25 Nisan 2012 Çarşamba

KURANA GÖRE ŞEFAAT


1- KELİMENİN KÖK ANLAMLARI

ŞEFEAT kelimesi Arapça ش ف ع     kökünden türemiştir.Üç anlamda kullanılmıştır.

a- Bir işe vesile olmak, yardım etmek ve himaye görmek şeklinde fiil olarak, yardım, aracılık, himaye, yardımcı, aracı şeklinde isim ve sıfat olarak (Nisa 85. Ayet),

b- Bir şeyi çift yapmak,ikilemek şeklinde fiil olarak,. “Cengiz ezan okurken her cümleyi ikilemekle (YEŞFEÂ) emrolundu kelimesi gibi, çift şeklinde sıfat, isim anlamında ( Fecr  3. Ayet ),
c- Kelimenin bir başka türevi şüf’â sigasıdır.Satılmakta olan bir malı, ortağın veya yakınların öncelikli alma hakkı ( Şüfa hakkı ) olarak kullanılmıştır.

2- TARİHİ ARKA PLANI

ŞEFAAT kavramı her lisandaki değişik karşılıkları ile, yeryüzünde yaşanan ve hepsi İslam’dan türetilmiş bulunan tün inançlarda vardır ve kullanılmıştır. Tarihsel olarak iki alanda kullanıldığı bilinmektedir ve Kuran’da da aynı iki alanda kullanımları işlenmiştir.

a) Dünyadaki işler ve olaylarda ( İktidar, güç, servet, yağmur, rızk, bolluk, evlatlar, sağlık v.b.) İLAHİ YARDIM ve   DESTEK görme

b) Kıyamet günü hesabında, günahların bağışlanması için YARDIM ve DESTEK  GÖRME
İnsanlığın yeryüzünde Adem’den beri akıp giden tesbihi incelendiğinde, herkesin inandım dediği, HERŞEYİ YARATIP YÖNETEN O YÜCE TEK TANRI’nın isminin altına “seçilmişler, kutsallar” olarak yazılmış ve kuşaklar içerisinde AŞIRI YÜCELTİLEREK yarı-tanrılaştırılmış isimlerin üç bölümde olduğunu görüyoruz:

      Nebiler, Din alimleri
-       Melekler
      Liderler, Krallar ve hanedanları, Ulusal Kahramanlar

İman konusunda oluşturulan ve yüce Allah’ın “bu, Bana ortaklar isnad etmektir yani şirktir” dediği bu durumun analizi yapıldığında iki temel sebep olduğu görülmektedir:

      İktidarı ele geçiren zalim idarenin kendi zulüm ve günahlarını meşrulaştırmak ve halk yığınlarının mutlak itaatini sağlamak maksadı ile, din adamları sınıfını da kullanarak oluşturduğu “ Kendisinin ve hanedanının, Tanrı’nın oğlu-gölgesi-halifesi-atanmışı” inancı

      Nebi, Din alimleri, Meleklerin aşırı yüceltilerek “O Tek Tanrı’nın nurundan yaratıldığı, O’ndan doğdukları, O’ndan bir parça taşıyan en yakınları, oğulları, kızları, dinde söz sahibi olma” oldukları inancı
İslam’dan türetilerek kuşaklar içerisinde yerleşik DİN haline gelmiş bu inançların arka planına inildiğinde şu görülecektir:

“ Bu isimleri de, O TEK TANRI ile beraber anmalı, yüceltmeli, tazim etmeliyiz ki O TEK TANRI’da bundan memnun olsun, dinimiz tam olsun ve bu isimler bize dünyada bolluk, bereket, güç versin, ahiretteki hesapta da bize kefil, şefaatçi olsunlar kefaretimizi ödesinler ve bizim günahlarımızı bağışlatsınlar. Çünkü, O TEK TANRI, onlar kendinden oldukları için onları kırmaz”

İşte bu mantık, çarpıtılmış, şirke dönüştürülmüş ŞEFAAT inancının kök sebebidir.

MS. 7. Yüzyılda, son Vahyin indiği orta doğu bölgesi ve Muhammed yani Son nebi (selam ona) içinde yaşadığı Hicaz toplumları da bu çarpıtılmış ve şirke dönüştürülmüş ŞEFAAT inançları ile yaşamaktaydılar. İndiği bölgenin yaşayan özneleri üzerinden mesajını tüm insanlığa ileten Rabbimiz, bu iki ana grubun tüm inanç ve amel bozukluklarını “bir kere daha” düzeltmek ve onlar üzerinden tüm insanlığa HAK BİLGİYİ hatırlatmak amacı ile son Vahyi el-Kuran’da bu konuyu tüm detayları ile apaçık bir şekilde gözlerimizin önüne sermiştir.

Şefaat’in, dünyadaki işlerdeki yardım bölümünün çarpıtılmamış, şirke dönüştürülmemiş anlamını, Allah’a, meleklere, rasullere, kitaplara iman ettiğini söyleyen ancak yeniden dirilmeye ve hesaba itiraz eden ÜMMİLER

Ahiretteki hesap günündeki yardım bölümünün çarpıtılmamış, şirke dönüştürülmemiş anlamını ise EHLİ KİTAB üzerinden açıklamış ve detaylı olarak DOĞRUSUNU anlatmıştır.

Bu iki örnek öznenin inanç detayları hatırlamak, konuya derinlemesine vakıf olmak ve Kuran’da işlenen ŞEFAAT konusunu tam ve doğru olarak anlamak için gereklidir.

a- ÜMMİLER’in Şefaat inancı : Allah’a, meleklere, rasullere, kitaplara iman ettikleri söyleyen ancak yeniden dirilmeyi ve hesabı inkar eden Bölge Araplarının bu inanç ve inançsızlıklarının delilleri şu ayetlerdedir:

Allah’a iman : Ankebut 61,63; Zuhruf 9,87; Yunus 31; Lokman 25;  Zümer 3, 38; Yunus 18

Meleklere iman : Zuhruf 19; Necm,27; Saffat 150; Enam 8,100; Nahl 57

Rasullere ve Kitaplara iman:  Zuhruf 31; İsra 93; Enam 109,156,157; Sad 8

Yeniden dirilme ve hesabı inkar:  Enam 29; Nahl 38; İsra 49, Müminun 35,37,82; Saffat 16-18; Necm 27; Duhan 35; Kaf 3; Cin 7; Teğabün 7

Görüldüğü üzere Ümmiler yeniden dirilme ve hesap gününü çok açık ve net bir şekilde inkar ediyorlar ve buna rağmen Allah’a ve meleklere iman ederek dişi isimlerle isimlendirdikleri ve “Allah’ın kızları” olarak sıfatlandırdıkları melekler için diyorlar ki:

“Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah’ındır. O’ndan astından evliyalar edinenler (şöyle derler:) “Biz, bunlara bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez. Zümer/3

“Allah’ın astından kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere de kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. De ki: “Siz, Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir.” Yunus 18

İşte Ümmilerin bu DÜNYA HAYATINDAKİ İŞLERİ İÇİN kendilerine yardım ve yarar sağlayacak VELİLER-ŞEFAATÇİLER edinme ve onları Allah’a ortak koşma inançları ŞEFAAT’in birinci anlamına örnek olarak Kuran’da işlenmiştir.

Kuran, bu tip şefaat yani dünya işlerinde yardım ve destek inancını kökten reddetmez, ancak bu yardımın ve desteği İKİ ŞARTA bağlayarak der ki: Melekler ve diğer Rahmanın kulları,  dünya hayatındaki işlerde insanlara yardım edebilirler, destek olabilirler, ancak ( İLLA, MEN ) :

-       Bu yardımı desteği kendi başlarına değil ancak ( illa ) ALLAH’IN İZİN VERDİKLERİ ALLAH’IN DİLEMESİ ve İZNİ İLE yapabilirler

-       Ve kullarından ( men ) DİLEDİKLERİNE yani RAZI OLDUKLARINA yapabilirler.

Bu bölümün ilgili ayetleri aşağıda bütünlük halinde incelenecektir.

b- EHLİ KİTAB’ın Şefaat inancı : O günkü Hicaz bölgesinde ve Orta Doğu’da ellerinde Tevrat ve İncil Mushafları tutarak “Yahudiyiz” ve “Hristiyanız” diyenlerin de Şefaat inançları ikinci bölüm yani ahretteki hesap gününde kendilerine yardım edilmesi ve günahlarının bağışlatılarak cennete gireceklerine yönelik idi.

Yahudiyiz diyenler, dünyada O TEK TANRI’nın kendilerini seçtiğini, seçkin ümmet-kavim olduklarını, İbrahim, İshak, Yakub ( İsrail ), Yusuf, Musa ve Harun ( selam hepsine ) soy zinciri içinde, “Allah’ın oğulları ve sevgilileri ( Maide 18) olduklarını böylece kendilerine ahirette de yardım edilip cennete gireceklerine inanmaktaydılar. En fazla birkaç gün cehennemde kalıp çıkacaklarına inanıyorlardı. ( Bakara 80,111,135; Al-i İmran 24 )

Hristiyanız diyenler, İsa nebinin ( selam ona ), O TEK TANRI’nın oğlu olduğuna (haşa subhanAllah), O’nun nurundan doğduğuna ve O TEK TANRI’yı oluşturan üç unsurdan biri olduğuna İMAN EDİLDİĞİ takdirde, kendi günahlarının kefaretinin onun tarafından ödendiğine ve kıyamet günü tüm insanların YARGILAMASINI “Merhametli Kral İsa’nın” ( Rahman-Rahim-Rauf – Maliki yevm ed-din) yapacağını ve bu inancı tasdik edenlere ŞEFAAT ederek onları Göklerin Krallığına (Cennete) sokacağına inanıyorlardı. ( Bakara 80,111,135 ve Hristiyan amentüsü )

İşte Kuran’daki ikinci bölüm yani ahirette ki hesap günündeki ŞEFAAT konusunu anlatan ayetler bu tip inançlara yöneliktir ve Kuran bu ikinci tip ŞEFAAT inancını kökten reddederek sadece şu istisnayı verir :

-       Kıyamet günü ŞEFAAT yoktur, kimse kimseye ŞEFAAT EDEMİYECEKTİR, yargının, yardımın günahların affının tümünün TEK YETKİSİ Allah’a aittir ve o yardıma, affa ( yani sizin tabirinizle ŞEFAATA ) sadece ve sadece Allah’tan ahit almışlar SAHİP OLABİLECEKTİR yani günahları affedilip cennete girebileceklerdir.

Bu bölümün ilgili ayetleri aşağıda bütünlük halinde incelenecektir.

3- KURAN’DA ŞEFAAT KAVRAMI İLE İLGİLİ AYETLER

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Rabbimiz son Vahyi olan el-Kuran’da, insanlığı şirk batağına götüren bu tahrif edilmiş ve saptırılmış iki tip ŞEFAAT anlayışının tam ve detaylı açıklamasını yapmıştır. Bu açıklamalar ile imtihanını başarmak isteyen, dosdoğru iman eden ve gönülden Rablerine yönelen takvalı kullarını, insanlığın büyük çoğunluğunun binlerce yıldır düştüğü bu büyük küfür ve şirk inançlarından kurtarmıştır.
Kuran, Şin-Fe-Ayn kökünden oluşan Şefaat kavramı toplam 26 kere geçer ve üç bölüm ayette kullanır:

-       Kelimenin kök anlamlarını veren ayetler ( 2 ayet )

-       Dünya hayatındaki işlere ait yardım, destek inançlarını düzelten ayetler ( 5 ayet )

-       Ahirette hesap gününde günahların bağışlanmasına yönelik yardım, destek inançlarını düzelten ayetler. ( 19 ayet )

Şimdi sırası ile ve ayetlerin siyak ve sibaklarına da bakarak bütünlük halinde bu ayetleri inceleyelim:

a- KELİMENİN KÖK ANLAMINI VEREN AYETLER ( 2 ayet )

FECR suresi 3. ayet; “Çift’e ve tek’e”,

Bu ayette kelimenin kök manalarından olan ÇİFT,  zıttı olan TEK ( Vitr ) ile birlikte kullanılmıştır.

NİSA suresi 85. ayet “Kim, bir güzelliğe aracılık ederek yardımda bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim de bir kötülüğe aracılık ederek yardımda bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.”

Bu ayette, kelimenin ARACILIK İLE YARDIM ETMEK, DESTEK OLMAK manası hem fiil hem isim olarak kullanılmıştır.

Burada çok önemli bir kural var, buna dikkat etmeliyiz ŞEFAAT ETMEK yani bir işe bir kimseye aracılık etmek fiil olarak YEŞFEU şeklindedir. Ne yazık ki birçok mealde, özellikle kıyamet günü yardım görmek yani ŞEFAATE SAHİP OLMAK ( şefaat etmek değil ) kavramı dikkat edilmeden sanki o ayetlerde YEŞFEU kullanılmış gibi çevrilmektedir. Bunu aşağıda ilgili ayetlerde göreceğiz. YEŞFEU ile YEMLİKU EŞ ŞEFAATE ya da TENFEU EŞ ŞEFAATE tam zıt fonksiyonları anlatır:

YEŞFEU = Birine bir işe ARACILIK ile YARDIM ETMEK

YEMLİKU -TENFEU EŞ ŞEFAATE = birinden – bir şey vasıtası ile YARDIM GÖRMEK, YARDIMA SAHİP OLMAK demektir.

Ortada bir şefaat ve yardım varsa bunun İKİ TARAFI vardır; ŞEFAAT-YARDIM EDEN ve ŞEFAAT-YARDIM EDİLEN.

İşte ayetlerdeki bu anlatım dikkatsizce geçilmekte ve incelik fark edilmediğinden anlam kargaşası doğmaktadır. Bugün ve geçmişte şefaat inancı konusunda zıt fikirleri savunup iki grup ayetleri delil getirerek tartışanların iki temel hatası şefaatin dünya ve ahirette olan ayrımına ve ilgili ayetlerdeki ŞEFAAT ETMEK ile ŞEFAATE SAHİP OLMAK arasındaki farka dikkat etmemelerinden kaynaklanmaktadır. BU FARK EDİLDİĞİNDE KONU NET OLARAK ANLAŞILABİLMEKTEDİR.

b- DÜNYA HAYATINDAKİ YARDIM, DESTEK ŞEFAATE İLİŞKİN AYETLER ( 5 ayet )

Ümmiler özelinde anlatılan DÜNYA İŞLERİNDE ŞEFAAT YARDIM DESTEK konusu insanlık tarihi boyunca genellikle Meleklerin fonksiyon ve yetkilerinin Vahiy ile bildirilen şeklinin dışına taşırılması ile oluşturulmuştur.

Eski Yunan ve Roma inançlarında da gördüğümüz, Denizler Tanrısı, Yağmurlar Tanrısı, Bereket Tanrısı v.b. inanç sapmalarının da “melek” inançlarının kuşaklar içerisinde saptırılması ile ortaya çıktığı çok açıktır. Bu inançlarda ve diğer benzer inançlarda HER ŞEYİ YARATIP YÖNETTİĞİNE İNANILAN O TEK TANRI’nın dünyadaki işleri “o meleklere devrettiği, onlarında kendi başlarına bunları evirip çevirdiğine” yönelik inanışlar bu anlayışı oluşturmuştur. Bunun sonucu olarak “o kutsal varlıklara” da tazim, dua, yüceltme yapılması ve adaklar, kurbanlar sunulması gerektiği aksi takdirde bu menfaatlerden kendilerini mahrum edeceklerine yönelik şirk inanç ve eylemleri oluşmuştur.

İşte Muhammed nebinin içlerinden çıktığı Ümmiler de bunun tıpatıp aynısı bir melek inancına sahiptiler. Meleklerin “Allah’ın kızları” olduklarına, onlara bu dünyadaki bolluk, bereket, korunma, zaferler, evlatlar v.b. menfaatleri onların sağladıklarına inanmakta ve onlara da ibadet ederler, kurbanlar sunarlarsa dinlerinin tam olacağına ve Allah’a yaklaştırılmış olacaklarına iman ediyorlardı. Onlara LAT-MENAT-UZZA şeklinde dişi isimler vermişler, birer dikili taş ile sembolleştirmişler ve Allah ile beraber isimlerini dualarında, niyazlarında, haclarında, kurbanlarında anıyorlardı.

Rabbimiz son Vahyinde, insanlığın bu sapkın ve çarpık MELEK anlayışını ve inançlarını düzeltmek ve onların hak bilgisini hatırlatmak için aşağıdaki müteşabih ( benzeştirerek anlatan ) ayetleri indirmiş, ve meleklerden dünyada şefaat gördüklerine inananlara gerçeği açıklamış ve tüm bu melek şefaati inançlarının MUHKEMİNİ Zümer suresi 19-25. Ayetler arasında hükme bağlamıştır.

Önce meleklerin asli fonksiyonlarını ve yetkinliklerinin sınırlarını veren müteşabih ayetleri görelim ve devamında bu ŞEFAAT anlayışının düzeltildiği ayetleri bu bağlamda inceleyelim:

“Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz olsun; gerçekten Allah, bağışlayan ve esirgeyen O’dur.” Şura 5

“Arş’ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O’na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: “Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru.Mümin 7

“Göklerde ve yerde kim varsa O’na aittir. Ve O’nun katındakiler, O’na ibadet etmekten ne çekinirler ne de yorulurlar. Gece ve gündüz tespih ederler, bıkıp usanmazlar. “Rahman (olan Allah) çocuk edindi” dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır. Onlar sözle (bile olsa) O’nun önüne geçmezler ve onlar O’nun emriyle yapıp etmektedirler.  Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler! Onlardan her kim: “Gerçekten ben, O’nun dışında bir ilahım” diyecek olsa, bu durumda biz onu cehennemle cezalandırırız. Zalimleri biz böyle cezalandırırız.” Enbiya Suresi 19-29

Rabbin meleklere vahyetmişti ki: “Şüphesiz ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın, inkâr edenlerin kalblerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse, vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına.” Enfal 12

“Sen mü’minlere: “Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım iletmesi size yetmez mi?” diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse Rabbiniz size meleklerden nişanlı beşbin kişiyle yardım ulaştıracaktır.” Al-i İmran 124-125

Şüphesiz, Allah ve melekleri nebiye destek olurlar. Ey iman edenler, siz de ona destek olun ve tam bir teslimiyetle ona itaat edin. Ahzab 56

O’dur ki, size destek olmakta ve melekleri de; sizi karanlıklardan nura çıkarmak için. O, mü’minleri çok merhametlidir. Ahzab 43

İşte bunlar ve benzeri bir çok ayetlerden öğreniyoruz ki, melekler Allah’ın emrinden çıkmayalardır, O’nun emri olmadan bağımsız iş göremezler ve tam bir itaatle Allah’ın emirlerini uygularlar. Dünyadaki işlerde, Allah’ın dilemesi, izni ve  emri ile O’nun razı olduğu kullarına ŞEFAAT yani yardım ve destek verirler. Buradaki incelik, bu yardım ve desteğin TEK SAHİBİ, YETKİLİSİ ve EMİRİ Allah’tır, melekler sadece bu emri yerine getirmektedir.

Ümmilerin, meleklerin kendi başlarına yetkili olduğu, diledikleri gibi iş görebildiklerine ve kendilerinin şefaatçileri olduklarına yalanlama getiren ayetlerden önce, Meleklerin asli fonksiyonlarını ve nasıl iş yapıp ettiklerini açıklayan bu ayetler, konuyu anlamaları açısından çok önemlidir.

Şimdi, bu dünyadaki şefaat konusuna değinen 5 ayeti ve sonunda varıp durdukları muhkemini görebiliriz.

YÛNUS suresi 3. ayet Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip çeviren Allah’tır. Onun izni olmadıkça, (Bu işlerde) aracı (şefiiyi) yoktur. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O’na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?

YÛNUS suresi 18. ayet Allah’ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. De ki: “Siz, Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir.”

ENBİYÂ suresi 28. ayet Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler!

SECDE suresi 4. ayet Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O’nun astından bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?

NECM suresi 26. ayet Göklerde nice melekler vardır ki, Allah’ın dileyip razı oldukları için, izin vermesinden başka onların şefaatleri (aracılık etmeleri) hiçbir şeyle yarar sağlamaz.

Necm Suresinin 19-32. Ayetleri arası Ümmiler öznesinde dünyadaki şefaat inançlarının muhkem ayetleridir ve görüldüğü gibi NET,AÇIK son HÜKMÜ bildiren 26. Ayetle son nokta konulmuştur.

Dünya hayatında, Rahman’ın razı olduğu nebiler ve müminlere destek olup yardım etmeleri ( şefaat ) için meleklere verdiği somut emirler için yukarıda geçen Ahzab 43. ve 56. Ayetler ve Enfal 12 ayeti ile Al-i İmran 124. ve 125. Ayetlere bakmak yeterlidir.

c- AHİRETTE HESAP GÜNÜNDE GÜNAHLARIN BAĞIŞLANMASINA YÖNELİK YARDIM, DESTEK, ŞEFAATE İLİŞKİN AYETLER. ( 19 Ayet )

BAKARA suresi 48. ayet Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

BAKARA suresi 123. ayet Ve hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve hiç bir şefaat ile yarar sağlanamayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının

BAKARA suresi 254. ayet Ey iman edenler, hiç bir alış-verişin, hiç bir dostluğun ve hiç bir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler… Onlar zulmedenlerdir.

BAKARA suresi 255. ayet Allah… O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Kimmiş O’nun izni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiç birşeyi kavrayıp kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.

EN’ÂM suresi 51. ayet Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an’la) uyarıp korkut; onlar için, O’ndan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri. Umulur ki korkup sakınırlar.

EN’ÂM suresi 70. ayet “Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur’an’la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; onların,  Allah’tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azab vardır.”

EN’ÂM suresi 94. ayet  “Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) ‘teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)’ bize geldiniz ve size lutfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır.”

A’RAF suresi 53. ayet Onlar, onun tevilinden başkasına bakmazlar mı? Onun tevilinin geleceği gün, daha önce onu unutanlar, diyecekler ki: “Gerçekten Rabbimizin elçileri bize hakkı getirmişlerdi. Şimdi bize şefaat edecek şefaatçiler var mıdır? Veya geri çevrilsek de işlediklerimizden başkasını yapsak.” Gerçek şu ki onlar, kendilerini hüsrana uğratmışlardır, uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuşlardır.

RÛM suresi 13. ayet (Allah’a eş koştukları) Ortaklarından kendilerine şefaatçi olan yoktur; onlar, ortaklarını inkar ediyorlar.

SEBE’ suresi 23. ayet O’nun katında şefaat ile menfaate sahip olmak yoktur ancak kim için Allah izin verirse (işte onlar yardım görecekler). En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) “Rabbiniz ne buyurdu?” derler, “Hak olanı” derler. O, çok yücedir, çok büyüktür.

Dikkat edilirse bu ayette LA TENFEAU EŞ ŞEFAATÜ diye gelmiş, LA YEŞFEU değil. Aradaki farkı yukarıda açıklamıştık. Yani Allah’ın izin verdikleri ŞEFAAT EDECEK DEĞİL, Allah’ın izin verdikleri ( Allah’tan ahid alanlar, kim oldukları Zümer 53-55 de açıklanmıştır) ŞEFAAT yani yardım GÖRECEKLER, yani günahları bağışlanacak. Bu ayetin benzeri Meryem 87. Ayettir ve aşağıda gelecektir.

YASİN suresi 23. ayet  “Ben, O’ndan başka ilahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler.”

MÜ’MİN suresi 18. ayet Onları, yaklaşmakta olan güne karşı uyar; o zaman yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne sözü yerine getirebilir bir şefaatçi yoktur.

ŞUARA suresi 100. ayet  Artık bizim için ne bir şefaatçi var,”

MÜDDESSİR suresi 48. ayet “Artık, şefaatçilerin şefaati ile bir menfaat sağlayamazlar.”

ZUHRUF suresi 86. ayet“O’nun astından çağırdıkları(dua ettikleri) ile bir yardıma (şefaate) sahip olamazlar, Sadece Hakka şahidlik edenler,işte onlardır bunu bilenler.”

Dikkat edilirse bu ayette de LA YEŞFEU diye değil LA YEMLİKU EŞ ŞEFEAATE şeklinde gelmiştir. Yani ŞEFAAT-YARDIM EDEMEZLER DEĞİL, ŞEFAATE-YARDIMA SAHİP OLAMAZLAR şeklinde.

MERYEM suresi 87. ayet “Rahmanın katında ahid almışların dışında, (onlar) şefaat ile yardıma sahip olamayacaklar.”

Kıyamet günü hesap ile ilgili tüm ayetlerde olduğu gibi bu ayette de LA YEŞFEU diye değil LA YEMLİKU EŞ ŞEFEAATE şeklinde gelmiştir. Yani ŞEFAAT-YARDIM EDEMEZLER DEĞİL, ŞEFAATE-YARDIMA SAHİP OLAMAZLAR şeklinde.

Özellikle, nebileri, din alimlerini aşırı yücelterek ( O TEK TANRININ OĞULLARI-KIZLARI-SEVGİLİLERİ SEÇKİNLERİ isimlendirmeleri ile – haşa subhanAllah ), onların kıyamet günü kendilerine yardım şefaat edip günahlarını bağışlayacaklarına inanlar için, bu ayetinde içinde bulunduğu Meryem Suresinin 85-96. Ayetleri arası konunun muhkem açıklamasını detaylı olarak yapmaktadır.

“Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman (olan Allah’ın huzurun)a toplayacağımız gün, Suçlu günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz. Rahmanın katında ahid almışların dışında, (onlar) şefaat ile yardıma sahip olamayacaklar.” Rahman çocuk edinmiştir” dediler. Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup geldiniz. Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti. Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı). Rahman’a çocuk edinmek yakışmaz. Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir. Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır. Ve onların hepsi, kıyamet günü O’na, ‘yapayalnız, tek başlarına’ geleceklerdir.  İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır Meryem 85-96

Evet, o gün, nebiler, din alimi zannedilenler ve yerde ve gökte her kim varsa Rahman olan Allah’ın huzuruna SADECE ve SADECE KUL OLARAK ve TEK BAŞLARINA gelecekler ve hesaba çekileceklerdir. Şefaate yardıma sevgiye rahmete SADECE Rahman’dan ahit almışlar SAHİP OLUP FAYDA SAĞLAYABİLECEKLERDİR. Bunların kim oldukları bölüm sonunda açıklanmıştır.

TÂHÂ suresi 109. ayet O gün, şefaat ile menfaate ulaşmak yoktur ancak Rahman’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse ( yardıma ile menfaate sahip olacaktır)

Bu ayette de LA TENFEAU EŞ ŞEFAATÜ diye gelmiş, LA YEŞFEU değil. Aradaki farkı yukarıda açıklamıştık. Yani Allah’ın izin verdikleri ŞEFAAT EDECEK DEĞİL, Allah’ın izin verdikleri ( Allah’tan ahid alanlar, kim oldukları Zümer 53-55 de açıklanmıştır) ŞEFAAT yani yardım GÖRECEKLER, yani günahları bağışlanacak.

ZÜMER suresi 43. ayet  Yoksa Allah’ın astından şefaat ediciler mi edindiler? De ki: “Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?”

ZÜMER suresi 44. ayet De ki: “Şefaatin tümü Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz.”

Kuran’da şefaat konusunun ikinci bölümü yani ahirette kıyamet günü hesabında YARDIM GÖRMEK, GÜNAHLARIN BAĞIŞLANMASI İÇİN ŞEFAATE, YARDIMA SAHİP OLMAK, ŞEFAATLE YARDIMLA MENFAATE ULAŞMAK yani affedilip cennete girmek ile ilgili ayetler (19 ayet) yukarıdakilerdir.
Bu ayetlerden çıkarımlar şunlardır:

-       Hiçbir ayette LA YEŞFEU İLLA/MEN şeklinde bir ayet yoktur. Yani ŞU-ŞUNLAR İSTİSNA ŞEFAAT EDEBİLECEK şeklinde.

-       Ayetlerde LA YEMLİKU – LA TENFEU EŞ ŞEFAATE İLLA/MEN şeklinde kullanılmıştır. Yani, ALLAH’IN RAZI OLDUKLARI – AHİD VERDİKLERİ ŞEFAATE-YARDIMA SAHİP OLABİLECEKLER, YARDIMLA MENFAAT FAYDA HAYR ELDE EDEBİLECEKLER şeklinde.

-       Allah TÜM ŞEFAAT yani YARDIMIN TEK SAHİBİDİR.

Bütün bu açıklamalardan şu anlaşılmaktadır, kıyamet günü insanlar hesaba çekilecek, kimse kimseye yardım, şefaat EDEMEYECEK, ancak Allah kullarının bir kısmına yardım edecek ve onların günahlarını bağışlayacaktır. Peki KİMDİR BU ALLAH’TAN AHİD ALMIŞ KULLAR, KENDİLERİNE ŞEFAAT YARDIM EDİLECEK ve BUNUNLA FAYDA SAĞLAYACAK OLANLAR?

İşte Kuran’daki tüm, kıyamet günü hesabında yardım görme, bağışlanma, günahların affı, cennete gitme, ile ilgili konunun MUHKEMİ, Zümer Suresi 41-62. Ayetler arasıdır. Bu ayetlerde konu tüm yönleri ile detaylı olarak açıklanmış ve hükme bağlanmıştır. Allah’ın bağışlayacağı, af edeceği ve cennetine koyacağı kullarına verdiği BÜYÜK AHİD (söz) ise işte bu muhkem bölümün 53-55. Ayetleri arasındadır. Okuyalım:

“De ki: “(Allah şöyle buyuruyor:) Ey kendilerine karşı haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin: Allah bütün günahları bağışlar; çünkü yalnız O, çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır!Azab size gelip çatmadan ÖNCE, Rabbinize yönelip dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azab apansız size gelip çatmadan ÖNCE.” Zümer 53-55

İşte, dünyada yaşadıkları hayatlarının herhangi bir anında, ölüm gelip çatmadan, tevbe ederek Allah’a yönelip dönenler, O’na teslim olanlar yani O’nun inzalettiği Kitab’a yani O’nun hükümlerine uygun şekilde yaşayanlar ve bu hal üzere ölenlere, Allah KIYAMET GÜNÜ HESABINDA YARDIM EDECEK, ONLARIN GEÇMİŞ GÜNAHLARINI AFFEDECEK ve ONLARI CENNETİNE KOYACAKTIR. Allah bu AHDİ VERMİŞTİR ve buna UYANLAR işte bununla ŞEFAAT YARDIM görecekler ve fayda sağlayabileceklerdir. Hüküm verilmiştir ve hükmü, sözü Allah’tan daha doğru olan yoktur.

4- DEĞERLENDİRME

Tarih boyunca insanların düştüğü en büyük günah olan şirkin yarısını oluşturan, bu tip şirklerin kök sebebi yanlış ŞEFAAT İNANÇLARININ, son Vahiy el-Kuran’a göre değerlendirmesi ve düzeltilmesi bu şekildedir.

Fatiha suresi, özellikle Ehli Kitab’ın, aşırı nebileri yüceltmeleri, Allah’ı “öfkeli, azaba meraklı, nefret eden” bir Tanrı (haşa subhanAllah), Peygamberleri ise – özellikle İsa peygamber – “MERHAMETLİ KRAL”, İNSANLARI YARGILAYACAK “DİN GÜNÜNÜN YARGICI” – KENDİNİ TASDİK EDENLER ve “ONU ÖVÜP YÜCELTENLER İÇİN” KEFARET ÖDEDİ ve ONLARI CENNETE SOKACAK , “ONU ÖVÜP ONDAN YARDIM İSTEMELİYİZ” inançlarına ve tüm benzer inançlara bir dev reddiye olarak Kuran’ın girişine yazılmıştır:

Çok Merhametli ve Merhamet ile muamele eden Allah’ın adıyla
El-Hamd ( O Hüküm ) Allah’a aittir,
O, Çok Merhametli ve Merhamet ile muamele edendir,
Hesap Gününün YARGICI ( KRALI-HÜKÜMDARI) O’dur,
Yalnız Sana kulluk eder ve YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ,
Bizi dosdoğru yoluna ilet,
Kendilerine Vahiy(nimet) verdiklerinin yoluna,
Gazaba uğramışların ve sapmışlarınkine uğratma.

Dünyada şefaat-yardım vardır, melekler ve diğer tüm varlıklar da şefaat edebilir, Ancak Allah’ın dilemesi ve izni ve emri ile ve O’nun razı olduklarına,Ahirette hesap gününde şefaat yardım vardır, Ancak Allah şefaat-yardım eder ve ahid verdiklerine bu yardımı yapacak ve onları bağışlayacaktır, Allah’ın dışında hiçbir şey ve kimse bu yardımı şefaati yapmaya yetkili kılınmamıştır.

Rabbena, subhaneke, la ilme lena illa ma âllemtena, inneke ente el- Âlim el-Hakim.
Rabbim ilmimizi arttırsın, doğru bildiklerimizde bizi sabit kılsın ve yanlışlarımızdan doğruya hidayet etsin ve bizi affetsin.

Şüphesiz ki, ilmi veren de, hidayet eden de, günahları affedecek olan da ancak ve yalnız alemlerin tek Rabbi, tek Meliki, tek İlahı olan Allah’ımızdır, O’nun eşi, çocuğu, dengi, benzeri, ortağı yoktur. Biz, buna teslim olduk, iman ettik ve şahitlik ederiz, dönüşümüz O’nadır ve hüküm yalnız O’nundur.
Bütün övgüler, yücelikler ancak ve yalnız Allah’adır, ancak ve yalnız Allah’ındır.

1 yorum: