12 Nisan 2012 Perşembe

Rasullerin Rüyaları


Allah'ın Rasullerinin, bazı rüyalarının Allah tarafından tasdik edilmesinin ve rüyasında gördüğü şeylerin de vahiy olduğu İDDİASI :

Fetih 27: Andolsun, Allâh, Elçisinin rüyâsını doğru çıkardı. Allâh dilerse, başlarınızı (kökten) traş ederek ve(ya) saçlarınızı kısaltarak, korkmadan, güven içinde Mescid-i Harâm'a gireceksiniz. Allâh sizin bilmediğinizi bildi, bundan önce size yakın bir fetih verdi. 

Fetih 27. Ayeti için getirilen iddia; Nebinin Kur'an'ın yanı sıra, gayri metluv vahiy de denilen Kur'an dışı vahyin mevcut olduğuna bir delil olarak sunulmaktadır.

İlgili Ayetin, siyak-sibakına ve ayette bahsi gecen ortamına uygun olarak okunduğunda; Kur'an dışı vahyin varlığına delil değil,  Allah'ın Rasûlü'nün bir olay ile ilgili yorumunun, Allah tarafından tasdik edildiğine delildir. Kuran, nebinin ağzı ile haber verdiği ayetlerdir. Son Nebini hayatta iken yaptığı yorum ve uygulamalar vahiy olsaydı, ne Rasûl, ne de sahabeler/arkadaşları, ayetin dile getirdiği konularda bir tereddüt ortaya koymazdı. Kur'an Ayetleri konusundaki kararlılıklarını burada da gösterirlerdi. Böyle olsaydı, Allah kendi vahyini bir kere daha tasdik etme gereği duymazdı. Böyle bir şey anlamlı da olmazdı. Kuran ayetlerinin bir çok yerinde görülen “de ki” ifadeleri, Mülkün ve dinin sahibi katında, Nebinin söz söyleme hakkının olmadığını göstermektedir. Raslün görevi, ayetleri beyanname gibi tebliğ etmektir. Allah, “beşer” ile Rasulü aracılığı ile konuşmakta, Kuranda “deki” ifadeleri ile Allah, beşerin sorularına cevap vermektedir. “Sana ….. soryorlar; DEKİ” 

Konu ile ilgili olarak aktarılan rivayetleri doğru kabul ederek değerlendirdiğimizde şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor :

Allah'ın Rasûlü, rüyasında Mekke'ye girdiğini görüyor. Bunun üzerine, bir toplulukla birlikte Medine'den umre ziyareti için Mekke'ye doğru yola çıkıyor. Ancak Mekke ziyareti bazı nedenlerden dolayı gerçekleşemiyor. Hudeybiye'de bu ziyaretin bir yıl sonra olacağını ifade eden bir anlaşma yapılarak dönülüyor. Bu anlaşma sonrasında Müslümanlar arasında bazı tartışmalar ve rahatsızlıklar yaşanıyor. Aralarında Hz.Ömer'in de bulunduğu birçok Müslüman anlaşmadan huzursuzluk duyuyor.

Rivayetlere göre Medine'ye dönüşte, bu Ayetin de içinde bulunduğu Fetih suresinin ilgili Ayetleri nazil oluyor.
Konumuz ile ilgili Ayette, Allah'ın, Rasûlullah'ın gördüğü rüyayı tasdik ettiği ve Rasûlullah'ın gerçekleştirdiği seferin hayırlara vesile olduğu/olacağı anlatılıyor.

İDDİALAR (!) Rasûl'ün bu rüyasını vahiy olarak algıladığı ve buna dayanarak, Mekke'ye doğru yola çıktığı şeklindedir. Öncelikle şunu söyleyelim :

Rasulün Rüyası vahy olsaydı bunu açıkça ilan eder ve diğer vahiyler için ne yapıyorsa onu yapardı. Bunu yapmamış, sadece rüya gördüğünü söylemiştir. Rasûl de sonuçta bir insan/beşer olduğu için rüya görebilir. Üstelik gördüğü rüyayı, daha önce gördüğü rüyalardan daha anlamlı ve farklı da bulabilir. Kendince gördüklerinden çeşitli anlamlar da çıkarabilir. Herşeyden önce Rasûlullah'ta Mekke'ye yönelik olarak yılların özlemi vardır. Bizlerde günlük işlerimizde, hayalini kurduğumuz özlemlerimizi, rüyalarımızda hayal edebilmekteyizdir. Bizlerin ve Son nebinin,  hayallerimizi rüya olarak görmesi, çok insani bir durumdur.

Ancak bu Ayette, Allah'ın Rasûlullah'a rüya yoluyla talimat verdiğine veya Rasûlullah'ın rüya yoluyla Allah ile özel iletişim kurduğuna dair en küçük bir ima bile yoktur. Allahın beşer ile irtibat kurmasının yolları; vahy, hicap ve rasuldür. Ne Allah'ın Rasûlü, rüyasının Allah'tan bir tebliğ, ne arkadaşları, Allah'ın Rasûlü'nün rüyasını bir vahiy olarak algılamışlar; ne de bu seferi, Allah'ın özel bir emri ve yönlendirmesi sonucu gerçekleşmiş bir olay olarak kabul etmişlerdir.

Öyle olsaydı seferle ilgili olarak, dolayısıyla Hudeybiye Antlaşması ile ilgili tartışmalar yaşanmazdı. geri dönmekten dolayı da hiç kimse bir burukluk duymazdı. Çünkü hem Nebi hem de arkadaşları, yani mevcut bütün Müslümanlar, Peygamber'in gördüğü rüyaların Allah'ın emri, dolayısıyla Allah'ın nazil olmuş Ayetleri olduğunu bilir, herhangi bir tartışmaya da girmezlerdi. Bu tartışmalarda günümüze kadar taşınmazdı. O dönemin muhatapları da, bu olgu üzerine gerçekleşen şeyler de Allah'ın emrinin bir gereği olarak cereyan ettiği için, içlerinde en küçük bir burukluk yaşamazlardı.

Peygamber'in, gerek gördüğü bazı rüyaların, gerekse bazı uygulamalarının sonradan Allah tarafından tasdik edilmesi; aslında Kur'an dışında bir iletişimin olmadığının DELİLİ olduğu gibi, ne Rasûlullah'ın ne de arkadaşlarının bu rüyaları vahiy olarak algılamadıklarını da ortaya koyar. Öyle olsaydı bazı rüyaların veya görüşlerinin / içtihadlarının / uygulamalarının Kur'an tarafından tasdikine gerek kalmazdı. Bazı rüya veya uygulamaların Kur'an tarafından desteklenmesi, böyle bir algılamanın olmadığını gösterir.

Ayrıca Son Nebi'nin, rüyalarına göre hareket eden, sosyal olguları ve fiziki şartları dışlayan biri olarak tasvir etmek ne kadar doğrudur? Aynı şekilde ilgili Ayeti, sadece rivayetler çerçevesinde okumak da ne kadar sağlıklıdır?

Er-rü'ya kelimesinin etimolojisinin; görüş, rey, uygulama anlamını da çağrıştırması; üstelik 11/27'deki bâdiye er-reyi( basit/ dar görüşlü ) ifadesinin yaklaşık olarak bu çerçevede kullanılmış olması; ilgili Ayeti '' Allah'ın Rasûlü'nün görüşünü, eylemini tasdik etti.'' şeklinde şeklinde anlamak da mümkün olabilir.

Ayet hangi çerçevede ele alınırsa alınsın, Rasûl'ün, Allah ile Kur'an dışında bir iletişimi olduğuna en küçük bir imada bile bulunmaz. aksine, böyle bir anlayışın İMKANSIZLIĞINI gösterir.

Bir başka açıdan olaya bakar isek; Son nebiye, bir VAHİY geliyor da, bunu insanlara açıklamıyorsa; vahyi gizlemek gibi çok büyük bir suç işlemiş olur ki, bu da Rasullük göreviyle bağdaşmaz. Hele Rasûl'ün vahyi, Kur'an vahyi, Kur'an dışı vahiy diye farklı kategorilere ayırması; birisini özenle duyurması, ezberletmesi, yazdırması; diğerini de yasaklaması, gizlemesi, saklaması, bir Rasul için olacak şey midir? Böyle bir şeyin Rasullük göreviyle bağdaşması nasıl mümkün olacaktır?

Kuranda geçen Rüyalardan olan, İbrahim nebinin Rüyasına bakalım;

Saffat 105 "Sen rüyâyı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız!" 

Saffat 103.Ayetteki '' felemmâ eslemâ '' ifadesini, Allah'ın iradesi olarak düşündükleri / gördükleri isteğe ' teslim olmaları anlamını taşımaktadır.''

Hz.İbrahim, rüyada gördüğünü vahiy olarak algılıyor ve İsmail'i kurban etmek istiyor, arkasından bu isteğini gerçekleştirmeye koyuluyor. Rüyada gördüğünü gerçekleştireceği sırada Allah müdahale ederek rüyanın vahiy olmadığını anlatıyor ve O'na rüyasında gördüğünü yaptırmıyor. Bu kıssanın Kur'an'da yer yer almasının özel bir anlamı olsa gerekir. Bu anlatılanların, Peygamber'in ve Müslümanların yaşadıklarıyla bir bağı olduğunu ve laf olsun diye anlatılmadığını göz önünde bulundurursak, bu ifadeleri, Peygamberlerin rüyalarının vahiy olmadığına bir GÖNDERME olarak anlamak gerektir. Bu Ayet bile Peygamber rüyalarının vahiy olmadığını anlamamız için yeterli bir delildir.

Kısacası : Rasülün Rüyası VAHY değildir. Rüyaların, Vahy olduğunun iddiası, Şeytanın, rasul izinden atıp tutan tıpkı Samiri örneğinden olduğu gibi bir saptırmadır. Samiri nasıl Hz. Musanın izinden saptırdı ise, Nebi sonrası Samiriler, Nebi yolundan, Onun izinden, şeytanlıklarını yapmışlardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder