13 Nisan 2012 Cuma

İnsanlık Mesajı

Yüz binlerce yıl önce başladı serüvenimiz. Yeryüzünde içleri kan dökmeye meyilli yaratılmışın(2:30) ALLAH tarafından, mala mülke halife olması ile… Kendi içindeki Melekleri bile şaşırtan bu tercihin hikmeti; vahşinin isimleri (konuşmayı) öğrenerek yabanlıktan beşeriyete yükselmesi idi.(2:31-33) Bu edinim sonucunda insanlık yeryüzü cennetiyle ödüllendirildi. (2:35) Ta ki ilk günaha kadar. Mal toplama sevdası, ganimet (SECER) (2:36; 7:19-23)
Bu mülk sevdası; kıskançlıkları, ihtirasları, savaşları ve düşmanlığı beraberinde getirdi.(2:36; 7:24) Artık birbirimize düşmanlar olmuşturk..(2:38; 7:24-25) Ancak RAB bizi hiç yalnız bırakmadı. Çünkü o hep bizimleydi. Anlaşmazlıklarımızı çözümlemek için nebiler ve beraberinde kitaplar (vahiy) inzal etti.(2:213) Fakat insan asla ilk günkü safiyetine dönemedi. Kısa süreli öze dönüşler olsa da inmişti bir kere. Nuh, Hud ve Salih (a.s) tüm kabiliyetleri ve gayretlerine rağmen başaramadılar. Sonuç, helak olan kavimler…
Derken dünyanın tamamen karanlıklara boğulduğu bir sırada bir genç, (21:60) diyalektik metotla (6:74-79) hakikati keşfetti. Salt kendi çabasıyla bulduğu bu gerçek, onu ALLAH’ın halili, (dostu) (4:125) insanlığınsa imamı mertebesine yükseltti. Delikanlı bu rütbeye kolay ulaşmamıştı. Kavminden tecrit edilmiş (19:46) ve ateşle imtihan edilmişti. (21:68-69; 29:24) Yıllarca hasretle beklediği (11:71-73) oğlunu boğazlama konusunda bile tereddüt geçirmeyen tek başına ümmet, (37:102-107) en sonunda bazı kelimelerle sınanmış ve sonunda bu payeye ulaşmıştı. (2:124)
Tüm Hanif Müslümanların babası (22:78) olan bu bilge zata, ibadet menasıklarının tamamı öğretildi. (21:73; 2:128) İnsanlığın dinsel evrim sürecinde önderlik, zalim olanları müstesna onun nesline verildi.(29:27; 19:58; 19:49; 2:124) Böylelikle Sünnetullah gereği hak, tedrici olarak tüm âleme yayılabilecekti. Ardı ardına nebiler gönderiliyor, insanlık iki ileri bir geri gittiği tekâmül sürecinde sürekli pişiyordu. Ancak liderlikteki başat unsur İsrailoğulları, (32:24; 2:47; 2:122) tüm zemini oluşturabilmiş olmalarına rağmen çağrıyı evrensel boyuta taşı(ya)madılar.
Ve ALLAH insanlığın zirve noktasındayken halilinin duasına (2:129) da icabet ederek harem halkından onlara kitabı ve hikmeti öğretecek son nebisini seçti. (2:151; 3:164; 62:2) Çünkü Ümmiler, İsrailoğulları gibi fıtratlarını bozup Haniflikten alabildiğince uzaklaşmamışlardı. İbrahim’i kendi çaplarında takip ediyor, (3:67) tek bir ALLAH’a inanıyor (29:61; 31:25; 39:38; 43:9,87), namaz kılıp (8:35; 107:5), oruç tutup (2:183) haccı da eda ediyorlardı (9:19). Kendilerine Arap (9:90; 9:97-98; 9:101; 9:120; 48:11; 48:16; 49:14) denilen bu ümmiler (3:20; 3:75; 7:157-158); Hadariler ve Bedeviler (33:20) olarak iki şekilde kategorize edilmişlerdi. En şereflileri Kureyş kabilesi idi. (106. sure)
Hatem’ül Enbiya’yı (33:40) da bağrından çıkaran bu kabile, tüm Arapların saygı duydukları Beyti’in hizmetkârları olduklarından, tüm diğer Arap kabilelerinin haklı olarak teveccühünü kazandılar. Özellikle hicretten elli yıl kadar önce meydana gelen “Fil vakıası” (105. sure) sonucunda Beyt’in prestiji oldukça yükseldi. Aynı durum onun hadimleri olan Kureyş’in de saygınlığını benzer şekilde arttırdı. Böylelikle eşkıyalık ve emniyetsizlik sebebiyle kimsenin seyahat bile etmeye cesaret edemediği Arap yarım adasında kolaylıkla ticaret seferleri düzenleyebildiler. Habeşistan, Sasani ve Roma İmparatorluklarından elde ettikleri ticari imtiyazlarla adet haline getirdikleri yaz ve kış seferleri (105:2) sonucunda tüm Ortadoğu ticaretini tekellerine aldılar. Bunun sonucunda hac dönemlerinde nüfusu artan Kureyş’in şehri Mekke, Tüm dünyanın en büyük din, ticaret, turizm, kültür ve sanat merkezi haline geldi. Ticaret için gerekli lakin asrı için lüks olan okuma yazmayı Kureyş’in tamamına yakını biliyordu. Din ve şiiri merkezine yerleştirmiş bu toplum, edebi anlamda geçmiş ve gelecekte kimsenin ulaşamayacağı bir seviyedeydi. Böylelikle kıyamete kadar yürürlükte kalacak son kitaba mazhar oldular.
Ancak Kureyş’in bu gelişmişlik düzeyi bedevilikten gelen pek çok artılarının kaybolmasını doğurdu. En büyük zayiatları kuşkusuz fıtratlarını bozarak yalın bir din anlayışı yerine binlerce kural ve kaidesi (5:103; 6:136-145) olan dinsel doktrinler benimsemeleriyle ortaya çıktı. Ticaret neticesiyle yoğun ilişki içerisinde bulundukları diğer Sami halklardan etkilenmişlerdi. Her türlü dinsel fraksiyonun membası olan Samilerin, toy kardeşleri Kureyş’i etkilememesi düşünülemezdi zaten. Böylelikle kitabi olmasa da kitaplı dinlere taş çıkaracak derecede çetrefilli bir dine sahip olmuşlardı.
Son nebi, açıktan davete başladığında şiddetli bir tepki verdiler. Çağrıya Nebinin yakın çevresi ve aşağı tabakadan birkaç kişinin dışında icabet eden olmadı. Çünkü atalarından uzanmış ipe sımsıkı sarılıyorlardı (2:170; 5:104; 7:28,70; 11:62,87,109; 12:40; 21:53; 26:74; 28:36; 31:21; 43:21-24). Dosdoğru yolda olduklarına dair en ufak bir kuşkuları yoktu (6:23; 16:125; 53:30; 83:32). Kuran’ın kendilerini müşrik olarak tanımlaması baskılarını iyice arttırdı. Çünkü kendilerini muvahhit zannedip kutsallaştırmış oldukları nesne ve kişilere sadece kendilerini ALLAH’a daha fazla yaklaştırsın diye tabi olduklarını ileri sürmekteydiler (39:3). Müslümanları ise sapkınlar olarak niteliyorlardı. (38:62,63; 16:125; 53:30; 83:32)
Bu kararlılıkları ve inatçılıkları yüzünden hicrete kadar Kuran’ın mucizevî özelliği (29:50,51) ve Nebinin’ın tüm gayret ve çabalarına karşın Mekke’de az kişi kişi didayet buldu. Nitekim Son nebinin Kureşy’ten umudunu kestiği ve artık Mekke’de hayat hakları olmadığı bir sırada mesaj, Medineli bedeviler (Cinler (Mekkeli olmayan)) tarafından yankı buldu. Yesriplilerl, Hanif fıtratlarını bozmamış olduklarından (Beyt mülkünü soymadıkları için) kolaylıkla davete icabet edip küçük bir münafık azınlık haricinde ateşli bir şekilde İslam’ın yardımcıları (Ensar) (9:100, 117; 61:14) oldular. Bir site devletine kavuşan İslam, özellikle Kureyş’in güdümünde olmayan kuzey kabilelerinin de katılımıyla çığ gibi büyüyordu. İslam’ın önlenemez yükselişini engellemek için Kureyş pek çok savaş tertip ettiyse de muvaffak olamadı.
Mekke’nin fethiyle (48:24, 25) müşriklik tüm dayanağını yitirdiğinden süratle bitme noktasına geldi. Çok kısa zamanda tüm Bedevi kabileleri zaten Kureyş’in gazlamasıyla ayakta duran dinlerini terk edip dalga dalga İslam’a girdiler. Kuran’ın tamamlanması ve dinin kemale ermesinin (5:3) ardından Hz. Muhammet (sav) görevini tamamlayarak ahirete irtihal etti. Ardında tüm Arabistan’a hükmeden bir devlet, binlerce iyi yetişmiş Kuran davetçisi ve en önemlisi Yazılmış halde Kuran’ı bıraktı. ALLAH’ın resulünün yolundakilere salât ve selam olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder