tamamen dönmüşler veya çok az miktarda(Kırkta bir gibi çok az bir infak) vererek bu görevi geçiştirmişlerdir. Ama halka şöyle bir yalan söz ezberletmişlerdir. “Büyüklerimiz veli nimetimizdir”. Onların imtiyazlı ve iltimaslı duruma gelmelerini politika edinelim çünkü aş kapılarıdır sahtekârca sözüdür. Oysa onlar çok az yararlı olurlar. Asıl emelleri kendi yumaklarını büyütmektir.
            2-İnsanlar, insanların insafına sığındıklarından sosyal devlet ihmal edilmiştir. İnsanların çoğunluğunu teşkil eden mağdur muhtaç kesim böylece yöneticilerin insafına terk edilmiştir.
            3-İnsanlar iş sahibi yapılmak (Balık tutar hale getirmek), aş vererek(Hazır balık vererek) savuşturmak hem bağımlı hale getirmektir. Hem de tembelleşerek kendisini başkalarına yük eden onursuz zelil insan tipleri oluşur. Bu insanlara küçük bir koli göndererek bir vicdan işi olan oyların ı bile alabilirsiniz. Öyle ise “kabele” kavramından atıfla geldiğimiz “Kefil” kavramını iyice deşifre edelim.
El Kafilü-küffel; Başkalarına kendini yük eden kimse. Kefalet.
Bu her türlü parazit, milletin üzerinden geçinmeyi kapsamaktadır. İstismar ve sömürü ile yaşayan asalak yönetici/din adamlarını da kapsar. Kast / Piramitsel sistemlerde onlar toplumun üzerine abananlar oldukları halde, onların dalkavukları onlar, toplumun yükünü çekenler olarak takdim ederler. Oysa en garantili olan ve insan onuruna uygunu yardımlaşmaktır ki, bunu benimsemiş olanlar Ensar gibi  olmaya çalışanlardır. Yani paylaşımcı zihniyettir. Yardımlaşma karşılıklı olmak üzere ahitleşmektir ki, Yemin denen şey budur. Bunu yapanlar ve ferdiyetçilikten dönenlere hak din gerçek anlamda sağdakiler(Meymenetliler) der. Bu kavramın can damarı; Kefele-mükafeleten; Birbirini gözetip yardımlaşmak üzere ahitleşmek, Akidleşmek. İşte yapılacak şey budur. Asr suresi bunu emretmektedir. Bunun dışında kalanlar hakkı tavsiye etmeyenler ve hüsrana düşecek olanlardır. Demek ki, din kitaplarına Ahid... Denmesinin sebebi hem Allah’la, hem toplumla Ahitleşmeyi ön gördükleri içindir. Misak ise yeminleşmektir. Sağlam bir bağlayıcılığı vardır. Eşitler arasında ve eşitliği ve karşılıklı yardımlaşıp dayanışmayı temin için misak yapılır. El ele tutuşmaktır. Rekabet etmemektir. İltimaslı ve imtiyazlı sınıflara izin vermeyen, mevcut olanları da tasfiye eden rekabeti yasaklayan bir yaşam biçimidir.
            Şimdi birde, sözlük sırasında bu kavramın niçin kavramlaştığını ondan biraz geriye giderek öğrenelim.
“hetıa” (هطع) :
Hetu’  ;Boynunu eğip başını uzatarak gitmek.( böyle giden develer gibi, hızlı ve çabuk çabuk…) .Bu kimseler mülkü paylaşmaktan öyle korkar öyle ürkerler ki sağa sola bakmadan kurşun gibi sıvışır giderler. Sebep ise Mal mülk şehveti, hırsıdır. Bencilliklerinin engellenmesi, onları bir hayli sinirlendirmiştir. Bunun içinde Refah, konfor ve egolarının tatmini için bol kazanır yığarlar da, birilerini Mahrum bırakırlar.  Yani Toplumun çoğunluğunun eli boş kalmış ve yoksun bırakılmış olurlar. Ama onlar din gününü düşünmedikleri için, bu hesabı yapmadıkları için bundan hiç rahatsız bile olmazlar. Kalıplaşmış anlamı yukarda verilmişti cümlenin. Dünyada böyle yaparlar ama Ahirette süklüm püklüm gelirler manası da “İhta’n fülanü” okunuşunda kolayca çıkartılır.
Demek ki bunlar dua etmek anlamındaki namaz kılıyor, yani sözde “sağdalar” ama şimaldekilerle ki güya kuran kuran diyen ama iş Mülk şehvetine gelince, hemen Münafıklar ile müttefik oluveriyorlar ve ortak mülkiyet taraflısı pozitif Zühd, vera ve takva sahibi Ahdine sadık mütedeyyin müminlerin karşına dikiliyorlar. Çünkü Müşterek paydaları “Mütreflik”(Bkz. Vakıa–44, 45). Çünkü Kuran ancak, Mütref olanlara şimaldekiler. Yani uğursuz solcular der. Ahirette uğursuz ve meymenetsiz olanlardır. Gerçektende insanlara yeteri kadar yarı dokunmayan çoğunu kendisine ve iyaline reva görenlere meymenetli(sağcı) denilir mi? Meymenetli olan kardeşçe paylaşan mümin dururken kapitalistlere meymenetli denemez. Kuran’da Meş’emeliğin şartı Refah içinde keyfine bakmak. İhtiyaç fazlasını ellerinde tuttukları için, çoğunluğu Muhtaç ve Mahrum bıraktıkları için, bu ismi almışlardır. Onların kendilerini, Sağcı, Muhafazakâr gibi isimlerle tanımlaması Kuran’ı bağlamaz. Onlar Allah nazarında “Uğursuz solculardır”. Çünkü Mülk şehvetinden arınamamış ve Mülk de iştiraki ret etmişlerdir. Tıpkı günümüzde olduğu gibi. Biz sağcıyız diyorlar ama gerçek sağcının, Ashab ül Yemin olduğunu, o’nu da, meymenetli olmak olduğunu, onların da ortak mülkiyet üzerine yeminleşerek Mülk şehvetinden vazgeçip, kendisini kibirden arındırmışlar olduğunu bilmemekte veya bildiği halde dini istismar etmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder