Her insanın hayatında, davranışlarında, söylediklerinde öne çıkan şeyler onun öncelikleridir. Kimi şeyler vardır, olsa da olur olmasa da… Ama bazı şeyler onun için olmazsa olmazlardır.

İnsanların önceliklerinin olması gibi Allah’ın da öncelikleri vardır. Allah’ın önceliklerini de ancak Kuran’dan öğrenebiliriz.

Kuran altıbin altıyüz küsur ayetinde neyden bahsediyor ? Neyi emredip, neyden sakındırıyor ? Hangi konuları üstüne basa basa vurguluyor yahut hangi konulara üzerinde fazlaca durmadan değinip geçiyor ?

Kuran öncelikler hususunda, ilginç veriler sunar. Mesela, Ashab-ı Kehf’in kaç kişi olduğu hususunda Yahudilerin giriştiği münakaşayı eleştirir. Bunu gaybı taşlamak olarak nitelendirir. Normalde bizlerin tarihi bir merak içerisinde öncelediğimiz şeylere hiç değinmez. Hz. İbrahim’le tartışmaya girişen kişinin adını vermez. Ama biz, Tevrat’tan, Hadislerden onu Nemrut diye tanırız. Bu hadiseyi anarken, anlatırken Nemrut adı ağzımızdan dökülür. Halbuki, onun kim olduğu çok önemli olsa idi elbette Allah onu ismiyle vasıflandırırdı.

Peygamberler tarihine ilişkin sanki bildiğimizi düşündüğümüz pek çok detay da Kuran’da yer almaz. Mesela, Eyyup peygamber nasıl bir çileye düştü, hanımı veya akrabaları ile ne gibi sorunlar yaşadı. Bunlar yer almaz Kuran’da.

İşin enteresan kısmı, mesela sadece namaz kılmak için gerekli olan abdestin nasıl alınacağı gayet detaylı olarak anlatılır ama namazın bu gün gelenekselleşen şekilde nasıl kılınacağı anlatılmaz.

Ölmüşlerin malları hakkında, miras hükümleri, kime ne kadar miras düşeceği oranları ile birlikte verilir de, dirilerin tümünü ilgilendiren zekat için kırkta bir diye bir oran bildirilmez.

Hacda başında yara olan kişinin başını traş etmeyebileceği gibi bir teferruata yer verilirken, günümüzde icra edilmekte olan haccın detayları yer almaz.

Ölmek üzere olan birisinin ölü eti yiyebileceği gibi bir ihtimale yer verilirken, midyenin yenemeyeceği, çünkü adet gördüğü anlatılmaz.

Ölenin akıbeti, en teferruatlı bir biçimde anlatıldığı halde, insanların ölüler hakkında nasıl bir muamele yapacağı anlatılmaz. Daha da garibi, insanı beklediği iddia edilen bir felaket olarak kabir azabına da değinilmez.

Son nebinin, hanımlarını memnun etmek adına Allah’ın kendisine helal kıldığı bir şeyi haramlaştırması ayetle uyarılarak deşifre edilir; ama Kutsi Hadis adı altında müminlere yutturulmaya çalışılan ve bütün insanları ilgilendirdiği için başlı başına vahiyle bildirilmesi icab eden pek çok şeye de değinilmez.

Müminler her sene “kurban bayramı gibi güzel bir adete” dönüşmüş bir nüsuk sergilerler ama bu bayramın neden ve ne şekilde yapılacağı anlatılmaz Kuran’da… Kurban için vurgular sadece Hacca yöneliktir.

Mezheplerin ihtilaf ettiği ve yirmiye yakın şart öne sürdükleri iftitah tekbiri, ne hikmetse kendisine Kuran’da hiçbir yerde, şekilsel olarak bulunmamaktadır..

İşin esasında, bu örnekleri çoğaltacak olsak, Kuran’ı ayet ayet buraya yazmamız gerekir. Zira, neredeyse her ayetinde önceliklenen şeylerle, bu gün Müslümanların öncelik kabul ettiği şeyler arasında farklar, hatta uçurumlar vardır.

Görünen o ki, Kuran’ın öncelikli mesele olarak görüp önemsediği, dile getirdiği şeylerle, insanların önemsediği şeyler, düzeltilmesi uzun bir zaman alacak derecede zıtlaşmış, başkalaşmıştır.

Halbuki Kuran, işi baştan halletmekte ve özetlemektedir.

“Bu Kuran en mühim bir haberdir”

Yani, tüm işler / öğrenimler / haberler / bilgiler içerisinde insan için en önemli haber budur. Bir insan önce bunu öğrenmelidir. Pek tabi ki bu öğrenmeyi sadece arap yazısına özgüler, insanlara bilmedikleri bir lisanda metinler okutmayı Kuran öğretme olarak algılarsanız, öncelikleriniz asla Kuran’la örtüşmeyecek, Kuran’dan habersiz olacaksınızdır.

Kuran’ın bu hususa dair ikinci ihtarı,

Bu Kuran senin için de kavmin için de kati bir şereftir ve Sen ve kavmin ondan sorguya çekileceksiniz.” ayeti ile belirginleşir.

Düşünsenize, Fizik hocanız size “kitabın ellinci ve yüzüncü sayfaları arasından sınav yapıp, sorular soracağım” diyor. Siz bu sınava, kitabın neresini çalışarak hazırlanırsınız ? Hocanızın öncelik verdiği yerler nereleridir bunu nasıl bilebilirsiniz ? Bu hocanın size, Fizik yerine kimya kitabından soru sorma ihtimali var mıdır? Yahut, kitabın basım evini sorması gibi bir ihtimal düşünülebilir mi ? Sınavı kazanmak, hocanın öcelik ve önem verdiği konuları kavramaktan geçer. Sizin sınavda, “Hocam, ben kitabın bahsettiğiniz yerini çalışmadım ama başka yerlerine çalıştım, yahut fizik değil, kimya çalıştım bana oradan sorun” deme lüksünüz yoktur.

Şimdi bu bakış açısı altında  Zuhruf 43-44  ayetlerini bir kez daha okuyun.

O halde sen sana vahyedilen buyruklara sımsıkı sarıl, muhakkak ki sen dosdoğru yoldasın. Şüphesiz o (Kur'an) sen ve kavmin için bir şereftir (veya öğüttür). (Ondan) sorulacaksınız.


Kimisi; “hayır bu yetmez, daha ağır bir sınav olmalı” diyebilir. Zaten gelenek dini bunu hazmedemiyor. Halbuki, Kuran kolaylık dileyen ve kolaylaştıran olarak geldiğini haber veriyor. Kuran, kendisini yetersiz görenleri de kınar.

Karşılarında kendilerine okunup duran Kuran’ı indirmemiz onlara yetmiyor mu?

Yetmiyor ya Rabbi yetmiyor ! İnsanlar, Kuran dinine çağırıldıklarında “dinin içinin boşaltıldığından” bahsediyorlar. Hatta ben şahsen, “dinin kuşa çevrilmesi” gibi iğrenç ithamlara da bu sitede şahit olmuşumdur. Allah’ın kelamı hakkındaki hakarete bakınız.

Yani, Son nebi , “Ben yalnız bana vahyolunana uyuyorum” demekle, yahut “Ben yalnız vahiyle uyarıyorum” demekle, esasen kuşa dönmüş, içi boşaltılmış bir dine uyup ta ona mı çağırıyor ?

Bütün sorun, Kuran’da bildirilen önceliklerle, atalar dininin önceliklerinin birbirini tutmamasından kaynaklanıyor. Uydurmaların belirlediği öncelikler, Kuran önceliklerinden daha cazip görünüyor.

Allah’ın Zikri koruduğunu taahhüt edip, bundan da sorguya çekeceğini vurguladığı ayetler yerine, üzerinde hiçbir koruma garanti edilmemiş, bunun için söz sahibince tedbir de alınmamış, Son nebinin vefatından sonraki iki yüz yıllık bir dönemde birilerinin birilerine aktardığı rivayetlerle oluşturulan bir dinin öncelikleri daha mı sevecendir ?

Yahut, Allah’ın vahyedip koruduğu ayetler yerine, beşer müçtehitlerin tespitlerine göre sorgu yapacağı mı bekleniyor ?

Kuran, önceki nesillerin “atalar dini” saplantılarından bahsederken gerçekten bunu sırf bir tarih bilgisi olsun diye mi anlatıyor ? Hani bu Kuran, sakınanlar için bir hidayet rehberiydi ?

Nebilerini, birbirlerini ve  din adamlarını rableştiren/ERBAB edinen  insanların misalleri, sırf onları “madara etmek” için mi anlatılıyor ?

Yoksa bu Kuran’ın büyük bir kısmı esasen başkalarına indirildi de, çok az bir kısmı mı bize indirildi ?

Kuran, neyden daha çok bahsetmiş ve vurgulamışsa, ahiretteki Kuran sorgusu da benzer nitelikte olacaktır.

Eğer bu Kuran bizim için bir şeref ve biz bu Kuran’dan sorguya çekileceksek, sorgudaki önceliğin de Kuran’daki tertibe uygun olacağı apaçık ortadadır.

İşte bu noktada, Kuran’ın önceliklerini görmezden gelenlerin ciddi bir şaşkınlıkla karşılaşacakları da kesindir.
Biz ancak eylem ve söylemimizdeki önceliklerimizle Kuran’ın önceliklerini örtüştürdüğümüz oranda gerçek bir iman ve teslimiyet sergileyebiliriz. Bunun haricindeki her tutum, gerek ölümden önce, gerek ölümden sonra büyük bir şaşkınlık ve pişmanlıktan başka bir sonuca erişmeyecektir.