18 Mayıs 2012 Cuma

ANKEBUT "Dişi Örümcek"

Ankebut, Dişi örümcek  anlamına gelir. “Münafık” kelimesinin kullanıldığı bir suredir. İçinde en çok “yalan” (kizb) sözcüğü geçer. “İman ettik demekle bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?” (29/2) diye başlar.“Doğruluğu” (sıdk) en başa koyar. (29/2).

Tarih boyunca Nuh, İbrahim, Lut, Medyen, Ad, Semud, Firavun, Karun ve Haman üzerinden Allah’tan/halktan/cemaatten/ ayrılıp siyasî, sosyal ve iktisadî ankebutlar (örümcek yuvaları) oluşturmanın ne anlama geldiğine dair muazzam mesajlar verir.

Bütün buralarda açıklık, doğruluk, yalansızlık, eşitlik ve paylaşım ortamından (cemaat) ayrılıp “yalan” üzerine yapılar kurulduğunu,  rızkı yalnızca Allah katında aramaları gerekirken (29/17) kendi aralarında çıkar ve menfaat ilişkileri geliştirip bunu kutsadıkları ve hatta put yapıp tapındıkları (29/25) anlatılır. 

Dikkat ediniz! Menfaat grubu veya çıkar şebekesi haline gelip bu ilişkilerin kutsanmasından ve put haline getirilip onlara tapınılmasından bahsediyor.

Açgözlülüğün timsali olarak Şuayb’ın kavmi Medyen, hırsın ve hasedin timsali olarak deveyi boğazlayan Salih’in kavmi Semud, kibrin, kenzin ve insanları afyonlamanın timsali olarak Musa’nın kavminden Firavun, Karun ve Haman anlatılır. (Ankebut:  29/36-39).

Onlar Allah’tan başkasını dost edinmekle “ankebut” (örümcek) gibi olmuşlardır. Yani Allah’tan/halktan/cemaatten ayrılıp, kendilerine özel yapılar, evler, örgütler, hizipler kurmakla, kendilerine özel ilişki ağları, menfaat birliktelikleri, çıkar çevreleri oluşturmakla Beytu’l-Ankebut (örümcek evi/yuvası/odağı) haline gelmişlerdir.

Onlar böyle yapmakla münafıklıktan başka bir şey yapmamaktadırlar. Peygamberin mescidine yani açıklık, yalansızlık, eşitlik, kardeşlik ve paylaşım ortamına (cemaate) gelince bir türlü, kendi hizip ortamlarında (ankebut) kaldıklarında ise başka türlüdürler. “O beyinsizlerin yaptığı gibi Allah’a güven (iman) adı altında varımızı yoğumuzu infak mı edeceğiz, aslında biz onlarla alay ediyoruz” derler. Halbuki asıl beyinsiz kendileridir.

Oysa der Kur’an; “Nice hayvanlar var ki rızkını yük olarak taşımaz. Allah onlara da size de rızkını verir” (Ankebut: 29/60)

Madem hayvanlar rızkını sırtına yüklenmez/biriktirmez, o halde bu biriktirme hırsı, biriktirdikleri ile (servet, iktidar) kibirlenme, başkasının elindekine de göz dikme, onu da boğazlama neden?

Bunun için çıkar ilişkileri ve gurupları oluşturma, dönüp sonra bunları kutsama ve hatta ona tapınma neden?
Açıklık, doğruluk, yalansızlık, eşitlik ve paylaşım ortamından (Allah/cemaat/halk) ayrılıp “örümcek evleri” (hizip, grup, gizli örgüt, mafya, şebeke vs.) oluşturmak neden?

Muhammed nebi’nin herkese açık, toprak damlı Mescidi ve yer sofraları serili makamından yani açıklık, doğruluk, eşitlik, yalansızlık, kardeşlik ve paylaşım ortamından rahatsız olup, ondan ayrı “örümcek yuvaları” (Ankebut) kuranlar, oralarda gizli görüşmeler (necva) yapanlar, kumpas hazırlayanlar, kapalı kapılar ardında iş çevirenler olmaktadır.

Halbuki bunların hiç birinde hayır yoktur.

Örümcek evleri/yuvaları demek olan “Ankebut” suresinin arka planı aşağı yukarı işte bundan ibarettir…
***

Şurası bir gerçek ki insanlar genellikle kendi elleriyle yonttuklarına taparlar. Bu durumda örümcek yuvaları (ankebut) da kendi ellerimizle kurduğumuz kimi yapılar, gruplar, hizipler, dernekler, vakıflar, örgütler, partiler, teşkilatlar olur.

Bunlar zamanla açık cemaatten/geniş halktan ayrılarak birer çıkar şebekesi veya menfaat grubu haline gelince ankebuta (örümcek yuvası) dönüşmüş olurlar.

Bunların her biri bir yalan ve kurgu ile önce açık cemaat/geniş halktan ayrılır, kendine özel çıkarlar oluşturur ve bütün varlığını bu özel çıkara adar hale gelirler.

Nasıl örümcek (karadul)  açgözlülüğünden kendi erkeğini yerse bunlar da adam öğütme ve yeme mekanizmasına dönüşür.  Kendi çıkarına, varlığına, grubuna, ideolojisine karşı tehdit olarak gördüğünü çiğ çiğ yemek ve yok etmek ister.

Örümcek (karadul) nasıl kuytularda yaşar, pusu kurar, ısırmak ve sokmak dışında bir kavga tarzı bilmezse, bunlar da zamanla örümcek yuvasına dönüşerek kuytularda gizlenir, pusuya yatar, ısırır ve sokarlar.

Örümcek (karadul) nasıl kenardan izler, takip eder, ileri noktalara ağını atarsa bunlar da izler, takip eder, dinler, fişler, ileri noktalara ağını atarak plan kurar, dolap çevirirler.

Cemaatteki saflık ve amatörlük, ankebutun (örümcek ağının) fırdöndülüğüne ve profesyonelliğine evrilmiştir.

Bu nedenle cemaat ile ankebutun arasını özenle ayırmak lazımdır.
***

Şimdi Ankebut suresi ışığında sahici/gerçek cemaat ile sahte/üfürük ankebut arasındaki farkların ne olduğuna geçebiliriz.

*Cemaat, saf bir yürek temizliği ile bir araya gelen insanlardan oluşur. Ankebut da ise bu özel bir maksada, kirli ve gizli bir çıkar ilişkisine dönüşür.
*Cemaat te aslolan doğruluk (sıdk), yalansızlık ve herkesle paylaşımdır. Ankebut da ise bu gizli planlar kurma ve gurup menfaatine dönüşür.
*Cemaat, bir açıklık (aleniyet) ortamıdır, ankebut da ise bu gizli saklı iş çevirmeye (necva) dönüşür.
*Cemaatte kapılar kapanmaz, herkese açıktır, ankebut da ise artık kapılar kapanır, ‘gizli’, ‘özel’ toplantılar yapılır.
*Cemaat, comün (com/cem/cum’a/cem’a) ortamıdır. Yar yanağından gayrı her şey ortaktır. Bunun için zengin-yoksul uçurumu giderek azalır ve hatta biter. Ankebut da ise zengin yoksul uçurumu giderek büyür. Çünkü o menfaat ortamıdır.
*Cemaat, paylaşım ortamıdır. Biri yerken diğeri bakmaz, bir açken diğeri tok yatmaz. Ankebut da ise biri yerken diğeri bakar, biri tok yatarken diğeri aç sabahlar.
*Cemaat, bir eşitlik ortamıdır. Ebedi makamlar ve rütbeler yoktur. Makamlar ve rütbeler iş bitinceye kadardır. Ankebut da ise ebedi makamlar ve rütbeler üretilir. İş olmasa bile o makamlarda oturulur, o rütbeler ebediyen taşınır. Herkes birbirine “Başkanım, Paşam” vs. diye seslenir. Bir kez o görevi yapan hep onunla anılır.
*Cemaatte kişi topluluğa hizmet eder. Ankebut da ise, topluluk kişiye hizmet eder.
*Cemaatte hiyerarşi yoktur, insanlar yan yanadır. Ankebut da ise hiyerarşi vardır, insanlar alt-üst şeklindedir.
*Cemaatte tabiri caizse avlu vardır, ankebut da ise balkon.
*Cemaatte saf vardır, ankebut da ise kast.
*Cemaatte gizli/saklı işler çevirme (necva), yalan (kizb) ve biriktirme (kenz) büyük suç sayılır. Ankebut da ise açıklık ifşa, yalansızlık rakibe malzeme verme, infak/verme/dağıtma güçsüz kalma sayılır ve suç haline gelir.
*Cemaatte imtiyazlar (ayrıcalıklar) yoktur, herkes insanlık bakımından bir ve eşit görülür. Ankebut de ise ayrıcalıklar vardır; makam, servet, şöhret ve iktidar sahipleri ayrıcalıklı muamele (VIP) görülür.
*Cemaatte kadın-erkek eşittir. Ankebut da ise erkekler kadınlardan sırf cinsiyetleri sebebiyle üstün görülür.
*Cemaatte üstünlük ancak insanlara, doğaya ve çevreye zarar vermekten sakınma (takva) iledir. Ankebutta ise üstünlük makam, servet, şöhret ve iktidar sahibi olmakla ilgilidir.
*Cemaat öksüzler, yoksullar, ezilenler ve muhtaçlarla ilgilenir. Ankebutta ise örümcek evine adam kazandırmakla uğraşılır, şahsi çıkar, mevki makam ve ihale peşinde koşulur.
*Cemaat halkın yaşadığı yerde ve halk gibi yaşar, zaten cemaat aslında halk demektir. Ankebutlaşanlar ise kaşânelere taşınır, korunaklı  yerlerde yaşarlar.
*Cemaat de adalet, eşitlik ve özgürlük çoşkusu vardır, ankebutta ise bu rant çoşkusu ve hizip taassubuna dönüşür.
*Cemaatte kusur ve ayıpların üzerini örtme esastır. Ankebutlar ise ayıp araştırma, dinleme ve fişlemede mahirdir.
*Cemaat, zayıfın yanında durur, ankebut güçlünün.
*Cemaatin gözü altta, ankebutun üsttedir.
*Cemaat, meydanı sever ankebut ara sokaklarda dolanır.
*Cemaatin kavga tarzı mubâreze (düello), ankebutun pusudur.
*Cemaat Ebuzer yetiştirir, ankebut Karun.
* Cemaat Musa çıkartır, ankebut Firavun. 
***
Bu müslüman kardeşliği, sevginin, merhametin, adaletin, eşitliğin, açıklığın, yalansızlığın ve paylaşımın olduğu yerden her dem yeniden doğacaktır. Ya da, çoktan ankebutlaşmış olanlar, sevgiye, merhamete, adalete, eşitliğe, açıklığa, yalansızlığa ve paylaşıma “gerçekten” döndüklerinde, cemaate/halka/Allah’a dönmüş olacaklar…

Ve Ankebut suresi şöyle biter:

“Uğrumuzda canla başla cihat edenlere yollarımızı gösteririz.  Allah güzel ahlak sahipleri ile beraberdir” (Ankebut: 29/69).

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder