18 Temmuz 2012 Çarşamba

Güvenli Belde - İyi İnsan İlişkisi




Bilindiği gibi insanların düşünce üretmede referans kaynaklarından birisi tabiattır. Tabiat kavramı, Allah dışında var olan her şey için kullanılır. Buna uygun olarak insan da sonuçta tabiat içinde bir varlıktır. Ne var ki, akıl ve irade emanetini yüklenmiş ve bunun sorumluluğunu taşıyan insan, bu anlamda imtihan makamında hayatını sürdürmektedir. Çünkü insan yerde, gökte ve bunların arasında bulunan bütün nesneler üzerinde tasarruf yetkisine sahiptir. Böylece yetki ve sorumluluk ikilisi ile baş başadır. Başka bir deyişle, o sınavdadır ve hesap verecek. Hâkim olan Allah, hükmünü böyle vermiş, buna inanıp salih amel işleyenler Allah’tan kesintisiz(dünyada da ahrete de) ödül alacaklardır. Bu anlamdaki ilişkiler bağlamında Tin Suresi önemli bir örnektir: 
“Dikkat edip iyice bak! İncire, zeytine, Sina Dağına ve bu Güvenli Beldeye…  Gerçek şu ki, biz insanı en güzel biçimde(iyi bir kıvamda) yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik. Ancak iman edip salih amel işleyenler bunun dışındadır. Elbette onlar için başa kakılmayacak ve bitmeyen iyiliklerle dolu bir ücret(karşılık) vardır. Öyle ise bütün bu gerçeklerden sonra sana dini yalanlatan nedir? Allah, en büyük hüküm sahibi Hâkim değil mi?” (Tin, 95: 1-8).
İncire, zeytine ve onların simgeliğinde, herkes kendi yöresi ile gezip gördüğü yerlerdeki diğer bütün meyvelere dikkatle bakıp değerlendirmeli. Kişiler farklı açılardan, değişik merak ve ilgilerle bakabilirler. Mesela incir deyince, ibret almak bakımından aklıma hemen onun çekirdeği geliyor; o küçücük, yaklaşık bir milimetrelik çapı ile ne büyük bir öz barındırıyor. İyi beslenir ve diğer şartlar da uygunsa kocaman ağaç olur, verdiği meyve önce kendine özgü bir süt ve olgunlaşınca da lezzetli bir tat üretir. Böylece insana çok yararlı bir meyve gıdası olur.  Zeytine gelince, o zaten ağaç, meyve ve sunduğu yağ ile bir harikadır. Zeytinyağı nelere deva değildir ki! Bu meyveler burada simgesel olarak anılmışlardır. Yoksa her meyvenin, bitkinin, sebzenin kendine özgü özellikleri ile insanlar, hayvanlar ve diğer bitkiler için yararlı yanları vardır. İncir, zeytin, armut, hurma, kiraz, ceviz, pamuk, buğday ve bunların hepsi Allah’ı tespih eder, yani Allah’ın onlar için takdir ettiği yasaları yerine getirirler; çiçek açarlar, meyve verirler, onları dallarında olgunlaştırıp kendilerini sunuma hazır hale getirirler.
Sina dağı da tabiattan örnek bir simgedir. Dağ, yeryüzünde diğer yeryüzü elemanları gibi, kendine göre işlevleri, zikri olan bir nesnedir. Arzın belirli yerlerine, dengeyi sağlamak için kazıklar gibi yerleştirilmiştir. Dağ-dağlar, türkülerde, şiirlerde onların tahtları vardır. Dağlar, mazlumların sığınma, eşkıyanın saklanma, çeşitli hayvanların yaşam yurdudur. Düşünen, hikmet peşinde koşan insanlara ilham ışığı, Hz. Musa’ya, Rabbini görme isteği üzerine bir tecrübe kaynağı...
Dağda keklik de yaşar domuz da; çiçekler de yetişir, dikenler de;  ayı da bulunur ceylan da; orada çok çeşitli güzellikler vardır. Herkes kendi iç güzelliğine göre o karşılıksız ve katışıksız sunumlardaki güzellikleri görür/bulur… Yanardağlarıyla lavları da püskürtür, çok çeşitli maden cevherlerini de sinesinde barındırır. Kimi çok sevdiği oğullarını dağlara benzetir, kimi de ordularını.
İnsanlar topluca yaşamaya ayarlı yaratılmışlar. Evler ve işler ayrı olsa da yaşam birçok yönden ortaktır. Toplu yaşamda can, mal, ırz, aile ve iş güvenliği ile bütün bunların ortak alanı olan beldenin eminliği çok önemlidir. “Bu emin/güvenli belde”, şartları yerine getirilebilirse dünyanın her yerinde oluşabilir… 
Nasıl olur güvenli belde? Herkes güvenli/emin beldede yaşamak istemez mi? Eskiden şehir yöneticilerinin adı/unvanı; “Şehremini ya da Şehir Emini” idi ki, şehrin her şeyinden sorumlu olan belediye başkanı, böyle adlandırılmış. İlginç ve değerli bir yaklaşım… Belde deyince sadece yerleşim alanı anlaşılmamalı, yerleşim alanı ile birlikte belli bir mesafedeki çevreyi de belde içinde düşünmek gerekir. Bu anlamda “Güvenli Belde” ifadesi, Mescidi Haram, Kâbe ve belli mesafedeki çevresi için kullanılır. Ancak, Güvenli Beldenin bununla sınırlı olmadığını düşünüyorum. Suredeki üçüncü ayet “güvenli belde” ayetidir; “Dikkat et, iyice bak,  bu güvenli beldeye!”Ayette doğrudan belde isminin kullanılmadığını görüyoruz. Bu nedenle “Güvenli belde” ifadesini, Mekke örneği üzerinden evrensel bir simge olarak düşünebiliriz.
Güvenli beldeyi, insanla ilgili  “ahseni takvim/en güzel bir kıvamda; her şeyi ile erdemin zirvesinde” ve “esfeli safilin/aşağıların aşağısı; alçaklığın dip noktası” tanımları ile birlikte düşünürsek, yeryüzünde birçok güvenli ve güvensiz beldelerin ortaya çıkabileceğini söyleyebiliriz. Yani belde kendiliğinden emin belde olmaz/olamaz. Oranın eminliği üzerinde yaşayan insanların kıvamına(donanım özelliklerine) bağlıdır. Yetişkin insanlar “ahseni takvim/iyi insan” olur ve nesillerini de kendileri gibi yetiştirebilirlerse, bu insanların yaşadıkları belde/ülke “Güvenli Belde”, diğer bir deyişle “Darusselam/Esenlik Yurdu”  olur. Kıvamında incir, kıvamında zeytin ve görkemli dağlar, nasıl tabiatta anlamlı bir bütünlük ise; güvenli belde ile iyi insan da öyle bir bütünlüktür; birbirine bağlı, ayarlı ve uyumlu; inşası mükemmel bir yapı…  
“Güvenli belde” ayetinden sonra gelen ayetlere baktığımızda bir beldenin güvenli olabilmesinin; yurt emniyetinin koşullarını, Nahl, 16;112-114 ayetlerini de dikkate alarak düşünürsek; beldede yaşayan insanların kıvamları, iman edip salih amel işleme durumları, Allah’ın en büyük hüküm sahibi Hâkim olduğunu tanıyıp kabul etmeleri olduğunu görürüz...
Güvenli belde-iyi insan ilişkisi bağlamında ortaya çıkan mükemmel oluşumun karşısında bir de alçak ve aşağılık güvensiz yapılanma var. Bu nasıl ortaya çıkıyor? İnsanların bir bölümü birbirlerini kışkırtıp Allah’ın Dinini yalanlıyorlar, yani Allah’a inanmıyor ve salih amel işlemiyorlar. Salih amel, sadece menasık ritüellerinden ibaret değildir. Salih amel gündelik hayatımızda gerçekleştirdiğimiz bütün faaliyetleri kapsar. Bu anlamda kısaca şöyle söyleyebiliriz. Bütün işler, gerektiği gibi, gerektiği kadar, gerektiği zaman, gereken kalitede ve verimli bir çalışma ile her türlü hak-hukuk gözetilerek yapılmalıdır. Bu noktada dini yalanlayıp alçaklaşan, aşağıların aşağısına indirilen imansız insanın yaptığı hiçbir iş salih amel olmaz/olamaz. Onun yaptıkları kimi insanların beğenisini kazanıp hoşlansalar bile Allah ve muttaki Müslümanların yanında hiçbir kıymet taşımaz. Albenili gözükseler de kıvamları bozuktur.
İyi/Güzel insanların oluşturduğu toplum, beldesini/yurdunu da güvenli hale getirir ve bu hal üzere varlığını sürdürmesini sağlar. Böyle bir toplumda bireylerin Allah(c.c) ile olan ilişkileri Kur’an’ a uygun olduğu için, kendi aralarında da salih amel kıvamında davranışlarda bulunurlar. Onlar, insanlarla olan ilişkilerinin, Allah’a karşı sorumluluk bilincinin bir göstergesi olduğunu bilirler ve Allah’ın dinini yalanlamazlar, Allah’a karşı olan sorumluluk bilinci içinde Müslümanca yaşarlar ve bunun karşılığında başa kakılmayacak ve kesintisiz bir mükâfat/ecir verileceğine inanırlar. Mennan (sürekli iyilik edici) olan Allah(c.c)’ın, onları dünyada da ahrette de memnun edeceğini bilirler.
Tin suresini okuyup bu şekilde anladıktan sonra herkes kendisine ve yaşadığı beldeye/ortama bir bakmalı ve kendisine sormalı; ben güzel/iyi insan mıyım? Güvenli beldede yaşamayı hak ediyor muyum? Bu anlamda kendimi güzelleştirmek ve yaşadığım beldeyi güvenli beldeye dönüştürmek için ne yapıyorum? Dini yalanlamadığım nasıl anlaşılacak? Yalanlamıyorsam, onun için ne yapıyorum? Gerçekten her şeyin Hâkimi olarak Allah’ı mı görüyorum, yoksa başka güvencelere mi bağlıyım?
Beldemizi, şehrimizi, yurdumuzu, bölgemizi ve giderek dünyayı güvenli belde yapamadık, elbet bunun bir hesabı sorulacak. Belki değiştirip dönüştürmek tam olarak gerçekleştirilemedi, ama bunun için çalışma yaptık mı? Duruşumuzu ve tavır alışımızı Allah’ın vereceği ecre ayarlı tutabildik mi? Şirk ile aramızda bir bağın oluşmaması için gerekli çabayı gösterdik mi? Yani yerlerin, göklerin ve bunların arasındakilerin sahibi ve hâkimi Allah’tır diyebildik mi? Yoksa güvenliği başka güçlerden mi bekledik? Oysa Allah, en büyük hüküm sahibi Hâkim değil mi?
Ahseni takvim üzere olmak ve emin beldeyi oluşturmak, Allah’a inananların ve ona karşı sorumluluk bilincinde olanların görevidir.
“Dikkat edin! Allah selâm yurduna(Esenliği ve güvenliği olan yaşam alanına) çağırır ve dileyip layık olanı da dosdoğru bir yola iletir” (Yunus, 10: 25).
 Allah bütün yeryüzünün güvenli bir yurt olmasını istiyor ve insanlara bunu bir dava olarak yüklüyor. Fakat insanların hepsi bunu benimseyip kabul etmediği için, dileyip layık olanları dosdoğru yola ve yurda iletiyor. İnsanın ahrete intikal ettikten sonra dosdoğru yolu araması diye bir şey olabilir mi? Ama çağrı, hem dünya hem ahret cenneti için olabilir, değil mi?
Mustafa Demir'in kaleminden

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder