23 Temmuz 2012 Pazartesi

Kuran'da Kadının Konumu


Kuran-ı Mübin, arapça konuşan bir nebi vasıtasıyla muhataplarına ulaştırılmıştır. Mesajını da Arapça’nın dil yapısı çerçevesinde ifade etmiştir. Mesajının içeriğine olmasa bile ifade biçimine bu dilin genel yapısı bir ölçüde yansımıştır. Dillerin oluşumu uzun bir süreçte gerçekleşir. Bu oluşum sürecinde toplumların genel karakterleri dillerin ifade biçimlerine, sözcüklerin yapılarına ve akustik biçimlerine, hatta anlam sahalarına bile etki eder. Bu nedenle bütün toplumların ve dillerin ortak kaderi olan bu durum elbette Arapça için de geçerlidir. Arap karakterinin genel özelliği diline de yansıdığından, Arap toplumunun erkek egemen yapısı dile de sirayet etmiş ve eril kullanım ön plana çıkmıştır. Çünkü, Arap dilinde, hitap bir topluluğa ise ve o topluluğun hepsi kadın ancak biri erkek olsa bile dilin yapısı eril olmaktadır, yani konuşma müzekker sıga yapılmak durumundadır. Dilin bu özelliğini bilmeyen birisi rahatlıkla “Kur'an'da kadın muhatap alınmıyor” diyebilir. Ancak bu yargı gerçeği yansıtmamakta, kadın ve erkeği birlikte ilgilendiren durumlarda hitap ortak kullanım olan müzekker siga ile olmaktadır. Erkeği ve kadını ayrı ayrı ilgilendiren konular olduğunda, erkek ve kadın isimleri ayrı ayrı zikredilerek ifade edilmektedir.

  “Kadınlara söyle”, “erkeklere söyle” (bknz: 24/30-31) şeklinde özellikle belirtilmektedir. Ayrıca sadece kadınlarla ilgili konular, dişil kullanımla dile getirilmektedir. Bu bilgiler ışığında bakıldığında Kur’an’da kadın erkek arasında muhataplık açısından herhangi bir ayrımcılık yapılmamaktadır.

Ancak genelde insan haklarının, özelde kadın haklarının günümüzde ulaştığı noktaya hangi aşamalardan geçerek geldiğini görmeden, Kur’an’ın indiği dönemdeki dünya gerçeklerini göz önünde bulundurmadan Kur’an’ın bu alandaki devrimini kavramak mümkün olmayabilir. O döneme bir göz attığımızda sadece Kur’an’ın indiği bölgede değil tüm dünyada kadın ikinci sınıf insan muamelesi görmekte ve bugün sahip olduğu hakların bir çoğuna sahip değildi. Hatta, dünyanın diğer bölgelerinde kadının konumunun bu bölgedekinden daha aşağı seviyelerde olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle bu Avrupa kıtasında yaşayanlar için daha bir gerçekti. Çünkü buralarda kadının insan olup olmadığı bile tartışılıyordu. Kadın şeytan ve kötü ruhlarla bir tutuluyordu. 

Kur’an’ın indiği dönemde, Mekke ve çevresinde, özellikle de kent merkezlerinde yaşayan kadınların Avrupa’ya oranla daha saygın bir konumda olduğunu, toplumsal hayatın her aşamasında görmek mümkündür. Ancak bu durum Mekke ve çevresinde yaşayan kadınların bir çok sorunla karşı karşıya olduğu gerçeğini de ortadan kaldırmaz. İşte Kur’an bu gerçekten yola çıkarak, ahkamını, kadına yapılan haksızlıkları ortadan kaldırmaya yönelik bir anlayış içerisinde ortaya koyar. Bir çok konuda olduğu gibi bu sorunu da bir süreç içerisinde çözmeyi amaçlamıştır. Kur’an öncelikle insanı, kadın erkek ayırımı yapmadan akıl ve irade sahibi, özgür bireyler olarak ele almış, genel anlamda onların iradelerinin ve özgürlüklerinin önündeki engelleri temizlemeyle işe başlamıştır. İnsanın insan olmasından dolayı değerli ve önemli, hatta kutsal bir varlık olduğu, bu nedenle insan olarak bazı hak ve sorumluluklarının bulunduğu Kur’an genelinde çok sık bir şekilde dile getirilmiştir. Can ve mal emniyeti, başka bir deyişle canının ve malının kutsallığı ve korunmuşluğu, nimetlerden kadın erkek ayırımı yapılmadan her insanın çabası oranında faydalanacağı ifade edilmiş, hukuk önünde herhangi bir ayrımcılığın olmayacağı özellikle vurgulamıştır. 

Kadının sosyal hayattaki konumu nedeniyle daha edilgen bir durumda bulunmasının veya bedenen daha güçsüz bir yaratılışta olmasının hukuk önünde ona bir zaafiyet oluşturmadığı vurgulanarak herkesin yaptığının karşılığını göreceği çok sık tekrarlanmıştır. İnsanın, hak ve özgürlükleriyle beraber insan olduğu vurgulanmış ve bunlarla ilgili genel düzenlemeler yapılırken tarihten gelen haksız ve yanlış uygulamaları ortadan kaldırmak için de yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu bağlamda: 

1- Kadının aşağılandığı, tahkir edildiği bütün uygulamalar yasaklanmış, hukuk önünde eşit hale getirilmiş, kendisine kimlik ve kişilik kazandırılmış, özgür bir birey olması sağlanmıştır. O dönemde kadınların bu nitelikleri kazandıklarını, erkeklerle aynı ortamlarda, eşit şartlarda tartıştıklarını, itirazlarını yükselttiklerini, toplumsal hayattaki yerlerini almaya başladıklarını bize ulaşan rivayetlerden anlıyoruz.

2- Toplum içerisinde bir anne ve eş olmanın ötesinde bir yeri olduğu vurgulanarak toplumsal bir varlık olmasının önündeki engeller kaldırılmış, bu konudaki düzensizlik ve belirsizlik belli kurallara bağlanmıştır. Böylece çalışmasının, mal mülk edinmesinin, yönetimde yer almasının yolu açılmıştır.

Kadının Kur’ani anlamda sahip olduğu haklarla modern anlamda sahip olduğu haklar karşılaştırıldığında hem bilgisizlikten ve önyargıdan, hem Kur’an ahkamının eksik ve yanlış yorumlanmasından hem de tarihteki uygulamalarla Kur’an ahkamının bir tutulmasından kaynaklanan bazı sorunlar bulunduğu bir gerçektir. Modern anlayışın tek tipçi, ve insanı tabulaştıran aydınlanmacı anlayışlarının da eklenmesiyle bu sorunlar daha da kronikleşmektedir. Bu bağlamda dile getirilen, hatta istismar edilen, kadının şahitliği, mirasta bir bölü iki uygulaması, dövülmesi, giyim-kuşamı, haremlik selamlık uygulaması, çok evlilik, yöneticilik, eğitimi, iş güç sahibi olması gibi konulardaki hakim anlayışın iki boyutunun olduğunu, bu konuların gerçekte ne olduğunun anlaşılması için öncelikle bu iki boyutun görülmesi gerekir. Boyutlardan birisi İslam anlayışı ve uygulamalarıyla, ikincisi ise modern söylemin istismarcı anlayışı ve dayatmalarıyla ilgilidir.

1- Önyargılı, mevcudu korumadan yana tavır takınan kısır anlayışların Kur’anı’ın temel amaç ve ilkelerini gereği gibi kavrayamamaları sonucu ilgili ahkam, hakim siyasi yapının da yönlendirmesiyle, eksik ve yanlış yorumlanmış ve bu yanlış yorum nesilden nesile aktarılmış, bir süreç içerisinde de bir inanç haline getirilmiştir. Bu anlayışlar kendilerine sosyal hayat içerisinde uygulama alanı bulunca, İslami bir uygulama olarak belleklere kazınılmış, daha sonra da Kur’ani ifadeler hep bu gözlüklerle okunup anlaşılmıştır ve nesilden nesile taşınmıştır.

2- Modern anlayışla Kur’ani söylem karşılaştırıldığında sorun olarak ortaya konan şeylerin bir kısmı da modern anlayışın kendisini mutlak doğru kabul eden yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Adına sadece özgürlük denilen, ancak hiçbir ahlaki ve toplumsal dayanağı bulunmayan uçuk ve marjinal davranışların veya anlayışların Kur’ani söylemle çatışması, Kur’an’ın özgürlük anlayışına herhangi bir halel getirmez. Flört, nikahsız olarak birlikte yaşama, moda ve açık-saçıklık gibi... Modern söylemin bir yansıması olarak, Kur’an’ın kadın söylemi tartışılırken dile getirilen konulardan biri de Kur’an’ın kadını muhatap almadığı veya nadiren aldığı şeklindeki iddialardır.

Bu tür iddialar, yukarıda da dile getirdiğimiz gibi daha çok Kur’an’ın anlatım tekniğini bilmemekten, usul ve yöntemini önemsememekten, en önemlisi de Kur’anı’ın Arapça bir metin olduğunu gözardı etmekten kaynaklanan cehalet ve önyargının sonuçlarıdır. Arap dilinde genellikle ya müzekker/eril ya da müennes/dişil bir kullanımda sunulur. Bu Arap dilinin bir özelliğidir. Bu özelliğe göre, kadın ve erkeği içine alan bir topluluğa hitap ediyorsa söylem müzekker/eril yapıda oluşur. Dişil kullanım sadece ve sadece kadınlara hitap edildiğinde söz konusu olur. Kur’an’a bu açıdan bakıldığında sadece erkeklere ait kullanımların daha az olduğu bile söylenebilir. Şimdi konu ile ilgili ayetlere bir göz atalım ve modern söylem ile çelişki oluşturduğu ifade edilen ayetleri ve konuları değerlendirelim.

2/128 Eğer bir kadın, kocasının kötü muamelesinden veya kendisini terk etmesinden korkarsa, (iki taraf) aralarında anlaşarak sorunlarını çözebilirler; zira karşılıklı anlaşma en iyi yoldur ve bencillik, insan ruhunda her zaman mevcuttur. Fakat iyilik yapar ve Ona karşı sorumluluğunuzun bilincinde olursanız, bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır. 

4/2-7 O halde yetimlere mallarını verin, kendi değersiz mallarınızı onlara ait güzel şeyler ile değiştirmeyin ve onların mallarını kendi mallarınız ile birleştirerek tüketmeyin. Bu, doğrusu büyük bir suçtur. - Eğer yetimlere karşı adil davranamamaktan korkuyorsanız, o zaman, size helal olan kadınlardan biri ile evlenin, ikisi, üçü veya dördü ile; ama onlara adil bir tarafsızlıkla muamele edemeyeceğinizden korkarsanız, o zaman sadece bir tane ile yahut meşru şekilde sahip olduklarınızla yetinin. Bu, doğru yoldan sapmamanız için daha uygundur. - Kadınlara mehirlerini hiçbir karşılık beklemeden verin; ama eğer onlar, kendi rızalarıyla bir kısmını size bırakırlarsa ondan hoşnutluk ve gönül rahatlığıyla faydalanın. - Allah’ın koruyasınız diye sizin sorumluluğunuza bıraktığı malları muhakeme yeteneği zayıf kimselere emanet etmeyin; ama bu mallarla onların geçimlerini karşılayın, onları giydirin ve onlarla nazik bir şekilde konuşun. - (Sorumluluğunuz altındaki) yetimleri evlenebilecekleri yaşa gelinceye kadar deneyin; sonra aklen olgunlaştıklarını tespit ederseniz, mallarını onlara iade edin; (sakın) onları büyümeden önce, aceleyle ve müsrifçe harcayarak mallarını tüketmeyin. Zengin olan kimseyi (vesayeti altındakinin malından) tamamen uzak tutun. Fakiri ise ondan uygun bir şekilde istifade ettirin. Mallarını kendine teslim ettiğinizde, onlar adına şahitler bulundurun ve (unutmayın ki) nihai hesap sorucu olarak Allah kafidir. - Ebeveynin ve akrabanın geride bıraktıklarından erkekler bir pay alacaklardır. Ebeveynin ve akrabanın bıraktığında, ister az ister çok olsun, kadınların da bir payı olacaktır; (Allah tarafından ) tayin edilen bir paydır bu!


 4/34- Erkekler, kadınları, Allah’ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı nimetler ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah’ın koru(nmasını buyur)duğu mahremiyeti koruyan sadık ve itaatkar kadınlardır. Kötü niyetlerinden korktuğunuz kadınlara gelince, onlar, (önce) nasihat edin; sonra yatakta yalnız bırakın; sonra dövün; ve bundan sonra itaat ederlerse onları incitmekten kaçının. Allah gerçekten yücedir, büyüktür. 4/35- Şayet (evli) bir çift arasında anlaşmazlık doğmasından korkarsanız, erkeğin ve kadının ailelerinden birer hakem tayin edin; eğer iki taraf ta işi düzeltmek isterse, Allah onları uzlaştırır. Bilin ki Allah, gerçekten her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır. 

4/10-13- Çocuklarınız(ın varisliği) konusunda Allah size (şunu) emreder: Erkek, iki kadının hissesine eşit (bir miktar) alacaktır; ama ikiden fazla kadın varsa, onlara, (ebeveynlerinin) geride bıraktıklarının üçte-ikisi verilecektir; sadece bir tane varsa, onun yarısını alacaktır. (Ölenin) anne-babasına gelince, geride bir çocuk bırakması durumunda, her biri terekenin altıda-birini alacaktır; ama hiç çocuk bırakmamışsa ve anne-babası onun (tek) mirasçısı ise, annesi üçte-birini alacaktır; eğer (ölenin) erkek ve kız kardeşleri varsa, o zaman annesine, yapmış olduğu herhangi bir vasiyet veya ( ödemek zorunda olduğu) borcu düşüldükten sonra (terekenin) altıda-biri verilecektir. Anne-babalarınıza ve çocuklarınıza gelince hangisinin sizin bırakacağınız fayda ve imkanlara daha layık olduğunu bilemezsiniz. (İşte bu nedenledir) Allah’tan gelen emirler ... Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. - Çocukları olmayan kadınlarınızın terekelerinizin yarısı sizin olacaktır; ama bir çocuk bıraktılarsa, yapmış oldukları vasiyet veya (ödemek zorunda oldukları) borçları (düşüldükten) sonra terekelerinin dörtte-birini alacaksınız. Eğer çocuğunuz yoksa, dul zevcelerinizin, terekenizin dörtte-birini alacaktır; ama eğer geride çocuğunuz varsa, yapmış olduğunuz vasiyet veya (ödemek zorunda olduğunuz) borçlar düşüldükten sonra terekenizin sekizde-birine sahip olacaklardır. Eğer kadın veya erkek, birinci dereceden bir mirasçıya sahip değilse, ama bir erkek veya kız kardeşi varsa, bunların her birine altıda-bir düşer; ama ikiden fazla kişi varsa, o zaman, yapılmış olan vasiyetler veya (ödenmekle yükümlü olunan) borçlar (düşüldük)ten sonra (kalan mirasın) üçte-birini alacaklardır. Bu her iki durumda da (mirasçılar) bir zarara uğratılmamalıdır. - Bunlar Allah tarafından konulan sınırlardır. Kim, Allah’a ve elçisine tabi olursa, Allah onu, mesken olarak içinden ırmaklar akan has bahçelere koyacaktır; bu büyük bir mazhariyettir. 

2/282- Ey inananlar, belirli bir süreye kadar birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Aranızda adaletli bir yazıcı onu yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın; borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah’tan korksun, borcunda hiçbir şeyi eksik etmesin. Eğer borçlu olan kimse aklı ermez, yahut zayıf ya da kendisi yazdıramayacak durumda ise velisi onu adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun. Eğer iki erkek yoksa razı olduğunuz şahitlerinizden bir erkek, iki kadın. Ta ki kadınlardan biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatsın. Şahitler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, onu süresine kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha sağlam, kuşkulanmamanız için daha elverişlidir. Yalnız aranızda hemen alıp vereceğiniz peşin ticaret olursa onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman şahit tutun. Yazana da, şahide de asla zarar verilmesin. Eğer yaparsanız, bu kendinize kötülük olur. Allah’tan korkun, Allah size öğretiyor. Allah her şeyi bilir. 

2/283- Ve eğer seferde olur da, yazacak birini bulamazsanız, alınan rehinler (yeter). Birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kimse emaneti ödesin, Rabbi olan Allah’tan korksun. Şahitliği gizlemeyin, onu gizleyenin kalbi günahkardır. Allah yaptıklarınızı bilir.

2 yorum:

  1. Dövün kelimesi ne oluyor... kadına ayrımcılık değilde nedir şiddeti tavsiye eden bir anlayışı kabul etmesini nasıl beklersiniz kadınlara sabır göster ödülün öldükten sonra yerin cennet denmesi ne kadar egoistçe bir davranış..

    YanıtlaSil
  2. d-r-b kelimesi kuranda dövün anlamında değil "yol verin" anlamındadır. Kuranı mübin'de yer almaz.

    YanıtlaSil