18 Nisan 2012 Çarşamba

İLL / -EL Kültürü ve Şirk

 

ŞİRK (Allah`ın affetmeyeceği tek şey)

  
Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah`a şirk koşarsa, elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır. (NİSA 116)

Rabbimiz ayette açıkça belirtmiş. Peki nedir bu şirk ? Putperestlik midir ? Ateistlik midir ? Laiklik midir? Dinsizlik midir ? İnsanı kesin cehenneme götürecek bir şey olduğuna göre onu iyi anlamamız gerekir.

Şirk, Allah’tan başka şeylere uymak, kulluk etmek, ilah edinmek demektir. Peki nedir uymak, tapmak, kulluk etmek ? Sadece namaz kılmak, oruç tutmak mıdır ? Kur’an-ı Kerim’den kıyamet gününe dair bazı bölümlerle konunun temeline dair bir çıkarım yapabiliriz:

«Ey Âdem oğulları! Size şeytana uymayın/tapmayın/kulluk (تَعْبُدُوا) etmeyin, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır» demedim mi? «Bana uyun/tapın/kulluk edin, doğru olan yol budur. » Andolsun o, sizden birçok kuşağı saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz? (YASİN 60, 61, 62)


Bir başka ayette intak sanatı ile “Allah dışı yolu” konuşturarak bir özelliğin açıklanması var “Şeytan yolu”:

İş hükme bağlanıp bitince, şeytan der ki: «Doğrusu Allah, size gerçek olan va`di va`detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acıklı bir azab vardır.  (İBRAHİM 22)



ALLAH'ın kendisine kitap, hüküm ayetleri/hikmet ve nübüvvet verdiği hiç bir Beşerin, 'ALLAH'tan sonra bana da (عِبَادًا)kul  olun,' diye halkı kendisine çağırmaz. Aksine, 'Öğrenip öğrettiğiniz kitap gereğince kendisini Rabbine adayan kullar olun,' der(ÂLİ İMRÂN - 79)



Evet rabbimizin kitabından açıkça anlaşılıyor Allah’a uyanlar ve şeytana (عبد)uyanlar ayrımı.

Dinde ERBAB edinilen sadece ALLAHDIR. Kuran ayetleri bizleri; Nebiler, melik-melekler, din adamları ve biribirimizi "erbab" edinmememiz için uyarılarda bulunur. (bkn: ÂLİ İMRÂN 64 ve 80, TEVBE 31)

Şeytan = Kuran dışılık,
ş-t-n; dışlanmış

Yok denecek kadar az sayıdaki marjinal insanlar dışında kimse şeytana tapmadığı veya kimse şeytana namaz kılmadığı, dua etmediği veya oruç tutmadığına göre. Tapmak/kulluk etmenin anlamı açık: Ona uymak, itaat etmek.

İNSAN NEYE VEYA KİME İTAAT EDİYOR VE ONA GÖRE YAŞIYORSA İLAHI O’DUR. Peki şirk dünya hayatında ne şekillerde tezahür ediyor. Yine Rabbimizin kitabına bakalım:

Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: «Yemek yemiyor musunuz?» dedi. «Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?» Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi. Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler. Dedi ki: "Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" «Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır. » (SAFFAT 91, 92, 93, 94, 95, 96)

PUTLARA TAPMAK

PUTLARA(ESNAM) tapmak, dünya üzerinde çok eskiden beri süregelen bir din. Günümüzde batı toplumlarında, simgeselliği tapınaktan çıkarılıp hayatın merkezine getirilmiş olsa da doğu toplumlarında hala gözlenebilen bir inanış şeklidir. Kur’an’da çokça geçen bir olgudur. Putlaştırma, insanlığın iki eli ile olur. Put için önemli olan şekilselliği değil, işlevidir. Şefaat beklenir ve Dinin sahibi Allaha yaklaştırdığına inanılır. Allaha yaklaşmak kavramı, dini iyi anlamada Allah ve onun ayetlerine denk dini bilgi/hadis ihdas etmektir. Putu hatırlatan bir simge mevcuttur; bu bazen taş/heykel, bazen kitap, bazen hat yazısı olabilir. Yeterki o ideoloji ve fikri hatırlatsın. Önemli olan  şekil değil, şeklin içinde barındırdığına inanılan işlevselliğidir. Bu bağlamda Allah ve din adamları kişiselleştirilip, dinde yetkinlik ihdas edilmektedir . Bu putlarda şefaat beklenmekte, onlar aracılığı ile dua edilmektedir.

Bu putlar konuşmazlar, yemek yemezler ve insanların elleri ile oluşturulurlar. Bu putlar yaratıcı kabul edilmez, Sadece yaklaştırıcı kabul edilirler. Putları taş ve metal zannedenler, KURANI geçmişe hapsederek, ÖNCEKİLERİN MASALLARI olarak kabul edenlerdir.
MELEKLERİN İSİMLENDİRİLMESİ

Kuranda rabbimiz lat, uzza ve üçüncüleri menat'tan bahseder. Üçleme.... Bu olgu, İhlas Suresinde; bir parçalanmaz yekpare taş anlamınada gelen SAMET ismine aykırı bir uygulamadır. Allah bölünmez, bir bütündür. Ne doğmuş, ne doğurmuş, nede bir başkasına doğurmasına etki etmiştir.

Şimdi Necm Suresine gözden geçirelim.


Bu surede vahyin gerçek yapısı bildirilmiş olup, putperestlerin, evreni meydana getirdiği ileri sürdükleri ve yaratıcı makamına koydukları etkenler ile ilgili teorilerin bir bilgiye dayanmayan uydurmalar olduğu ifade edilmektedir.


"Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez." (NECM 28)


Allaha isnad edilmeyen yaratılış kuramlarını uyduranlar yaratıcı için enerji der (uzza), diyalektik der (Lat), materyaller der (Menat), Çünkü Allahın yaratıcılık makamına, muhakkak zanna dayalı başka uydurma güçler ve etkenler koymak zorundadırlar. Bu, ahirete inanmamaktan kaynaklanır işte bunlar, zanna dayalı uydurma yaratıcılarını Allaha denk tutanlardır.

"İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir." (NECM 30)


Putperestler, uydurdukları yaratıcıların bilerek bir şey yaratmaya iradeleri olmadığını, konuşamadıklarını, görmediklerini bilmektedirler. Çağdaş putperestler "yaratıcı kabul etmediklerini" söylerken onun yerine iradesi olmayan bir çok yaratıcı koymak zorunda kalıyorlar böylece eskileriyle aynı şeyi iddia ettiklerinin farkındalar mı? Yoksa yeni bir şey söylediklerinimi sanırlar? Eski putperestler bunlar kadar bilmedikleri halde aynı şeyleri asırlarca önceden söylüyorlardı yani bunlara göre eskileri ne kadarda ileri görüştelermiş!? Şimdikilerde onların arkasına katılmış gidiyorlar. Aslında değişen hiçbir şey yok. İnsanlar arasında, ilk rasul ademden beri süregelen büyük bir ihtilaf; yani İman-küfür mücadelesi var.

EL /İLL İNANCI
El / İll: Esasında keskinlik veya parlaklık mânâsından alınarak feryad, yemin, ahit ve yakınlık anlamlarına kulanılan bir kelimedir. İbranice "ill" Arapçalaşmış olarak "ilâh" anlamına geldiği de söylenmiştir. Bu takdirde Allah adına yapılmış olan yemin demek olur. Allahın kendine koyduğu bir isim yoktur ama kuranda kendini esma'ül hüsna ile tanıtır.


De ki: "İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye: O'nu hangi isimle çağırırsanız çağırın, (O hep Birdir; ve) bütün güzel ve üstün nitelikler O'nundur". (O'na dua et, ama) duanda sesini fazla yükseltme, çok fazla alçaltma da, ikisinin ortası bir yol tut;(İSRA 110)
İLL/-EL inançları bir çok Bozulmuş dini kavramların içinde vardır.

ilu, il, el-elah, el-ilah, aloho,İsra-el, bab-el/babil, el-lat, Azra-el, Samu-el, Refa-el, İstaf-el


Kuran inanç karşılaştırmasında Babil ve ba-al'den bahseder. Ba-al بعلِ kökünden gelen ve tapınılan bir esnam olup;  koca (erkek), gök tanrı, ataların putu anlamındadır. Bab-el/Babil şehrinin ismide "il" kökü ile bağlantılı olup, Babil  kulleri, O şehrin tarının kapısını işaret ettiği için "bab-il" olarak anılır. Babil kelimesinin geçtiği ayet için bakınız; بِبَابِلَ Bakara 102

İnsanlık, yaratıcısına "İll" adını vermiş, birbirleri ile isteklerde onun adını kullanmış, onun adına yeminler etmiştir. 

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan(وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ) ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.(NİSA 1)

Yemin konusu ve İLL birbirleri ile bağlantılı konulardır. Yemin, kişilerin kutsalları üzeirne yapılır.

Bizler nasıl "HAK, HUKUK TANIMAZLAR" diye bir deyime sahipsek, Tevbe suresi 8 ve 10. ayetler, dış görünüşüyle hangi anlamda olursa olsun onlar ill ve zimmet namına hiçbir şey tanımazlar demek olur. Yani bir fırsat bulurlarsa bütün ahitlerine rağmen sizin hakkınızda ne Allah'ı, ne yeminlerini, ne yakınlıklarını, ne de ahitlerini ve zimmetlerini tanımazlar, hepsini hiçe sayarlar. Ne kadar feryad etseniz, çağırıp bağırsanız yine de tanımazlar. En keskin, en parlak kutsal haklara ve verdikleri ahde bakmazlar göz göre göre size kıyarlar, dilediklerini yaparlar. Bununla beraber bütün bu mânâlar, şu iki noktayla özetlenebilir: Ne ilâhî, ne beşerî hiçbir hakkı ve ahdi gözetmezler. Sizden kendilerine sağlanacak haklarda değil, kendilerinden size sağlanacak haklarda sizin hakkınızı gözetmezler. Ağızlarıyla sizi razı ve hoşnud etmeye çalışırlar. Vefakârlıktan, dostluktan, insaniyyetten ve insaftan bahseder, iman ve taatten dem vururlar, kandırmak ve inandırmak için yeminler ederler. Verdikleri sözler tam tersine çıktıkça asılsız mazeretlerle özür dilerler, uydurma sebepler ve bahaneler bulurlar. Lâkin bütün bunları sadece dil ucuyla yaparlar halbuki kalpleri hep çekimser kalır, ağızlarındaki söz gönüllerinden geçirdikleri niyyetlerle taban tabana zıttır. Ağızlarından çıkanlar kuru ve boş laflardan ibarettir. Dostluk değil, iki yüzlülük yani yağcılıktır. Ve bunların pek çoğu fasıktır. Taatten ve ahitten uzaklaşmış, aldırışsız ve inatçıdırlar. Pek az bir kısmında görüldüğü gibi, haksızlıktan çekinecek, namussuzluktan sakınacak ne bir inançları, ne kötülükten engelleyici insafları, ne de bir insani yiğitlikleri ve mertlikleri yoktur. Utanmaz ve arlanmaz kimselerdir. "

ÜÇLEME (Allah gibi görme, Allah yokmuş gibi davranma)


BİRİNCİSİ: LAT
 ALLAHIN KİŞİLEŞTİRİLMESİ ve nesnel hale gitirlmesi. Lat insanın, 2:51. ayetteki gibi,  insanın putçu eğilimini yansıtır. LAT, tanrının kişilere ve toplumlara has kılnmasıdır. Allah, alemlerin rabbi olup, bir ülkeyi, kabileyi ve kurumu gözeten bir ilah değildir.

"el-Lat" isimlendirmesine birnevi; toplumların kendi istekleri doğrultusunda hareket ettiğine inandıkları tanrı tasavvurudur.  Kendi adlarına çalışan ve kendilerine hizmet eden ALLAHIN dişi form isimlendirmesi. Diyalektik :  etken. Hareket, dalgalanma, döngü vs. (Lat). Manevi olarak sığınıldığı düşünülen "ill".

İKİNCİSİ; UZZA

Azizin, Müennes ism-i tafdîl şekli el-Uzzâ; izzet ve güç üretkenliği; Enerji : olayları meydana getiren güç, etken (Uzza)... Maddi yetenek, güç, parti, hizip olarak karşımıza çıkmaktadır.

Azîz, yani en üstün, en yüce, en mutlak izzet sahibi yalnızca Allah'tır. Şuara 44. ayette, "Firavun'un izzeti için biz, elbette biz galip geleceğiz” dediler." ayeti el-uzza'yı iyi bir biçimde Otorite olarak tevil etmektedir.

Kısacası Allah yerine kabul edilen, izzet aranılan otorite ve Güç için, Kuran "uzza" demektedir.


ÜÇÜNCÜSÜ; MENAT

Üçün üçüncüsü olan meny’nin dişili MENATMennan (Çok ihsan eden, verici, ihsanı bol) kelimesinden türemiştir. Materyal, para gücünü temsil eder. Yahudilerin altın sevgisinin sembolü buzağı ile aynıdır.

Kuranda üçün üçüncüsü olarak ayrı bir yer verilmiştir. Materyaller : meydana gelen birimler, başka şeyleri meydana getiriyor vs. (Menat) Money/ingilizce para, Manat/azerice para... Materyal olarak düşünebiliriz...

Günümüzde paraya tapanların, derdi imanı para olanların inanç şekli ÜÇÜNCÜSÜ MENAT olmaktadır. 

Şu sözler bir şeyler hatırlatır mı?

“bu makam/şöhrete/güce tırnaklarımı kazıyarak geldim”
“ellerimle, alın terimle kazandım bu parayı…”
“Bu işi yapsa yapsa nüfusu olan şu adam yapar.”
"Bu devirde parasız yaşanır mı ?"
Eş tutmaya gelince… 

DENKLEŞTİRME

Kendi hevasına, yani heves ve arzularına tapmak, ilah edinmek. Canı nasıl isterse öyle yaşamak.

Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen, onların çoğunu işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha da şaşkındırlar. (FURKAN 43, 44)


*Peygamberleri, din adamlarını ya da başka insanları yani birbirimnizi ilah edinmek:(bkn: ÂLİ İMRÂN 64 ve 80, TEVBE 31)

Onlar Allah dışında hahamlarını, rahiplerini  ERBAB ve Meryemoğlu İsa`yı ilah edindiler. Oysa onlar, tek olan bir ilah`a ibadet etmekten başkasıyla emrolunmadılar. O`ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koşmakta oldukları şeylerden yücedir. (TEVBE 31, 32)

İnsanlar içinde, Allah`tan başkasını «eş ve ortak» tutanlar vardır ki, onlar (bu eş ve ortakları), Allah`ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah`a olan sevgisi ise, daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, hiç tartışmasız bütün kuvvetin tümüyle Allah`ın olduğunu ve Allah`ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (BAKARA 165)
 
Son nebiyi diğer nebilerden ayırmakla, ona istediğimiz şeyleri din adına uydurma hadisler söyletmek ilahlaştırmadık mı? Allah’ı sever gibi severek ilahiler düzmedik mi? Bu listeye güneşe, aya, ateşe, yıldızlara tapmak gibi şeyleri ekleyebiliriz ama günümüzde bu tarz inanışların pek takipçisi kalmamıştır. (Astroloji takipçileri dışında)

Konunun özü açıktır. Allah’a kulluk edenler yani onun indirdiği kitap Kur’an’a göre yaşayan, zamanlarında kendilerine gönderilen peygamberlere itaat eden müminler ve başka her şeye yani şeytana uyanlar.

Kitaba sımsıkı sarılanlar ve salatı ikame edenler, kuşkusuz biz salih olanların ödülünü kaybetmeyiz. (ARAF 170)

Ey Ademoğulları, içinizden size ayetlerimi haber veren peygamberler geldiğinde, kim korkup sakınırsa ve halini düzeltirse işte onlar için korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır. (ARAF 35)
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâh`a tapmazlar. Allah`ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa `ağır bir ceza ile` karşılaşır. Kıyamet günü, azab ona kat kat arttırılır ve o içinde aşağılanmış olarak temelli kalır. (FURKAN 68, 69)

Bizim Kur’an anlayışıma göre siyasi, kişisel veya hangi nedenle olursa olsun Allah’ın yolundan başka yol, Kur’an’dan başka kılavuz edinenler şirke maalesef bulaşmıştır. Şeytana uymaktadırlar. Doğru yol bir tanedir çünkü gerçek ilah tektir. Yanlış yol ve sahte ilahlar ise sayısızdır.

Sağcı-solcu, modernci-gelenekci, cemaatçi-cumhuriyetçi, dinci-laikci, sünni-şii vs gibi ayrıma dayalı ideolojiler ve görüşler insanın nasıl yaşaması gerektiği, neyin doğru yanlış olduğu gibi konularda Allah’ın hükümlerinin ve emirlerinin önüne ve karşısına geçmeye kalktıkları anda birer sahte din olurlar ve bu da şirktir. Şirk ise Şeytandan olup Kuran dışına hafif bir sapma ile başlar. Hadiscilik anlayışının Kitaba eş tutulması, Bu bağlamda dikkatle irdelenmesi gerekmektedir. Allah’ın kitabına eş tutulması, Allah’a eş koşulmasıdır.

Şirki sadece dinsel rituel ve ibadet şekilleri olan inanışlar olarak gören anlayış taraflıdır ve Kur’an’a aykırıdır çünkü en başta belirttiğimiz insanlığın şeytana kulluk ettiğini ifade eden ya da kendi hevasını ilah edinenlerden bahseden ayetler bunun delilidir.

İnsanlık tek bir yaratıcıya ve onun son elçisi ile vahyettiği dine-kitaba uymadığı sürece, yani Allah’a kulluk etmeyi reddettiği sürece, batıl ve kısır çekişmelere mahkumdur.

Fakat onlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her gurup kendilerinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedirler. (MÜ`MİNÛN 53)

Şüphesiz: «Bizim Rabbimiz Allah`tır» deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); artık onlar için korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. (AHKAF 13)

Herşeyin doğrusunu Allah bilir.

1 yorum:

  1. Lat, Uzza, Menat diğer kaynaklarda güzel açıklanmamakla beraber ortak koşmaya/şirk'e genellikle parantez açılıp " ( puta tapanlar ) " şeklinde ekleme yapılarak ortak koşma kavramının tek tip olarak kısıtlandırıldığını görüyoruz çünkü her seferinde ortak koşmayı, putçuluk olarak çevirmiştir bazı kişiler.

    YanıtlaSil