15 Haziran 2012 Cuma

MİRAÇ EFSANESİ ve MESCİDİ AKSA

Bu yazının müellifi Prof. Dr. Süleyman ATEŞ beyefendidir.

 Cİ’RANE

Kaynaklar, Mescid-i Aksâ’nın, Süleyman Ma’bedi olduğunu söylüyorlarsa da Peygamber Efendimizin döneminde Süleyman Ma’bedi, bir harabeden ibaret olup adı Mescid-i Aksa değildi. 

İsrâ Sûresi’nin 7. âyeti de Mescid’in düşman tarafından harâbedildiğini belirtmektedir. Gerçi âyette Süleyman Ma’bedi, mescid olarak anılmakta ise de Mescid-i Aksa şeklinde özel bir unvanla anılmamaktadır. Kur’ân’da mescid, ma’bed anlamında kullanılmıştır. Bu bakımdan Süleyman Ma’bedi de elbette mescittir. Fakat bu Ma’bed’in, Hz. Peygamber’in yürütüldüğü Mescid-i Aksa olduğuna dair Kur’ânî bir kanıt yoktur.

 Hz. Ömer döneminde Süleyman Ma’bedinin yerine yapılan mescide, Mescid-i Aksa adı verilmiştir. Bu durumda Hz. Peygamber döneminde Mescid-i Aksa olmadığına göre İsrâ Sûresi’nin bu ilk âyetinde sözü edilen Mescid-i Aksâ’nın, Süleyman Ma’bedi’nden ayrı bir mescid olması gerekir.

 Mescid-i Aksâ’nın yeri hakkında iki kaynaktaki rivayete dikkat çekmektedir. Kuran ile uyuşması nedeni ile itibar edilebilir. Bu kaynaklardan biri (Tarih araştırmacısı)Vâkıdî’nin Mağâzîsi, diğeri de Ebû’l-Velîd Ahmed ibn Muhammed el-Ezrakî’nin (ö. 212, 217 veya 219 (v. 250/864))nin, Ahbâru Mekkeadıyla basılan kolleksiyonudur.

 Vâkıdî (130-201/747-823), Hz. Peygamber’in, Zî’1-Ka’de’nin son beş günün­de, Perşembe günü Ci’râne’ye gelip orada onüç gece kaldıktan sonra, karşı yakada bulunan Mescid-i Aksâ’yageçip orada ihrama girdiğini, Resullah’ın namazgahının Ci’râne’deki (Cirane’ye Mekke’ye 29 km uzakta) Mescid-i Aksaolduğunu; Mescid-i Ednâ(Yakın Mescid) adını taşıyan Mescidi ise Kureyşli bir adamın yaptığını; Resulullah’ın, Ci’râne Vâdîsini ihrâmsız geçmediğini yazıyor.

 Ezrakî ise bu konuda şöyle diyor: “Mücâhid’le birlikte Ci’râne’de Vâdî’nin arka tarafından ihrama girmiş olan Muhammed ibn Târik, Hz. Peygamber’in de buradan ihrama girdiğini söylemiş ve demiştir ki:’Ben, Ci’râne’de birlikte ihrama girdiğim Mücâhid bana dedi ki: Mescid-i Aksa, Vâdî’nin öte yakasında, Peygamber’in namaz kıldığı yerdir. BuMescid-i Ednâ(Yakın Mescid) ise Kureyşli bir adamın bir duvar çevirerek yaptığı namazgahtır.

 Bu durumda Mescid-i Aksa, ne Kudüs’teki Süleyman Ma’bedi, ne gökte bir ma’bed’dir. Hz. Peygamber’in, zaman zaman gidip namaz kıldığı, Ci’râne Vadisinde bir namazgahtır. Ci’râne Vâdîsinin Arafat yakınında bulunan kıyısında, bir Kureyşli tarafından yapılan mescide Mescid-i Ednâ, Hz. Peygamber’in namaz kılıp ihrama girdiği namazgahına da Mescid-i Aksadenmiştir.

 Ancak âyette bunun, çevresi mübarek kılınan bir mescid olduğu söyleniyor. Bu bereketlilik sıfatı, Mekke’deki Mescid-i Haram için de kullanılmıştır:

 “Doğrusu insanlara (ma’bed olarak) ilk kurulan ev, Mekke’de olandır. Âlemlere uğur, bereket (mübarek) ve hidâyet kaynağı olarak kurulmuştur.” (Âl-i İmrân: 96)

 Aynı kentte ve Hac Vakfesinin yapıldığı Arafat yöresindeki bir mescid için de bu sıfatın kullanılması gayet doğaldır. Çünkü insanların toplanıp duaya durdukları bu yerde aynı zamanda satıcılar çeşitli ürünler satar, ekonomik bir canlanma, bolluk, bereket olur.

 Eğer Mescidi Aksa, Ci’râne’de, Hz. Peygamber’in, zaman zaman gidip namaz kıldığıyer ise, İsrâ olayı, Hz. Peygamber’in, bir gece, içine düşen güçlü bir arzu ile kalkıp Ci’râne mescidine bedenen gelmesidir. Bu yürüyüşü, Allah’ın içine düşürdüğü arzu ile olduğundan“Allah, kulunu yürüttü” şeklinde ifade edilmiştir. Çünkü O’nun şevkiyle olmuştur. Nitekim yine Allah’ın ilhâmıyla Bedir Savaşına çıkması da “Allah’ın, kendisini evinden çıkardığı” şeklinde ifade edilmiş.

 Enfâl 5de “Nitekim hak uğruna (savaşa gitmek için) Rabbin seni, evinden çıkardı…” buyurulmuştur.

“O, kulunu geceleyin Mescid-i Harâm’dan, Mescid-i Âksâ’ya yürüttü.”söylemiyle, “Rabbin seni evinden çıkardı” söylemi arasında bir fark yoktur.
  Nasıl ikincisi, Peygamber’in, Allah’ın vahiy veya ilhâmıyla evinden çıkıp Bedir’e gittiğini belirtiyorsa, birincisi de Peygamber’in, gecenin bir kısmında Allah’ın ilhamı ve dürtüsüyle Peygamber’in, geceleyin kalkıp Mescid-i Aksa’ya yürüdüğünü belirtiyor.

 İkincisinde nasıl, havada uçurma, kaçırma yoksa, birincisinde de yoktur. Eğer öyle bir şey olsaydı,“Kulunu uçurdu” denilirdi.

 Peygamber Efendimiz, Ci’râne’deki Mescid’e vardıktan sonratıpkı Necm Sûresinin 18. ayetinde

 “Andolsun, onu bir inişinde daha görmüştü; Sidre-tü’l-Müntehâ(uzak ağaç)ın yanında, ki onun yanında oturulacak bahçe vardır. Sidre’yi kaplayan kaplıyordu. (Muhammed’in) Göz(ü) şaşmadı ve azmadı. Andolsun, Rabbinin büyük âyetlerinden bazılarını gördü.”

  âyetlerinde anlatıldığı üzere Hirâ Dağı yakınındaki Sidret’l-Müntehâ’da olağanüstü olaylara şâhid olduğu gibi, bir gece Allah’ın yönlendirmesiyle geldiği bu Ci’râne’deki Mescid-i Aksâ’da da olağanüstü olaylara şâhid olmuştur.

 Nasıl Hz. Peygamber, Hirâ’ya gidiyor idiyse mu’tâdı üzere bir gece Mescid-i Aksâ’ya da gitmiş, işte orada Rabbinin olağanüstü olaylarına şâhid olmuştur.

 Bu durumda Hz. Peygamber’in, Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya gelmesi, normal bedensel bir yürümedir. Mescid-i Aksâ’da gördüğü olağanüstülük ise vahyin ; Yıldızlardan haber almayı umarak peygamber gelmesini bekleyen Yahudi ve hristiyanlarada o yıldızın görünüş zamanını bildirerekte, beklenen peygamberin geldiği haber verilmiştir. Artık o yıldız doğmuştur ve batmaya yüz tutarak “heva” olmuştur.(şira yıldızı (vahyin ilk iniş zamanı) bakınız…)

 Bu Mescid-i Aksa vizyonu, Necm Sûresi’nde belirtilen “Sidretu’l- Müntehâ” vizyonuna çok benzemektedir. Nasıl Hz. Peygamber, Hirâ yöresindeki Sidretu’l-Müntehâ’da “Rabbinin bazı âyetlerini gördü” ise, geceleyin geldiği Mescid-i Aksa’da da “O’nun bazı âyetlerini görmüştür.” Peygamber’in Sidretu’l-Muntehâ’ya ve Mescid-i Aksâ’ya gelişi, bedensel yürümedir, ama oradaki müşahedeleri, ruhsal vizyonlardır. Yani İsrâ ruh ve bedenle yapılan normal yürüme, mi’râc ise ruhsal bir yükselme ve müşahededir. Kur’ân’ın anlattığı bu sade vizyonlar, rivayetlerde efsaneleştirilmiş, aslı olmayan senaryolara temel yapılmıştır.              

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder