12 Temmuz 2012 Perşembe

ÇAĞDAŞ ZIHAR



Zıhar, cahiliye Araplarının yanlış geleneklerinden biriydi. İslam, devlet haline geldikten, toplumu sosyal, siyasal, kültürel olarak da kucakladıktan sonra, bir süreç içerisinde zıhar gibi yanlış gelenekler bir bir düzeltilmeye çalışıldı. Erkekler, kadınlar üzerindeki egemenliklerini bu tür yanlış geleneklerle biraz daha pekiştiriyorlardı. Cahiliyede erkek kadının mutlak hakimiydi. Bazı seçkin aileler hariç kadınların hemen hepsinin konumu birbirine benzedi. Sosyal ve politik anlamda herhangi bir statüleri söz konusu değildi. Bu anlamda bir koca olan erkek, bir eş olan kadın üzerinde de her türlü otoriteye sahipti. Onu istediği zaman boşayabilir. Erkeğin kadınını boşamasının bir çok yolu vardı. Zıhar da onlardan biriydi. "Anamın sırtı gibisin" demesi ondan boş olması için yetiyordu. Hem de geri dönülmez bir şekilde. Günümüzde bu boşamanın bir versiyonu olarak algılayabileceğimiz, "üçten dokuza boş ol" ifadesi de geri dönülmesi mümkün olmayan bir boşama şekli olarak uygulana gelmekte. 

Cahiliye Arapları eşlerine, "anamın sırtı gibisin", günümüze uyarlayarak söyleyecek olursak, "avradım anam olsun" dediklerinde kendi geleneklerine göre karılarından otomatik olarak boşanmış sayılıyorlardı. Kur'an'ı Kerim bu anlayışın yanlışlığını "zıhar yaptığınız, eşlerinizi, sizin analarınız yapmadı" ifadesiyle ortaya koyuyor. Böyle demekle eşin boş olmayacağını, bunu bir yemin şeklinde ortaya koyarak eşini boşamaya kalkanların ve bu amaçla, bu ifadeyi ağzına alanlara; bir köle azad etme, veya aralıksız 60 gün oruç tutma, veya buna güç yetiremezse 60 fakiri doyurma yükümlülüğü getiriyordu. 

"Sizden kadınlara zıhar edenler, bilmelidirler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Onlar çirkin ve yalan olan bir söz söylüyorlar. Bununla beraber Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. Kadınlara zıhar edip sonra söylediklerine dönenler karılarıyla temastan önce bir köleyi hürriyete kavuşturmalıdırlar. Size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızı haber almaktadır. Buna imkan bulamayan temaslarından önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen altmış fakiri doyurmalıdır. Allah'a ve elçisine inanmanız için bu hükümler konmuştur. Bunlar Allah'ın sınırlardır. Kafirler için acı bir azap vardır." (58/ 2-4). 

Avradım anam olsun diyenlere Kur'an'ın cevabı böyle . Bu cevap onların tutumlarını onaylayan bir cevap değil, tam tersine bu tutumlarının sonucu olarak onlara çeşitli müeyyideler getiren bir cevap. Bu gelenek (zıhar geleneği), bugün bu haliyle tarihe karışmış durumda. Yeryüzünün herhangi bir yerinde uygulaması yok. Kur'an'ın yukarıdaki emirleriyle tamamen yasaklanmış, uygulayanlara da yukarıdaki yaptırımlar getirilmiş. Bu gelenek tarihin çöplüğüne atılmış ama, günümüzde dünyanın başka bölgelerinde var mı bilmiyoruz ama Türkiye'de bu ifade tersinden yeniden kurularak ihya edilmiş halde. 

Kültürlü- kültürsüz birçok Anadolu yiğidinin ağzından düşmüyor. Cahiliye Araplarının " avradım anam olsun" anlamında kullandıkları ve zıhar diye isimlendirilen bu söz, bugün "anam avradım olsun" şeklinde dillerimizde dolaşıyor. Bu ifadeyi, hem bir yemin olarak kullanıyoruz, hem de "sözün gelişi olarak, veya espri kabilinden. "Avradım anam olsun" anlamına gelen söz, Kur'an tarafından "çirkin bir söz" olarak kabul edilerek cezalandırılmış. Acaba "ana, avrat" olunca bu sözün herhangi bir müeyyidesi yok mudur? Veya bu söz bir yemin olarak kullanılsa da uygun bir söz müdür? "Avradının anası olması" ile, "anasının avradı olması" arasında ne fark vardır? Birisinin cahiliye Araplarının bir geleneği, diğerinin günümüz cahiliyesinin geleneği olmasının dışında ne fark vardır. Cahiliye Araplarınca söylenen bir söz, "çirkin bir söz" oluyorken, o sözün bir benzeri, günümüz cahiliyesince söylendiği zaman, niçin "çirkin bir söz" olarak kabul edilmiyor. Sözün çirkinliğini, helalliğini, haramlığını zaman değiştiriyor mu? Yoksa "zaman aşımı" denilen şey bu sözü de "meşru bir söz" durumuna mı getirmiş? Toplum olarak, dilimize geleni konuşmakla ünlüyüz. Bu yüzden nice "devlet büyüğümüzün" başı yanmıştır da biz dilimize geleni söylemekten vaz geçmemişizdir. 

Söylediğimiz sözlerin hangi anlama geldiğini veya hangi anlama gelmediğini ölçüp tartma gibi bir alışkanlığımız yok. Sözümüz kalp mi kırar, kafa mı yarar, pek düşünmeyiz. Bu sözleri inançlarımızla ilgili olup olmaması da pek farketmiyor. "Anam avradım olsun ki şu işi yapmam" diyoruz veya "şu işi yaparsam anam avradım olsun" diyoruz. Bunu çok zaman bir yemin ve söz verme anlamında kullanıyoruz. Bu sözü böyle uluorta kullanıyoruz da acaba, sözün gerisini getiriyor muyuz? "Yaparsam anam avradım olsun" dediğimiz şeyi yaptığımızda, gerçekten "anamız avradımız oluyor mu? Sözümüzü yediğimiz zaman, hangi müeyyideyi uyguluyoruz.

 Dilin yalama olması veya uluorta konuşmuş olmak, acaba konuşanı sorumluluktan kurtarıyor mu?

 "Avradın, ana olması"nın, köleyi, hürriyete kavuşturmak, üst üste altmış gün oruç tutmak, veya altmış fakiri doyurmak gibi müeyyideleri varken, üstelik bu söz çirkin bir söz olarak kabul edilirken ve "avradın ana olmadığı" vurgulanırken, "avradın, ana olması" durumunda, dilin yalama olması söyleyeni kurtaracak mıdır. O insan herhangi bir müeyyide (yaptırım) ile karşı karşıya kalmayacak mıdır? En önemlisi de, bu sözü söyleyenin, içinde bir pişmanlık duyup duymadığı, bu sözü "çirkin bir söz" olarak kabul edip etmediğidir. "Anam avradım olsun" sözü, elbette yanlış tek geleneğimiz, yanlış olarak telleffuz ettiğimiz tek sözümüz değil. Böyle nice yanlışlarla iç içe yaşıyoruz da kılımız bile kıpırdamıyor. Bu ifade karşısındaki tutumumuz, bizim kendimize ve değerlerimize nasıl baktığımızın ipuçlarını verecektir. Kendimizi bir muhasebeye çekelim, konuştuğumuz, sözcüklerin veya kavramların kaçının anlamını bilerek konuşuyoruz. En önemlisi de söylediğimiz sözlerin ne kadar peşinde olduğumuzdur, konuştuklarımız, yaşadıklarımızla ve inandıklarımızla ne kadar örtüşmektedir. Sözlerimiz ayrı bir kültürün, amellerimiz ayrı bir kültürün, tezahürüyse biz kendimizi ne ile isimlendiririz söyler misiniz? Zıhar konusu ayrıca, ağzımızdan çıkan sözlerin, "laf olsun" "şaka olsun" için söylemiş de olsak bize bir sorumluluk getirdiği, bu sorumluluğun da mutlaka bir bedeli olduğunu hatırlatan ilginç bir örnektir. Özellikle hem dilin, hem de kelimelerin yalama olduğu günümüz için bu örnek çok daha anlamlıdır. 

Elbette anlayana. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder