10 Temmuz 2012 Salı

Dilin Yalama Olması



Önce söz, söz olmaktan çıkar.
Kaypaklaşır, şeytanlaşır.
Şekilsizleşir, bir başkalaşır. .
Söz her anlama gelince.
Soyunur kelimeler anlamlarından.
Oysa söz, bir dünya.
Kelimelerse onun güneşi, havası ve suyu.
Şimdi güneş o güneş değil.
Su, su değil, su bir zehir.
Hava sanki ciğerlerimizin katili. Söz, söz olmaktan çıkınca .
Yaşam anlamsızlaşır.
Peşinde koşacağın değer.
Arasan da bulunmaz.

Değerin değersizlerin yanında ne işi olabilir? . Korkunç bir dünyada yaşıyoruz. Hiç bir şey iz bırakmıyor. Yeryüzü kabristan olmuş kimse tınmıyor. Akan kanlara, susmayan masum ve mazlum çığlıklarına rağmen dostlar buharlaşmış, katiller nerede, düşman neden görünmüyor? Müslüman’a tecavüz, Müslüman’a kıyım neden düşmanlık sayılmıyor? Çocuk ve kadın kasapları mahallemde dükkân açmış, et satıyor. Üstelik bu kasap dükkânındaki kuyruklar da hergün biraz daha uzuyor. Eli tespihli çenesi sakallı, başı bağlı insanlar her gün bu kasaptan et alıyor. Irmaklar gibi masum kanı akıyor, masum cesetleri orta yerde, katiller, kurşun yağdıranlar mı? Belki. Ama gerçek katiller dost postunda, düşmanlıklar görünmüyor. Dostlukları sorma, çoktan kaybolmuş, nerede olduğunu hiç kimse bilmiyor. Herşey darmadağın, vidalar tutmuyor. İlişkiler vıcık vıcık olmuş, leş gibi kokuyor. Daha çok şey var söylenecek ama dilim varmıyor. . Bir noktadan sonra dil yalama oluyor. İnsanlar laf olsun için konuşuyor, dinleyenler de bunu biliyor onlar da ya laf olsun için ya da ayıp olmasın için dinliyor da asıl ayıbı o zaman yaptığını bilmiyor.

Dilin yalama olması çok şeyin göstergesi aslında. Dilin yalama olması güvenin, bağlılığın, dostluğun öldüğünün en açık göstergesidir aslında. Dilin yalama olması sadece söylediği sözün değil yaşadığı hayatın da bir anlamı bir karşılığı olmadığı anlamına geliyor. Dilin yalama olması bütün değerlerin aşındığını gösteriyor. Ağdalı, cafcaflı sözler, cümleler, bunu daha açık bir şekilde ortaya koyuyor. Ama hayret ki hayret! Niye kimse bunu görmüyor. .

Dil durup durduğu yerde yalama olmaz. Söz, kendiliğinden anlamlarından soyunmaz. Sözler belli şeyleri, davranışları, olayları, varlıkları anlatan simgeler ve sembollerdir. Söz kendi başına bir anlam ifade etmez. Sözün mutlak bir karşılığının olması gerekir. Karşılığı olmayan bir söz, söz değildir aslında. Her sözün, sahibinin zihninde bir karşılığının olması gerekir. Bu da yeterli değildir. Sözün muhatabının da zihninde aynı anlamın çağrışması gerekir ki, söz, söz olsun. Dilin yalama olması ve sözün anlamsızlaşması için, önce simgelerin karşılığı olan varlıkların, nesnelerin saydamlaşması, şekilsizleşmesi veya yok olması lazım. Nesneler şekilsizleşmeden sözler anlamsızlaşmazlar. . Sözün anlamlarından soyunması, bireylerin yaşamlarından, toplumların varlıklarından vazgeçmesi demektir. Sözü anlamlı kılan, önce sözün karşılığı, sonra sahibidir. Sözün sahibini anlamlı kılan da onun sahibidir. O ise bütün değerlerin kaynağıdır. Güzellik ondan, güç ondan, neşe ondan, aşk ondan, yaşam ondandır. Bütün değerler ondandır. Söz O'nu anlattığı zaman anlamlıdır. Dil onu andığı zaman bir et parçası olmaktan kurtulur. Önce O'nu kaldırdılar hayattan. Biz de yardım ettik onlara bütün iyi niyet ve suskunluğumuzla. O hayata hükmetmeyince hayata yalan hükmetmeye başladı. .

Yalan karşılığı olmayan demek değil midir? Yalan hâkim oldu, dil yalama oldu. Yalanlar karşısında gerçeği haykıran bir iki yiğit çıktı ise de dört bir yandan ellerinde bombalar, medyalar saldırdılar üzerlerine. Uçurdular kellelerini, oluk, oluk akıttılar kanlarını, sustu ve seyretti namazdan yeni kalkmış milyonlarca  Müslüman...

İşte böylece söz, söz olmaktan çıktı. Kelimeler kelime olmaktan... Dil yalama oldu. Değerler sıyrıldı bütün değerlerinden. Eşya anlamsızlaştı. . Onlar inanmasalar da bir O kaldı anlamlı olan. Dilese O, buna meydan vermezdi. Dilese kuruturdu kökünü tüm zalimlerin. Dilese kul köle yapardı hepsini masumlara, mazlumlara...

Ama O böyle dilemedi. O, biz ne yapacağız, biz neyiz, ne kadar sözümüzün eriyiz bize göstermek istedi. .

"O hanginizin salihat yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı" (67/2).

 "..O'dur verdiğinden denemek için sizi birbirinizden farklı kılan… "(6 / 165 ) .

"Tanık olsun Burçlara sahip sema... .
Tanık olsun Va'dedilen gün.… .
Şahid ve şahidlik edilen tanık olsun... .
Kahrolsun! Yerde hendekler kazıp ateşler yakanlar... .
Öylesine ateş ki odunları var, o sırada kendileri de kıyısında oturmuşlar, .
Seyrediyorlar Mü'minlere yaptıklarını onlar. .
Ve ancak üstün ve hamde layık Allah'a inandıklara için onları azaplandırmadalar... .
Ancak bütün semavat ve arz'ın sahibi olan Allah her şeye tanıktır" .
(85/Buruç/1-9).

Mehmet Yaşar Soyalan'ın kaleminden 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder