4 Haziran 2012 Pazartesi

KURANA GÖRE KIRAAT

Kıraat: Sözün Korunması

Zulmün çığ gibi büyüdüğü ve toplumsal hayatı bir dişi örümcek gibi sardığı bir anda, kurandan kıraat ettiği ayetler ile vicdanından gelen Allah’ın DİRİLTİCİ RUHA kulak veren insan, o sesi takip etmeye devam eder. Çünkü bilir ki, egemenler yönetebilmek için önce kelimelerle oynarlar. Her çağda görülmüştür ki koyu karanlığın sebebi aslında kelimelerin genetiğiyle oynayan egemen zihniyettir. Kıraat işte bu noktada devreye girer.

Doğru kelimeleri, doğru şekilde, doğru yerde kullanma, yönetme ve yönetilmenin temelinde yatan ana sebeplerden biridir. İnsanoğlu kelimelerle inanır, kelimelerle sever, kelimeler hayatının soyutlanmış halidir aslında.

Toplumun ticari ilişkileri ile bireysel ilişkiler ve daha genel olarak insan ilişkileri arasındaki bağlantıyı dil aracılığıyla korumak konusunda, bu dilin kendisi toplumun eseri olduğu ölçüde kolaylığa sahiptir. Sistemin kurulmasında, yönetilmesinde ve devam etmesindeki etkin güç kelimeler, kavramlar ve dildir. Yoksa Adem’e(İnsanoğluna) kelimelerin verilmesi(bkn El-Bakara/37) de bu konuyla ilgili miydi?
***

Kıraat ; Q-R-E kökünde türeme “okumalar, yüklenmeler, söylevler” anlamına gelmektedir. Okumak, incelemek, toplamak, bir araya getirmek anlamlarına gelir. Türkçe’de de kullanılan Karye(toplanılan yer) Karne (belde, yerleşim yeri, sayıların veya insanların toplandığı mekân) bu köktendir.

Muhammed Nebiye  gelen emirlerden birinin, bu kökten olduğunu biliyoruz. İqra!

Daha önce kitap nedir bilmeyen(bkn: Eş-Şuara/52) bir insanın okumaya teşvik edilmeyeceği açıktı. Eve gidip ilk yaptığı iş kütüphane aramak da olmamıştı. O halde neydi bu İqra!

Kelimenin kökündeki aramak, toplamak, bir araya gelmek-getirmek anlamlarından yola çıkarak İqra! Emrine şu manaları verebiliriz: Ara, topla, bir araya getir ve bir araya getirdiklerini haykır/söyle!

Bunu yaparken kelimenin namusunu koru. Kelime oyunlarıyla insanları kandırma. Zira kelimelerle oynamak insanın genetiğiyle oynamaktır. İnsanı tahrif etmektir. Yahudilik ve Hristiyanlık kelime ve kavramların tebdil edilmesiyle tahrif olmamış mıydı?

Kendi elleriyle yazdıklarını bu Allah’tandır diyerek satmadılar mı?(bkn: El-Bakara/79)

Din tüccarlığına soyunanlar biz Allah’tan haber alıyoruz, size bildiriyoruz diyerek bir takım efsunlu sözlerle gözlerimizi boyamadılar mı?

Gerçekleri ağız burun hareketleriyle, demagojiyle, gizleyerek, halktan saklamadılar mı? Kelamı tahrif etmediler mi?(bkn: Nisa/46)

Kıyamdan sonra gelecek kıraat iş bu noktada önemliydi. Ne hakikatleri dile düşüyor ne de hakikatlerin dilden düşmesine müsaade etmiyordu. Açık ve net tahriflere karşı İlahi bir formüldü.

İlk emir dile düşmüş, dilden düşürülmüş hakikatlerin aslını, aslına yakışır bir şekilde duyurmak ve sahiplenmekti.

Ademoğlu rabbinden kelimeleri aldığı gün(Fetelegga ademü min rabbihi kelimat) emaneti yüklenmişti aslında. Ve tarih boyunca gelen mücadele emanetin emin ellerde tahrife uğramadan korunması ve aktarılması meselesiydi.

Toplumsal algılar kelime ve kavramlara yüklediğimiz anlamları değiştiriyor. Kelime ve kavramlarda toplumsal algılar oluşturuyordu. Böylece insanın ve toplumun korunması için kelimenin korunması şarttı.  İslam’ın ilk yıllarında Hafız’ul-Kur’an’lar, kelimelerin namusunu koruyan bekçilerdi. Daha sonra metni, lafzı ezbere okuyan ve manasıyla ilgisini kurmayı düşünmeyen kişiler haline getirildiler.
***

Öyleyse Kıraat, kendi menfaatleri uğruna Adem’e verilen emaneti bozan ve değiştiren elitlere karşı Allah’ın “Kerim, Korunmuş ve tertemizce” inzal ettiği emanetleri haykırma işlemiydi. (bkn: El-Vakıa/77-78-79)

Öyleyse bu emanetin hafızları da kerim, korunmuş ve tertemiz yürekli insanlar olmalıydı. Neyseki alemlerin rabbi kalme ile yazılmışlar ile öğretmektedir. (bkn: Alak/1-5)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder