18 Mayıs 2012 Cuma

Mescid-i DIRAR Yapılanmaları

Bu hazırlanan yazıyı, KURANA GÖRE MESCİT çalışmasından sonra okuyunuz.

ضِرَارًا – Dırar - kelimesi darlık, sıkıntı, özür anlamına gelmektedir. Bu kelime, hayır, surur, ferahlık anlamlarının tersi anlamındadır. (bkn. Araf 95) Zillet, Şiddet ve bela anlamında da değildir. (bkn;Bakara 214) Mescid yapılanması, topluma zarar veriyor ise; o edinilen mescid dırardır. Edinilen mescidler mülk tabanlıdır ve  ekonomik boyutludur(Müminun 75). İnşaat malzemesi ile imar edilerek bina edilen Mescid ile alakası yoktur. Mescid-i Dırara yapılanması, bir toplumsal yapılanmanın adıdır.

Mescid-İ Dırar Yapılanmaları

Bu yapılanma, Kur’an’ın ifadeleriyle ‘Şeytan’ın Evliyası’ (7/27,30) ‘Şeytan’ın Orduları’ (42/95), Evliya patentli din tüccarları, Şeytanın özel ekibi (Hizbuşşeytan, 58/19), İblisler, Kahpe Karadul (Örümcek, 29/41) ve Mürşit lakaplı Müşriklerdir. (28-32)

Kuran, Medine’de Şeytanlaşmış bir düzen ile işbirliği yapan münafıkların oluşturduğu bir yapılanmadan bahseder. Tevbe Suresinin 107-109 ayetlerinde bu münafıklar eleştirilir ve edindikleri (e-ha-ze) mescid ‘Mescid-i Dırar’ diye anılır. Bugün Türkiye’deki bütün camiler ‘mescid-i dırar’ yapılanmasındadır; Çünkü ekonomik boyutu nedeni ile Dinin afyon yüzünü yansıtmaktadır. Bu Mescidlerde ifa edilen salat, fakir ve yetimi gözeten bir yapıda değildir. Bu mescidler yani diyanet yapılanması, Maun suresinde eleştirilen salatların/namazların kılındığı yerlerdir. Bu salatlar fakirin hakkını gözeten salat statüsünde değildir. Mescidi Dırar Dini yalanladığı için eleştirilmiş ve Dinin parçalama amacı gütmüştür. Dinlerini oyun ve eğlenceye dönüştürmüş, İçinde eda edilen salatlar gösteri haline getirilmiştir.

Mâûn Suresi -Gördün mü o, dini yalan sayanı?  -İşte odur yetimi itip kakan; -Yoksulu doyurmayı özendirmez o. -Vay haline o namaz kılanların/salat edenleri ki, -Namazlarından/Salatlarında gaflet içindedir onlar! -Riyaya sapandır onlar/gösteriş yaparlar. -Ve onlar, mauna (en küçük yardıma) engel olurlar.

Mescid-i Dırar olayında da Son nebi münafıkların bu mescidi ne amaçla yaptıklarını bilemediğinden olayı hoş görmüştür. Buna karşılık, münafıkların kötü amaçlı oldukları ve oranın bir fesat yuvası olduğu kendisine bizzat Allah tarafından vahiy ile bildirilmiştir. (Tövbe 107, 108)


Mescidlerde yalnız Allaha sığınılır; ibadetlerde,dualara,yakarışlara Allahın dışında varlık karıştırılmaz,Kuransal emre uymamak şirktir, o halde Hz İsa ,Hz Musa,Hz muhammed,Hz ali,Hz ebubekir...vs kimsenin resmi veya sahsa özel ismi asılmamalıdır.

Dinimizde nereye dönersek dönelim ,nerde ibadet edersek edelim, günümüz anlamı ile  Allah’ın anıldığı her yer mescittir.Allah her yerdedir ve şah damarımızdan yakındır.

Rab'bimiz bu evlerde/mescidlerde isminin anılmasına izin vermiştir.

Nûr : 36. Birtakım evler dedir ki, Allah (o evler in) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O'nu (öyle kimseler) tesbih eder ki;

Burada bahsedilen evlerden biride camilerdir.
***

Günümüz Camileri

Yoksulluktan kıvranan bir toplum olmamıza ve yeryüzünde yüz binlerce insan açlıktan ölmesine rağmen, bu camilerin süsü-püsü için milyarlar oluk oluk akarken, hiç kimse bu israfa ve beton binalara yapılan yatırımlara ses çıkarmamakta, camilerde görevli sürüler de bunları onaylamakla kalmayıp, gerçek dinin kitlelere ulaşılması için büyük bir güce sahipken,bu güçlerini şerr ve menfaat için kullanmak amacıyla her türlü şaklabanlığı sergilemekten geri durmamakta,hatta samimi insanlara olmadık iftiralar atmakla günlerini geçirmektedirler.

Böyle açık ve inkar edilemez bir gerçek varken, hala camileri savunmayı, bir züll addediyoruz. Veyl olsun insanlığın hayrına ve yoksulluğun yok edilmesi için çabalamak yerine taş binalara yatırım yapan ve öven zihniyetlere.

***

Günümüzde nifak kurumsallaşmıştır. Fakat bu kurumlar tek çeşit ve tek boyut değildir. Allah Rasulü’nün Medine’sinde çok önemli bir nifak merkezi olarak Mescid-i Dırar inşa edilmişti. Çünkü o gün, Peygamber cemaatinin örgütlenmesi mescid merkezliydi. Günümüzde ise Mescid-i Dırar çeşitlenmiş, değişik isimler ve tabelalar altında yoğun faaliyetlerini sürdürmektedir. Medine münafıkları, zarar vermek, kafirlik yapmak, mü’minler arasına tefrika sokmak, Allah’a ve Rasulü’ne harp açanlara adeta bir üs (gözetleme yeri) sağlamak için ve daha baştan temelleri sırf takva üzere ve Allah için atılan Mescid-i Nebi’ye alternatif olarak bir mescid açmışlardı (Tevbe, 107). Bu hareketleriyle münafıklar yine, iyilikten başka bir şey murad etmediklerine dair yemin ediyorlardı. Her zamanki gibi yine yalan söylüyorlar, asıl olarak kalplerinde bulunan düşmanca kini, intikam alma hesaplarını, Allah’ı, Peygamberi ve mü’minleri aldatma hesaplarını gizliyorlardı. Halbuki onların yaptıkları, Allah’a ve Rasulü’ne harp ilan etmekti. Allah’a ve Rasulü’ne harp açanlar, mü’minleri severler mi? Eğer seviyor görünüyorlarsa, ya onlarınki tam bir münafıklıktır, ya da ‘mü’min’ bilinenlerde, onların sevgisini celbeden bir nifak unsuru vardır.

Peygamber dönemindeki münafıkların mescid-i dırarlarının bugünkü mukabilini keşfetmek için nazarlarımızı illa ki, şu anki mescidler üzerinde yoğunlaştırmamız gerekmiyor. Zira, günümüzde ‘mescid’ Peygamber dönemindeki işlevini -ne yazık ki- yitirmiştir. Dolayısıyla münafıkların en büyük hedefi, alternatif mescidler inşa etmek değildir. Şüphesiz mescidler de belli düzeyde nifaka alet edilmektedir, fakat artık bugün için, mescid-i dırar fonksiyonunu icra eden pek çok kurum vardır. Önemli olan, “zarar vermek, kafirlik yapmak, mü’minler arasına tefrika sokmak, Allah’a ve Rasulü’ne harp açanlara adeta bir üs vazifesi sağlamak” değil midir? Bunu hangi kurum yapıyorsa, orası mescid-i dırar olarak görülmeye namzettir. Günümüzde ‘mescid-i dırar’ fonksiyonunu icra eden kurumlar tıpkı Medine münafıklarının yaptığı gibi, İslam’a karşı bir İslam, Muhammed’e karşı bir muhammed, Kur’an’a karşı bir Kur’an önermektedirler. İslam’ın bir sevgi, saygı, hoşgörü, uzlaşma dini olduğunu yaymakta, bütün münkeratın müslümanlarca hoş görülmesini, marufun da en hafifinden, talep edilmemesini telkin etmektedirler. Kur’an şeriatı artık miadını doldurmuştur, hala 1400 sene öncesinin Kur’an’ına dönmeyi istemek irticadır, gericiliktir; öyle ise, muasır medeniyet seviyesi denen çağcıl değerlere(!) sahip çıkmalı, aklın ışığında ilerlemeli, bilimin, teknolojinin tartışmasız üstünlüğüne inanmalıdır! Aksi taktirde, çağın gerisinde kalırız, gelişip kalkınamayız, ilerleyemeyiz…

Şüphesiz, “mescid-i dırar” tabirindeki mescid kelimesi, münafıkların secde ettikleri anlamına gelmiyor. Zaten Kur’an onların namaza “üşenerek, isteksizce, gönülsüzce” kalktıklarını haber vermektedir (

Peki, münafıklar secde etmedikleri halde, neden ‘mescid’ inşa etmişlerdi? Çünkü o gün İslam’ın merkezi mescid’di. Münafıklar, “düşmanın silahıyla silahlanmışlardı”! Bu şekilde müslümanlarla etkin mücadele verebileceklerini var saymışlardı. Günümüzde müslümanlar, kafirlerin, alternatifini düşünmek zorunda kaldıkları bir ‘mescid’e sahip değiller. Dolayısıyla mescid-i dırar fonksiyonunu her bir kurum işleyebilmektedir. Günümüzde roller değiştiği için, kafirler müslümanlara karşı değil de, çok kere müslümanlar kafirlere karşı yaranma ihtiyacı duymak gibi bir tehlikeye düşmektedirler.

Münafıkın ahlakı tam nifakçadır. Bir konuda münafıkça ahlaka sahip olup da, bir başka konuda müslümanca ahlaka sahip olunamaz. Mesela namaz kılmayan münafıklar aynı zamanda cimridirler de (

Münafıklığın (nifak çıkarmanın) ahiretteki cezası, tıpkı kafirler gibi ebedi cehennemde kalmaktır. Onlar lanetlenmişlerdir (
 

9/Tevbe, 68; 48/Fetih, 6). Orada (cehennemde) kafir dostlarıyla birlikte olacaklar (4/Nisâ, 40; 33/Ahzap, 54), hatta münafıklar kafirlerden daha şiddetli azaba uğratılacaklardır. Çünkü bunlar münafıklıkta çok ileri gitmişlerdir (9/Tevbe, 101). Kur’an münafıkları acı bir cehennem azabının beklediğini, “onları müjdele…” sözleriyle alaycı bir dille haber verir (4/Nisâ, 138). Münafıkların ahirette mü’minlere, “nurunuzdan bir parça alalım!” demelerine karşılık, “arkanıza dönün de kendinize bir nur bulun!” denilerek (57/13), bir anlamda dünyadaki aşağılık alaycı kişiliklerinin karşılığı ödenmiş olacaktır. Kısacası Kur’an, münafıkları cehennemin en alt tabakasına layık görmektedir (Nisâ, 145).
9/Tevbe, 67). Onlardan bir fakir için bir şey istense, “Eğer Allah kereminden bize verirse biz de onlara sadaka veririz, böylece biz de salihlerden oluruz!” diye Allah’a and içerler. Fakat Allah lütfundan onları zengin edince sözlerinden dönerler (9/Tevbe, 76). Çünkü bunlar yalancıdırlar (9/Tevbe, 77). Allah yolunda harcamayı bir angarya sayarlar (9/Tevbe, 98), bir anlamda kafir dostlarının dediği gibi, “Allah’ın dileseydi doyuracağı kimseleri biz mi doyuralım?!” (36/47) demeye getirirler (Bkz. Maun suresi). İşte bu münafıklar Allah’ı unutmuşlar, Allah da onları unutmuştur.
4/Nisâ, 142; ayrıca bkz Maun suresi). Gözümüzün önünde, asık, müstağni suratından mürailik akan, müslümanlar görsün diye mescide geldiği her halinden belli olan bir münafık tipi belirmektedir. Bu çağda münafıklıkların işi biraz daha kolaylaşmıştır. Çünkü şimdinin münafıkları, her gün görünmek zorunda oldukları bir “Muhammed mescidi”yle yüz yüze kalmış değildirler. Günümüz müslümanlık anlayışında, namazı mescidde kılmak diye bir zorunluluk olmadığı gibi (bu tamamen mescidin işlevsizleştirilmesiyle ilgilidir), aslında namaz kılmak diye bir zorunluluk da yoktur! Günümüzde bir insan, namaz kılmadan da pekala ‘müslüman’ olabilmektedir!

1 yorum:


  1. GENELDE TÜM İNSANLIK,ÖZELDE MÜSLÜMANLAR KUŞATILMIŞ HALDELER ŞU ANDA.DOSTUNU DÜŞMANINI BELİRLEKİ HEDEFİNE VARASIN MÜSLÜMAN,KARDEŞİM.https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=174023339715742&id=100013242319421

    http://namenstr8.blogspot.nl/2015/04/islam-devleti-hilafete-giderken_4.html
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=307315053053236&id=100013242319421&pnref=story

    YanıtlaSil