12 Nisan 2012 Perşembe

KURANA GÖRE BEYAN



Hem ilahi kelam ile ilgili ayetlerin genel tahlilinden, hem de beyan, liyubeyyine, litubeyyine kelimelerinin kur'an'daki ve dildeki kullanımlarından; Kur'an vahyinin gizli / gizemli / açıklamaya muhtaç yetkisinin Allah Rasulüne verildiğini iddia etmek veya ilgili Ayetlerden böyle bir çıkarımda bulunmak, İMKANSIZI BAŞARMAK anlamına gelir. Bu düşünce şirktir.

Her şeyden önce Kur'an kendisini, MÜBİN (apaçık), '' açıklanmış, açıklanmaya ihtiyacı olmayan '' indiği dönemde her muhatabın onu kolaylıkla anlayabileceği bir konuşma / söz olarak gönderildiğini ifade etmektedir. şimdi SÖZÜ KUR'AN'A BIRAKALIM :

Nur 54 : De ki: "Allah'a itâ'at edin, Elçiye itâ'at edin." Eğer dönerseniz, ona gereken, kendisine yükletilen(duyurma görevini yapmak), size gereken de size yükletilen(itâ'at görevini yapmak)dır. Eğer ona itâ'at ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Elçiye düşen, sadece açık ( MÜBİN ) bir şekilde duyurmaktır.

Hacc 72 : Kendilerine apaçık ( AYATİNA BEYYİNAT )âyetlerimiz okunduğu zaman kâfirlerin yüzlerinde hoşnutsuzluk belirdiğini anlarsın. Neredeyse kendilerine âyetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar. De ki: "Size bundan (bu öfkeli durumunuzdan) daha kötü bir şey haber vereyim mi? Varacağınız ateş! Allâh onu kâfirlere va'detmiştir. Ne kötü sonuçtur (o)!

Al-i İmran 86 :İman ettikten, Resul'ün hak olduğunu gördükten ve kendilerine açık deliller geldikten ( VE CAEHÜMÜL BEYYİNAT ) )sonra, inkâr eden bir topluma Allâh nasıl yol gösterir? Allâh, zâlim toplumu doğru yola iletmez.

A'raf 105 : "Allah'a karşı gerçekten başkasını söylememek, benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık bir delil ( BEYYİNETİN ) getirdim, artık İsrâil oğullarını benimle gönder!"

Nur 34 : Andolsun ki size, açıklayıcı âyetler ( AYATİN MÜBEYYİNATİN )ve sizden önce gelip geçenlerden bir temsil ve korunanlar için bir öğüt indirdik.

Nahl 39 : (Diriltecektir ki) Hakkında ihtilâf ettikleri gerçeği onlara açıklasın ve inkâr edenler de yalancı olduklarını bilsinler.

Al-i İmran 187 : Allâh, kendilerine Kitap verilenlerden: "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, ( LETÜBEYYİNENNEHÜ ) gizlemeyeceksiniz!" diye söz almıştı. Fakat onlar, verdikleri sözü sırtlarının ardına attılar ve karşılığında birkaç para aldılar. Ne kötü şey satın alıyorlar.

Bakara 219 :Sana şaraptan ve kumardan soruyorlar. De ki; "O ikisinde büyük günâh ve insanlara bazı yararlar vardır. Fakat onların günâhı yararından büyüktür." Ve sana Allâh yolunda ne vereceklerini soruyorlar. De ki; "Af (yani ihtiyaçlarınızdan fazlasını veya helâl ve güzel olan şeyleri verin!)" Allâh size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz:

Bakara 159 : İndirdiğimiz açık delilleri ( BEYYİNAT ) ve hidâyeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten ( BEYYANNAHU ) sonra gizleyenler (var ya), işte onlara hem Allâh la'net eder, hem bütün la'net edebilenler la'net eder.

Al-i İmran 138 : Bu, insanlara bir açıklama ( BEYAN ), korunanlara yol gösterme ve öğüttür.
Nahl 89 : Her ümmet içinde, kendi aralarından, aleyhlerine bir şâhid getireceğimiz gün, seni de bunların aleyhine şâhid getirmiş olacağız. Sana bu Kitabı, her şeyi açıklayan ( TİBYANEN ) ve müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.

Yukarıdaki ayetlerde de açıkça görüldüğü gibi, BEYAN VE BEYYİNE kelimeleri her şeyden önce olmayan ve gizli veya kapalı bir şekilde bulunan bir şeyi açıklamak anlamında değil ; mevcudu, yani var olanı duyurmak, olanı açıklamak / ulaştırmak / aktarmak anlamında kullanılmaktadır. Günümüzde hükümet sözcüsünün bakanlar kurulu kararlarıyla ilgili basına açıklama yapması gibi. Hükümet sözcüsü, basına yaptığı açıklamada, toplantıda alınan kararları aktarmakta ve toplumu bilgilendirmektedir. Sözcü, olmayan veya bakanların bilgisi dışında olan şeyi değil, kurulun kendisinden duyurulmasını istediği şeyi duyurmakta ; yetkisini aşan  konularda konuşmamaktadır. Konuşsa bile, '' bu benim kişisel görüşümdür, bakanlar kurulunu bağlamaz. '' demektedir.

İşte bu Ayetlerde ifade edilen LİBEYYİNE VE LİTUBEYYİNE kelimeleri tam da bu anlamdadır. Allah'ın kendisine verdiği VAHYİ TOPLUMA AKTARMAKTADIR.  Müslüman bir birey olarak, gelen Vahiyler kendisini de bağladığı için kendi hayatında uygulamaktadır. Zaman zaman, her insanın yaptığı gibi yeni nazil olan Ayetleri, daha önce gelen Ayetleri, enfusi ve afaki Ayetleri hatta sosyal olayları da göz önünde bulundurarak yorumlamakta, insanların ders ve ibret almalarını istemektedir. Ancak Ayetlerdeki '' AÇIKLAMA '' ile bu yorumların herhangi bir İLGİSİ YOKTUR. O farklı bir şeydir. Bir  Rasül ve Müslümanların ilki olarak yaptığı bir yorumdur. Allah'ın Rasülünün yorumu olması açısında elbette çok önemlidir. Ancak bu yorumlar, birer vahiy değil, sonuçta Rasül de olsa bir beşerin sözleridir. İkisi arasında çok fark vardır. Bu Ayetlerde kastedilen, Rasülün sözlerinin vahiy olduğu DEĞİLDİR, hatta böyle bir şeyle Ayetlerin uzaktan yakından uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ayetler çok daha farklı bir şey anlatmaktadır. Burada konu Kur'an Vahyidir, onun duyurulmasıdır. Üstelik de ilgili Ayetlerdeki muhataplar Allah'ın Ayetlerini inkar eden inkarcılardır. Onlara, bu vahyin TASTAMAM ALLAH'TAN GELDİĞİ ANLATILMAYA ÇALIŞILMAKTADIR.

Beyan/Beyine kelimesi iddia edildiği gibi '' bu Ayetlerdeki açıklama, Ayetlerde olmayan veya gizli kalan bir şeyin değil, başka bir deyişle METNİN / AÇIKLAMANIN AÇIKLAMASI DEĞİLDİR. Zaten metnin kendisi bir açıklamadır.  Ayetler;  ( 2/ 159-160; 3/ 187; 16/ 64; 75 /19; 5/ 15; 16/ 39 ; 2/ 187 ; 5/ 19 ) Ayetleriyle birlikte değerlendirildiğinde , burada kastedilenin Kur'an olduğu ve Allah Rasulüne Kur'an dışı vahy verilip verilmediğiyle bir ilgisinin olmadığı görülür.
****

Resulün, Kur'an'ı beyanından söz eden Ayetlerin Kur'an dışı vahye delil olduğu iddiası !

İbrahim 4 : Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki olara açıklasın( liyubeyyine ). Allâh dilediğini şaşırtır, dilediğini yola iletir. O, azizdir, hüküm ve hikmet sâhibidir.

Nahl 44 : Açık kanıtları ve Kitapları. Sana da o Zikr'i indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ( litubeyyine ). tâ ki düşünüp öğüt alsınlar.

Hadisleri Kurana eş koşarak ayetlerin üzerini örtenlerce, Bu Ayetler, Hz.Muhammed'e Kur'an'dan başka vahiylerin verildiğinin delili olarak ileri sürülmüştür. Durum böyle olunca, kendisine açıklama yetkisi verildiğinden, Kur'an dışında açıkladığı, konuştuğu şeylerin de Kur'an gibi vahy olduğu, dolayısıyla insanları bağladığı ifade edilmiştir.

Aslında bu ve benzeri Ayetleri geleneksel kültür içerisinde(ATALAR DİNİ) kalan ve Kur'an dışı vahyi de kabul eden birçok fakih ve müfessir farklı yorumlamışlar. Bazıları, Necm Suresindeki ilgili Ayetlerde olduğu gibi, bu Ayetlerin Kur'an dışı vahiyle bir ilgilerinin olmadığını ifade etmişlerdir.

Bununla birlikte birçok kişi de bu Ayetlerin, Kur'an dışı vahiy iddiasına delil teşkil ettiğini söylemişlerdir. Düşüncelerini  BEYAN kelimesi üzerinden açıklamaya çalışmışlardır. Beyan, liyubeyyine, litubeyyine gibi kelimelerin gizli şeyi açıklamak anlamına geldiğini ; bu nedenle '' Peygamber'e ayrıca bir de açıklama yetkisi verildiğini '' ; o sadece Kur'an Ayetlerini ulaştırmakla kalmayıp, KENDİSİNE VERİLEN BU AÇIKLAMA SAYESİNDE  '' BAŞKACA BİRÇOK ŞEY DE AÇIKLAMIŞTIR '' diye ifade edilerek, bu açıklamaların da '' KUR'AN DIŞI VAHİY '' olduğu söylenmiştir. '' Çünkü bu açıklamalar  '' O'NA ALLAH TARAFINDAN KUR'AN DIŞI VAHİY OLARAK İNDİRİLMİŞTİR. '' denmiştir. İlgili Ayetleri de bu bakış açılarıyla yorumlamışlardır. Bu husus hem nebiye hem de Allah’a ve onun ayetlerine açık bir iftiradır.
Burada problem olarak ortaya konulan LİYUBEYYİNE ve LİTUBEYYİNE kelimelerini incelediğimizde de konu açıklığa kavuşuyor. BEYYENE fiili, ortaya koymak, açığa vurmak, ortaya çıkarmak, duyurmak, haberdar etmek demektir. Kur'an'da hep, örtme ( hafeye ) ve gizleme ( keteme )' nin  zıddı olarak kullanılmıştır. Örneğin 2/ 159'da ve 3/ 187'de ketemenin ( gizlemenin ) zıddı olarak hakikatı ortaya koymak, hakikatı duyurmak anlamında, 5/ 15'de ( tahfune) üstünü örtmenin, gizlemenin karşıtı olarak kullanılmıştır.

Bakara 159 : İndirdiğimiz açık delilleri ( BEYYİNATİ ) ve hidâyeti ( HÜDA ) biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten ( BEYYANNAHU Lİ'N-NAS ) sonra gizleyenler( YEKTUMUNA ) (var ya), işte onlara hem Allâh la'net eder, hem bütün la'net edebilenler la'net eder.

Al-i İmran 187 : Allâh, kendilerine Kitap verilenlerden: "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız ( LİTUBEYYİNENNEHU Lİ'NNASİ), gizlemeyeceksiniz! ( VELA TEKTUMUNA)" diye söz almıştı. Fakat onlar, verdikleri sözü sırtlarının ardına attılar ve karşılığında birkaç para aldılar. Ne kötü şey satın alıyorlar.

Aynı şekilde, aynı kökün TEBEYYENE kullanımı da Kur'an'da belli olmak, ortaya çıkmak, farkına varmak anlamlarında kullanılmakta ; TEFSİR ETME VE YORUMLAMA İLE BİR İLGİSİ BULUNMAMAKTADIR. Yani BEYYENE ve TEBEYYENE gibi kelimeler, Kur'an'daki hiçbir kullanımda TAMAMLAMAK, TEFSİR ETMEK, YORUMLAMAK, EKSİK KALANI İZAH ETMEK anlamında kullanılmamıştır. Tefsir ve yorum yaygın olan, toplum arasında eskiden beri bulunan bir şey ile ilgili olur. Kur'an ise yeni bir olaydır. 34/14, 2/187 Ayetlerine bir göz atıldığında konu daha bir açıklığa kavuşmuş olacaktır. Ayrıca bkz : 2/109, 8/6, 49/6, 4/94

Bakara 69: Onlar, «Bizim için Rabbine dua et, rengi ne ise onu bize açıklasın(BEYAN).» dediler. Musa, «Rabbim buyuruyor ki, o, bakanlara sürur veren, sapsarı bir sığırdır.» dedi.

AÇIKLAMAK ALLAHA AİTTİR. Sonrasında gazaba uğrayanlar bile Allah’ın beyan ettiğini bilirken, Günümüz ehli kitapları, Yahudileri bile geçmiş durumdadır.

Sebe 14 : (Süleymân'ın) Ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Kurdun yemesiyle değnek çürüyüp de ona dayalı duran Süleymân) Yıkılınca (onun öldüğü anlaşıldı ve) anlaşıldı ki ( TEBEYYENETİ ) eğer cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azâb içinde kalmazlardı.

Bakara 187 : Oruç gecesi, kadınlarınıza yaklaşmak, size helâl kılındı. Onlar sizin elbisenizdir, siz de onların elbisesisiniz. Allâh, sizin kendinize yazık etmekte olduğunuzu bildi de tevbenizi kabul edip sizi affetti. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allâh'ın sizin için yaz(ıp takdir etmiş ol)duğunu arayın; şafağın beyaz ipliği siyah iplikten ayırdelinceye ( YETEBEYYENNE ) kadar yeyin, için; sonra tâ gece oluncaya dek orucu tamamlayın; mescidlerde ibâdete çekilmiş iken kadınlara yaklaşmayın. Bunlar, Allâh'ın (yasak) sınırlarıdır, bunlara yaklaşmayın. Allâh, insanlara âyetlerini böyle açıklar ki korunup sakınsınlar.

Allah, Kur'an'ın kendisinin bir AÇIKLAMA ( BEYAN ) olduğunu (3/138) ifade ediyor. Aynı şekilde 55/4'te, Rahman, Kur'an'ı öğretti. insanı yarattı. ona(insana)beyanı öğretti.''diyerek, HER İNSANA ANLAMA VE AÇIKLAMA YETENEĞİ VERİLDİĞİ, BU ANLAMDA ANLAMA VE YORUMLAMA, AKLETME KABİLİYETİNİN PEYGAMBERLER DAHİL BÜTÜN İNSANLARA VERİLDİĞİNİ BELİRTİYOR.

Kur'an'ın 11/1 ; 6/154 ; 7/145 ; 6/119 ; 17/12 ; 10/5 Ayetlerini okuduğumuzda, Allah'ın kendi kelamını ayrıntılı bir şekilde açıkladığını, onda bir eksik bırakmadığını söylemektedir.

Bu anlamda da Allah'ın Rasülüne, Kur'an'da eksik veya kapalı kalan konuları açıklama yetkisinin verilmesinin mümkün olmadığını ; çünkü Kur'an'da gizli, eksik ve kapalı bir konunun bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder