22 Ağustos 2012 Çarşamba

İlk Kuran Yazması



İslami kaynak olarak gösterilen bazı eserlerde ve bugünde hakim olan görüşe göre, “Kur’an‘ın Hz. Peygamber döneminde bir Kitap olarak mevcut olmadığı, Hz. Peygamberin vefatından sonra bir grup sahabe tarafından -deri, kürek kemikleri, bağırsak, taş parçaları ve hurma yaprakları üzerinde yazılı olan ayetler ile hafızların ezberlerinden- gelişigüzel bir araştırma sonucunda cemedilerek bir kitap haline getirildiği” iddia edilmektedir.

Peki, bu iddialara Kur’an nasıl cevap veriyor?

Bu konuya geçmeden önce kitabın tanımına, tarihçesine ve o günkü Arap yarımadasının jeo-politik, ekonomik ve kültürel yapısına bir göz atalım.

KİTAP NEDİR?

Kitap; bir kenarından birleştirilerek dışına kapak takılmış yani ciltlenmiş yada ciltsiz olarak bir araya getirilmiş, basılı veya yazılı yaprakların (kırtas,deri, kağıt, parşömen vb.) bütünüdür.

KİTABIN TARİHÇESİ

Eski çağlarda metinler taş ve maden gibi, çok dayanıklı ağır malzeme üzerine hakkedilirdi. En eski gereç olan taş(kaya resimleri, dikme taşlar gibi anıtsal yazıtlar) taşınabilir olmadığından kitabın içine girmez. Daha sonra tahta, kil tabakası ve ipek kumaş gibi daha hafif malzemeler kullanılmaya başlandı. Mezopotamya’da M.Ö. 3000’ler de kil tabletler üzerine harfler yazılıyordu. Çinliler ise ipek kumaş kullanıyorlardı. Sümer, Asur ve Hitit kil tabletleri ile Mısır papirüs ruloları yaklaşık aynı tarihler de ortaya çıkmış olmakla birlikte, kil tabletlerden çok, papirüs rulolar çağdaş kitabın öncüsü olarak kabul edilmektedir.

Papirüs, Nil nehri kıyılarında ve Nil deltasının bataklıklarında yetişen bir bitkidir. Papirüs saplarından elde edilen şeritler dokunarak özel olarak hazırlanmış sıvılara daldırılıp kurutulduktan sonra yazı yazılabilecek yüzeyler haline getiriliyordu. Yazı yazılan papirüs şeritler birbirlerine yapıştırılıp uçlarına sopalar takıldıktan sonra kıvrılarak rulolar haline getiriliyordu. Bu papirüs rulolar 6 ila 10 m. kadar uzunluktaydı. Papirüsten yapılan ilk kitaplar böyle rulolar halindedirler. Meşhur İskenderiye Kütüphanesi bu kitaplardan oluşturulmuştur. Bilinen ilk kitap “Ölüler Kitabı”dır. Ölüler Kitabı örneklerinden yüzlercesi papirüs rulolar halinde mezarlardan çıkarılmış olup ve en eskileri Piramitler Dönemi’ne aittir, yani M.Ö. 2500′lere.
Papirüs rulolar, Yunanlılar ve Romalılar tarafından da uzun süre kullanılmıştır. Papirüs, Yunanistan’a M.Ö. VII. yüzyılda girdi. Romalılar, II. yüzyılda 15 m. uzunluğunda 15-30 cm. genişliğinde papirüs tomarları kullanmaktaydılar. Roma’da halka açık kitaplıklar ve nadir kitap koleksiyoncuları vardı. Romalılar ithal ve ihraç ettikleri eserlerle geniş bir ticaret yapıyorlardı.

Büyük kitaplıkların kurulması, Helenistik çağda kitabı yaygınlaştırdı. M. Ö. 200 yılları civarında İskenderiye’deki Museion Kitaplığında 500.000, Serapeion’da ise 43.000 kitabın bulunduğu tarihi belgelerde yer almaktadır.

M.S. 400’ler den itibaren de papirüs ruloların yerini parşömen ya da vellum kodekslerin alması, kitabın biçiminde bir devrim yaratmıştır. Anadolu’nun da kitabın tarihçesinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Parşömeni, Bergama Kralı II. Eumenes’in bulduğu belirtilmektedir. Bergamalılar koyun derisini parlak bir cila ile kaplayıp deriye mükemmel bir beyazlık veriyorlar ve bu deriyi 60 x 110 cm. boyutunda bir dikdörtgene dönüştürerek parşömen yapıyorlardı. Bergama (Pergama) imalathaneleri oldukça ünlüydü. Hatta yöre kendi ismini de (parşömen, pergamineum) bu gerece vermiştir.

Çok yaygın bir yöntem haline gelen bu yeni aracın kullanılışı, kitabın dış görünüşünü çok değiştirdi. Katlanabilen parşömen yaprakları dikilerek bir araya toplanıyor, ardından ciltle korunabilen defter haline getiriliyordu. Kitap, böylece arkalı önlü yazılabilen bir dikdörtgen (codex) biçimi kazandı. Parşömen, kazıma ve düzeltmelere karşı papirüsten daha dayanıklıydı. Süslemeler daha güzel yapılabiliyordu. Sayfalar numaralandırılıyor, dizinler konabiliyor, kolay okunuyor ve metin karşılaştırmaları yapılabiliyordu.

ARAP YARIMADASININ JEO-POLİTİK, EKONOMİK VE KÜLTÜREL DURUMU

İslâm öncesi Arap Yarımadası’nın siyasi, ekonomik ve kültürel tarihine göz alacak olursak, Arapların dünyadan bihaber olmadığını görebiliriz. Araplar, kendi vadi ve çöllerinde mahsur kalan bir millet değildi, aksine faaliyetleri çok çeşitli sahalarda gözle görülür biçimde yaygındı.

Eski çağlara ait tarihi bilgi, bulgu ve eserlerde Arapların kıtalar arası ticarette önemli bir rol oynadıkları görülmektedir. Eski çağlarda ve orta çağların önemli bir bölümünde Çin, Hindistan ve diğer Doğu ülkelerinden ve aynı şekilde Doğu Afrika’dan Mısır, Suriye, Küçük Asya (Türkiye), Yunanistan ve Roma’ya kadar yapılan ticaretin Araplar vasıtasıyla gerçekleştiğini biliyoruz. Doğu ile Batı arasındaki bu uzun mesafeli ticaretin üç ana yolu vardı. Bu üç ana ticaret yolunun tam ortasında Araplar bulunuyorlardı. Araplar, ticarete yatkın bir millet olup çeşitli yönlere ticarî seyahatler yapmaktaydılar.

Arapların beynelmilel ticarette kilit bir durumda bulundukları inkâr edilmez bir gerçektir. Arabistan’da, Suriye ve Mısır’dan gıda maddeleri ve şarap ithal etme işini umumiyetle Yahudiler yaparlardı. M.S. V.yy dan itibaren Mekke’nin tanınmış ve güçlü kabilesi Kureyş’e bağlı Araplar, dış ticarette önemli bir rol oynamaya başladılar. Hz. Peygamber zamanına kadar Kureyşliler; Yemen, Habeşistan, Irak, Mısır ve Suriye ile geniş bir ticari münasebete girmişlerdi. Doğu Arabistan’dan İran’a bağlantılı yapılan ticaretin merkezi Yemen’di ve ticari malların önemli bir bölümü Hayre, Yemâme (Bugünkü Riyad) ve Benî Temîm bölgelerinden Necran ve Yemen’e giderdi.

Bu ticarî ilişkilerin dışında da Arabistan halkı komşu ülkeler ile yakın siyasî ve kültürel ilişkiler kurmuşlardı. M.Ö. III. yüzyıldan Hz. Peygamber’in doğuşuna kadar, önce Petra’daki Nebtî devleti daha sonra Tedmür’deki Suriye devleti ve Hayre ile Gassan’daki Arap devletçikleri uzun süre iktidarda kaldılar. Bu devletlerin bir yandan Yunan ve Bizans, diğer yandan İran ile yakın siyasî, ekonomik ve kültürel ilişkileri vardı. Ayrıca ırkî açıdan Arabistan’ın iç kısımlarındaki kabileler, diğer ülkelerdeki ırkdaşlarıyla her alandaki münasebetlerini sürdürüyorlardı. Medineli Ensâr ile Suriyeli Gassanî hükümdarları aynı ırktan ve soydandı. Bunlar aralarındaki ilişkilerini hiçbir zaman kesmediler. Kureyşliler, Hayreliler ile çok samimi idiler. Hatta Kureyşliler okuma ve yazmayı da Hayrelilerden öğrenmişlerdi. Ayrıca Hayrelilerden “Hattı Kûfî” olarak bilinen meşhur yazı stilini de öğrenmişlerdi.

Buna ilâveten, Arabistan’ın her yöresinde şeyhler, eşraf ve büyük tüccarların yanında çok sayıda Bizanslı, Rûm, Yunanlı ve İranlı hizmetçi, uşak ve cariyeler bulunuyordu. İran ile Bizans İmparatorlukları arasındaki amansız mücadele ve savaşların sonunda esir alınan çok sayıdaki erkek ve kadınların çoğu bir süre sonra esir pazarlarında açık arttırma usulüyle satılırlardı. Arabistan, savaş esirleri, köle ve cariyelerin satıldığı büyük pazarlardan biriydi. Kölelerden birçoğu kültürlü, hünerli, sanat sahibi ve ticarette tecrübeli idiler. Bunlar usta birer sanatçı, esnaf ve tüccar olarak efendilerine değerli hizmetlerde bulunuyorlardı. Arap kabile reisleri, eşraf, şeyh ve tüccarları bunlardan mümkün olduğu kadar yararlanmaya çalışırlardı. Mekke, Taif, Yesrib ve diğer şehirlerde bu tür kölelerin sayısı çoktu.

Bu kısa hatırlatmalardan sonra konunun değerlendirilmesine geçelim.

Tanımından da anlaşılacağı üzere, üzerine yazı yazılı olan gereçlerin kitap olabilmesi için ciltlenmiş veya ciltsiz olarak düzenlenerek bir araya getirilmiş ve taşınabilir olması gerekmektedir. Bu özelliklere sahip olmayan yazılı gereçlerin bir kitap olarak tanımlanması mümkün değildir.

M.S. VI. yy. Arap toplumu, zengin bir kültüre sahip olan Çin, Hindistan, İran, Mısır, Bizans ve Roma gibi ülkeler ile olan siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkileri ile sahibi bulundukları köle ve cariyelerin büyük bir çoğunluğunun kültür düzeyi yüksek insanlardan oluşması, kitaplarla ilgili çağdaş gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmalarını, yani yazı yazılacak sayfaların neden ve nasıl imal edildiğini, nasıl numaralandırılıp düzenlendiğini, nasıl ciltlendiğini, kısacası kitabın ne olduğunu ve neye kitap denildiğini çok iyi bilmelerini mümkün kılmaktadır.


İddia edildiği üzere, Hz. Peygamber döneminde Kur’an bir kitap olarak mevcut değil ise; Ehli Kitap’tan, Mekke Müşriklerinden veya kalbi imana yatkın olanlardan bir takım insanların “Allah katından indirilen, içinde hiçbir eğiklik ve çelişki olmayan, bir nur ve mübin (apaçık) olan, insanları doğru yola ileten kitabı” görme, okuma ve inceleme istekleri karşısında, Hz. Peygamberin, “elinde böyle bir kitabın mevcut olmadığını” söylemekten başka bir seçeneği olabilir miydi?



Peki, bu insanlar “Muhammed, bize bir kitaptan söz etmesine rağmen ortaya bir kitap koyamıyor” diye düşünmezler miydi?



Hz. Peygamberi, mecnun, büyücü, kahin ve şair olmakla itham edenler, buna istinaden yalancılıkla ve tutarsızlıkla itham etmezler miydi?


Kendisini en iyi bir şekilde tefsir eden yüce Kur’an, Hz. Peygamber döneminde bir kitap olarak mevcut değil ise; onlarca ayetlerinde kendisini bir “kitap” olarak beyan etmesi çelişkisiz olma özelliğine aykırı düşmez mi?
Çelişkisiz olması Kur’an’ın en büyük özelliklerinden birisidir. Müslüman olma şerefine erişmiş olan her insanın, Kur’an’ın çelişkisiz bir kitap olduğunu çok iyi bilmesi ve Kur’an’ın bu özelliğini özümsemiş olması gerekmektedir.

Kur’an’ın, Hz. Peygamber zamanında bir “Kitap” olarak mevcut olduğuna dair Kur’an ayetleri:

- Bu, kendisinde şüphe olmayan bir kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. (2/Bakara suresi, 2)

- O, sana kitabı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. (3/Ali İmran suresi, 3)

- Kitabı sana indiren O’dur: Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemlerdir ki; onlar Kitap’ın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşâbihlerdir. Şu var ki, kalplerinde bir eğrilik ve bozukluk bulunanlar, fitne aramak, onun teviline öncelik tanımak için Kitap’ın sadece müteşâbih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleşmiş olanlar. Bunlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır.” derler. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası gereğince düşünemez. (3/Ali İmran suresi, 7)

- Biz sana kitabı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma. (4/Nisa suresi, 105)

- Ey Kitap Ehli! Elçimiz size geldi, Kitap’tan gizlediğiniz şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da geçiyor. Gerçekten size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir. (5/Maide suresi, 15)

- Sana da kitabı hak olarak indirdik. Kitap’tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak…O halde onlar arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, Hak’tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol ve bir şerîat belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir. (5/Maide suresi, 48)

- İşte bu da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri tasdik eden ve şehirler anasını ve bütün çevresini uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar. (6/Enam suresi, 92)

- Bu da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin. (6/Enam suresi, 155)

- Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü’minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. (7/Araf suresi, 2)

- Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi her şeyden haberdar olan Allah tarafından muhkem kılınmış, sonra da ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır. (11/Hud suresi, 1)

- Elif Lâm Mîm Râ. İşte bunlar kitabın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar. (13/Rad suresi, 1)

- Elif, Lam, Ra; Bu, Allah’ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah’ın yoluna çağırman için, sana indirdiğimiz kitaptır. (14/İbrahim suresi, 1)

- Hamd, o Allah’a ki kuluna kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı. (18/Kehf suresi, 1)

- Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (21/Enbiya suresi, 10)

- Dediler ki: “Öncekilerin masallarıdır bu. Birilerine yazdırdı onu. O ona sabah-akşam birileri tarafından yazdırılıyor.” (25/Furkan suresi, 5)

- De ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (25/Furkan suresi, 6)

- Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. (38/Sad suresi, 29)

- Kitabın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır. (39/Zümer suresi, 1)

- Şüphesiz biz o kitabı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et. (39/Zümer suresi, 2)

- Allah, sözün en güzelini; birbirine benzeyen ve tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri ondan dolayı ürperir. Sonra derileri de kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’an Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. (39/Zümer suresi, 23)

- Biz sana kitabı (Kur’an’ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin. (39/Zümer suresi, 41)

- Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır. (41/Fussilet suresi, 3)

- Kur’an kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler mutlaka cezalarını göreceklerdir. Şüphesiz o, çok değerli ve sağlam bir kitaptır. (41/Fussilet suresi, 41)

- Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır. (46/Ahkaf suresi, 12)

- Dediler ki: “Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Mûsâ’dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.” (46/Ahkaf suresi, 30)

- Satır satır yazılmış kitaba. (52/Tur suresi, 2)

Yukarıda belirtilen ayeti kerimelerden Kur’an’ın; insanlar tarafından bilinen, tanınan ve okunan bir kitap olduğu ve dolayısıyla Hz. Peygamber döneminde bir kitap olarak mevcut olduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Kur’an ayetleri; en güvenilir, en sağlam ve susturucu bir kanıttır. Allah’ın sözüne aykırı olan hiçbir sözün geçerliliği olamaz.

1. Tûr’a,

2. Satır satır yazılmış Kitab’a,
3. Yayılmış ince deri üzerine. 52/TUR SURESİ


Tur suresinin, anlam bütünlüğü dikkate alındığında, 2. ve 3. ayetlerinde buyrulan “yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitabın” Hz. Peygambere indirilen Kur’an olduğu anlaşılacaktır. 29. Ayette; Hz. Peygamberin, müşriklere vermesi emredilen “öğüt” tebliğ etmekle görevli olduğu Kur’an’dır. Bir çok ayette Kur’an’ın bir öğüt olduğu bildirilmektedir. Öğüt, aynı zamanda Kur’an’ın isimlerinden biridir(Bkz: Al-i İmran, 138; Yusuf, 104; Yunus, 57; Nur, 34; Yasin; 69; Abese, 11; Müddessir, 54).

33. Ayette; müşriklerin, “onu kendisi uydurdu” sözlerinden ve 34. Ayette; Allahu Teala’nın, “onun benzeri bir söz getirsinler” buyruğundan da, Hz. Peygambere indirilen kitabın kastedilmiş olduğu açıkça görülmektedir.
Kur’an, anlam bütünlüğü dikkate alınarak incelendiğinde; Tur suresinin 29, 30 ve 39. ayetlerini, Nahl suresinin 57 ve 58. ayetleri ile Hakka suresinin 41. ve 42. ayetleri tefsir etmektedir. Hz. Peygamberi, mecnun, büyücü, kahin ve şair olmakla itham edenler ile (melekleri) Allah’a kızlar isnat edenlerin Mekke müşrikleri olduğu müşahede edilecektir. Hz. Musa (a.s)‘a verilen ayetlerin yayılmış ince deri üzerine değil, levhalar üzerine yazılı olduğu, Araf suresinin 145. ve 150. ayetlerinde açıklanmaktadır. Böylece, Tur suresinin 2. ve 3. ayetlerini de, Araf suresinin 145. ve 150. ayetlerinin tefsir etmiş olduğunu görüyoruz.

 Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. (Ve dedik ki): Bunları kuvvetle tur, kavmine de onun en güzelini almalarını emret. Yakında size, yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim. 7/ARAF SURESİ: 145.

150. Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce: “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?” dedi, levhaları yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): “Anamın oğlu, dedi, bu insanlar beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı. (Ne olur) düşmanları üstüme güldürme, beni bu zâlim kavimle beraber tutma!”
Kur’an ayetleri ışığında ulaştığımız sonuca göre, “ince deri üzerine satır satır yazılmış olan kitaba” ayeti kerimelerinde murat edilmiş olan kitabın Tevrat değil, Kur’an olduğu anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak; Kur’an ayetleri, deri, kürek kemikleri, bağırsak, taş parçaları ve hurma yaprakları üzerine değil, yayılmış ince deri üzerine yazılmış olup, Hz. Peygamber’in vefatından önce bir kitap özelliğinde idi. Bizzat, Hz. Peygamber tarafından, ince deri üzerine yazılı Kur’an ayetleri düzenlenerek toplanmış ve bir kitap haline getirilmiştir. Bunun aksini iddia etmek, Kur’an’a yapılan en büyük saygısızlık ve iftiradan başka bir şey olmasa gerek!

Ayrıca Bknz. 
  • KURAN HAKKINDA HADİSLER

  • Hiç yorum yok:

    Yorum Gönder