3 Mayıs 2012 Perşembe

Kurum Bağlayanlar (1); SİSTEMLER


Ana Sayfa (tıklayın)


İnsanoğlu eskiden beri değişmeyen bir yapılanmanın, kör takipçiliğini yaparak yaşam sahasında ilerlemektedir. Bu hastalıklı  toplum yapısı hala, barbar, şiddet tutkunu, saldırgan, açgözlü, rekabetçi yani şecer düşkünlüğü (karlılık/ganimet bkn: Nisa65, Araf 27 ve Bakara35) ile yaklaşmaması gerekenlere yaklaşmaya devam etmekte, inşa ettiği toplum da bu değerler üzerine kurmaktadır..  Bu hastalıklı topluma, ayak uydurabilmiş olmak, sağlıklı bir ölçü değildir. Adeta kurum bağlamış; Siyaset kurumları, Resmi kurumlar, dini kurumlar, sosyal sınıf ayrıcalıkları sonucunda; sefalet, çatışma, yıkıcı zulüm , salgın hastalıklar meydana gelmektedir.
Bu gelenekselleşen kurumların, bizlerin anlayışımız ve bakış açımızın şekillenmesindeki etkisi bilinmektedir.  Bizlerin içinde doğduğumuz, bu kurumlar birbirleri ile iç içe geçmiş durumdadırlar. Bu yapılardan birinin çöküşü tüm kurumları etkileyecektir. Özellikle parasal ve dini kurumlar, toplumun can damarlarıdır. Kuranda geçmiş kavimlerden verilen örneklerde Firavun ailesinin iki ayağı mevcuttu. Haman yani dini kurum; Karun yani parasal kurum… Günümüzde de yapılanan devlet içinde aynı durum geçerlidir. Din adamları, Para baronları ve Devlet adamları
Dinin ve paranın nasıl yönetildiği, günümüzde çok az sorgulanmış inanç şekilleridir. Dinin ve paranın nasıl yaratıldığı ve yönlendirildiği, toplumu gerçekte nasıl etkilediği, nüfusun büyük bölümünün kayıtsız ve duyarsız kaldığı meselelerdir.
Yaşadığımız dünya öyle bir dünya ki, var olan zenginliklerin %40’ına toplumun %1’i sahiptir. Necip Fazılın deyimi ile “Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul”… Açlıktan, önlenebilir hastalıklardan ölenlerin ve nüfusun yarından fazlasının 2 dolardan az gelirle yaşadığı bir dünyada Çok net olan bir şeyler vardır; Bir şeyler çok, ama çok yanlış gidiyor. Farkında olalım yada olmayalım, parasal sistem ve dini sistem bu yanlışlığın temel nedenidir.
Ne yazık ki parasal sistem ve dini sistem, genellikle karmaşık ve eğitimi zor olarak algılatılır. Bitmek bilmeyen ekonomik ve dini terimler, insanların anlama çabalarına bir set çektirtir ve caydırır. Fakat gerçekte bu basit bir karmaşık maskeden ibarettir.
Şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.(Nisa 76) Bu şeytani düzen, ancak kendi dostlarını korkutur.(Ali İmran 175) Ekonomi alanında Şeytan, sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder.(Bakara 268) Bu ekonomik ve Dini düzende şeytan  onlara yaptıklarını cazip gösterir.(Enam 43) Bu dini ve ekonomik düzenin devamı için şeytanlar dostlarına, mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar.(Enam 121) Dini hususlarda Kuranı terk ettirerek, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler (gavl/hadis) fısıldarlar. (Enam 112) Bu düzeni işlerini şeytan süslü gösterir. (Nahl 63) Günümüzde İnsanlar şeytanın adımlarını takip etmekteler, edepsizliği ve kötülük tüm dünyaya yayılmaktadır. (Nur 21)
İnsanların katlanmak zorunda olduğu bu felç edici yapılar, gizlenmek üzere tasarlanmıştır. Şeytan ve dostları, insanlara bilmediğimiz şerlerden yaklaşırlar, onları din ile, din motifleriyle aldatırlar. Kimsede doğru yolda olduğuna inan bir insandan daha sapmış olamaz.
O şeytanlar bunları yoldan çıkardıkları halde, bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.Zuhruf 37
Günümüzde kapalı kapılar ardında, hayatımızın politik, finansal, sosyal ve dini öğelerini kontrol eden bir çok grup bulunmaktadır. Bu gurupların altında yatan temel amaçları; kitleleri kontrol eden dini güç ve haksız kar elde etme amaçlarıdır.
Aç gözlülük ve rekabet İnsanoğlunun değişmez davranışlar değildir. Bu değiştirilebileceği için yaratıcı bir takım emirler ile bizleri ıslah etmektedir. Toplum bazında bazı gizli eller(şeytanlar) tamah ve para kıtlığı yaratmakta ve toplumu fakirlik korkusu empoze etmektedir.(Bakara 268) Bunun sonucunda yaşabilmek için Kurtlar sofrası diye isimlendirdiğimiz kavga ortamları oluşmaktadır. Bu ortam insana kötülüğe sevk etmektedir. Bu kötülüğe iten sapkın davranışlar iyiliği yok etmeye yöneliktir.
Yukarıda bahsettiğimiz davranışlar çevre tarafından belirlenir. Bizler hangi ulus içinde doğmuş isek, o ulusun değer yargılarına sahip oluruz. Empoze edilen husus, o yaşadığı ülkenin bir parçası olarak hissetmeleri, doğrusu ve yanlışı ile geleneksel dini değerlere bağlı bir toplum yetişmesi istenmesidir. Bu atalar dinini savunmak ve takip etmek çok tehlikeli bir durumdur.. Sapkın bir toplum, sapkın bir nesil doğurur ve yetiştirir.(bknz. Nuh 27)
Kurulu bir çok düzen, kendi dışında kalan yeni fikirler ile savaşırlar. Ülkeleri yöneten kavmin zenginlikten şımarmış mele-i mütrefleri bu savaşın başını çekerler. İşin aslı, din ile para sahiplerin dayanışmasının görülmesidir. Hakkı tebliğ eden Nebilere karşı gelenler; dönemin Din  adamları ve ülkenin ileri gelen zenginleridir. O ülkenin yönetiminde de din adamları (haman) ve Zenginler (Karun) söz sahibidirler. Kimse bu düzenin bozulmasını istememektedir.
Din adamları halkı uyutup, düzenin bozulmamasından sorumludurlar. Bu Osmanlı, Bizans, Roma vb. eski toplumlardan, günümüzde modern denilen toplumlar içinde geçerlidir. Yozlaşmanın kaynağı kendi toplumumuz içindedir. Bütün uluslar temelde yozlaşmıştır; çünkü var olan kurumları desteklemektedirler. Bu yazıda ulusları yermek yada yüceltmek amacında değiliz; fakat sosyalizim, kominizim, kapitalizm, serbest piyasa gibi tüm sistemler aynı kültürün ürünüdürler. Hepsi temelde yozlaşmışlardır. Sosyal kurumların en temel özelliği kendi varlıklarını korumaktır. Bu kurumlar, şirketler, dini kurumlar işbirliği yaparak esas olan kendi varlıklarının devamlılığına önem verirler. Bir petrol üreticisi, enerji kontrolünün kendi dışında yönetilmesini istemez. Bir din kurumu kendi tekelinde oluşturduğu sisteme muhalif birileri istemez. Her din ve mezhep, bağışlanmanın ve kurtuluşun kendilerinin olduğunu söylerler, karşı gelenler ile mücadele ederler. Bu nedenle bir çok yapı kendi sistemini empoze edebilmek için uğraş veri ve gerekirse savaşır. Bu hem parasal, hem din ve hemde ideolojiler için geçerlidir. Var olmanın gücü para, sürekliğin esası itaattir. Bütün kurumlar tebaa yetiştirirler. Tüm kurumların esası çıkar yani paradır. Devlet yöneticileri hazineyi, din adamları hazineden aldıkları maaşı bırakamazlar. Kendilerini sisteme adamış bir nefer olarak görür ve kurumlarını korurlar.
Fakir biri devamlı çalışmak zorundadır. Zengin mülkünü onunla paylaşamaz. İstenen tek şey karlılığın ve fakir üzerinden kazanılan iltimasın devam etmesidir. Doğal olarak kar bazlı kurumlardan vazgeçmek imkansızdır. Bu husus insanın yaşam mücadelesini tehlikeye atmakla kalmaz, güce dayalı imrendirici maddeci hayat tarzını teşvik eder. Bu tam da “Altta kalanın canı çıksın” mantığıdır.. Bu durum hissettirilmeden ve umursamadan toplu hayatında devam eder.
Bir kurumun var olması için kesin koşul; ya karlılık yada toplumun farkındalığını azaltmak  ve var olan karlılığı devam ettirmek için bilinçsizce işletilen uyuşturucu dini kurumların oluşturulmasıdır.
İnsanların günümüzde düşündüğü tek şey “Benim çıkarım ne” mantığıdır.Bu ortamda; Parasal sistem, Rekabet etmek için, Dini oluşumlar da bir diğerini kötülemek için uğraşacaktır. Bu yüzden insanlar dürüst değildir ve birbirlerine güvenemezler. Parasal sistemde insanlar güvenmek zordur. O insanın tanrısı ”üçün üçüncüsü olan MENAT”’tır. Allah’a güvenmezler, paraya güvenirler. Ahlaklı davranış, Menat’a tapanların dünyasında işlerin doğru gitmeyeceğinin alametidir. Bu sistemde sanayi sektörü İnsana hizmet eden bir sektörden çok, bazılarının müreffeh hayatına hizmet eden ve onların kırıntıları ile tüm insanlığı oyalayan bir yapıdır.
Sanayi sektöründe Ahlaklı olmak çok zordur. Çünkü insan yararına göre tasarlanmamışlardır. İlaç sektörü için hastaya, Din sektörü için eğimsiz koyunlara, seyahat edenler için bozulan araçlara gerek vardır. Yoksa sektör karlılığı devam edemez; sonucunda iş hayatında ilerle olmaz. Sosyal sistem ne olursa olsun, faşist, sosyalist, kapitalist sistemlerin altında yatan mekanizma; para, iş gücü ve rekabettir. İnsanın faydasına dair bir şey yoktur. Ülkelerin çıkarlarını yönlendiren asıl mekanizma, Lat (Allah adına yönetim), Uzza (Güç/siyasal yönetim) ve Menat (parasal yönetim)’dir.
Rekabete dayalı ekonomiler sonunda, kar amaçlı stratejik yozlaşma (mülk-i la yebla), zenginlik üzerine hakimiyet (şecere-i huld), sosyal katmanlaşma (Firavunu sınıflara ayırması), teknolojik duraganlık(Salih amel eksikliği), işgücü suistimali (kölelik) ve zengin elitlerin (mele-i mütreflerin) kontrolündeki hükümet diktatörlüğü ile sonlanmaktadır. Bu da yozlaşma ve zülmü ortaya çıkarmaktadır. Yozlaşma genelde ahlaki çarpıklık olarak tanımlanır. Asıl yozlaşma çok para kazanmak için çevreyi kirletmek, para gücünü kullanarak küçük esnafın yaşamasına müsaade etmemektir. Bu örnek verilenler acımasız ve yanlış bir davranıştır. Ama bir çokları bu durumu görmezler; daha doğrusu görmezden gelirler. İnsan refahı paradan sonra gelmektedir. Bu yozlaşmanın temeli; sadece kendi çıkarını güden tekasürcü/ kapital zihniyetin uydukları/taptıkları MENAT/paraizm’dir. Bu durum farkına varılmadan yayılıp, dallanıp budaklanmaktadır.

1 yorum: