10 Temmuz 2012 Salı

Gelenekçilere Mealcilerden Cevaptır


Günümüzde DİNİN KAYNAK OLARAK KURAN YETERLDİR diyen kesim, gelenekçi yobazlar tarafından; “geleneksel bilgilerden bihaber”, “cahil”, “sahtekâr”, “tepkisel”, “reddiyeci”, “meal dışında herhangi bir kitap veya dini metin okumayan veya okunmasını istemeyen” önyargılı bir topluluk olarak betimlenmiş, haksız, yanlı, yanlış, incitici, dışlayıcı, küçümseyici ve “itibarsızlaştırıcı” bir dil kullanılmakta olup, bununla da kalınmayarak bu incitici ve dışlayıcı dil bir yargı ve kanaat olarak da ifade edilmektedir. Bu yazımız, “Mealcilik” olgusunun ne olduğu konusunda tarihe bir not düşmüş olunacaktır. Bilindiği gibi 70’li ve 80’li yıllar, Anadolu insanın siyasi ve kültürel açıdan bilinçlenip geliştiği altın yıllardır. Şu anki mevcut kültürel ve siyasi kazanımların temelleri o yıllarda atılmıştı.

Günümüzde mealciler, -bir çok yaftalarla suçlansalar da- ortak Kuran çalışmalarına başlamışlardı. Bir müddet sonra bu çalışmalar, “Allah bizden ne istiyor?” sorusunun yönlendirmesiyle Kur’an/Meal ağırlıklı olarak devam etmeye başladı. İşte bu çalışmalar, Kur’an ile ilgili nerede hangi kitap, hangi makale, hangi tez, hangi çalışma varsa hepsinin didik didik araştırılıp okunmasına ve tartışılmasına da sebep olmaktadır. Artık yayınlanan makalelere baktığımızda (Bu site de dahil)  Kur’an’a göre;Salat, Kur’an’a göre; Tespih, Kur’an’a göre; hayat, Kur’an’a göre; din, Kur’an’a göre; devlet, Kur’an’a göre; ibadet, Kur’an’a göre;….. tanımlamaları telaffuz edilmeye başlanmıştır. Bunların içlerinin ne kadar doldurulduğu veya ne kadar isabet ettikleri ayrı bir tartışma konusu ancak, bu çalışma ve değerlendirmeler Kurana dönüşün bir habercisidir

Gelenekçilerin Mealcilere ithamları:

- Gelenekçilerin okudukları Mealci diye itham ettikleri bir çok yazı ve makale, öncesi sonrası eleştirilen terimlerin hakikati göz önünde bulundurulmadan yapılmış.

- Bu insanlar “gerçekten ne demek istiyorlardı” diyerek önce anlamak, sonra yargılamak gerekirken, konu önyargılı bir şekilde ele alınmış ve bu peşin hükümlülük çerçevesinde eleştiriler yapılmaktadır.

 - Arapçanın sadece İlahiyat ve molla dershanelerinde öğrenilebileceğini sanan bu zümreler, “Mealci” dedikleri kesimi Arapça bilmemek ile yargılamaktadırlar. Fakat fark etmedikleri ise yazdıkları mealleri Arapça bilen birisinin yazmasıdır. Kavramsal hata varsa, bu meali yazan şahıslara aittir. Ebu Leheb’in bir arap olması, Kuranla savaşanların ilkinin arap ordularının olması, İslam ana hususun Arapça değil, Bir anlayış (iman) sorunu olduğunu ortaya koymaktadır.

- Mealci dene kesim, Kur’an dışı bir metni hiçbir zaman Kur’an ile eşdeğer görmemiştir. Ki zaten ana sorunda iman konusu olan kitaba eşler koşulmasıdır.

- Resulün örnekliği konusunda geleneksel kesimden farklı düşünmekle birlikte hiçbir zaman Resul’süz bir Kur’an ve örnekliği olmayan bir (İbrahim ve beraberindekiler) Resul algılaması söz konusu değilken, Gelenekçiler, ısrarla Resul’ü dışlayan bir algılama içinde bulunduğunu ifade etmektedirler.

- Gelenekçiler, objektiflikten ve akademik dürüstlükten uzak olmalarının yanı sıra, sürekli bir niyet okuma gayreti içindedirler.

Mealciler diye isimlendirdikleri kesimden. Her birinin kendine özgü bir hikâyesi vardır. Bu müslüman insanların “geleneksel kültürden bihaber oldukları” veya “meallerin taşıdığı zaaflardan habersiz oldukları” iddiaları da gerçeği yansıtmamaktadır. Bu insanlar meal okumaya bir sabah kalkıp “artık meal okuyalım” diyerek başlamamışlar; aksine, uzun denilebilecek bir süreç sonrasında, birçok tecrübeden Tek Kuran fikrine  gelmişlerdir. Daha önce Türkçe’deki hemen hemen bütün ilgili metinleri (tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf, edebiyat, tarih vs) okuyarak, (bazıları ilgili bazı Arapça ve İngilizce kaynaklara da göz atarak) öncelikle Kur’an’a yönelinmesi gerektiği kanaatine varmışlardır. Bu sonuca bir birinden farksız ortamlarda birbirinden habersiz olarak ulaşmış ve halende bir çok kanal ile ulaşmaktadırlar..

Bu linç edilmeye çalışılan kesim, Kur’an ifadesini veya “Kur’an okuyun” ifadesini kullanmış veya kullanıyor olmaları mealleri Kur’an olarak algıladıkları şekinde yorumlamak doğru değildir. Elbette meallerdeki zaaf ve sıkıntıların farkındadırlar. Bunun bir yansıması olarak Bir çok site ve dergilerde örnek meal ve tefsir denemeleri yapmaktadırlar.

Müslüman veya değil insanların Kuran meali okuması gerçekten zararlı bir şey midir? Kuran’ı mealleri veya orijinali ile anlamaya çalışmak nasıl zararlı bir çaba olabilir? Bu konunun üzerinde önemle düşünmek gerekir. İnsanları Kur’an’dan veya mealinden uzak tutmanın, onlara dini anlamda ne tür yararı olacaktır, acaba gelenekçiler bu konuda hiç kafa yormuş mudur? Ayrıca bu insanlar, “insanların ellerine mealler tutuşturulurken” “bu mealler Kur’an’ın aynısıdır, bütün hata, yanlış ve eksiklikten münezzehtir” mi demektedirler ki mealleri Kur’an ile eşitlemiş olsunlar.

Dürüst olalım her âlim okuduğu metinden aynı şeyi mi anlıyor. Yaşadığı şartların, mezhebinin, meşrebinin etkisiyle, bazen aynı mezhep içerisinde bile bir ayet için onlarca, yüzlerce vs farklı görüş ortaya atılmıyor mu? Tarihe baktığınızda ne zaman sadece tek tip bir anlayış olmuştur. Beyinlerin sınırlandığı, soru sormanın, düşünüp akletmenin yasaklandığı dönemlerde bile bu mümkün olmuş mudur ki günümüzde olsun? Dürüst olursak, “ne kadar insan varsa o kadar da görüş vardır” sözünün bir gerçeklik payı yok mudur? Özellikle geçmişte ve günümüzde okumuş yazmış insanlar için bu daha bir gerçek değil midir? O zaman neyin tartışmasını yapıyoruz? Yapılması gereken Kur’an’ı nasıl doğru anlarızın yöntem ve metodolojisini geliştirmek, bunu yaparken de insanları, inanan inanmayan diye ayırmadan, onları, Kur’an’ın anlam dünyasına çekmek olmalı değil midir?


Şu bir gerçektir ki Son Nebinden günümüze kadar bir medeniyet veya devlet/yönetim inşa edilirken Kur’an’ın devre dışı bırakıldığıdır. Emeviler, Abbasiler, Fatimiler,  Fatimiler, veya Osmanlılarlardan Hangisi “Kur’an nasıl bir medeniyet, nasıl bir yönetim ve ekonomik model öneriyor?” diyerek sorular sordular da, bu soruların cevaplarına göre bir sistem oluşturdular.
 İnsan –insan ve insan-toplum ilişkilerinde veya diğer sorunlarda Kur’an veya Kur’an’ın temel ilkelerinin esas alındığını kim söyleyebilir? Tüm bunlar oluşmuş alışkanlıklara göre gelenek çerçevesinde, geleneksel yaşamın bir devamı olarak ortaya çıkmadı mı?.

 “Geleneğin kendisi Kur’an’dır “deniyorsa o zaman biz daha çok konuşmaya devam ederiz.

1 yorum: