25 Haziran 2012 Pazartesi

Sınıflı Yapı ve Ademin iki Oğlu


Yazımıza bir ön bilgilendirme ile başlayalım. Esnaf, kelime anlamı olarak sınıflar anlamına gelir. Bağımsız çalışan, yaptığı iş sermayeden ziyade kol ve beden gücüne dayanan girişimcileri tanımlamak için kullanılır. Küçük ticarethane sahipleri esnaf olarak anılır. Esnaf ile taciri ayırmada temel olarak emek-sermaye yoğunluğu dikkate alınır.

Tâ-Sîn-Mîm BUNLAR, özünde açık olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilahî kitabın mesajlarıdır. Sana Firavun'la Musa arasında geçen olayların bir bölümünü inanmaya eğilimli insanlar için bütün gerçeğiyle anlatacağız. O ülkede Firavun kendini büyüklük duygusuna kaptırmış ve ülke halkını kastlara SINIFLARA AYIRMIŞTI  (Öyle ki,) onlardan bir kısmını iyice hor ve güçsüz görmek istiyor (ve bunun için de) erkek çocuklarını öldürüyor, [yalnız] kadınlarını sağ bırakıyordu: çünkü o, gerçekten de, [yeryüzünde] bozgunculuk çıkarmak isteyen kimselerdendi. Fakat Biz istiyorduk ki, yeryüzünde hor ve güçsüz görülen kimselerden yana çıkalım, onların dinde öncüler olmasını sağlayalım, onları [Firavun'un şeref ve itibarına] varis kılalım. ve onları güvenlik içinde yeryüzünde yerleştirelim; Firavun'u, Hâmân'ı ve onların ordularını da onların eliyle korktukları şeye uğratalım. (Kasas Suresinden)

HAYAT KİTABIMIZ kuranı merkeze alarak yaşadığımız ve tarihsel anlamda yaşanılmış toplum modellerini sosyolojik bir tahlile tabi tutmak gerekirseki; Kuranın nasıl bir toplum modelini öngördüğü ve hangi toplum modelinin karşıtı olduğunu anlayabiliriz. Yukarıdaki ayette de görüldüğü üzere, nebilerin geliş amacının önceliği, Allahın arzında Allaha kafa tutan tağuti otoritelerin, farklı isimler tarafından tanımlanmasına rağmen değişmeyen tek şeyin firavununda kendi toplumunda somutlaştırdığı şekliyle, toplumunu SINIFLARA (ŞİRKE) ayırması , kuranın ilk elden mücadele etmeyi öngördüğü bir toplum modelidir. Bu anlamda kasas suresindeki bu ayetide merkeze alarak çok rahat bir şekilde söyleyebileceğimiz şey, islamın sınıflı bir toplumu şirk toplumu olarak nitelendirmesidir ki , bu mücadelede rabbimiz ezilenlerin mahrumların açların yanında olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

Sınıfsız ve eşit bir toplum, oluşturmayı esas alan tevhid mücadelesi, insanlığın tarihiyle birlikte var olmuştur. Sınıflı (müşrik) toplumlarda var olan eşitsizliklerin ortadan kaldırılması hedefini ifade eden tevhid mücadelesinin önderliğini nebiler yapmıştırlar.

Tarihin başlangıcıyla, ilgili ayetleri bilince çıkarma ameliyesini gerçekleştirdiğimizde, çok rahatlıkla ilk toplumların sınıfız ve tek bir topluluk olduğunu; Ademin iki oğlu ile başlayan mülkü tekeline alma çabası ile ters yüz olduğunu görüyoruz.

Ademin kıssası nasıl insan melikleşme arzusuna  genel bir örnek ise ; Ademin iki oğlu kıssası da melikleşmeye karşı çıkışın ve bu amaçlı çatışmanın ilk vakıasıdır.. Ademoğullarının mücadelesi , tarih boyunca  hep var olan iki zıt kutubun mücadelesidir .

Bu yüzden, insan gibi, diyalektik bir süreç içerir. Çamurla balçık arasında gidip gelmeler gibi. Çelişki adem oğullarının çatışması ve birinin diğreri tarafından öldürülmesiyle başlar. Ademinoğllarının bir yüzü mülkiyetin ortaya çıkmadığı , toplumcu , SOSYAL ADALETE yani Allaha yakın olan kurbana dayalı bir ekonomi politik sistemi temsil etmektedir , Diğeri ise tarıma bireysel mülkiyete , tekelci mülkiyete günümüzün isimlendirmesiyle KAPİTALİST bir ekonomi politiğe dayalı bir sistemi temsil etmektedir.

Ademin oğullarından biri diğerini öldürmüş ve böylece mücadele başlamıştır . Tarih işte bu mücadelenin savaş alanıdır. Kurbana dayalı ekonominin temsilcisi ile, göstermelik kurban barındıran toprak sahibi ile tarafından öldürülmüş. ÜRETİM ARAÇLARI üzerindeki ortak mülkiyet dönemi (yani çobanlık , avcılık , balıkçılık dönemi ) ve kardeşlik ruhu, gerçek inanç sona ermiş; yerine tarıma dayalı ekonomisiyle hilekarlık ve başkalarının hakkına saldırmaktan çekinmeyen ÖZEL MÜLKİYET dönemi başlamıştır. Kurbancı yaklaşım ortadan kalkmış kazanılan malın azını veren ve kurbanı kabul edilmeyen bir anlayış tarih sahnesine çıkmıştır . Ve şu anda da KÂR SİSTEMİ OLARAK SERMAYENİN KENDİNİ TEKRAR ÜRETMESİ OLARAK, NİTELENDİREBİLECEĞİMİZ KAPİTALİST ÜRETİM BİÇİMİ OLARAK SÜRECİ DEVAM ETTİRMEKTEDİR.

Muvahhid dünya görüşüne göre sosyal adalete dayalı toplum modelinden sınıflara, ayrılmış bir toplum modeline evrilmiştir .

Özel mülkiyet , tevhidi olan toplumu ikiye şirke bölmüştü. Zira özel mülkiyet kural haline gelince, hiç kimse gerçekten ihtiyaç duyduğu kadarıyla yetinmemeye başladı artık her olayda, ihtiyaçlarının sınırını belirlemek, bireyin kendisine kalmış bir şeydi . Bu yüzden insanlar ihtiyaç duydukça edinmeyi bir kenara bıraktılar, istedikçe edinmeye başladılar. Oysa İlk aşama ademoğlları kurdukları sisteminde sosyal adalet te insanlar ihtiyaç duydukça balık tutup avlanıyorlardı. Açık ve cömert tabiat , daima emirlerine amadeydi. Emek, sadece ihtiyacın giderilmesi için harcanıyordu . Herkese açık cömert tabiatın , ormanların , denizlerin bolluk saçtığı o günler artık geride kalmış , insanlar tarım ve toprağın kendilerine verebildiği sınırlı lokmanın başına üşüşmüşlerdi .

Bakara suresi 213 ayeti kerime bu anlamda konumuza delil teşkil etmesi açısından , mesajı daha bir anlaşılabilir kılma adına üzerinde düşünülmeye gerek vardır .

İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak (ADALET, EŞİTLİK ) ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun.

Ayette de buyurduğu gibi ilk önce tek olan, avcılıkla geçinen herkesin ekip biçtiği, bir nebze imece usulü yaşanılan bir topluma benzeşen ilk insanlık ailesi, ademin iki oğlu olarak hikayeleşen şekliyle mülkle imtihan edilmenin sonucu olarak, ademin bir oğlunun zorbalığına sahne olan kardeşini öldürmesi sonucu ilk kanın akmasıyla TEVHİD VE ŞİRKİN mücadelesi de başlanmış oluyordu .

Bundan sonradır ki her gelen nebi, bu tekasürcü zihniyet sınıfın önderlerine karşılık sınıfız , paylaşmaya bölüşmeye dayalı yani kurban ve ahiret bilinciyle kuşanmış bireylerin oluşturduğu sınıfız toplumu hedefleyerek insanları karanlıklardan aydınlığa çağırmıştır .

Şimdi bu ayetleri ve tarihi verileri yok sayarak İslamilik iddeasında bulunan ve bugünkü yaşadığımız çağda sınıflı (ŞİRK) toplumunun devam etmesinde kendince dini argümanlara sığınarak , tarihi çelişki olan ezen ezilen, mustazaf , müstekbir köle efendi mücadelesinde yoksulluğu , açlığı, mahrum bırakılmışlığı insanların KADERİ diye sunan DİN diye algılanmasına yol açan BELAMLARIN, sosyal adeleti savunan muvahhid müslümanları beşeri izmlerin kalıplarına giydirmeye ve böylelikle verilmek istenen mesajı insanların algılamasına dönük çabalarına bir engel oluşturma çabaları , en basitinden cahillik değilse bilinçli olarak dini tahrif etmedir .

Bu mücadele yeni değilki biz başka düşünce ekollerinden öğrenelim. Aksine başka düşünce ekolleri bunu islamdan öğrenmişler ve öğreniyorlar .

Eşitlik, adalet , kardeşlik , metanın put edinilmesi (üçüncüsü olan Menat), biriktirme yarışı bunlar objektif düşünen ve kuranı bir defa eline alıp okuyan her bireyinde hakkını teslim edeceği bir durumdur.

Ama kuranı hiç düşünmemiş veya saltanatın, gücün gözüyle okuyan bir birey zaten bu ayetleri kuranda görmeyecektir. Görsede nesh teorisiyle yürürlükten kaldırılmış veyahut bunlar bizim için değil yahudi ve hristyanlar için indirilmiş ayetlerdir diyecektir. Bir bütün olarak nebilerin hayatını, yaşayan kuran olarak kuranı örneklendirme anlamında yaşayıp gittiğini ve tarihin, o nebilerin hayatını, saf temiz ve o gıpta edilecek yaşantısını bugüne kadar dilden dile, kitaplara da yazılarak getirdiğini, kendisine yabancılaşmamış her bir müslümanında bu örnekliğe göre hayatını idame ettirmesi gerektiği, gerçeğini yok sayamamayacağını bilmesi gerekir .

Çünkü o iddaa ettikleri -izmler'in önderleri olmadan rabbimiz hayata,  gönderdiği mesajlar ile müdahele etti. Bu söylemleri hem dillendirip, hemde açların yoksulların safında mücadele etmeye davet etti insanları. Kendiside bu savaşta onların safında yer tuttuğunu söyledi. Yani Rezzak olan ALLAH, bu savaşta yoksulların yanında oldu. Kavmin şımarmış zenginlerin yanında değil .

Demek ki yukarda ki konumuza giriş olarak aldığımız ayettede görüldüğü üzere YOKSULLUĞUN BİR KADER VE İMTİHAN DEĞİL , tam tersi RABBİMİZİN RAZI OLMADIĞI VE YERYÜZÜNDEN SİLİNİP ATILMASINI İSTEDİĞİ BİR DURUM , OLDUĞU GÖRÜLÜYOR .

Bununla beraber islamın öngördüğü ama tarihsel süreç içerisinde yenilgiye uğramışlığın getirdiği ve , dini anlayışta yok sayılmaya yüz tutan söylemlerin , islami olmayan ama evrensel vicdanın sesi olarak fıtratının isyan ettiği ,duruş ve söylem geliştiren kişilerden gruplardan ortak değerler adına düşünsel ve pratik anlamda beraberlik oluşturulması , kompleks bir durum olarak ta algılanmaması gerekir .

Bize de bugün düşen , yaşadığımız çağı bu bilinçle tekrar gözden geçirip mustazaf - müstekbir , ezen ezilen safında ezilenlerin , adalet ve özgürlük isteyen , boyunduruk altına alınmış , ALLAHTAN BAŞKASINA KARŞI SORUMLU OLMAMASI GEREKEN SINIFLARIN yanında rabbimizin hayat rehberi olarak indirdiği kuranın yol göstericiliğinde tekrar tarih sahnesinde yerimizi almamızdır .

Bilince çıkarılması gereken en önemli şey insanlığı bir bütün olarak cehennem çukuruna doğru yol tutturan küresel kapitalist gerçeği tanımlama ve çözümleme ameliyesinin gerçekleştirilmesidir. Çünkü klasik dindar zihin yaşadığı çağın farkında değildir . Dolayısıyla tanımadığı , bilmediği bir şeyi kavramsal temellerde tanımlaması ve karşı duruş geliştirmesi de mümkün olmamaktadır.

Bu bağlamda Ademin iki oğlu kıssası ile başlayan TEVHİD VE ŞİRK MÜCADELESİ GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA SOSYAL ADALET VE KAPİTALİST ÜRETİM BİÇİMİ OLARAK DEVAM EDİYOR . Onun içindir ki kapitalist olguyu gündemde tutmalı ve net tanımını yapmalıyız.

Kapitalizmi anlamak demek bir üretim tarzı olarak işleyiş biçimini anlamaktır . Kapitalizm sermaye düzeni demek ama bu düzenin nasıl işlediği konusunda klasik dindar zihniyet tamamen olayın dışındadır yani tarih dışı olmuştur . Fiziksel olarak bu çağda olmakla beraber zihinsel olarak tarihin belirli bir çağında yaşıyordur. Eğer onun dünyasına inip iletişim kurmak istersek tarihten , menkıbeden kendisini kuşatan gerçeklikten azade bir şekilde farklı bir dil kullanmalıyız . Çünkü kendi gerçekliğinin ve yaşanılan güncelin farkında değildir , farkındalığını yitirmiştir , kendine YABANCILAŞMIŞTIR . Bunun içindirki eğer gerçek anlamda islama kendini izafe etme durumundaysa bu zihin sahibi birey , Allah ‘ın resulleri gönderiş amacının hayata tarihe müdahele olduğunuda az çok bilmesi gerekir . Kendi çağını bilmeyen nasıl müdahele edecek zulüm ve şirk çağına ?

Nasıl değiştirip dönüştürecek vahyi doğrular adına yok oluşa doğru sürüklenen , kimse yok mu ? diyen insanlık ailesini. Bunun için klasik dindar zihniyet çok boyutlu düşünsel bir devrim gerçekleştirmelidir kendi içinde. Aksi mevcut verili dünyada gözüktüğü üzere zillet halinin devamından başkası olmayacaktır . Kuranın diliyle BİR TOPLUM KENDİNİ DEĞİŞTİRMEDİKÇE ALLAHTA ONLARI DEĞİŞTİRMEYECEKTİR.

Maalesef bu durumda kalan birey yaşamlarının her anını ,her veçhesini belirleyip biçimlendiren kapitalist sistem hakkında pek birşey bilmeden yaşayıp gidiyor . İnsan soyu kendi maddi yaşam koşullarını üretebilen , bir yapıdadır. İnsanların kendi hayatlarını kolaylaştırmak için ürettiği yaşam araçları onu üreten İNSANA HÜKMEDER duruma gelebilmiştir maalesef! Kuranın tabiriyle kendi elleriyle yaptığına uyuyorlar / tapıyor . Dolayısıyla insanın kendi ellerinin yaptığı , kendi emeğinin ürünü ONUN PUTU haline dönüşebiliyor. İnsanın kendini gerçekleştirmek , inşa etmek için ürettiği şeyler ona yabancılaşabiliyor , dahası ona tahakküm eden bir olgu oluyor .

Öyleyse toplumsal gerçeklik ancak bir  değiştirme dönüştürme çabasıyla anlaşılabilir .

BU bağlamda özellikle sınıf çelişkisini bilince çıkarmak gerekir, en somut şekliyle görüldüğü ve yaşanıldığı üzere. Kapitalist üretim tarzında temel üretici sınıf olan işçi sınıfı , hem üretmek hemde yaşamak için gerekli araçlardan yoksun bırakılmış durumdadır . Bu yüzden kapitalist üretim tarzının üretici sınıfı olan alttakiler geniş bir halk kesimi , özelde işçi sınıfı diye tanımlanan kesim , yaşamını sürdürebilmek için sahip olduğu yegane şey , olan çalışma gücünü , emeğini , ÜRETİM VE TÜKETİM araçlarının sahibi olan , kapitalist sınıfa satmak zorundadır . Bununla beraber kapitalist üretim tarzının karakterinden ötürü , her zaman emeğini satabilmeside kesin değildir. Zira onun yerine aday işsizler ordusundan , binlerce kişi sıra beklemektedir. Bu iki sınıfın arasında kalan ise esnaf sınıfıdır.

Dolayısıyla kapitalist üretim sürecinin bir unsurunu , MÜLKSÜZLEŞMİŞ mustazaf (zayıf bırakılmış )sınıf oluştururken , karşı kutupta da ÜRETİM VE TÜKETİM ARAÇLARIN 'ın özel mülkiyetine sahip olan ve her zaman toplumda bir azınlık olan , müstekbir ( Aslen büyük olmadığı halde kendini büyük sanan kişi) kapitalist sınıf yer alır .

BU zulüm düzeninin devam etmesi , zora dayalı veyahut ezilenlerin hayatı müstekbirin gözüyle okuması sonucu olurki , zora dayalı yapı büyük bir yekun tutar . Geçmişin tabiriyle kılıcın zoruyla itaat ettirilir insanlar . Çünkü bu zulüm düzenini ancak öyle ayakta tutabilirsin , kendiliğinden insanın fıtratına aykırı olduğu için ayakta kalması neredeyse imkansızdır.

Günümüzde daha çok yasallık , "hukuk" adı altında korunma ve güvence altına alınmaktadır mevcut sömürü düzeni, Devlet, siyaset , hukuk ve bütün bunları meşrulaştıran egemen ideoloji kendi ülkemiz açısından isimlendirirsek kemalist ideoloji olarak vücud bulmuştur. Başka yerlerde de farklı isimlendirmeyle devam etmektedir.

Geleneksel samiri zihniyetli dindarla , modern seküler , heva ve hevesini ilah edinmiş güruh bu mevcut zulüm çarkının devamını samiri zihniyetliler KADER ,İMTİHAN diye dillendirirken , ikinci seküler tipler ise olağan ve hukuki saymaktadır . Bu birliktelikleri farklı düşünceye sahip olmalarına rağmen aynı havuzda birikmeleri ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Velhasılı kapitalist üretim tarzında işçi sınıfı kendi eseri olan, bizzat kendisinin ürettiği zenginlik tarafından SÖMÜRÜLÜYOR , KÖLELEŞTİRİLİYOR . Bu yaman çelişki de insanı kahrediyor .

Sermaye sahipleri senin cebindekini alıyor , bir şey demek istersen itiraz anlamında bu sefer zorun sahipleri yani militarist (askeri ) güç geliyor kafanı kaldırırsan seni hayattan silerim diyor , kara kara düşünüp acaba bana kim gelip yardım edecek diye düşünürken BELAM kılıklı allahın dinini az paha karşılığı , ( mevki,para kariyer )satan hoca , molla din adına konuşan gelip sana bu yaşadıklarının bir kader ve imtihan olduğunu söyleyip başının daha da öne eğilmesine neden oluyor. Bu teslis , üçleme üzerine kurulmuş zulmü durduracak birey ve topluluklarda , resullerin yolunu izleyen hayatı ve kitabı bir bütün olarak kavrayan ve bu bilinçle vahyi ilkelerden yola çıkarak hayata adalet , eşitlik ,özgürlük , kardeşlik temelleri üzere müdahil olan ve bu yolda sabır ve sebat gösteren mümin şahsiyetler olabilir.

Yoksa şöyle hayal edin önüne çıkan her şeyi tahrip ederek biçen , güçlü ve esnek , acayip bir makina hayal edin .

Tıpkı modern tarım makinaları gibi devasa ve hareket halinde birşey. Ama çok daha karmaşık ve güçlü . Bu dehşet verici makinanın açık bir arazi üzerinde hareket halinde olduğunu , bilinen sınırları hiçe sayarak ilerlediğini düşünün, birbirinden çitlerle ayrılmış tarlaları büyük bir hızla , neşeli ve kayıtsızlık içinde ve korku saçarak yarıp geçiyor. Makina , ilerledikçe muazzam bir servet kaybı yaratıyor ve ardında büyük bir ENKAZ(Çevre Felaketleri) bırakarak yoluna devam ediyor . İşte bu modern kapitalist üretim tarzıdır . Ve insanları büyük bir yok oluşa dünyada açlık , ahlaki yozlaşma , ona eşlik eden çevre tahrifatı , ahiret te ise cehenneme götürüyor .

Bu bağlamda klasik dindarın yardımseverlik çabası olarak nitelendirdiği çabaları önemsemekle beraber, kapitalizmi tanımaksızın, insanlar’a yardım konusunda çaba içerisinde olmak , eğer belli bir amaca mevcut sömürü çarkını anlamaya da aynı zamanda denk gelmeyecekse kapitalizmin daha da kalıcı hale dönüşmesinden farklı bir şey olmayacaktır gelinen süreç. Kapitalizm aynı anda hem yoksulluk, hem de zenginlik üretmeye mahkûmdur. Zira, bir sömürü metabolizması gibi işliyor. Böylesi bir dünya’da, yoksullukla mücadele etmek isteyenler, gerçekten samimi bir niyet taşıyorlarsa, sorunların kökenine inmek ve mülkiyet ilişkilerini, üretim ilişkilerini tartışmak durumundadırlar. Aksi halde, hayırseverlik, pek de insânî olmayan insânî yardım türü söylemler ve araçlarla seyirciyi oyalamak olabilir. Ama, sorunları daha da büyütmek pahasına. Aslında genel bir çerçevede ‘yardımseverlik’, son tahlilde kötülükleri üreten sosyal ilişkiler bütününü meşrulaştırmaya, dolayısıyla ‘yeniden üretmeye’, yarayabilir eğer yaşadığın şirk toplumunun farkında değilsen ve onu değiştirip dönüştürme çabası içinde değilsen vesselam .

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder