24 Ağustos 2012 Cuma

Anlayana; Uyuşturan uydurmalar



Geçim sıkıntısının, halkımızı düşünemez bir hale soktuğu böyle bir dönemde, düşünce özgürlüğü konusunda özeleştiri getirmek zamansız görülebilir. Ancak, halkımız, tüm gücünü kafasında yoğunlaştırıp, özgürce düşünmeyi öğrenmedikçe ne geçim sıkıntısından ne de can sıkıntısından kurtulamıyacaktır. Denenmiş ve kanıtlanmış bir realitedir ki, düşünme yeteneğini ve özgürlüğünü yitiren bir halk, sürekli aldanmaya ve sömürülmeye mahkumdur. 

Aç ve perişan bırakılmış yığınların bu durumdan kurtulmasının biricik yolu, sahip bulunduğu en değerli nesne olan beynini kullanmaya azami çabayı harcamasıdır. Aksi taktirde, dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi bir süper uşağını yahut bir holding buldoğunu işbaşına getirir. Yaptığına pişman olunca, bu sefer bir başka uşağı seçer. Hatta bazan en vahşi diktatörleri, en yaman katilleri alkışlarla devletin başına geçirir. 

Halk düşmanları, halkın düşünme yeteneğini randımanlı kullanmaması için bir çok uyuşturucu veya azdırıcı hünerlere sahiptirler. Halkı, sağlıklı düşünmekten alıkoyacak her şey açıkça veya gizliden gizliye desteklenir. Yalan, yalan, yalan, piyango, toto, kumar, danışıklı dövüş, eşkiya, anarşist, sahte rekabet, aynı patrona bağlı muhalefet, hurafe ve hikayelerden oluşan diyanet, uydurma cinsel sapıklık haberleri, zam, zam, zam, film, film, film, şarap, votka, viski, şampanya, hafif müzik, ağır müzik, reklâm, reklâm, reklâm... Ve tüm bunlara rağmen hala düşünenler olursa Devlet Güvenlik Mahkemeleri kanalıyla CEZAEVİ... Cezaevinde de düşünmeye devam ederse: Hücre. Orada da düşünmeye devam ederse: Karışmaz. Zira artık demokrasi ve düşünce özgürlüğü vardır. 

Emevi, Abbasi ve Osmanlı imparatorluklarında egemen güçlerce, Kur'ani ilkelerden saptırılarak biçimlendirilen ve günümüze kadar cilt cilt kitaplarla ulaşan geleneksel atalar dininde, insanların inançlarından, yahut dini ibadetlerinden ötürü zindanlara atılması, hatta kellelerinin uçurulması, adeta İslam'ın şartları arasına sokulmuştur. 

Kabak sevmemenin bedeli: 
Bazı dini kitaplarda, Eb-u Hanife'nin talebesi Eb-u Yusuf'un takvasını övmek için bir olay anlatılır. Bu olayı naklettikten sonra, bu kitaplardan İslam'ı öğrenen insanların takva sahibi olmak için neler hayal edebileceklerini siz hayal edebilirsiniz! 

Rivayete göre, İmam Eb-u Yusuf ile bir cemaat yemek yiyorlarmış. Sofrada kabak varmış. Adamın teki, her ne hikmetse, peygamberimizin kabağı çok sevdiğini söylemiş. Bunun üzerine, sofrada bulunanlardan birisi de "ben de kabak sevmiyorum" deyivermiş. İmam Eb-u Yusuf hemen celallenmiş ve "sen misin bunu diyen" diyerek bir kılıç ve bir muşambanın acele getirilmesini emretmiş. Neyse ki kabağı sevmeyen adam, yalvarıp yakarmış, bu sözleriyle peygambere saygısızlıkta bulunmayı kasdetmediğine yemin billah etmiş de kellesini muşamba üzerine kan revan içinde düşmekten güç bela kurtarmış! (1

Kabak hazretlerini sevmemenin bile mürtedlik, yani dinden çıkış için bir sebep görüldüğü ve dinden çıkanın dine girmedikçe kanının mübah kabul edildiği bir zihniyetin fikir özgürlüğünden söz etmesini Türkçede hangi kelimeyle tanımlayabiliriz?
 
Kur'an: mehcur bırakılan, dinlenilmeyen kitap! 


Kur'an-ı Kerim, inanç konusunda kişilerin zorlanamıyacağını çok açık bir ifadeyle belirtir: 
 

"Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur." (2:256) 

"Rabbin isteseydi yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları mümin olmaları için zorlayacaksın! (10:99) 


"Sen öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verensin. Onların üzerinde bir diktatör değilsin!" (88:21-22) 
 

Ne var ki tüm bu açık ayetlere rağmen Emevi, Abbasi ve Osmanlı ruhbanları, "mürted, dine dönmezse öldürülür." yalan ve iftirasını müslümanların inançları arasına sokabilmiştir. Allah'ın tüm insanlara verdiği din seçme özgürlüğünü, müslüman ana babadan doğanlara tanımayan ve onları kılıç zoruyla İslam'a davet eden bir zihniyet elbette Kur'andan rahatsız olur ve uydurma rivayetleri ona tercih eder. 

Dinde zorlamayı reddeden ayet-i kerimeler, gerek dine girmek ve gerek dinden çıkma konusunda genel bir özgürlük getirmesine rağmen bu özgürlük, İslam tarihindeki bazı uygulamalar yanlış yorumlanarak kısıtlanmıştır. 

Savaşmayan mürted öldürülmez! 

Nisa suresinin 89 ve 90. ayetleri, Medine döneminde bir kabilenin dinden dönmesini konu edinir. Bu dinden dönenlerin, müslümanlarla savaş halinde olan düşmanla işbirliği yaptıkları taktirde öldürülmeleri gerektiği, aksi taktirde onlarla barış içinde kalınması emredilir. Nisa suresinin 90. ayeti, mürtedlerin, inançlarını değiştirmelerinden dolayı değil de savaşta saf değiştirmelerinden ötürü öldürülebileceğini açıkça beyan eder. 

Ne var ki hurafeler, bidatlar ve tahrifatlardan oluşan resmi dinleri topluma zorla kabul ettirmenin en kestirme yolu, "dinden dönmenin cezasının ölüm olduğunu" halkın inancı arasına sokmaktır. Sadece bu tek tahrifat sayesinde, toplum üzerinde müthiş bir baskı kurulabilecekti. Nitekim bu karanlık dönemlerde, resmi dinin bazı maddelerine inanmayanlar, hemen sapık ve mürted olarak damgalanır ve tövbeye çağrılırdı. Onurlu kişiler, bazan zindanlarda bazan da meydanlarda işkenceler altında can verirdi. Bu zulmün bir uzantısı olarak, saltanat yönetimlerinin "alim" payesi verdikleri bazı dalkavuklar, kendi şahıslarını da bir inanç maddesi haline getirmişler ve ilmihal kitaplarına şu maddeyi sokmuşlardır: 

"Alime alimcik diyen kafir olur." (2

İlmihal kitaplarına göre, bir müslüman, yönetimce "alim" diye empoze edilen bir kişiye "alimcik" derse, yahut hakaret ederse mürted olacaktır ve eğer sözünü geri almazsa "alimlerin" ittifakıyla öldürülecektir. Kimbilir nice yiğitler, dalkavuk cahillere "alimcik" dedikleri için kellelerinden olmuşlardır?! 

Namazı terkeden hapse mi atılır kellesi mi uçurulur? 

Her ne hikmetse, hemen hemen her konuda olduğu gibi böyle önemli bir konuda da alimlerimiz ihtilaf etmiştir. Kimisine göre namazı terkeden hapsedilir, kimisine göre de gözünün yaşına bakılmayıp öldürülür. Her konudaki ihtilafları "rahmet" olan alimlerimiz, bol bol ihtilafa düşerek bol bol rahmete vesile olmuşlardır! 

Ne var ki Mufassal, Mübin ve Tamam olan Kur'an-ı Kerim (6:19,38,114-116), yaklaşık 90 ayette namaz kılmaktan ve kılanlardan söz ettiği halde hiç bir yerde, kılmayanlara, dünyada verilecek cezadan yahut onları namaza zorlamaktan bahsetmemektedir. Kız çocuklarını Allah'a, erkek çocuklarını insanlara ayıran zihniyet, burada da arzı endam eder. 

Rabbimiz, bir İslam yönetiminin dünyada vermesi gereken tüm önemli cezaları, mufassal (detaylı) olan Kitabında belirtmiştir. Kur'an'da, İslam yönetiminin uygulaması için biçilen suçlara dikkat ettiğimiz vakit bu suçların tümünün kamu ve birey hukukuna zarar veren suçlar olduğunu görürüz. Kur'an-ı Kerim, Allah'a karşı işlenen suçlara bizim ceza vermemizi emretmiyor; hatta vermememizi emrediyor. 

Allah'a karşı işlenen en büyük suç, Allah'a şirk koşmak olduğu halde, şirk koştuğu için bir insana baskıda bulunmaya hakkımız yoktur. Namaz da sadece Allah için kılınan bir ritüeldir. Namaz, sadece Allah'ı anmak için kılınır (20:14). Eğer bir kişiyi zorlarsanız,  o kişi Allah için değil, sizin için namaz kılacaktır. Böylece, namaz kılmayarak büyük günah işleyen bir kimseyi, riya ve hatta şirk'e kadar sürüklemiş ve onu münafıklık yapmaya zorlamış olursunuz. 

Nitekim, bu baskıların uygulandığı dönemlerde zorlama ile namaz kılan insanlar, namazın ruhundan uzaklaşmış ve camiler bir sürü münafıkla/müşrikle dolmuştur. Yine aynı dönemlerde, kalben mürted olduğu halde ölüm korkusuyla bunu ilan edemiyen kişiler çoğaldıkça çoğalmış ve insanlar adeta münafıklığa sevkedilmiştir. Bundan dolayıdır ki müslüman toplum kısa sürede içten içe dejenere olmuş, ortalığı cehalet ve kör taklitçilik istila etmiştir. Kişilerin putlaştırıldığı, dalkavukların profesyonelleştiği bu dönemlerde; aklını kullanarak Allah'ın son mesajını gündeme getiren kişiler, yalan ve iftiralarla hakaret ve zulme uğramışlardır! 

Bazı kişilerin namaz kılmayışının topluma kötü örnek olduğunu iddia ederek cezalandırılması gerektiğini ileri sürenler, İslam toplumunu aptal bir koyun sürüsüne benzetenlerdir. Bu zihniyet sahipleri Kur'an'daki apaçık ayetlere rağmen (17:36) insanları sürekli körü körüne taklitçilğe çağırdılar. Değişik görüş ve düşüncelere sahip olanların boynuna yaftalar taktılar. Onları bazan kırbaçlara, bazan da keskin kılıçlara havale ettiler. 

Yüzyıllarca süren bu saltanatçı afaroz kurumu, koyun sürüsü haline getirdiği insanları düşünmeye akletmeye ve araştırmaya düşman etmiştir. Dindarından dinsizine, yöneticisinden yönetilenine, tüm halkımızın neredeyse genetik yapısına işlemiş bulunan bu despot tavrın, tarihe karışmasını umarak düşünce ve inanç özgürlüğünün gerçekleşmesini tüm gönlümle arzuluyorum. 

Eğer siz, bir insanın kabak sevmemesini, yahut alime alimcik demesini, yahut dilediği dini seçmesini, ölümü gerektiren bir suç olarak görüyorsanız, lütfen düşünce ve inanç hürriyetinden söz etmeyiniz. Çünkü size kimse inanmaz. 


Makalemi, düşünce özgürlüğünü son derece veciz bir biçimde özetleyen bir ayetle bitirmek istiyorum: 
 

"Onlar ki sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın, kendilerini doğru yolu ilettiği kimselerdir ve onlar akl-ı selim sahipleridir." (29:18)

1) Ehl-i Sünnet İtikadı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Bedir Yayınevi, sa: 80 
2) Ehl-i Sünnet İtikadı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Bedir Yayınevi, sa: 95 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder