16 Temmuz 2012 Pazartesi

Hangi İslamcılık

 


Sofra İslamcılığı mı?, Statükocu Kapitalist İslamcılık mı?

Mevcut olan bir durumu korumak anlamına gelen "statüko" toplum algılarının en belirgin kalıtsal hastalığı olarak da tanımlanabilir. Bir kavram tek başına tek bir şeyi ifade etmez aslında. İlintili olduğu kavramlardan bağımsız düşünülemez.

Statükoda belli bir olguyu durumu düşünceyi elinde bulundurma durumu vardır. Buna dini, ekonomik, siyasi birçok argüman dahildir. Bu argümanlar arasında sergilenen vehamet tablosunun en kötü fırça darbesini statükonun din boyutu oluşturmaktadır.

Mütedeyyin bir toplum yapısına sahip Türkiye’ de yaşanan İslami hareketler var olan dinin özünün dezenforme olmasına (bozuşmasına)  ‘’hizmet’’ etmektedir. Dinin tekelleşmesinin söz konusu olduğu günümüz Türkiye’ sinde atılan her adımlar okyanus ötesinden kontrol edilebilir bir mekanizmayla ince bir bıyığın otokontrolü ile sağlanmaktadır. Özü korumakla özü zedelemek arasındaki bu ince çizgi bazı kesimlerinin suretlerinde beliren üst dudakla burun arasındaki ince çizgiden daha kırılgan bir yapıya sahip.

Ancak gerçek İslamı ve gerçek İslamcıların dini tahrif ile nitelendikleri bir dönemde toplumun DNA’sına öyle bir virüs sirayet etmiş ki bunu düzeltebilmek için ‘’mürted’’ olmaktan fazlasına ihtiyaç var. İslamcı statükonun yaptığı bu perdelemeyi yüzlerindeki palyaço makyajının altında yatan para ibadet eğrisini onların aleyhine çevirmek, insanları uyuttukları sahnedeki ışıkları yüzlerine vurup ışığın yakıcı etkisiyle onları kuşatmaktır. Bunu yapmanın aslında basit bir yolu var. Yıllardır İslam topraklarında zulmünü sürdüren kapitalist hegemonyayla İslamcı statükonun birlikte verdikleri ‘’hizmeti’’ gözler önüne sermek.

Paranın yargıyı adaleti dini siyaseti politikayı insanları düşünceyi mahremiyeti çepeçevre kuşatmış olmasını iyi görmek gerekir. Yıllardır Batı'nın politikalarına ürünlerine dem vurup bunlardan uzak durun diyenler şimdilerde aynı metotla İslamiyet’in hümanist yapısını zedelemekte, gerçek İslam’ı yaşayanları ötekileştirmektedir.

Bunu yaparken kapitalist modernitenin deriden koltuklarını cennet bahçesi sananlar içtikleri afyonun etkisinden kurtulamamışlardır. Bu afyonun özü elinde bulundurdukları güç ve bu gücü kullanmada seccade haline getirdikleri paradır. Müslümanlar zulmü reva görenlerle yaptıkları iş birliğini dini bir ritüel haline getirenler, birkaç damla gözyaşını dahi pazarlamanın hesapları içerisindedirler. Artık dinin bile nasıl yaşanılacağına dair fetva verip, gördükleri rüyayı vahiymiş gibi insanlara dayatanlar, devlet kurumlarına sızıp kendi adamlarını (zehirlerini) yerleştirenler, kurumlarla ilgili yapılan sınavları çalıp kul hakkı yiyenler, Hz. Muhammed (S.A) nebimizin ismini güneşin doğup battığı her yere götüreceğiz deyip aslında para politikalarıyla birlikte faşizmi taşıyanlar, bir ırkı yüceltip Allah’ ın yaratmış olduklarına ‘’siz öyle değilsiniz Allah sizi böyle yarattı’’ diyenlerin zihniyetini devam ettirip bir bakıma şirk koşanlardır. İslamiyet’i insanların nazarında kötü bir konuma sevk edenler. Bu başı boş bırakılmışlığı düzeltmek isteyenlere hücum etmeleri de sahip oldukları konumun kendilerine vermiş olduğu hazzı bırakmama gayesinden gelmektedir.

Yıllar önce Coca Cola’ nın tersten okunuşunun La Muhammed La Mekke anlamına geldiğini söyleyenler bu durumu Zaman kelimesinin tersi namazdır deyip kurtarmaya çalışıyorlar. Aslında aynı düzene hizmet ettiklerinin farkında bile değiller. Bu düzenin devamından rahatsızlık duyan bütün muhalif kesimler birlikte hareket etme kararı almadıkça, bu düşüncede samimiyetle hareket etmedikçe hep ötelenen konumundan kurtulamayacak, İslamiyet’ in içinde bulunduğu durumdan kurtaramayacaklarıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder