7 Mayıs 2012 Pazartesi

Yeryüzü dini; İSLAM

Dindarlık” ve “Semavi Dinler” kavramlarını duymayan yoktur. Bu kavramlar hem yazılı metinlerde hem günlük konuşmalarda çokça kullanılır. Ancak, “dindarlık” kavramının özellikle ritüeller hususunda hassas olan insanlar tarafından birilerinin tanımlanması bağlamında daha çok kullanıldığını görüyoruz. İnsanlar varlıkları/eşyayı tanımlar ve bu tanımlara göre davranırlar.
Ehli Kitap anlayışları bir bakıma günümüzdeki Müslümanlarınkine benzemektedir. Örneğin; Batı teolojisindeki İsa(as), İslâm’daki Muhammed(as)’e karşılık gelmez. Oğul ve ilah yakıştırması bulunmamaktadır. Ama öğretici olduğu kabulleri vardır ve dinin erbabı kabul edilirler. Kuran buna karşı çıkarak Nebileri ERBAB edinmeyin demektedir.(bkn. Ali İmran 79 ve 80)
İncil de Kur’an’ın karşılığıdır. İllaki bir kıyaslama yapacak olursak şöyle diyebiliriz: Kur’an’ın karşılığı Allah, Sünnetin karşılığı İsa, İslam bilginlerinin toplam karşılığı Papadır. Ancak Papa yanılmaz kabul edildiği için daha çok Şia’daki imamlara karşılık gelir. Alimlerinizi, Nebileri, birbirinizi ERBAB edinmeyin.(bkn,Ali İmran 64,79,80 ve Tevbe 31)
İnsanlığın söyleye geldiği “Semavi Dinler/Kitaplar” ifadesi,
* İslâm; (Muhammedilik/Kur’an),
* Yahudilik(Musevilik/Tevrat) ve
* Hıristiyanlık (Nasara /İsevilik/İncil) ‘dinleri’ için kullanılıyor.
Burada “semavi” kavramıyla dine mistik bir hava veriliyor/verilmek isteniyor. Öyle ki yeri geldiğinde inançlarına göre Gök tanrıya nebileri,alimleri gidip gelmektedir. İnsanlar dine göre seviye seviye ayrılırlar ve kutsanırlar.(tasavvuf) Dolayısıyla din, insanların gündelik hayatlarından çıkıp/çıkarılıp, belli zamanlarda bireysel ya da cemaat halinde yapılan bir ayinler sistemi haline geliyor/getiriliyor. Böyle olunca insanlar, diğer kimseler ve varlıklarla olan ilişkilerini heva ve heveslerine/keyiflerine göre yapıyorlar. Sonra da mistik tatminler amacıyla semadan indirildiğini söyledikleri dinin/“dinlerin” huruç/çıkış yerine yani göklere ulaşmak için, Kur’an’da bildirilen menasik dışında olmadık ayinler icat ediyorlar/bidatler türetiyorlar. Oysa tanımlama ve adlandırmalar kitabi olsaydı böyle olmazdı. “Beşeri dinler” ve “İlahi/vahyi Din/Kitap” tanımıyla ayırım yapılsaydı, daha anlamlı olabilirdi. Çünkü din bir, şeriatlar çeşitlidir…
 “Semavi Dinler” ifadesi ile yukarıda da değindiğimiz gibi seçilen Resullere vahiyle bildirilen mesajlarda anlatılan din kast ediliyor. Evet, bu din Tektir ve başından beri İslam’dır. Yani Âdem’e, İbrahim’e verilen sahifeler ile Musa’ya, Davut’a, İsa’ya ve Muhammed(s)’e vahiy edilen kitapların hepsi bir Dinin/Müslümanlığın mesajlarını taşıyor. Dolayısıyla Allah’ın Müslümanlık olarak adlandırdığı tek Dinin “semavi dinler” adıyla parçalanıp sonra da “dinler turnuvası, festivali, bahçesi, vs” nin yapılması Dinin özüne uygun düşmez. 
 “Dindarlık” kavramına gelirsek;  “dindar” kelimesi sözlük anlamı, “din+dâr” Arapça ve Farsçadan oluşmuş bir kelime, “dâr” ekinin bağlı, uyumlu, yakışık, yaraşır gibi anlamları var. Böyle olunca “dindar” da dine bağlı insan demek olur. Buradan hareketle ‘Allah’a inanmış ve bağlanmış olan kimse’ anlamı da çıkar. “Dindâri” dindarlık; “din-dârâne” ise Allah’a inanmış ve bağlanmış olan kimseye yakışacak şekilde, demektir. Dindar: dinine sıkıca bağlı, mütedeyyin olan; dindarlık ise, dinine sıkıca bağlı olma durumu, demektir.
 Bütün bulardan sonra şöyle bir soru soralım;  İster Ehli Kitap, isterse İslâm toplumunda “Dindar kişi” deyince kafamızda nasıl bir insan canlanır?  Önce kendimize sonra hemen sokağa çıkıp önümüze ilk çıkan insana sorabiliriz. Türkiye’de kendi çevremizde ve Avrupa’da herhangi bir yerde alacağımız cevap büyük bir ihtimalle aynı olacaktır, o da şu: Namazını kılan, oruç tutan, hacca/umreye giden, çok zikir yapan, Mushaf’ı çok okuyup onu hatmeden ya da aksatmadan havra/kilise ayinlerine katılan insan aklımıza gelir. Peki, bu ifadeden böyle insanların evrende özellikle insanlarla ve diğer varlıklarla olan ilişkileri hakkında bir fikir ortaya çıkar mı? Yani Adalet, eşitlik, özgürlük, güven, huzur, paylaşım, cömertlik, kaliteli üretim, ölçülü tüketim, fıtrata uygun eğitim, doğaya saygılı yapılaşma ve yeryüzünün imarı, birbirini adam yerine koymaya yönelik ortak saygı, yalan söylememek, bütün bu olumlulukların tersine ortaya çıkabilecek olumsuzluklara karşı ortak kaygı gibi değerler söz konusu dindarlığın neresinde yer alıyor? Soruyu iyice özelleştirelim: “Dindarlık” terimi yerine her konu ile ilgili bağlamına uygun Kur’an’dan bir kavram kullansak daha açıklayıcı, öğretici ve pratik hayata yönelik bir katkısı olmaz mı?
Bu noktada bazı kavramlara bakıp gündelik hayatta yönelteceği uygulamaları düşünelim. Muhsin; sürekli hayır ve iyilik üreten, muttaki; Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyıp her türlü günahtan kendisini ve etrafındakileri koruyan, muhlis; her türlü inanç, düşünce ve eyleminde içten ve dürüst olan, Muslih; her işini gerektiği gibi yapan ve barış, huzur, güven, kalite, saydamlık gibi değerler için çaba harcayan demektir. Daha çok kavram var(Müslim, mükrimin, mümin, fazıl, münfik, mücahit, mutedil, vb). Örnekleme için bu kadarı yeterlidir. Dikkat edilirse bu kavramlarla tanımlanan insanın gündelik hayatındaki tutum ve davranışlarına vurgu yapılıyor. Elbette menasıkı/ ritüelleri gereği gibi yerine getirmek gereklidir. Sorun, onlarla yetinip dini dar tutmakta; bilerek veya bilmeyerek kendini dinidar yapmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder